Işık hüzmesi büyüyor kadınlar, fark ettiniz mi? Baykuşlar kaçışıyor! -Aslı Ceren Aslan
“Erkten arınmış kadın alanları” üzerine bugüne kadar çokça tartışma yürüttük. Konu üzerine yapılan tartışmalar üzerine pek çok yazı yazıldı, pratiğe geçirildi ve geçirilmeye devam ediyor. Kadının özgürleşme mücadelesindeki yerini; kadının güç kazanması, erkek egemen sisteme karşı donanımını yükseltmesi hedefiyle önümüze koyduğumuz bu alanlar, kadın bilincinin açığa çıkacağı yerler olarak birincil derecede önemli bir yere sahip. Kadın, erkek arasındaki ilişkiyi ezilen-ezen olarak belirleyen ve sürekliliğini bunun üzerinden yürüten erkek egemen sistemin politikalarına karşı kadınların çelişkilerinin gün yüzüne çıkıp kendilerini yaşamın “öznesi” olmaya hazırladıkları yer olan kadın alanları, ezen-ezilen ilişkisini tarihin derinliklerine göndermenin önemli araçlarından biridir.
“Özne” olma hazırlığı, hem teorik hem pratik anlamda karşılığını bulacağı gibi bahsettiğimiz güçlenme sadece cins bilinci üzerinde değil, yaşamın her alanına yönelik müdahalede bulunmayı da kapsamaktadır. Kadının çifte ezilmişliği bu müdahale alanlarının genişlemesini kaçınılmaz kılmaktadır. A. Bebel, kadının çifte ezilmişliğini “Kadın ve sosyalizm” isimli eserinde şu şekilde özetlemekte: “Kadın cinsi kitlesi çifte baskı altında eziliyor. Birincisi, erkek dünyasına sosyal ve toplumsal bağımlılık altında(…), ikinci genelde kadınların, özelde proleter kadınların –proleter erkek dünyası gibi- içinde bulunduğu ekonomik bağımlılık altında.” (İnter Yayınları syf: 40) Evet, kadın cinsi sosyal, toplumsal baskı altında bulunmasının yanı sıra ekonomik anlamda da tahakküm altındadır. Kapitalizmin kadına üretimde verdiği yer de bu gerçekliği değiştirmemektedir. Kadın üretimde yan role sahip, emeği görünmez kılınan bir yerde durmaktadır. Erkek proleter dünyasında ücret eşitsizliğine tabi tutulmakta, ekonomik krizlerde gözden çıkarılanlar kadın cinsi olmaktadır. Kadının sosyal ve toplumsal baskı altında olma durumu –ki bu “namus” olgusu adı altında garanti altına alınmakta, şiddetin her hali bu baskıyı garanti altına almakta- ekonomik baskı ile pekiştirilmektedir. Sosyal, toplumsal ve ekonomik baskı altındaki kadın, ancak kendi cinsleriyle oluşturacağı alanlarda bu baskıya, erkek dünyaya karşı güçlenebilir. Bu alanlar erkin her türlü saldırısını savuşturan, kadını erkek egemen sömürücü sisteme karşı savaşıma hazırlayan niteliğe sahiptir.
Erkek egemen sistem, ezilen konumuna yerleştirdiği kadını yaşamda edilgen kılmakta; yaşamın öznesi olmasının önünü kapatmaya çalışmaktadır. Üstelik “Böyle gelir, böyle gider” metafizik anlayışı ile kadının edilgenlik durumu, doğasına aitmiş gibi gösterilmektedir. Kadın mücadelesinin aydınlattığı tarihimiz, diyalektik yorumlayışla beraber kadının tarihsel konumunun “böyle gelmediği” ve “böyle gitmeyeceğini” ortaya koymaktadır. İlkel komünal toplumdan günümüze kadının var olan gücünü, tüm araçlarıyla beraber sindirmeye; tarihin karanlık sayfalarında kaybetmeye çalışan ataerki, kadınların mücadelesi ışığında bugün çaresiz kalmış durumdadır. Bu nedenle kadın katliamı, kadına yönelik şiddetin her türü boyutlanarak sürmektedir. Kadınların üzerindeki yüzyıllardır süren bu baskı ve beraberinde ezilen olma hali kadının inisiyatif gösterme; yaşamın özesi olma noktasında eksik kalmasına neden olmuştur. Kadının yaşamın her alanında “özne” olmasının, inisiyatifi geliştirmesinin yolunu Bebel şu şekilde özetlemiştir: “Ezilenlerde inisiyatif gösterme bağımsızlığı eksik olduğu için, tahrik ve teşvikçiye gereksinim duyarlar. Bu modern proletarya hareketinde böyleydi, kadının kurtuluş mücadelesinde de böyledir.” (Kadın ve Sosyalizm, İnter Yayınları, s. 105) Bebel burada kolektifin kadın özgürlük mücadelesinde üzerine düşen rolü de işaret etmektedir. Kolektifin hem kendi içindeki erkek anlayışı yok etmek hem de ataerkinin toplumsal, sosyal ve ekonomik yaşamdaki saldırılarını bertaraf ederek erkek egemen sistemi yıkacak ortamı hazırlamak için erkten arınmış kadın alanlarını önüne alması zorunludur. Nitekim kadınların kurtuluşu sadece kendisini, kendi cinsini bağlayan bir durum değildir. Bu durum ezeni, yani erkek egemen sistemin bu rolü bahşettiği erkeği de bağlamaktadır. Ataerkinin sürekliliği için bir maşa olarak kullandığı erkek cinsi, eline verilen iktidardan kurtulma gibi bir girişime kendi kendine giremez. Çünkü erkek elinde bulunan gücü korumak, büyütmek ister. Diğer taraftan “maşa” olmaktan çıktığında kazanacağını göz ardı eder. Erkeğin kaybedeceği “güç”, kendine insan olmayı getirecektir. Yani kendi özünü, insanlığını yeniden kazandıracaktır. Bu ise ancak kadının özgürlük mücadelesi ile mümkündür.
Nasıl ki sömürücü sistemin son bulması halinde patronlar da özgürleşecekse, erkek egemen sistemin yıkımı erkekleri özgürleştirecektir. Başta da belirttiğimiz üzere kadın alanları üzerine pek çok tartışma yürüttük. Yazımızın buraya kadarki bölümünde kadın alanlarının nenden gerekli olduğu üzerinde durduk. Bu bölüm bir hatırlatma olarak ele alınmalıdır, ikna etme niteliği ya da amacı taşımamaktadır. Kadın alanları ya da diğer bir ifade ile kadın örgütlülüklerinin gerekliliğini artık bir ön kabul olarak ele almamız gerekiyor. Tartışmayı başa sarmak, bu alanları taşıdığı amacını, neye hizmet ettiğini saptırarak ele almak; kadın mücadelesinin onlarca yıllık deneyimini ve birikimini hiçe saymak, tarihten öğrenmemek anlamına gelmektedir. Üstelik bu ön kabulü reddetmek erkek egemen sistemi yıkma perspektifinden yoksunluğu getirmektedir. Cinsiyetler arasındaki eşitlik sağladığında, kadının sosyal, toplumsal ve ekonomik anlamda toplamda bir “özne” olma bilinci ve pratiği geliştiğinde zaten bu alanlara gereksinim kalmayacaktır. Bu araç, herhangi bir dış müdahale ile değil; kendi kendini yok edecektir. Çünkü kadın artık her yerdedir; yaşamın içindedir.
“Erkten arınmış kadın alanları”nın ön kabulü ile beraber artık önümüzde başka bir soru durmaktadır. Bu soru, içeriğinde öncelikli bir sorunu taşımaktadır ki bu da kadın çalışmasının kalıcılığını sağlamak…
“Baykuşlar sağa sola korkuyla saldırsa da aydınlığı engelleyemeyecekler!”
Kolektifimizde kadın çalışması zaman zaman ihtiyaç olarak görülmüş, ancak kolayca vazgeçilen hatta önüne set çekilen bir alan olmuştur. İçimizdeki erkekle yüzleşmeksizin sadece saflarımıza katacağımız kadınlar için bu çalışmayı ele aldığımızda bahsettiğimiz durum anlaşılır hale gelecektir. Ne zaman ki kadın çalışması, kadın bilincinin beraberinde gelişmesini sağlamış; içimizdeki erkeklerle yüzleşilmeye ve uzlaşılmamaya başlanmıştır, işte o zaman kadın alanına, kadın örgütlülüklerine karşı ses yükselmiştir. Kadın çalışmasının altı boşaltılmaya, engellenmeye çalışılmıştır. Şüphesiz ki kolektifimiz içerisinde yaşadığımız, burjuva sistemden tamamen bağımsız değildir. Burjuvazi ve proletarya arasındaki çelişki çözülmediği sürece de bu durum geçerli olacaktır. Diğer türlü bir değerlendirme diyalektiğe aykırıdır. Ancak, kolektif, burjuvaziye karşı yürüttüğü savaşımda kendi içindeki değişim-dönüşüm ve sonuç itibariyle yıkımı da gerçekleştirme perspektifine sahiptir (olmalıdır). Yani burjuvazinin ideolojisine karşı hem içte hem de dışta savaşım verir. Bu iç savaşımda, erk-ek anlayışı mahkûm etmek de yer almaktadır. Bunun ancak ve ancak kadının özgürleşme mücadelesi ile olacağını biliyoruz. O halde kadın çalışması sürekli olmalı, kolektif bu çalışmayı kalıcılaştırmayı önüne koymak zorunda olmalıdır. Aksi takdirde, doğan her boşluğun burjuvazinin politikalarıyla dolacağını biliyoruz.
Dediğimiz gibi, içimizdeki erkekler uzlaşmama haline koşut olarak, erkin sesini gün geçtikçe yükselttiğini görüyoruz. Bu duruma en uygun tanımı yine Bebel yapıyor; Bebel kadınların özgürleşmek için attığı her adıma karşılık erkek cinsinin elindeki iktidarı kaybetmemek adına verdiği tepkiyi, erk-eği “… Karanlığın egemen olduğu her yerde bulunan ve kendileri için rahatlatıcı karanlığa, bir ışık huzmesi düşer düşmez korkuyla haykıran baykuş cinsidir” (Kadın ve Sosyalizm syf:39) şeklinde tanımlayarak ortaya koyuyor. Sosyal, toplumsal ve ekonomik olarak kadınların yüzyıllardır karanlığa mahkûm edilmesine sebep olan ataerkinin eline “iktidar”ı vererek kendi bekasını sağladığı erk-ek, bugün kadın mücadelesi ile yaratılan ışık huzmesinin giderek yaygınlaşarak tüm hayatı aydınlatmasından duyduğu korkuyu açığa çıkarıyor. Elindeki gücü yitirmemek istiyor, özüne dönüşün ona kazandıracaklarını görmezden geliyor. Baykuş karanlığa alışsa da, o karanlığı korumak için elinden geleni yapsa da yaşamın tamamen aydınlanması kaçınılmazdır. Kadın mücadelesi, ödediği pek çok bedel ve kazanmış olduğu deneyimlerle beraber yarattığı ışık huzmesini yaşamı sarmalayacak bir aydınlığa dönüştürüyor artık. Baykuşlar korkuyla sağa sola saldırsa da aydınlığı engelleyemeyecekler!
Özgür Gelecek muhabiri Aslı Ceren Aslan
Urfa 2 Nolu T Tipi Hapishane
Son Haberler
Sayfalar
Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)
5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.
Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.
Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]
Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...
Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?
Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...
Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?
Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…
Para, istihbarat, lojistik…
Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?
Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor. Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.
Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat
Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor. 2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.
Devrimci Teori ve Komünist Partisi
"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "
“Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1
Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri
Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.
Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.
Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır
Arif Alıç
“Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]
Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.
Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor
“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.
“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek
Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.
“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.
Savaş hali (Nubar OZANYAN)
Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.
Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.
Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.