Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?
Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.
Uluslar kapitalizmle birlikte ortaya çıktı. Feodalizmin içinden çıkan burjuvazi ülkenin tüm pazarlarının birleştirilmesi ve tek hakim güç olmak için ulusu tek bir devlet çatısı altında birleştirerek ulus devletler kurdu. Tek uluslu ülkelerde ulusal sorun yaşanmadı. Çok uluslu ülkelerde, ulusal sorun ya devrimlerle ya da bağımsızlık savaşlarıyla çözüldü. Her iki durumda da çözülemeyen ulusal sorunlar, çok uluslu ülkelerde başlıca sorunlar içindeki yerini korumaktadır.
Kürtler bir ulus olmalarına rağmen hiçbir zaman kendi ulus devletlerini kuramadılar. 1920 yılında Lozan’da emperyalistler ve Türk devletinin yaptığı pazarlık sonucu Kürdistan 4 ayrı devlet arasında bölünüp parçalandı. Irak, Türkiye, İran ve Suriye arasında paylaşılan Kürdistan toprakları 100 yıldır ilhak edilmiş bulunuyor. 1946 yılında Mahabad Kürt devletinin kısa ömrünü saymazsak, Kürtler 100 yıldır kendi ulus devletlerine kavuşmuş değiller. Irak Kürdistanı’nda verilen bağımsızlık savaşı on yılları alarak, 2000’lerin ortalarında Irak Kürdistanı bölgesel, bağımsız bir statüye kavuşmuş olsa da, hiçbir zaman bağımsız bir Kürdistan olamadı.
2003 yılında ABD’nin Irak işgali sonrası, Barzani ve Talabani, Bölgesel Kürdistanı’n kurulduğunu ilan ettiler. Bu statü, içte bağımsız, dışta ise Irak merkezi hükümetine bağlı olarak varlığını sürdürdü. Irak Kürdistanı’nda tek hakim güç olarak Barzani süreç içinde daha da gericileşerek, ABD’ye bağımlı bir konumda statüsünü korudu. Türk devletinin de iyi bir işbirlikçisi olan Barzani, giderek baskıcı bir konumda, kendi dışındaki güçlere uyguladığı baskıyla geleceğini garantiye alacak şekilde önemli değişimler yaptı.
KDP Başkanı Mesud Barzani 25 Eylül 2017 tarihinde yapmayı planladığı referandum da, farklı seslerin çıkmaması için 7 Haziran günü tüm parti temsilcilerini Pirma’daki ofisinde bir araya getirerek bağımsızlık referandumu üzerine anlaşmaya çağırdı. Bu toplantıya hükümet ortağı Goran Hareketi ve Komala İslam partileri katılmadılar. Nitekim Goran hareketi bir süredir Barzani’nin hedefindeki hareketti. Kürdistan parlamentosundaki Goran milletvekillerine yasak getiren, örgütlenmesine izin verilmeyen ve baskı altına alınan Goran hareketinin, “referandumun Kürtlerin çıkarından çok Barzani ailesinin çıkarlarına denk düştüğü” için toplantıya katılmayı reddetmesi dikkat çekicidir.
Barzani’ye karşı oluşan tepki, çözülmediğinde 25 Eylül’de yapılacak olan referandumdan istenilen sonucun çıkmaması tehlikesi vardır. Irak Kürdistan güçlerinin referandum öncesi Barzani’den istedikleri bazı taleplerin yerine getirmesi referandum için ön şart olarak ileri sürülmektedir. Bu şartlardan birincisi ‘ulusal bir kongrenin toplanması’, ikincisi, dış politika da ‘ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi’, örneğin Türk devletiyle olan ilişkilere son verilmesi. Irak Kürdistanı’ndaki muhalefetin bu talepleri dikkate alınmadığında, referandumun bazı partilerce, (PKK de dahil) boykot edilmesi gündeme gelebilir.
Türk devletinin müdahil olmasını her fırsatta teşhir etmeliyiz
Barzani’nin “bağımsızlık referandumu yapacağız” açıklamasının hemen sonrasında Türk devleti sorunun bir parçasıymış gibi (kendinde nasıl bir hak buluyorsa) “bu tarihsel bir hata olur” açıklamasıyla Barzani’ye ilk göz dağı veren ülke oldu. Hiçbir ulus üzerinde hak sahibi olmayan Türk devletinin bu çıkışı Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık ilan etmesi sonrasında yapacağı politik etkinin Türkiye’de de ulusal bağımsızlık talebinin daha yüksek sesle dillendirmesinden korkmaktadır. Tük devleti, 2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden bu yana, dillendirdiği bir diğer söylem de Musul ve Kerkük meselesidir. Musul ve Kerkük’ün Irak Kürdistan toprakları olmadığını, Kerkük’te Türkmen ağırlıklı bir yönetimle kendisine yakın duran güçlerin iş başına getirilemesini savunarak, buradan pay koparmaya çalışan Türk devletinin bu hevesi hep kursağında kaldı. Aynı hayalleri Musul için de kuran AKP, Musul’da da Türkmenlerin çoğunlukta olduğunu, dolayısıyla parçalanan Irak’ta Musul’un da ayrı bir statüde yönetilmesini savunmaktadır. Tüm bu argümanlar bir araya getirildiğinde, Türk devletinin sesinin neden bu kadar yüksek çıktığını anlamak zor değildir.
ABD’nin referandumu erken bulmasının esas nedeni; bağımsızlık sonrası Barzani’nin ABD’yle ilişkilerini şimdiden garantiye almak istemesinden ileri gelmektedir. ABD yanlısı bağımsız bir Kürdistan’a hiçbir zaman hayır demeyecek olan ABD emperyalizmi, Irak’ın Rusya ve İran’a giderek daha yakınlaşmasıyla kendisine dayanak yapacağı güç Barzani olacaktır.
Komünistlerin tavırları ne olmalı?
Ulusal meselede komünistlerin sınanmış ve doğruluğu defalarca ispatlanmış tezleri bugün de geçerlidir. Proletaryanın esas hedefi sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya doğru ilerlemektir. Hangi milliyetten olursa olsun işçilerin kardeşliği komünistlerin ilkelerinden biridir. Bu hedef için çalışan komünistler somut gerçeklik karşısında da tavırsız kalmazlar.
Kaypakkaya yoldaşın Türkiye Kürdistanı için Lenin’e dayanarak dile getirdiği ulusal sorundaki çözümünü, bugün Irak Kürdistanı için de serbest bir okumayla dile getirebiliriz. Irak’ta, bir komünist partisi ve onun önderlinde verilen sınıfsal bir mücadele yoktur. Bu durum Kürt ulusunun işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Kürtlerin, ulusal sorunu Irak proletaryasının çözmesi için beklemesi söz konusu olmaz. Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkını kullanmamaları için de bir neden yoktur. Kürt ulusunun Irak hakim sınıflarının “zulmüne, zorbalığına ve imtiyazlarına yönelen, her türlü milli baskınının kalkmasını ve milliyetlerin eşitliğini hedef alan genel demokratik muhtevasını kesinlikle ve kayıtsız şartsız destekliyoruz.”
Meseleyi daha somutladığımızda, Kaypakkaya yoldaş, ayrılma meselesini desteklemeyi iki şarta bağlamaktadır. Bu şartlardan birincisi, Irak’ın bütününde “devrimin gelişmesini olumlu yönde etkilemesi durumudur ki, bu taktirde mesele basittir.” Irak proletaryasının ayrılmayı desteklemesi ve savunmasıdır. “İkincisi, ayrılmanın devrimin gelişmesini olumsuz yönde etkilemesi durumudur.” Bu durumda ayrılma desteklenmez. Ancak, Kürtler yine de ayrılmak istiyorsa karşılarına dikilmemek ve zor çıkarmamaktır. Kaypakkaya yoldaşın MLM tezleri, ulusal sorunun bu somut durumu Irak Kürdistanı’nda bağımsızlık için yapılacak referandum için de geçerlidir.
Kaypakkaya yoldaş ayrılmanın erken bulunması ya da ayrılmanın desteklenmediği şartlara da bile; “Komünistler, (..) ayrılma isteğinin önüne asla zor çıkartmazlar. ‘Milliyetlerin kendi kaderlerini tayin hakkı’nı tanımak, bir millet bu hakkı kullanmak, yani ayrılmak istediği zaman, onun karşısına asla engel ve güçlük çıkartmamak demektir. Komünistler, Kürt milliyetinin ayrı bir devlet kurup kurmayacağı kararını tamamen ve kesinlikle Kürt milliyetine bırakır. Kürt milliyeti isterse ayrı bir devlet kurar, istemezse kurmaz. Buna karar verecek olan başkaları değil, Kürt milliyetidir.”
Şimdi somutumuzda Irak Kürdistanı’nda alınan referandum kararına karşı takınacağımız tavır yukarıdaki yaklaşımdan farklı değildir. Barzani’nin gerici bir yönetimi temsil etmesi, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmelerinin önünde engel olarak görülemez. Bu durumda Lenin’in de belirtiği gibi “Demokratik bir oylamada gericiler çoğunluğu oluşturursa, sadece bir tek şey olur ve olabilir: ya gericilerin kararı hayata geçirilir ve onun zararlı sonuçları kitleleri az çok hızlı bir biçimde, gericilere karşı demokrasinin safına iter; ya da demokrasiyle gericiler arasındaki çatışma (…) demokrasi altında da mümkün olan bir içsavaş veya başka bir savaşla karara bağlanır.”
Irak Kürdistanı’nda, Barzani’nin aldığı referandum kararı ile birlikte, Kürtler ya tüm birleşenleriyle anlaşarak referanduma giderek bağımsızlıklarını ilan ederler, ya da Barzani tek başına referanduma giderek bağımsızlık ilan ettikten sonra, bugünden dillendirilen “bu referandum, Barzani’nin kendisi için oluşturduğu politik bir hamledir” itirazına karşı, daha açık bir ifadeyle Kürt burjuvazisine karşı Kürt emekçileri yeni bir mücadele başlatarak demokratik bir Kürdistan kurmak için savaşırlar.
Son Haberler
Sayfalar
Erdoğan ‘Osmanlı’da oyun bitmez’in son oyuncusudur.(Fuat Kav)
Anadolu ve Mezopotamya halkların dilinden düşmeyen bir söz var: "Osmanlı'da oyun bitmez." Bir atasözü haline gelen ve çok yaygın bir biçimde kullanılan bu söz ayak oyunlarını, entrikayı, üçkağıtçılığı, hileyi, kurnazlığı, kandırma ve yalanı anlatır.
Diyarbakır da HDP il binası kuşatma altında...Dursun Ali Küçük
Türk kirli savaşına ve algı operasyonuna kurban edilen analar üzerinde yapılan duygu sömürüsü..
Diyarbakır da HDP il binası kuşatma altında...
Cumartesi anaları olunca hep joplanır, oysa bunlar on yıllardır kayıp çocuklarını arıyor..
Polisi her zaman bu annelere saldırıyor..
Türk medyası Diyarbakır HDP il binası önünde polis eşliğinde toplanan bazı aileleri ise hep gündem yapıyor..
Bu gündeme Kürtlerden eşlik eden ve Türk algı operasyonuna katılan tipler var..
Bu analar kullanılıyor.. Bu çok açıktır. çeşitli şaibeler var, sanırım kanıtlanır..
Aydınlık yazarı utanmak gibi devrimci bir duyguya sahip midir?-1,2,3,4,5,6/6
Aydınlık dergisinin (aydınlık.com.tr) "Garbis Altınoğlu grubu ve İbrahim Kaypakkaya’nın TKP-ML-TİKKO’su" başlıklı yazısına ilişkin kaleme alınan polemiği güncelliğinden dolayı yayımlıyoruz. Makale 6 bölüm halinde yayımlanacaktır.
Yazarın Notu: Yazıya girmeden önce şunu açıkça belirtmek istiyoruz: Aşağıda yazılan bütün görüşler yazarını bağlayan şahsi görüşlerdir. Bu yazıda yazan her şey aksi belirtilmedikçe yazarının şahsi görüşüdür.
Mustafa Kemal ile size selam veren kötü biridir, sömürgecidir, soykırımcıdır. Ali Küçük
İmamoğlu tam sömürge mantığı ve uygulamalarına uygun Mustafa kemal'i Diyarbakır'a getirdi.
Kürdistan ve Kürt halkına saygısızlığın danışkasıdır bu!
Ama sömürgeci adamlarımız bu ya..
Erdoğan'da zamanında Diyarbakıra gelirken Kürtler demişti.
Şimdi her parçada Kürtlere düşman...
İmamoğlu bari bunu açık yapıyor.
Mustafa Kemal resmini belirtildiğine göre HDP ziyaretinde HDP lilere hediye ediyor..
Mandela kendisine verilen Atatürk ödülünü kabul etmemişti. Kürt ve öteki halkların soykırımcısı olan Mustafa Kemal ödülünü almadı..
Huzursuzum
‘Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma; ilk önce senin ellerin kirlenecek.” Tolstoy
Bu açıdan baktığımızda birine güzel bir şey attığımızda da ilkin bize bulaşacaktır. Ancak bugünlerde hiçte güzellikten bahsedecek durumda değiliz. Herkesin elinde bıçak, silah, kayyum, darbe, kan, kıyım.
Bir Değersizlik Sistemi Olarak Kapitalizm Ve Kriz-1
Giriş:
Bu günlerde uluslar arası emperyalist sermaye çevrelerinde, borsaların düşüşünde, faiz indirimlerinden, ekonomik durgunluk (resesyon) ve krizlerden sıkça söz ediliyor. Türkiye bir yılı aşkındır ekonomik kriz içinde. Kapitalizmin krizi şimdi uluslar arası boyut almak üzere. Bu nedenle de burjuvazi önlemler almaya başlıyor.
Kriz sermaye çevrelerini ürkütmesine karşın, krizin esas ağır faturasını elbette işçi sınıfı ve emekçiler ödeyecektir. Ama bilinmelidir ki, bu krizi işçiler çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin üretim biçimi çıkarıyor.
HDP Bizi Dinlemiyorsa Bari Öcalan’ı Dinlesin – Öcalan ve Gandi (Devrim’i Korkaklar Yapar) Demir Küçükaydın
7 Haziran seçimlerinden beri bir savunma dönemine girildiği, bunun için döneme uygun örgüt ve mücadele biçimleri bulmak, önermek ve uygulamak gerektiği üzerine kafa patlatıyor, öneriler yapıyoruz.
Örneğin Programatik ve stratejik düzeyde, Kürt Sorunu’nu değil, Türk sorununu çözmeye yönelik, Kürtlere statü değil, Türklüğün statüsünün yok edilmesi şeklinde özetlenebilecek, yani ulusun dil, din, tarihle tanımlanmaya karşı tanımlanmasından söz ediyoruz.
Şu ana kadar bir tek Allah’ın kulu çıkıp “bu program yanlıştır” bile demedi.
Susarak, yok sayarak eleştiriyorlar.
TKP-ML MK SB:Kayyumla Gelen Direnişle Gider! Faşizmi Ezeceğiz, Direnişi Büyüteceğiz!
Faşist TC devleti 19 Ağustos’ta Türkiye Kürdistanı’nda Amed, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine kayyum atayarak, seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırdı ve yaklaşık 3.7 milyon kişinin iradesini gasp etti. Böylelikle faşist AKP şefinin, 31 Mart seçimleri öncesinde “tekrar seçilirlerse gereğini yapar, görevden alır ve yerlerine yeniden kayyum atarız” tehdidi 19 Ağustos saldırısıyla hayata geçirilmiş oldu.
Yaşamın Fakir’i Savaşın Martager’i Proletarya Partisi’nin OZANYAN’I NUBAR YOLDAŞ’a…
İnsanlar yaşayarak, çalışarak, üreterek, savaşarak iz bırakır. Savaşan her insan yaptığı ve yarattığı kadar iz bırakır. Sınırları çizen, anıları derinleştirip kalıcılaştıran da budur.
Bütün fakirlerin “Fakir”i, savaşan her militanın “Martager”i olan Nubar yoldaşla ilgili kurulan, ilişkilendirilen her şey de muazzam bir emek, sonsuz fedakarlık, sınırsız bir bağlılık vardır. Yani yaşarken “Fakir”, savaşırken “Martager” olan sadece savaştığı ülkenin değil ezilen tüm halkların yoldaşı Nubar, ölümsüz bir devrim çınarıdır.
Lenin’in fedaisi Kamo’dan Nubar’a… Devrimin özgün kişilikleri (Sefagül Aslan)
“Ama gerçek, sık sık olduğu gibi, tüm ‘hayal ürün’lerinden daha şaşırtıcı ve karmaşık olduğunu kanıtladı” der Maksim Gorki, Kamo için yazdığı bir yazıda.
Nubar yoldaşın ölümsüzlüğünün üzerinden iki yılı aşkın zaman geçti. Ona dair birçok yazı yazıldı, onun üzerine birçok röportaj verildi.