Salı Kasım 3, 2026

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

Uluslar kapitalizmle birlikte ortaya çıktı. Feodalizmin içinden çıkan burjuvazi ülkenin tüm pazarlarının birleştirilmesi ve tek hakim güç olmak için ulusu tek bir devlet çatısı altında birleştirerek ulus devletler kurdu. Tek uluslu ülkelerde ulusal sorun yaşanmadı. Çok uluslu ülkelerde, ulusal sorun ya devrimlerle ya da bağımsızlık savaşlarıyla çözüldü. Her iki durumda da çözülemeyen ulusal sorunlar, çok uluslu ülkelerde başlıca sorunlar içindeki yerini korumaktadır.

Kürtler bir ulus olmalarına rağmen hiçbir zaman kendi ulus devletlerini kuramadılar. 1920 yılında Lozan’da emperyalistler ve Türk devletinin yaptığı pazarlık sonucu Kürdistan 4 ayrı devlet arasında bölünüp parçalandı. Irak, Türkiye, İran ve Suriye arasında paylaşılan Kürdistan toprakları 100 yıldır ilhak edilmiş bulunuyor. 1946 yılında Mahabad Kürt devletinin kısa ömrünü saymazsak, Kürtler 100 yıldır kendi ulus devletlerine kavuşmuş değiller. Irak Kürdistanı’nda verilen bağımsızlık savaşı on yılları alarak, 2000’lerin ortalarında Irak Kürdistanı bölgesel, bağımsız bir statüye kavuşmuş olsa da, hiçbir zaman bağımsız bir Kürdistan olamadı.

2003 yılında ABD’nin Irak işgali sonrası, Barzani ve Talabani, Bölgesel Kürdistanı’n kurulduğunu ilan ettiler. Bu statü, içte bağımsız, dışta ise Irak merkezi hükümetine bağlı olarak varlığını sürdürdü. Irak Kürdistanı’nda tek hakim güç olarak Barzani süreç içinde daha da gericileşerek, ABD’ye bağımlı bir konumda statüsünü korudu. Türk devletinin de iyi bir işbirlikçisi olan Barzani, giderek baskıcı bir konumda, kendi dışındaki güçlere uyguladığı baskıyla geleceğini garantiye alacak şekilde önemli değişimler yaptı.

KDP Başkanı Mesud Barzani 25 Eylül 2017 tarihinde yapmayı planladığı referandum da, farklı seslerin çıkmaması için 7 Haziran günü tüm parti temsilcilerini Pirma’daki ofisinde bir araya getirerek bağımsızlık referandumu üzerine anlaşmaya çağırdı. Bu toplantıya hükümet ortağı Goran Hareketi ve Komala İslam partileri katılmadılar. Nitekim Goran hareketi bir süredir Barzani’nin hedefindeki hareketti. Kürdistan parlamentosundaki Goran milletvekillerine yasak getiren, örgütlenmesine izin verilmeyen ve baskı altına alınan Goran hareketinin, “referandumun Kürtlerin çıkarından çok Barzani ailesinin çıkarlarına denk düştüğü” için toplantıya katılmayı reddetmesi dikkat çekicidir.

Barzani’ye karşı oluşan tepki, çözülmediğinde 25 Eylül’de yapılacak olan referandumdan istenilen sonucun çıkmaması tehlikesi vardır. Irak Kürdistan güçlerinin referandum öncesi Barzani’den istedikleri bazı taleplerin yerine getirmesi referandum için ön şart olarak ileri sürülmektedir. Bu şartlardan birincisi ‘ulusal bir kongrenin toplanması’, ikincisi, dış politika da ‘ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi’, örneğin Türk devletiyle olan ilişkilere son verilmesi. Irak Kürdistanı’ndaki muhalefetin bu talepleri dikkate alınmadığında, referandumun bazı partilerce, (PKK de dahil) boykot edilmesi gündeme gelebilir.

Türk devletinin müdahil olmasını her fırsatta teşhir etmeliyiz

Barzani’nin “bağımsızlık referandumu yapacağız” açıklamasının hemen sonrasında Türk devleti sorunun bir parçasıymış gibi (kendinde nasıl bir hak buluyorsa) “bu tarihsel bir hata olur” açıklamasıyla Barzani’ye ilk göz dağı veren ülke oldu. Hiçbir ulus üzerinde hak sahibi olmayan Türk devletinin bu çıkışı Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık ilan etmesi sonrasında yapacağı politik etkinin Türkiye’de de ulusal bağımsızlık talebinin daha yüksek sesle dillendirmesinden korkmaktadır. Tük devleti, 2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden bu yana, dillendirdiği bir diğer söylem de Musul ve Kerkük meselesidir. Musul ve Kerkük’ün Irak Kürdistan toprakları olmadığını, Kerkük’te Türkmen ağırlıklı bir yönetimle kendisine yakın duran güçlerin iş başına getirilemesini savunarak, buradan pay koparmaya çalışan Türk devletinin bu hevesi hep kursağında kaldı. Aynı hayalleri Musul için de kuran AKP, Musul’da da Türkmenlerin çoğunlukta olduğunu, dolayısıyla parçalanan Irak’ta Musul’un da ayrı bir statüde yönetilmesini savunmaktadır. Tüm bu argümanlar bir araya getirildiğinde, Türk devletinin sesinin neden bu kadar yüksek çıktığını anlamak zor değildir.

ABD’nin referandumu erken bulmasının esas nedeni; bağımsızlık sonrası Barzani’nin ABD’yle ilişkilerini şimdiden garantiye almak istemesinden ileri gelmektedir. ABD yanlısı bağımsız bir Kürdistan’a hiçbir zaman hayır demeyecek olan ABD emperyalizmi, Irak’ın Rusya ve İran’a giderek daha yakınlaşmasıyla kendisine dayanak yapacağı güç Barzani olacaktır.

Komünistlerin tavırları ne olmalı?

Ulusal meselede komünistlerin sınanmış ve doğruluğu defalarca ispatlanmış tezleri bugün de geçerlidir. Proletaryanın esas hedefi sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya doğru ilerlemektir. Hangi milliyetten olursa olsun işçilerin kardeşliği komünistlerin ilkelerinden biridir. Bu hedef için çalışan komünistler somut gerçeklik karşısında da tavırsız kalmazlar.

Kaypakkaya yoldaşın Türkiye Kürdistanı için Lenin’e dayanarak dile getirdiği ulusal sorundaki çözümünü, bugün Irak Kürdistanı için de serbest bir okumayla dile getirebiliriz. Irak’ta, bir komünist partisi ve onun önderlinde verilen sınıfsal bir mücadele yoktur. Bu durum Kürt ulusunun işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Kürtlerin, ulusal sorunu Irak proletaryasının çözmesi için beklemesi söz konusu olmaz. Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkını kullanmamaları için de bir neden yoktur. Kürt ulusunun Irak hakim sınıflarının “zulmüne, zorbalığına ve imtiyazlarına yönelen, her türlü milli baskınının kalkmasını ve milliyetlerin eşitliğini hedef alan genel demokratik muhtevasını kesinlikle ve kayıtsız şartsız destekliyoruz.”

Meseleyi daha somutladığımızda, Kaypakkaya yoldaş, ayrılma meselesini desteklemeyi iki şarta bağlamaktadır. Bu şartlardan birincisi, Irak’ın bütününde “devrimin gelişmesini olumlu yönde etkilemesi durumudur ki, bu taktirde mesele basittir.” Irak proletaryasının ayrılmayı desteklemesi ve savunmasıdır. “İkincisi, ayrılmanın devrimin gelişmesini olumsuz yönde etkilemesi durumudur.” Bu durumda ayrılma desteklenmez. Ancak, Kürtler yine de ayrılmak istiyorsa karşılarına dikilmemek ve zor çıkarmamaktır. Kaypakkaya yoldaşın MLM tezleri, ulusal sorunun bu somut durumu Irak Kürdistanı’nda bağımsızlık için yapılacak referandum için de geçerlidir.

Kaypakkaya yoldaş ayrılmanın erken bulunması ya da ayrılmanın desteklenmediği şartlara da bile; “Komünistler, (..) ayrılma isteğinin önüne asla zor çıkartmazlar. ‘Milliyetlerin kendi kaderlerini tayin hakkı’nı tanımak, bir millet bu hakkı kullanmak, yani ayrılmak istediği zaman, onun karşısına asla engel ve güçlük çıkartmamak demektir. Komünistler, Kürt milliyetinin ayrı bir devlet kurup kurmayacağı kararını tamamen ve kesinlikle Kürt milliyetine bırakır. Kürt milliyeti isterse ayrı bir devlet kurar, istemezse kurmaz. Buna karar verecek olan başkaları değil, Kürt milliyetidir.”

Şimdi somutumuzda Irak Kürdistanı’nda alınan referandum kararına karşı takınacağımız tavır yukarıdaki yaklaşımdan farklı değildir. Barzani’nin gerici bir yönetimi temsil etmesi, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmelerinin önünde engel olarak görülemez. Bu durumda Lenin’in de belirtiği gibi “Demokratik bir oylamada gericiler çoğunluğu oluşturursa, sadece bir tek şey olur ve olabilir: ya gericilerin kararı hayata geçirilir ve onun zararlı sonuçları kitleleri az çok hızlı bir biçimde, gericilere karşı demokrasinin safına iter; ya da demokrasiyle gericiler arasındaki çatışma (…) demokrasi altında da mümkün olan bir içsavaş veya başka bir savaşla karara bağlanır.”

Irak Kürdistanı’nda, Barzani’nin aldığı referandum kararı ile birlikte, Kürtler ya tüm birleşenleriyle anlaşarak referanduma giderek bağımsızlıklarını ilan ederler, ya da Barzani tek başına referanduma giderek bağımsızlık ilan ettikten sonra, bugünden dillendirilen “bu referandum, Barzani’nin kendisi için oluşturduğu politik bir hamledir” itirazına karşı, daha açık bir ifadeyle Kürt burjuvazisine karşı Kürt emekçileri yeni bir mücadele başlatarak demokratik bir Kürdistan kurmak için savaşırlar.

45140

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Militan bir silah arkadaşlığı nasıl başladı: Çin-Filistin ilişkisinin başlangıcı

Mao Zedung ve Çin'in en popüler ve prestijli olduğu Orta Doğu ülkesi Filistin'di, buna karşılık aynı oranda bir güç mevcut değildi. Bu popülaritenin kökeni, Filistin Devrimi başladığında Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha en baştan buna destek vermesinden geliyordu.

El-Fetih Devrim Konseyi (MK) üyesi Hani el-Hasan'a göre, Filistin davasına omuz veren ilk sosyalist ülke, Çin Halk Cumhuriyeti idi. Hani el-Hasan şöyle diyordu:[1]

Maddi Dünyadan Kopmak ve Yoldaşlaşmak

Komünist Partilerin temel amacı sömürü ve zulümden kurtarılmış özgür-eşit-adil bir toplum yaratmaktır. Bu amaç ne kadar değerli ise kullanılan dil de bir o kadar doğru olmalıdır. Eşit, özgür, adil olanı temsil etmelidir. Gerek kurum içi gerekse dışı kurulan her ilişki, kullanılan dil varmak istenen amaca uygun olmak zorundadır.

Dünyada popülaritesi hiç bitmeyen alan sağlıktır. [ismail cem özkan]

Çaresizliğe gülerken… (1)

Demokratik Kitle Örgütleri, Devrimin Volan Kayışları!

Her şey ihtiyaçtan doğar ve ihtiyaçlara cevap olduğu oranda işlevini yerine getirebilir.İnsanlar (ya da canlılar) kendi hayatlarını sürdürebilmek için çeşitli yol ve yöntemlere başvurarak hayatlarını sürdürmeye çalışırlar.

Dünya Bir Felakete mi Gidiyor?- Dursun Ali Küçük

Dünya tahrip ediliyor..

İnsanların ve egemenlerin, dünyayı yönetenlerin egosu tavan yapıyor..
İnsanlara yemek içmek, gezmek, sevmek, zevk almak yetmiyor.. Hayatta tat almaktan çok egemenlik ve diktatörlükten tat alıyorlar..
Marx’ın doğaya hakim olmak teorisi artık geçerli değildir.
İnsanlık doğaya hakim oldu, bu yetmedi artık doğayı tahrip ediyor..
Doğa ve toplum dengesini alabildiğine bozuyor..
Dünya evrende küçük biryer..
Ama şu insan egosu dünyayı harabeye çevirdi..

SENTEZ | Kendine Devrimcilik…

Geçmişten günümüze kadar gelen örgütsel çalışmalarımız, günümüzde, cevaplanması gereken bir takım soru veya sorunları her zamankinden daha açık ve anlaşılır haliyle ortaya çıkartmış durumda.

Mevcut haliyle görebildiğimiz sorunları tutarlı ve gerçekçi bir şekilde tartışmak onun karşısında kendi gücümüzün zayıf ve güçlü yanlarını yine gerçekçi bir şekilde koymak, tıkanıklıkları aşmak için ilk elden yapılabilecek en akıllıca düşünüş olabilir.

Sen Çok Büyüksün Virüs Abi

Tayyip günler sonra yaptığı virüs ilgili açıklamalar boy boy.

Evet doğrudur...

İster burjuvanın içerisinde olsun, istersede proletaryanın içerisinde olsun virgülüne kadar söylenenleri aktaranlar her dayim olagelmiştir 

Lakin...

Sermayeyle, devletin ayrı olduğunu düşünüp tarafların lehinde davrananlar hiç bu kadar da izlerini açıkça belirtmemişlerdi.

Hemi de....

Proletaryaların diğer insanlarla kuracağı sınıfsal ve eternasyonalist ilişkilerin nasıl olacağına cevap veremedikleri...

Mao’nun Yalınayak Doktorları Emperyalist Çin’de bile salgına karşı mücadeleyi etkiliyor*

Marx, önce ağlatı ve sonra komedi olarak ‘tarih kendini tekrar eder’ der. Çin ve koronavirüs, dünyanın son pandemisi söz konusu olduğunda tarihsel bir istisna değildir. ‘Mao’nun Grip Felaketi’**, 1968’in Kasım’ında kamuoyuna duyurularak, Roma’da 200 bin insanın hastalandığı raporlandı ve epidemi, gelecek birkaç haftada büyümesi için beklendi.

Coronavirüs'ün Ekonomi-Politiği.! Sait Oral Uyan

Birçok ölümcül virüsün çıktığı coğrafyadan(*) mutasyona uğramış bir virüs daha çıktı: “COVID-19” diğer adıyla YENİ KORONAVİRÜS. Bu yeni ölümcül virüsün –şimdilik- öldürme oranı % 3 civarında. Mutasyona uğrayan bu virüsün, SARS ve MERS virüslerinin birleşmesi sonucu ortaya çıktığını söylüyor bilim insanları. Yine bilim insanları SARS virüsünün % 10, MERS virüsünün ise % 35 oranında öldürme yüzdesine sahip olduğunu bilimsel verilerle insanlığın önüne koyuyor.

Korona Günlerinde İsyan!

Koronavirüsü günlerinde1 kapitalizmin aşkı; yine sermaye birikimidir. Ve her kapitalist birey ya da tek tek tekeller için, bu krizden etkilenmemek ve etkileneleri hızla yutmak ve sermayenin daha da merkezileşmesini sağlamaktır.

TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği:Cüreti Kuşanıp Mücadeleyi Seçen Kadınlar Saraylarınızı Başınıza Yıkacak!

Enternasyonal proletaryanın, özel olarak da emekçi kadınların yarattığı değerlerin başında gelir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü… New York’lu dokuma işçisi kadınlar, 1857 yılında ücretlerinin yükseltilmesi ve çalışma saatlerinin düşürülmesi için direnişe geçmişler ancak tarihe geçeceklerini düşünmemişlerdi muhtemelen. Kapatıldıkları fabrikada çoğunluğu kadın 129 işçinin bedenini yakan ateş, nesillerdir kadınların elinde, üzerine yeni değerler katılarak büyütüldü-büyütülüyor.

Sayfalar