Pazartesi Ekim 12, 2026

İleri!.. Daha ileri!!! (Orhan Ünal)

Haklarını almak için gittikleri Ankara yürüyüşü dönüşü geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren Tahir Çetin ve Ali Faik İnter emek mücadelemizin günümüzdeki sembolleri oldular. Onların adları unutulmayacaktır. Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin’in ve babasının alamadığı ve oğluna mücadelesini “miras” bıraktığı tazminatı için yılmadan mücadele eden Ali Faik’in mücadele hayatları yol göstericidir.

Hakim sınıfların en korktukları işçi profilini simgelemektedirler. Neden hayatlarını kaybettiler? Olan hadise sıradan bir trafik kazasının ötesinde, sistemin işçi kıyımının ve buna karşı mücadelenin son örneklerini oluşturuyor. Bu kıyıma giden yollar nasıl döşeniyor?

İş cinayetleri ayyuka çıkar, iş güvenliği uygulaması tamamen patronlar lehine uygulanır, pandemi dolayısı ile salgın koşulları yok sayılarak “çarklar susmasın üretim devam etsin” denilerek işçi ve emekçiler daha fazla çalıştırılır. Kısacası işçi ve emekçilere açıktan kölelik dayatılır.

Sınıfa yönelik giderek artan saldırılara bir kaç örnek verelim. 1 Temmuz’a kadar işten çıkarma yasağı olmasına karşın Kod 29 uygulaması ile bir yılda (Nisan 2020 – Nisan 2021) ortalama 180 bine yakın işçinin işine son verilmiştir. Yani ayda ortalama 15 bine yakın sayıda işçi işini kaybetmiştir.

Buda günde ortalama 500 işçinin patronlar tarafından işten atılması demektir. Halkın gözünde günde ortalama 500 işçi veya emekçi açlığa yada günümüz koşullarında ölüme terk edilmektedir. Pandemi ile işten atma yasağı olmasına rağmen işten atılmaların bu denli artmasında ‘istisna’ sayılan Kod 29 uygulamasının büyük bir payı var. En hedefte olanlar ise elbette az da olsa örgütlü bir şekilde, sendikalara üye olarak ya da onlardan yardım alarak haklarını almaya çalışan sendikalı işçiler oluyor.

Kod 29 saldırısı özellikle pandemi sürecinde işçi sınıfına yapılan saldırının en alçakça olanlarından sadece birisidir. Birikmiş tazminat ve ödenekleri alamayan işçinin başka bir yerde iş bulması ise olanaksızlaşıyor. İşçiye vurulan “ahlaksız” damgası saldırının geldiği son nokta. Başka bir yerde iş bulması neredeyse imkansız hale geliyor. İşçi bir anlamda “cezalandırılıyor”.

Diğer bir örnek ise Tahir Çetin ve Ali Faik’i ölüme götüren süreci anlatıyor. Uyar Madencilik’ten 15 yıldır tazminat alacakları ödenmiyor. İşçilerin kararlı mücadeleleri Uyar Madencilik’ten değil, bizzat AKP hükümetinin bakanlarından geri tepiyor. İçişleri Bakanı çözeceğine dair tarih verir ama sözünde durmaz; bir başka bakanı “size tazminatınızı verirsek, diğerleri için emsal olur” der, AKP’nin diğer bir Başkanvekili, gelenlere hakaret ederek “bana mı çalışıyorsunuz?” der ve kapı dışarı eder.

Yani her konuda olduğu gibi AKP/MHP ortaklığının TC hakim sınıflar için çalıştığının, Uyar Madencilik başta olmak üzere adeta “katliam şirketi” gibi çalışan şirketlerin borazancılığını üstlendiğinin teyididir yaşananlar. Bunu en derinden hissedenler ise işçi ve emekçiler oluyor ve bu atılan sloganlara yansıyor… ‘Yağmur çamur demeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz’, ‘Ankara’nın korkusu direnişin ordusu’… Yıllara varan hak arama mücadelesi her geçen gün Somalı madencileri daha fazla militanlaştırıyor.

Türk hakim sınıflarına “tırşık” yakıştırması yapan tütün üreticilerinin durumu daha vahim. Tütün üretiminin yok edilmesine yönelik çıkarılan kotalara/yasalara karşı isyan eden üreticiler, bu saldırıların merkezinde olan Türk Burjuvazisini çok iyi tanıyor. Kendisine yönelik saldırıları en derinden hisseden ezilen üreticilerin ve kendi deyimi ile “ezilen proleter olan” işçinin gözünde Türkiye hakim sınıfları, Türk burjuvazisi ve toprak ağaları “tırşıkçi” yani yalaka/dalkavuk.

Emek gaspını en azgınca kural ve yasalarla uygulayan, kendi koyduğu yasaları da çiğneyerek malzemeden çalan, ihaleleri mafya usulleri ile kapan, ekonomik zararları en üst perdeden halka ödettiren, sürekli isim değiştirerek işçi ve emekçilerin tazminatlarını gasp eden, vergi kaçıran ve hak alma mücadelesi yürütenleri en sert biçimleri ile bastırmaya çalışan bir burjuvaziden bahsediyoruz. Emperyalist burjuva kesimlere bağımlı hali ile sınıfı azgınca sömürmeye yeltenen burjuvazinin halk dilindeki karşılığıdır bir anlamda.

Evet, bunca teorik belirlemeler, programlar eğer halkın ve sınıfın acısını, derdini dile getirmede yeterli olmuyorsa orada halkın kendi lügatını yaratmaktan geri kalmayacağını bir kez daha görmüş olduk.

“Tırşıkçi” Türk hakim sınıfları her ne kadar pandemiyi fırsata çevirmek için dizginlerinden boşalmışsa da, artarak yüzeye vuran krizler karşısında daha fazla çaresizleştiğini görmekte, her geçen gün savaşa daha fazla sarılmaktadır. Erdoğan-Bahçeli hükümetine adeta dört elle sarılmışlardır. Ancak daha şimdiden TC devleti Kürdistan Özgürlük Güçleri olan Gerilla karşısında bir yenilginin ruh halini yaşamaktadır. Bu ruh hali işçi ve emekçiler başta olmak üzere hakkını arayan tüm kesimlere daha fazla saldırıcağı anlamına gelmektedir.

Sınıf içinde ne yapılması gerektiğine yönelik net duruş nüvelerini fazlasıyla görmek mümkün. Sinbo’dan Kod 29 saldırısı ile sendikalı olduğu için işten çıkarılan ve 5 aydan fazla süredir direnen, mücadele yürüten Dilbent Türker’in dediği gibi “tüm bu saldırılar aynı kapıya çıkmaktadır. Toplamında bu saldırıları ele alıp, bu saldırıların odağına karşı topyekün bir hareket, birleşik bir mücadele hattı oluşturmamız gerekir”.

Perspektif oldukça net; Birleşik Mücadele şiarı ile ileri! Daha ileri!

Emek mücadelesi ne tarihsel açıdan ne de diyalektik bağlamda sönümlenecek, bitirilecek bir olgudur. Kâr elde etmek isteyen burjuvazi için işçi sınıfının hak alma mücadelesi ile yüzleşmesinden başka kaçar yolu yoktur. Burjuvazinin, dolayısı ile bizdeki gibi “tırşıkçi” kapitalistlerin en temel korkusu da buradan gelir; işçi sınıfının üretimden gelen gücünden ve birliğinden…

“Artık Erdoğan Bahçeli ikilisi ülkeyi bir bütün ele geçirdi, kimse korkudan kılını bile kıpırdatamıyor” diyenlere inat işçi ve emekçiler tarafından son haftalarda onlarca eylem ve direniş örgütlendi. Yıllardır tazminatlarını alamayan Soma Maden işçilerinden Zonguldak maden işçilerine, Enerji Sa işçilerinden ETF tekstil işçilerine, Galataport’tan Pegasus, Sinbo ve Demiryolları işçilerine kadar bir dizi uyarı grevi, yürüyüş ve eylemler örgütlendi ve direnişler devam ediyor.

Yanı sıra tek tekte olsa, fabrika önlerinde eylemler ve direniş çadırları ile hak gasplarına karşı sınıfın kesintisiz mücadelesi devam ediyor. Yine dünya çapında emperyalist kapitalist sisteme karşı işçi ve emekçiler Fransa’dan, Kanada ve Sri Lanka’ya kadar seslerini daha gür haykırıyorlar.

Şüphesiz sınıf içinde çalışma yürütmek oldukça sabır isteyen bir çalışmadır. Ancak yıllarca sürdürülen çalışmaların karşılık “bulmadığı”, örgütlenmenin zayıf kaldığı süreçlerden, daha hızlı örgütlenme sonuçlarının alınacağı günlere dönüyor zaman. Sınıfın öfkesi giderek kabarıyor. bu direnişlere elbette mevsimlik işçilerin, taşeron işçilerin, iş cinayetine kurban giden ve tazminatları verilmeyen onlarca işçinin, asgari ücretlilerin, EYT’lilerin, mağdur olan ailelerinin öfkesini yazmadık daha.

Öğrencilerin demokratik eğitim mücadeleleri, köylülerin ve üreticilerin kota cenderesine karşı yürüttükleri direnişler daha yeni başladı. “Ama örgütsüz, ama dağınık, ama korkak, ama boyun eğiyor, ama dayanışmadan uzak, ama sınıf bilincinden yoksun, ama… ama…” Bu sözleri sarf etmenin zamanı değildir. Sınıfın kabaran öfkesine katılmak ve örgütsüzlüğü örgüte dönüştüren, üretimden gelen gücü açığa çıkaranlar olmalıyız.

En temel mesele ortaya çıkan direnişleri birleşik mücadeleye dönüştürmek olmalıdır. Bu temel perspektif işçi ve emekçilerin, ezilen Kürt ulusu ve diğer inançların/azınlıkların, Kadın ve LGTBİ+ların, öğrenci ve köylülerin yüreklerindeki istem ve talepleridir.

Sınıfın bugünkü kıpırdaması korku duvarını iyiden iyiye sarsıyor. Ezilmek, sömürülmek, iş cinayetine kurban gitmek, köle şartlarını kabul etmek kaderimiz değildir. İktidarını kaybetme korkusu Burjuvazinin kaderidir.

Kaybettiğimiz Tahir ve Ali Faik için acılıyız, ama öfkeli, ama vazgeçmeyeceğiz. Çünkü işçi ve emekçiler direnişten, taleplerinden ve haklarından vazgeçmiyorlar. Aksine iktidarın her sillesinden sonra daha militanca haykırıyor ve daha kararlı adımlar atıyorlar. Bu anlamda durum iyidir, çünkü gerçekler devrimcidir! Mesele bu gerçekleri görebilmekte yatıyor.

Devrimci güçler olarak bizler bu direniş kararlılığına daha ileri bir seviyede yanıt olmak zorundayız. Bize düşen görev, dağınık olan direnişleri ve öfkeleri birleşik mücadeleye çevirmek olmalıdır. Şiarımız ileri! daha ileri! olmalı, yükselen direnişleri kendi haline ve örgütsüzlüğe bırakmamalı, sınıfın en temel silahı olan örgütlenme silahını işçi ve emekçilerle buluşturmanın sonsuz gayretini kuşanmalıyız.

8648

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Unutma! 7 Temmuz’da Alişer ile Zarife katledildi! GÜLFER AKKAYA

''7 Temmuz 1937 yılında yıllardır Dersim dağlarında yaşayan Zarife Xanim ve Alişer Bey devletin ajanı olan Kürt kişilerce katledilir. Başları kesilir. Devletluların huzuruna götürülür. Bedenlere ne olduğu hala devlet sırrıdır.

Bu nedenle bedenlere ne olduğu bilinmemekte, mevcut iddialar rivayetten öteye geçememektedir.

Koçgirili Zarife Xanim ve Alişer Bey’i Dersim dağlarına dek götüren nedenler ve süreç neydi?

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı

TKP/ML TİKKO’ya bağlı Dersim Bölge Komutanlığı yaptığı açıklama ile 24-28 Kasım 2016 tarihlerinde Dersim-Aliboğazı’nda şehit düşen halk savaşçılarına ilişkin bilgiler paylaştı. Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre yapılan açıklamada “Yaşamlarını halka, devrime ve partiye adayan 12 yoldaşımızın yerleri dolacak, umutları ve görevleri yarım kalmayacaktır.  Onların çabalarıyla gelişen mücadele bugün biz ardıllarının omuzlarındadır” denildi. Haber değeri taşıyan açıklama şu şekilde:

HALKIMIZA;

TKP/ML Dersim Parti Komitesi

 

“Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz! 12’ler savaş ve mücadele gerekçemizdir!"

24-28 Kasım 2016 tarihlerinde faşist TC devleti ordu güçleriyle, partimize bağlı ordu güçleri arasında yaşanan çatışmalarda 12 yoldaşımızı, 12 Halk Savaşçısını ölümsüzlüğe uğurladık. Parti tarihimiz açısından değerlendirildiğinde en ağır askeri kayıplarımızdan olan bu gerçeklik, kendi içinde, ülkemizdeki sınıf mücadelesinin, Halk Savaşının somut tezahürüdür.

TİKKO Kadın Komitesi; “Şehitlerimiz bize savaşı yükseltme çağrısıdır!”

Aliboğazı’nda şehit düşen 12 TKP/ML TİKKO gerillası için bir açıklama da TİKKO Kadın Komitesi tarafından gerçekleştirildi. Yerel kaynaklardan aldığımız bilgilere göre “Özlem, Zilan ve Ekin yoldaşlar adına bir kez daha bütün emekçi kadınlara sesleniyoruz. Bütün bu saldırılar karşısında kadınlar çaresiz değildir. Bizler çaresiz olmadığımız için, bizi ezenlere, sömürenlere, kimliksizleştirenlere savaş açtığımız için bu dağlardayız.

TKP/ML TİKKO savaşçısı Mehmet;“Rojava’daki deneyim Türkiye’deki devrimi etkileyecek!”

 Rojava’da gerçekleştirilen röportajların yayımlandığı Almanca’ya çevrilerek yayınlandığı “Rojava Report” isimli dergide yer alan röportajlardan birinde konuşan TKP/ML TİKKO savaşçısı Mehmet “Bizler ülkemizde kırlardan şehirlere halk savaşını savunuyoruz. Rojava’da ise şehir savaş pratiği edindik. Bu savaş bizlere savaş taktikleri konusunda yeni fikirler sundu.  Bu pratikleri ülke devrimine kanalize ettiğimiz zaman ciddi başarılar elde edilebileceğimizi düşünüyoruz” dedi.

 

Sürüngen , gökte kartal olamaz..

30 yıllık Ermeni mücadele tarhinde Kafkaslar'da,Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumum içerisinde en güçlü,çoğunluğu elinde bulunduran,temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu ) Taşnak Partisi,aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir.Yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'lara karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından,Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı,aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun Partilerüstü konumu olmuştur.'' Benim partim Ermeni halkıdır '' diyerek kendi duruşunu belirlemiştir.O'nu efsane durumuna

“Düşünceyi Korkmadan Açıklamak”

Sınıf savaşımında örgüt yaşamında komite çalışmasında en zor ve sancılı olandır militanın kendi gerçek düşüncesini olduğu gibi açıkça ortaya koyması. Gerek komite gerekse değerlendirme ve eleştiri-özeleştiri toplantılarında yaşanan en ciddi sorunların başında militanın-savaşçının kendi gerçek düşüncesini korkmadan düşündüğü gibi ifade etmesi her zaman ciddi bir sorun olarak yaşanmıştır.  

“Adalet Yürüyüşü” Üzerine

“ “Sol” komünistler, biz bolşevikleri pek övüyorlar. Ara sıra insanın onlara söylemesi gerekiyor; bizi biraz az övün de, bolşevik taktiğini daha çok inceleyin, o taktiği daha çok benimseyin!” Lenin

Saygı duyulan militan…

Halkın yoksulluk ve acılarını azaltmanın sömürü ve zulüm dolu yaşamını sonlandırmanın denenmiş ve sınanmış yolu devrimi büyütüp, özgürlüğü çoğaltmaktır. Her gün her an daha fazla işçileri, köylüleri, Kürtleri, alevileri, kadınları, gençleri tüm ezilenleri kolektif etrafında örgütlemenin yol ve yöntemini geliştirmek, zengin araçlarını yaratmaktır. Daha etkili, yaratıcı, gerçekçi propaganda yaparak kitleler üzerinde devrimci etkiyi artırmak, kitleleri adım adım kolektife yakınlaştırarak, örgütlemektir.

Yine söylüyoruz: 2 Temmuz faillerini devlet koruyup kolluyor

Bu topraklarda onlarca, yüzlerce, binlerce acıyla karşı karşıya kalmış Aleviler, için tarihsel bir gün olan 2 Temmuz katliamının 24. yılına giriyoruz. Yüreklerimizde acı, bilincimizde öfke ile bu tarihsel günün hesabının sorulacağına dair antlarımızla günleri geride bırakıyoruz. Bundan tam 24 yıl önce otel görevlileriyle birlikte 35 yürek ateş içinde semaha durdular. Her biri dilinde türkülerle gelecek güzel günlere tebbesümlerini bıraktılar.

Yağma düzeninin suç ortakları adaleti getiremez! Gerçek adalet ezilenlerle gelecek!

Popüler deyimle ifade edersek; Türkiye’de siyaset sahnesi giderek ısınıyor ve öyle anlaşılıyor ki dengeleri sarsacak yeni gelişmelerin arifesindeyiz.

Sayfalar