Hukukun üstünlüğü mü? Üstünlerin hukuku mu?
Her toplum, içinde taşıdığı çelişkilerin niteliğine uygun bir siyasal alanı, tarih sahnesine çıkarır. Her siyasal oluşum, grup, örgüt veya parti, içinden çıktığı toplumun özelliklerini yansıtır. Sınıflardan oluşan toplum gerçeği, bu siyasal organizasyonlarda da yansımasını bulur. Bundandır ki, ilkel toplumdan feodalizme oradan da kapitalizme, siyaset sahnesinde karşımıza çıkan özneler farklılık arz eder. Bu, hem ezilenler cephesinde böyledir hem de egemenler açısından. Öyleyse her sınıf, niteliğine uygun bir örgütlenmeyle tarihsel yolculuğunu bugüne taşımıştır. Her sınıfın örgüt ve partiden anladığı farklıdır. Her sınıf, söz konusu araçları kendi niteliğinin görüngüsü olan bir ideoloji ve bunun ruhunu verdiği bir siyasal ahlak ve kültürle biçimlendirir.
İlkeler neden var?
Fransızca organize olmaktan türeyen örgüt kavramı, niteliği ve biçimi ne olursa olsun, belli amaçlar için belirlenmiş ilkeler, prensipler etrafında biraraya gelen insanlar topluluğunu ifade eder. Örgüte esas niteliğini veren amacıdır. Bu aynı zamanda onun işleyişini ve hareket tarzını tarif eder.
En basitinden en karmaşığına kadar her türden örgütlenmeye yön veren kurallar bütünü vardır. Program, o örgütün (dernek, sendika, parti vb.) amaçlarını belirlerken tüzük ise bu uğraşın, hareketin çalışma prensiplerini, bu anlamda karakterini ifade eder. En karmaşık ve gelişmiş olan devlette bu, anayasa olarak karşılığını bulur. Anayasa toplumda egemen sınıflar arasında yapılan bir sözleşmedir. Amacı da iktidarlarını korumak ve sürdürmektir. Bir parti veya dernekte ise bu görev tüzüğe verilmiştir. Tüzük siyasal organizasyonun tüm üyelerini bağlayan, herkes için geçerli olan, birleştirici ve düzenleyici bir işleve sahiptir. Tüzük, organizasyonu oluşturan üyelerin ortak iradesinin, daha doğrusu en yüksek iradesinin ürünü olduğundan bireylerin, organların üzerindedir. Zira kolektif irade her şeyin üzerindedir ve tüm parçalara yön verendir. Bu bir dernek için kurultay, bir sendika ya da parti için konferans ya da kongre olabilir. Tüzük böylesi kolektif biraraya gelişlerin sonucunda ortaya çıkar ve bir sonraki birleşime kadar tüm üyeleri birarada tutan bir mıknatıs işlevi görür.
Bilimsel sosyalizmin ustaları, işçi sınıfı ve emekçileri kurtuluşa götürecek yegane güç olan komünist partilerin hangi temeller üzerine ve nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair ilkeleri, strateji ve taktikleri ortaya koymuşlardır. Paris Komününden Rus ve Çin devrimlerine, dünya ve coğrafyamızdaki sınıfsal, toplumsal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri bu anlamda zengin deneyimlerle doludur. Biz sorunu olabildiğince sadeleştirerek tartışmayı tercih edeceğiz.
Tüzük, örgütü oluşturan üyelerin aşağıdan yukarıya doğru taşınan iradesinin son ve en üst adresinde son halini alır. Buraya katılanlar, kurumun bir bütün iradesini yansıttığından alacakları kararlar da, kolektifin tümü için bağlayıcıdır, uyulması zorunludur. Tüzük, bir sonraki organizasyona kadar geçerlidir ve uygulanmalıdır! Pozisyonu, görevi ne olursa olsun, herkes için uyulması gereken kurallar bütünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu bir dernek için de öyledir, kooperatif, sendika veya siyasi parti için de… Tüzük, organizasyonun üzerinde yükseldiği kolon veya vücudun iskeleti olarak da tarif edilebilir.
İki yaklaşım...
Tüzüğe yaklaşım, egemen sınıflar ile proletarya ideolojisi arasındaki farkı da ortaya koyar. Hakim sınıflar tam da karakterlerine uygun bir şekilde bu konuda tutarsız, ikiyüzlü, sahtekarca bir tutum izlerler. Kendi koydukları yasaları sık sık ihlal ederler ama başkalarından bunlara uymalarını isterler. Zira temel kaygıları iktidarlarını ve menfaatlerini korumaktır. Bunun için ne gerekiyorsa yapılacaktır, yapılır da. Bu durum onların karakterine uygundur. Milyonlarca emekçinin alınteri ve emeğiyle yarattıklarına, bir avuç olarak el koyma gerçekliklerine uygundur. Sömürücü nitelikleri onları ikiyüzlü ve zorba yapar. Aldıkları kararlara uymamak bundan dolayı onları rahatsız etmez.
Entrika, yalan, hasımlarını tasfiye etmede, kanunları ihlal etmenin her zaman haklı bir gerekçesini bulmakta zorlanmazlar. Bu da tüm bedene yayılmış bir yozlaşma ve çürüme, bataklık demektir. Kanun koyucudurlar ama ona uymazlar. Ne var ki, ezilenleri bu yasaları çiğnedikleri için şiddetle cezalandırırlar. Hem kanun zemininde kendi aralarındaki dalaşta hem de yığınlara yönelik yaklaşımda bu ikiyüzlülük söz konusudur. Söylemlerine bakarsanız onlar, devletin ve “toplumun” çıkarlarını herkesten fazla düşündükleri için ihlal etmişlerdir anayasayı! Her zaman ivedi bir durum, büyük bir tehlike söz konusudur. Ve değişmeyen kurtarıcı yine kendileridir.
12 Eylül darbecileri de anayasayı rafa kaldırırken bu argümanlara sarılmışlardı. Ülke büyük bir kaos içindeydi ve vatan elden gidiyordu! Devlet-i Âli’nin çıkarları korunmalıydı! Bunun için birilerinin sorumluluk alması gerekiyordu. Böylece mevcut anayasaya göre seçilerek, meclise gelenlerin iradesini gasp etmek ve her türlü yasa, yönetmelik vb. elinin tersiyle itmek için yeterli gerekçe ortaya çıkmıştı. Bugün AKP’de karşılığını bulan da bu tutumun değişik bir versiyonudur. Erdoğan “ikinci kurtuluş savaşı için” anayasayı ihlal etmekten çekinmiyor! Dahası onu ihlal ederek yarattığı fiili durumu yasal bir zemine kavuşturmaya çalışıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Hepsinin ortak noktasının keyfilik, ikiyüzlülük ve iktidarını korumak olduğu açık.
Peki proletarya tüzüğe nasıl yaklaşır, onun için tüzük ne anlama gelir? Geleceğin, umudun ve kurtuluşun lokomotifi proletarya her alana kendi niteliğini yansıtır: Edebiyat, sanat, kültür ve siyaset vs.
Proletarya egemen sınıfların tutarsızlığına karşı ilkeli olmayı, sahtekarlığa karşı dürüstlüğü, bencil-dar çıkarlar yerine ezilenlerin-halkın bütününün çıkarlarını savunur. Zira bilir ki, özgürlük her anlamda ve alanda, burjuvazinin karşısında alınan tutum ve inşa edilen yaşamla, kültürle, siyasal ahlakla adım adım kazanılacaktır. Proleter devrimciler tüzük konusunda ilkeli ve tutarlı olmak durumundadır. Savundukları ve yığınlara vaat ettikleri dünyanın tohumlarını bugünden atmanın başka yolu yoktur. İşçi sınıfı ve geniş yığınlar için bir çekim merkezi olmak, onlarla kaynaşmak ve onları harekete geçirmenin yolu buradan geçer.
Son hali verilen tüzüğü, gözü kapalı çiğneyen, buna türlü gerekçeler üreten her kim olursa olsun, burjuva ideolojisine hizmet etmektedir. Bunun adı tüzüğe, hukuka yönelik darbedir, darbeciliktir. “Hareketi, içinde bulunduğu kaostan çıkarmak” ulvi(!) amacının arkasına sığınarak da yapılsa, bu öyledir. Zira kolektifin iradesine yönelik bir gasp söz konusudur. Bunun kolektifin, irade ve eylem birliğini geliştirmeyeceği ve büyütmeyeceği ortadadır. Kolektifin yönetici mekanizmasında bulunuyor veya bulunmuş olmak, tüzüğün ihlal edilmesini, buna yönelik darbeciliği meşru kılmaz. Aksine yıkımı derinleştirir, etkisini ve çapını büyütür. Tüzüğün, hukukun uygulanmasını garanti altına almak herkesten önce omzuna bu rütbeleri takanların görevidir. Bu görevin yerine getirilmemesinin suçu ise daha büyüktür.
Darbecilik yenilgiye, proletaryanın hukuku zafere götürür!
Kendi iktidarını koruma kaygısına düşerek çoktan burjuva bataklığında boğulanların proletarya partisini demokrasi ve özgürlük mücadelesinde ileri taşımayacağı bir gerçektir. Yığınlar, söz ile eylemi, teori ile pratiği birbirine uymayan, kendine karşı dürüst ve özeleştirel olmayanları tespit etmekte son derce mahirdir.
Kendini bağımsızlık, halk demokrasisi ve sosyalizm davasına adayanların, büyük bedeller pahasına yarattıkları değerler, kitleler için ilham kaynağıdır. Bu değerlerin arasında, hatta başında ilkeli, dürüst olmak, halka ve yoldaşlarına hesap vermek vardır hem de koşulsuz! Bu özellikler yıprandığında, dejenere olduğunda adı ne olursa olsun söz konusu pratik öznenin ürettiği devrimcilik kirlenmiş demektir. Burjuva ideolojisiyle zehirlenmiş, ideolojik bağlamda hedefinden uzaklaşmış demektir. Tarihte hakim sınıfların, ideolojik kuşatma altına alınarak, içindeki unsurları aracılığıyla proletarya partisini varlık amacından uzaklaştırmak adına neler yaptıklarına çokça tanık olundu. Tüzüğe, hukuka yönelik ihlaller, gasplar ve darbelerle ilerleyen bu süreçlerin başta ideolojik olmak üzere her anlamda büyük yıkımlar getirdiğini biliyoruz.
Her sınıf en iyi bildiği yöntemle savaşır. Proleter devrimcilerin önünde bugün, her türden gericiliğe, darbeciliğe tavır alma, kolektifin birliğinin harcı olan tüzüğe ve hukuka sahip çıkma görevi bulunmaktadır. Burjuvazinin temsilcilerine, proletaryanın dünya görüşü, onun ideolojik, politik ve örgütsel alanda yarattığı değerleri savunarak yanıt vermek herkesin boynunun borcudur. Proletarya partisinin en yüksek iradesinin ürünü, onun cisimleşmiş hali olan tüzüğü çiğneyenler, darbe yaparak hukuku rafa kaldırmak isteyenlerin; uyarılara, eleştirilere rağmen bunda ısrar edenlerin, kan-can pahasına yaratılan değerlerden fersah fersah uzaklaştıkları, burjuvazinin çöplüğüne demir attıkları, kendi kirli-dar dünyalarına sıkışıp kaldıkları bir gerçektir.
Yoldaşlarına tasfiye ve alt edilmesi gereken rakipler olarak bakmak ve davranmak, hesap vermekten ve özeleştiriden kaçmak, kendisiyle hesaplaşmadan ve üretmeden, iktidarını koruma güdüsüyle hareket etmek, bu uğurda entrika, yalan ve her türlü sahtekarlığa başvurmak proletaryaya değil burjuvaziye ait tutum ve davranışlardır.
Gelinen aşamada burjuva ideolojisinin temsilcilerinin yeniden sahneye çıktığı, tüzüğü ve hukuku ihlal ederek, darbe yaparak, proletaryanın partisini ideolojik anlamda kirletmeye, dahası ele geçirmeye çalıştığı bir süreci yaşıyoruz. Tarihsel tecrübelerimizden biliyoruz ki, bizi ileriye, geleceğe taşıyacak olan, umudumuzu ve kazanma azmimizi bileyen, proletaryanın ideolojisine onun politik ve örgütsel alanda yarattığı değerlere olan bağlılığımızdır! Açık ki, her türden darbecilik yenilgiye, proletaryanın hukuku, adaleti ve iradesi zafere götürür!
Son Haberler
Sayfalar
Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)
5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.
Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.
Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]
Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...
Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?
Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...
Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?
Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…
Para, istihbarat, lojistik…
Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?
Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor. Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.
Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat
Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor. 2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.
Devrimci Teori ve Komünist Partisi
"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "
“Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1
Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri
Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.
Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.
Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır
Arif Alıç
“Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]
Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.
Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor
“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.
“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek
Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.
“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.
Savaş hali (Nubar OZANYAN)
Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.
Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.
Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.