Cumartesi Ekim 17, 2026

Hindistan İşçi Ve Emekçilerin Tarihi Mücadeleleri İle Enternasyonal Dayanışma Her Alanda Yükseltilmelidir

Emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin "sosyalizm hayalleri öldü” yaygaraları, küçük burjuvazinin sosyalizmden öcü görmüş gibi kaçarak: ”işçi sınıfının devrimciliği bitti” söylemleriyle liberal burjuvazinin ideolojik ve siyasal güzergahında yerini almaları; dünyada işçi ve emekçilerin sosyalizme olan güvenini bütünüyle yıkmaya yetmediği gibi, onların sosyalizm için mücadele ateşini yükseltme savaşımının önünde de engel olamıyor. Her türlü baskının ve yoksulluğun reva görüldüğü Asya kıtasının işçi ve emekçileri; uzun bir süredir Komünist Manifesto’nun öngörüsünü, Mao’nun "Doğu rüzgarı Batı rüzgarını alt edecektir” sözünü doğrularcasına devrimci mücadeleyi yükseltmeye devam ediyorlar. Dünyanın çatısı Nepal’de devrimci dalga emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin yüreğine büyük bir korku salarken, bu korkuyu daha da büyüten Hindistan işçi ve emekçilerin mücadelesi peşi sıra geldi. Emperyalist burjuvazi ve dünya gericiliği, işçi ve emekçilere; "kapitalizmin başka alternatifi yok” diyerek, sosyalizmi unutturmaya çalışırken, uzak Asya’da, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan milyonların, sosyalizmi yeniden kazanma girişimleri durdurulamaz boyuttadır ve buradaki mücadele, bütün dünya emekçilerine büyük bir moral vermektedir. Herhangi bir ülkedeki işçi ve emekçilerin burjuvaziye karşı mücadelesi, bütün dünya emekçilerinin bir kazanımı, burjuvazinin ise kaybı demektir. Nepal’de ki mücadele de kendi güzergahında düşe kalka ilerlemekte ve bütün ülkelerin sınıf bilinçli işçileri buradaki mücadeleyi, destekleriyle beraber büyük bir dikkatle izlemektedirler. Buradaki devrim, bazı sarsıntılar geçirse de, kendi rotasında ilerlemeye devam edecektir. Yaklaşık bir milyar üçyüz milyon insanın yaşadığı, 17 resmi ve en az 22 farklı dilin konuşulduğu, devasa kapitalist gelişmenin yanında ona koşut olarak devasa yoksulluğun yaşandığı ve yarı-feodal ekonomik yapınında var olduğu, ve deyim yerindeyse dünyanın ekonomik, siyasal ve sosyal laboratuvarı olan Hindistan’da işçi sınıfının önderliğinde sosyalizm için mücadele hiç bir zaman sönmedi. Sosyalizm meşalesi, bazan alevlenerek, bazan ise köz halinde hep var oldu. Bugünkü Hindistan’da bazı eyaletler de kendine Marksist diyen partiler iktidardadır. Hatta Hindistan’ın üçüncü güçlü partisi olarak Hindistan Komünist Partisi (Marksist) olduğu ileri sürülmektedir. Ancak, bu partinin marksizm ile bir ilişkisi olmadığı gibi, gerçek marksistlere karşı devletle beraber savaşmaktadır. Yani, bunlar gerici devletin partileridir. Hindistan gerici devletinin her türlü baskı ve şiddeti kullanarak bastırmaya çalıştığı Hindistan Komünist Partisi (Maoist)’in mücadelesinin tarihi eskilere dayanmaktadır. Çin’deki Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin etkisiyle MLM düşüncelerin hızla yayılması ve bu düşüncelerin pratiğe dökülmesiyle, bugünkü mücadelenin başlangıcı atılmış oldu. Bu mücadelenin unutulmaz önderi ve bugün de HKP(M)’nin önder olarak kabul ettiği Çaru Mazumdar’dır. Onun önderliğindeki Naksalbari (naksalit) ayaklanması, Hindistan’ın son 50 yıllık tarihi içinde önemli bir yer tutmaktadır ve bugünkü mücadele de hala halk arasında ve hatta burjuvazi tarafından da bu adla anılmaya devam etmektedir. Naksalbari köylü ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılması ve Çaru Mazumdar’ın ölümünden sonra, Hindistan Komünist Partisi/ML, küçük guruplara ayrılarak dağıldı. Çaru Mazumdar’ın izinden giden ise HKP/ML (Halk Savaşı) adlı parti oldu. Bunun dışında daha bir çok parti ve grupta Çaru Mazumdar’ın takipçileri oldular. 1990’ların ortalarından itibaren başta HKP/ML (HS) olmak üzere diğer bir kaç parti ve grup’ta silahlı mücadeleye başladı ve süreç içinde bunların hepsi birleştiler ve birleşik partinin ismini HKP(Maoist) oldu. Maocu partilerin birleşmesiyle, bu parti önderliğinde ki sınıf mücadelesi daha ileri bir boyuta yükseldi. Kırsal alanlarda gerilla savaşı veren parti, şehirlerde ise işçi ve yoksul emekçiler içinde güçlü bir kitle örgütlenmesi gerçekleştirdi. Aydınlar arasında da giderek saygı kazandı ve onlar içinde de örgütlendi. Hindistan gericiliği, "maocuları” altetmek için, korkunç bir baskı uygulamaktadır. Son aylarda da topyekün saldırıya geçti ve bu konuda hava kuvvetlerini de kullanma kararı aldı. Her ne kadar devrimci-demokrat kesimde buna karşı tepkiler yükselse de, Hindistan gericiliği , işçi ve emekçilerin HKP(M) önderliğindeki haklı ve meşru mücadelelerini kanlı bir şekilde bastırmak amacından vazgeçmeyecektir. Hindistan Devriminin Dinamikleri Hindistan’ın Marksizmle tanışması 1900’lü yılların başına kadar gider. Lenin önderliğinde kurulan 3. enternasyonal’de Hindistan kökenli delegeler yer almıştır. Hindistan’ın Marksizmle tanışması eski olmasına karşın, 1960’lardan sonra gerçek komünist partileri kurulur. Esas olarakta BPKD’nin etkisi burada büyük olur. Bugünkü devrimci mücadelenin de bu etkinin devamı olduğunu, köklerinin oradan geldiğini söylemek, bir gerçeği vurgulamaktır. Hindistan’da işçi sınıfı güçlü bir yapıya sahiptir ve burada kapitalizm tarihi sömürgecilik kadar eskidir. Yani, İngiliz sömürgeciliği döneminde kapitalizm girmiş ve gelişmiştir. Buna karşın yarı-feodal diyebileceğimiz bir ekonomik sistemin varlığından kaynaklı topraksız ve az topraklı geniş bir köylülük mevcuttur. Nüfusun yaklaşık %60’ı nüfusu 5 binin altındaki köylerde yaşıyor. 2006’da 17 bin köylü "borç” yüzünden intihar etti. Nüfusun % 44’ü günde bir ABD dolarının altında yaşıyor. Milyonluk büyük şehirlerde yaşayanların üçte biri sefalet içinde "SLUM” denilen derme çatma klübelerde yaşıyor.( Dünya Bankası verileri) Yoksulluğa ters orantılı olarak zenginlik de bir avuç insanın elinde toplanmış durumda. Hindistan’da 53 ABD Doları milyarderinin yanı sıra 60 binden fazla milyoneri ve 350 nüfusluk milyonluk orta sınıf var (Müthatliler Birliği yayınları 2008) Hindistan devriminin dinamiklerinin başında işçi sınıfı olmak üzere genel nüfus içinde büyük bir orana sahip az topraklı ve topraksız yoksul köylüler gerilla mücadelesinin temel gücünü oluşturuyor. HKP(M)’nin de kırsal alanda dayandığı yoksul köylülüktür. Bunun yanında şehirlerde de güçlü örgütlenmelere sahiptir. Özellikle Şehirlerin yoksul varoşlarında yaşayan kitleler içinde ve işçiler arasında derinlemesine örgütlenmeye sahiptirler. Yer yer genel grevler örgütledikleri ve bu grevlere binlerce işçinin ve memur emekçilerinin katıldığı bilinmektedir. Sınıf farklılığın çok belirgin olduğu, sosyal farklılaşmanın derinlemesine yaşandığı, yani, toplumsal ve sınıfsal çelişmelerin keskin olduğu bu ülkede, doğru bir siyaset izleyen KP kitleler içnde kök salabilir. HKP(M)’de bu özelliklere sahip bir parti olduğu için kitleler içinde kök salmıştır. HKP(M), bugünkü düzeyini kolay yakalamadı. Somut koşulların somut tahlilinden hareket ederek, teori ve pratiğin birliğini ve birbirinin önünü açarcasına uygulayarak emin ve kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. O, Hindistan geçekliğini, toplumsal ve sınıfsal çelişmeleri doğru analiz edip, kendi devrimci pratiğine yön vermesini bildi. Ayrıca, burjuva basınının yansıttığı kadar HKP(M)’nin önder kadroları uzun yıllar mücadele içinde pişen kişilerden oluşmaktadır. Bugünkü durum, ağır bedeller karşılığı ilmik ilmik örülerek başarıldı. "Slumdog’un” Maocuları Sosyalizmi Er Geç Kuracaklardır Dünya gericiliği, Nepal’deki devrim mücadelesini boğmak için yoğun çaba harcadı. Ve şimdi Hindistan’daki devrim mücadelesini bastırmak için, Hint gericiliğini her açıdan desteklemektedir. Çünkü, buradaki devrimin başarısı, 1917 Rus devriminin yarattığı sarsıntı gibi dünyayı derinden sarsacatır. Dünya işçi ve emekçilerine büyük bir moral ve mücadele motivasyonu yaparken, burjuvaziye de o denli darbe vuracaktır. Bu açıdan, emperyalist burjuvazi, Hindistan’daki Maocu dalganın önüne geçilmesini isterken, uluslararası işçi sınıfı ve ezilen yığınlar ise, Hindistan işçi ve yoksul emekçilerin ve yoksul köylülüğün haklı mücadelesine en yüksek desteği, kendi gelecekleri açısından da olsa vermekle karşı karşıyadırlar. Hindistan işçi ve emekçilerin mücadelesinin gelişmesi ve boyutlanması, sosyalizme adım adım yaklaşmaları, öncelikle Himalya tepelerinden eteklerine doğru dalga dalga devrimin yayılmasını getirceketir. Salt Asya kıtasını değil, bütün kıtaları saracaktır. Bu subjektif bir gözlemden öte, gerçekleşebeilecek bir olgudur. 21. yüz yıl işçi ve emekçilerin yılı, sosyalizmin geliştiği ve güçlendiği yıllar olacaktır derken, dünya konjonktüründeki emek-sermaye arasındaki çatışmalı gelişmeler ve durumların dikkate alınması üzerine söylenmiş bir öngörüdür. Son yıllarda küçük burjuva oportünizmi, Latin Amerika ülkelerinde bazı reformist burjuva liderlerini "sosyalist” olarak işçi ve emekçilere sunmaya büyük bir gayret gösterirlerken, Hindistan’daki geleişmelere ise kulak tıkıyorlar ya da görmezden gelmeye çalışıyorlar. Oysa orada işçi ve emekçilerin ağır bedeller karşılığında zorlu bir mücadeleleri var. Buradaki mücadele ezilen kitlelerin kendi kurtuluşları için verdikleri bir mücadeledir. Latin Amerika’daki bazı reformist görünümlü burjuva liderlerin konumları ise, kitlelerin daha ileri mücadelesini geri çekmek ve reformizin içine haps ederek, onları pasifleştirmektir. Marksistlerin görevi, reformistleri ne desteklemek ne de güçlendirmek, tersine onların gerçek yüzlerini kitlelere göstermek ve teşhir etmek olmalıdır. MLM’lerin görevi; işçi ve emekçilerin çıkarlarını savunan, işçi sınıfı önderliğindeki mücadeleleri daha aktif desteklemek olmalıdır. Bunu yapmayan MLM olamaz. Ya da "onlar silah kullanıyor” diyerek, burjuvazi ile aynı jargonu kullananların "marksist” kılıklı zavallılıkları ise bir başka acınacak durumdur. Burjuvazi, devrimcileri "gül”le mi karşılıyor? Burjuvazi, kitlelerin en küçük demokratik hak mücadelelerini bile içine sindiremezken ve yer yer katliamlara varan saldırılara girişirken, bunu görmeyip, komünistlerin ve devrimcilerin meşru ve haklı mücadelelerini "terör” olarak değerlendirmek, en iyimser yaklaşımla "yanlış bir algılama”dan öte, ideolojik olarak burjuvazi ile aynı saflarda yer almaktan kaynaklanıyor. Hindistan gericiliği, HKP(Maoist)’in başta önderleri olmak üzere kadro ve üyelerine karşı bir sürek avı sürdürmektedir. Yakladıklarını ise sorgusuz sualsiz katletmekte ya da ağır işkencelerden geçirerek, ağır hapis cezalarıyla zindanlara tıkmaktadır. HKP(M)’yi destekleyen ya da destek verdiğinden şüphelenen köylüler ve emekçiler katlediliyor ya da köyler bombalanıyor. Böylesine bir vahşet uygulayan gericiliğe karşı mücadele eden kitlelerin mücadelesini görmezden gelip, burjuvazinin jargonu ve yaklaşımıyla konuşanlar işçi ve emekçilerin dorstu olamaz. İşçi ve geniş emekçi kesimleri ile Hint gericiliği arasındaki mücadelede, emperyalist burjuvazi ve dünya gericiliği Hint gerici develetine açık destek verirken, uluslararası işçi ve emekçiler de Hindistan işçi sınıfı ve ezilen yığınların mücadelesine açık destek vermelidirler. Başta işçi sınıf örgütleri olmak üzere devrimci demokratik kitle örgütleri de Hindistan işçi ve emekçilerin bu haklı mücadelesini desteklemeli, oradaki burjuvazinin katliamını ve baskılarını teşhir ederek protesto etmelidirler. Yusuf KÖSE 29 Kasım 2009 |

115217

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Partizan’ın seçim tavrı ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenenler üzerine

24 Haziran seçimlerine giderken yaşanan durum çok açık. Türk hakim sınıfları kendi klik dalaşlarını seçimler aracılığıyla belli bir dengeye ulaştırıp, en az bir beş yıl daha proletaryaya ve halka yönelik saldırganlıkta istikrar yakalamak istemektedir. Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryası ve halka, bir yandan kendisine yönelen faşist saldırganlığa karşı durmakta, diğer yandan ise çeşitli biçim ve içeriklerde sınıf mücadelesini sürdürmektedir.

Turgut Kaya’dan 24 Haziran değerlendirmesi “Kitlelere doğru politika götürmek kıskançlıkla korunması gereken bir ilkedir”

Yunanistan’da Koridallos Hapishanesi’nde tutsak bulunan Türkiyeli devrimci Turgut Kaya, tutsak bulunduğu Koridallos Hapishanesi’den 24 Haziran baskın seçimlerine ilişkin bir açıklama gönderdi.

24 Haziran Seçimleri, Komünistlerin Tutumu

Ülkemizde sınıfların hareketi-tarihsel hareketi- niteliğine ve dünyayla bağlaşıklığına bağlıdır. Duşünce zihinsel aktivitite bu gerçek hayatın yansımaları ile doludur. Cumhuriyet kuruluşunu Komprador sınıfların eğemenliğinde, azınlık ulus ve inançların taleplerini yok sayarak, görünür olduğu yerlerde onu ezerek eğemenliğini inşa etti. Komprador sınıfların ve ona yedeklenmiş sömürücü alt sınıfların ortaklığı sadece bir bağlaşıklık ilişkisi değil ortak bir kültür durumuna geldi. Komprador sınıfların büyüme gençleşme dönemleri sona erdi.

Kaypakkaya, Ortadoğu meselesine yaklaşım ve Oryantalizm

Emperyalistler arası gerilimlerin en net sahası olan Ortadoğu bugün sınıfsal durumun en verili halini ortaya koymaktadır. Bu açıdan Ortadoğu merkezli bir bakış emperyalistlerin uzun vadeli politikalarını ortaya koyacağı gibi hem de sınıf hareketleri açısından verili bir örgütlenme zemini ortaya koymaktadır. Mao Zedung’un bilimsel katkılarını daha net şekilde göreceğimiz bu coğrafyada buradaki sosyal-sınıfsal örgütlenmeye dahil olmak katkı sunmak en net haliyle MLM’yi kitle pratiği içerisinde geliştirmek anlamına gelecektir.

Kaypakkaya ve 71 devrimcilerinden kopuş

TDH içerisindeki ’71 devrimci kopuşunun Türkiye açısından ve bir bütün devrimci hareket açısından önemi büyüktür. Artık yalnızca kalemler değil, silahlar konuşmaya başlamıştır. Deniz Gezmiş ve THKO ile başlayan sürecin takipçisi Mahir ve THKPC olmuştur. Devrimin bir şamar gibi patlamasını ve bozkırın tamamen kurumasını bekleyenlere karşı da komünist önder İbrahim Kaypakkaya ve kurucusu olduğu Proletarya Partisi doğmuştur.

Taş söken “kudurmuşlar”, imkansızı isteyen gerçekçiler ve “abartılmış” devrimciler

“Yerin, göğün, tarihin, zamanın ve suyun huysuzları”ydılar onlar. Cezayir’den Fransa’ya, Vietnam’dan Çin Halk Cumhuriyeti’ne, Rusya’dan ABD’ye, Japonya’ya, Brezilya’dan Türkiye’ye, Kürdistan’dan Filistin’e… Kaypakkaya, Haki Karer, Dörtler, Deniz-Hüseyin-Yusuf, Nurhak’ta Sinan Cemgiller, Ulaş Bayraktaroğlu… Bu huysuzlar isyan ettiler, kaldırım taşlarını söktüler, burjuvazinin sırça köşklerinin camlarını kırdılar, güçlü görünenin zorbalığına isyan ettiler, özgürlük istediler, iktidarı istediler… Yendiler, yenildiler, yaşadılar ve öldüler…

…

Yerli Milli Dindar ve Politika

Yerli sözlük anlamında ‘ulusal’ anlamına gelmektedir. Ek olarak ulusa millete ait olan, taşınamayan şeyleride kapsıyor. Milli ise yerliyi içermekle beraber çoğu zaman yerli ile eş anlamlı olarak da kullanılıyor. Yerli bölgesel özelliklerin ölçeğini yansıtırken milli devletin sınırlarının ölçeğini gösteriyor.

Dindar ise belirli bir dinin kurallarına uygun olarak yaşayan kimseyi temsil ediyor. Bu üç kelime Erdoğan siyasetinin sürekli tekrar ettiği, tekrarlar arttıkça inandırıcılık taşıyor gibi görünen üç cehennem halkasıdır.

Kaypakkaya’nın yöntemi ve komünist kişiliği üzerine (Bir Partizan)

Soyut gerçeklik yoktur; gerçeklik her zaman somuttur. Kaypakkaya’nın teorik ve pratik eserini gerçeğe dönüştürmek, onu somutluk haline getirmek ancak kitlelerle buluşturmakla olacaktır. İncelemelerimiz bu amacın işaret ettiği noktaya konumlanılarak yapılacaktır.

PARTİZAN | “Kaypakkaya, kurtuluş çağrısı ve arayışıdır!”

Tarihi kitleler yazıyorsa, elinde kalemi tutanlar ve yaşananları an’a kazıyarak ona şekil verenler de önderler olmuştur!

Tarihte yığınlar ile önderlerin rolü arasında kopmaz bir bağ vardır. Yığınlar, bir kez özgürlük ve kurtuluş için sokağa çıktı mı mutlaka içlerinde en öne koşanlar, ipi ilk göğüsleyenler ve ardındakilere yol gösterenler olacaktır! Bundandır ki, tarihin seyrini değiştiren, yeni bir yol açan ve buzu kıranlar; mutlak suretle yığınların bentleri yıkan, coşkunca akan, sel suları gibi çağlayan o deviniminin içinden çıkmıştır.

İbrahim KAYPAKKAYA anısına.- Davut Kurun

İbrahin Kaypakkaya Türkiye sosyalist hareketine yeni bir bakış açısı, Türkiyede hakim siyasi değerler ve dengeleri sorgulayan bir bakış açısı kazandırdı. Daha yolun başında idi ve ilk adım olarak Kemalizm, ordu ve milli mesele konularında farklı teorik tespitler ortaya koydu. Ancak unutulmamalıdır ki, İbo’nun siyasi derinliği eldeki yazılı metinlerle sınırlı değildir. Çünkü bu metinler kendi doğrularını koyma yerine ‘Şafak revizyonizminin eleştirisi’ temelinde yazılmıştı.

Ölen ama yenilmeyen: İBRAHİM KAYPAKKAYA! Mustafa Demir

KISA NOT

1975 yılı başları idi. Stuttgart’ta İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleri doğrultusunda faaliyet yürütüyorduk. O günkü kitlelerin ve sosyalistlerin çok ilerisinde düşüncelerdi bunlar.

• Devletin faşist yapısı tahlil ediliyor, onun yıkılıp, önce demokratik bir devlet, durmaksızın sosyalist yapıya geçiş, nihayetinde komünist toplumun inşası öneriliyordu.

• Kemalizm’in tahlili yapılıyor, onun bir diktatörlük olduğuna vurgu yapılıyordu.

Sayfalar