Cumartesi Ekim 3, 2026

Hayastan’ın Yiğit Kadınlarından, Meryem Ana’ya… H.GÜRER

Anılar güzeldir! Ve bir o kadar da özel! Anılar özneldir! Yaşanan olaylarda! Anı’lar, kişilerde bıraktığı anlama, öneme, algılanışa göre de biçimlenir ve yorumlanır! Aynı olayı ve an’ı yaşayanlar tarafından aynı algılanmayı ve yorumlanmayı sağlamaz! Aynı değerlendirmelere ve ifadelere kavuşmaz… Çünkü aynı an’ı ve olayı yaşayan farklı kişiler, farklı öyküler anlatır!.. Bunun için anı’larımı yazmaktan hep kaçınmışımdır.

Kendisini çok iyi tanımadığınız, değişik koşullarda farklı paylaşımlar yaşamamış ve sınırlı zaman aralığına sıkıştırdığınız paylaşımlardan ibaretse anılarınız, aslında siz kendinizi anlatıyorsunuzdur!

Kendisi ile oğlu Armenak’ın belgesel çekimleri için gittiğimiz Stocholmda tanıştığım, ve son dönemerine tanıklık ettiğim, kayıtlara aldığımız Meryem ananın belleğimde yarattıklarını anımsayarak yazıyorum! Yazıyorum, unutmamak için! Çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz…

Uzun süredir hazırlıkları yapılan Armenak Bakırciyan (Orhan Bakır) belgesel çalışması için, ailesi ile görüşüp tanıklıklarını kayıt altına almak için Stocholm’de 2014′ün Haziran başlarında üç arkadaş buluştuk. Önce Armenak’ın annesi Meryem ana ile, ardından kardeşleri ile çekimlerimizi yaptık.

Meryem ana,  yaşının, ama esasta da hayatı boyunca yaşadıklarının ağır ve vakur ifadesi ile karşıladı bizi. Al yanakları, sevecen bakışları, ihtiyar gövdesi, şefaf dokunuşu ve içten öpüşleriyle… Sanki kabaran çorak topraktan nil nehri taşan bakışlarıyla bakıyordu bizlere. “Hoş geldiniz Armenakımın yoldaşları” diyerek bir ana şefkati ve bir okyanusu kucaklayacak kadar derin özlem ile kucakladı bizleri. Öyle ki, yüreğini acıtan anılarının ve düşlerinin sınırlarını zorlayacak denli bir özlemdi bu.

Çekim öncesi belgesel hakkında kısa bilgiler verdik aileye. Evin salonunda Armenak’ın Partizan’ın yayınladığı çerçevelenmiş bir resmi gözümüze çarptı. Yine Meryem ananın odasında da başka bir resmi!

Çekime Meryem ana ile başladık. O konuşmaya başladığında, ufak bir aralıktan yoldan geçen zamanı görüyor gibi olduk. Onun, halkının ve oğlu Armenak’ın, aslında insanlığın zamanıydı geçen! O anlattıkça, acılarla dolu zamana yağmur yağıyordu, sırılsaklamdı! Zamana ağıt yakarak geçirmişti yaşamını. Kaldrajdan gözlerimi ayırıp Meryem ananın yüz hatlarını incelemeye daldığımda, yüzünde ki her bir çizginin, aslında yaşama atılan bir çentik olduğunu fark ettim. Ve anladım ki, oysa ne kadar çok ölmüşüz yaşamak için! Hüzün içinde birbirini tanımak, en etkili yol olsa gerek?! Bizler bu etkili yolu iliklerimize, beynimizin al yuvarlarına, kılcal damarlarımıza kadar yaşıyorduk o an…

Meryem ananın yumuşak bir algısı vardı. Konuşurken “Armenim” diyordu, sesi titriyordu. Yıllar boyu alnına sahipleri görülmeyen namlular doğrulmuş bir şekilde yaşamıştı 89 yılını! Ama bu, o insanın yüreğinde ki sevgi filizini kırmayı, onu kurutmayı başaramamıştı!

Sağlığı iyi değildi. Nefes alıp vermekte güçlükler yaşıyordu. İlaçlara bağlı bir yaşam sürüyordu. “Ana nasılsın” dediğimizde, sitem eder gibi “Nasıl olsun iyiyim işte, nasıl iyi olunuyorsa artık? Biz yaşıyoruz gençler ölüyor.” yanıtını aldık. Adeta sitem ediyordu yaşama ve yaşadığına. Yaşam, ağır kırbaçlarla örselemişti yüreğini…

Armenak hakkında sorular soruyorduk. Çok yormak istemiyorduk. Her “Armenak” dediğinde, yüreğinde bir şarkının eski ve küçük bir yara izi vardı. Ve bu şarkıyı her dinlediğinde kanayan bir yaraydı içindeki. Ve biz bu çekimleri yaparken, o yarayı kendi içimizde de kanattık.

“Bir gün, bir cenaze vardı oraya gittim. Gittiğimde papaz bana ‘Armenakta ne haber’ dedi. Daha o zaman hapisteydi. ‘Dedim ne haber olacak’! Dedi ‘Biliyor musun Armenak ne söylüyor?’ Diyor ki, ‘Vaktinde bizim büyüklerimiz mücadele etseydiler, fedailerimiz hakkımızı alsaydılar, bize bu iş düşmezdi. Şimdi bu iş mecbur boynumuza düşmüş, biz mücadele ediyoruz.’ Baktım üçü de dediler ki ‘Valla doğru söylüyor, hakkaten de öyledir.’ ” diyerek Armenak ile olan anılarını paylaştı bizlerle.

“Armenimin filmi ne zaman bitecek? Ölmeden görseydim.” dedi… Armenak’dan bahsederken, gururla ve yaşadıklarına karşın bir dağ gibi dimdik durarak bahsediyordu. Ağlamadı hiç! Ancak yaşadıklarının arkasından dalgın ve göz pınarları doluca bakıyordu. Göz pınarlarının her bir damlası köhnemiş zamanları boğacak gibiydi. Yüzyıllık zaman içerisinde yitirdiklerinin ardından koşuyor yetişemiyordu. Halkının yüz yıllık yaşadıkları ve şehirlerin uzak sayıklamalarıyla dolu yaşamı 29 Temmuz 2014 tarihinde son buldu!..

Ölüm haberini çekime birlikte gittiğimiz Arnheim’da ki arkadaşın mesajı ile öğrendim. “Kötü haber. Meryem anayı kaybettik.” satırlarını okuduğumda, köhne gecenin dişleri ısırdı yüreğimi. Gecenin karanlığında ölüm ve hayatın birbirine sarılarak ağladığını, ölülerin yas tuttuğunu duydum…

Hoşçakal Hayastan’ın yiğit Kadını…

Senin şahsında, insanlığın eşit-sömürüsüz ihtiyaç ve özlem duyduğu o Altınçağ için çarpışan yiğit evlatlar doğuran tüm anaların, ellerinden  öpüyoruz…

 

98239

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar