Salı Kasım 3, 2026

Halk Düşmanı Faşist İktidar Yargılanmalıdır!

Deprem yerkürenin  doğal bir harektliliğinin sonucudur, insanlar için bir felaket haline gelmesi ise, toplumsal sistemin sınıfsal karakteriyle doğrudan ilgilidir. Bilim ve buna bağlı olarak teknolojinin gelişmediği zamanlarda insanların doğal felaketlerden daha büyük zarar görmesi doğaldı. İnsanlık doğanın hareketini öğrendikçe onunla uyumlu yaşamasınıda öğrendi.

Ancak, bu her zaman olmadı. İnsanlığın sınıflı toplumlara geçişiyle birlikte doğa ile uyumlu yaşamayı da terk etmeye başladı ve hayvanlar gibi doğayı yeniden üretme yerine, doğayı tahrip etmeye ve onu aşırı sömürmeye başladı. Bu tahribat, kapitalizmle birlikte en üst noktaya çıktı. Gelinen süreçte doğa, kendini tahrip etmenin karşılığını, Engels'in dediği gibi fazlasıyla“öcünü alıyor”

Deprem bilim ve teknolojinin geliştiği bir süreçte bir “kader” olamaz. Onu bilerek yaşamak, onu bilerek yaşamı yeniden üretmek ve onu bilerek yerleşim (barınma) yerleri hazırlamak gerekir. Yani, insanların en temel gereksinimi olan barınma sorunu, barınmanın yapısal niteliği, deprem dikkate alınarak yapıldığında ve yerleşim yerleri buna uygun olarak seçildiğinde, depremler insanlar için bir felaket olmaktan çıkıp, doğanın doğal bir olayı olarak kendi harektliliğini sürdürür.

Ne var ki, ücretli kapitalist sistemde her şey meta haline getirildiği için, doğayı yeniden üretme ve onun en doğal diyalektik harektliliğine ters işler yapılmaktadır. Çünkü burjuva özel mülkiyeti üzerine kurulu kapitalist toplumsal sistem, aşırı kar ile hareket ettiğinden insana düşman olduğu gibi doğaya da düşmandır. İnsanı tahrip ettiği gibi doğayı da aşırı bir şekilde tahrip etmektedir.

6 Şubat 2023'te Maraş merkezli ardarda iki depremin meydana gelmesi ve TC tarihinin depremden kaynaklı en büyük felaketi (katliamı demek daha doğru) haline dönüşmesi, tamamıyla kapitalist sistemin, aşırı kar hırsının doğal bir sonucu ortaya çıkmıştır. Yer bilimcileri tarafından, şu anda (13.02.2023) deprem bölgesindeki enkaz altından çıkarılanların sayısının kat kat üstünde enkaz altında insan olduğu söyleniyor.

TC devleti tarihine kabaca bakıldığında, depremler işçi ve emekçiler için bir felakete dönüşmüştür. Sadece bugün değil geçmiş depremlerde de aynı sonuçlar yaşanmıştır. Aynı büyük acılara katlanılmak zorunda bırakılmıştır halk. Yaklaşık 24 yıl önce yaşanan 17 Ağustos 1999 depreminde de binlerce insanımız katledilmiştir. Bugün konuşulan o günde konuşuluyordu  ve bugün suçlanan “müteahhitler ” o günde suçlanıyordu. Kapitalist sistemin sahipleri burjuvazi ve onun siyasal temsilcileri sisysi iktidarlar bir kaç müteahhiti “suçlu” göstererek, kapitalist sistemi aklama yoluna gidiyordu. Bugünde aynısını yapıyorlar. Bu, elbette müteahhitlerin suçsuz olduğunu göstermez. Ama esas suçlu kapitalist sistemin kar ekonomisi, aşırı kar hırsıdır. Yani, sermaye devletinin sermaye birikim ekonomi politikasıdır. Sadece AKP iktidarı döneminde sekiz defa immar affı ya da diğer adıyla “immar barışı” (7,8 milyon bina[1]) çıkarılması, kar ekonomisinin insanların cangüvenliğine doğrudan saldırısıdır.

Halkın acılarıyla sermaye birikimi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Sermaye birikimi ve sermayenin merkezileşmesi artıkça, bununla doğru orantılı olarak işçi ve emekçilerinde acıları bir o kadar artar. Yani, yaşam kaliteleri düşer, güvensizlikler artar, acıları çoğalır. Depremin ilk iki gün borsanın açık tutulması ve tepkiler sonucu kapatılması, sermaye düzenin insanların  canını kurtarmakla değil, onu nasıl sermayeye dönüştürürmün bir uygulmasıdır. Ve acılar sermayeye dönüştürülmüştür. Bir başka söylemle halkın acıları ve ölüleri üzerinden kumar oynanmıştır.

Burjuvazi için bu bir “felaket” ya da “katliam” değil. Bu onlar için bir “kriz”de değil. Tersine büyük bir sermaye birikim aracıdır. Şu anda hepsi bu “enkaz”ların kaldırılmasında ve yeniden bir sonraki depremde enkaz haline dönüşecek binaların ihalesini kapma ve karlarını en azamisine çıkarmanın hesabını yaptıklarından kimseninm şüphesi olmasın.

İktidarı ve muhalefetiyle burjuvazi, kapitalist sistemin savunucularıdır. Bugün bir çok burjuva devletinde varolan devletin kamu kuruluşlarının ortadan kaldırılması, sömürü ve zulmün ağırlaştırılması, burjuvazinin aşırı sermaye birikimi eğiliminden kaynaklanmıştır. “Tek kişilik cumhurbaşkanlığı sistemi”ni denen tekelci devlet sisteminin stabilize edilmesinin bütün tekelci kesimlerin tarafından desteklemesinin nedeni de budur. Bu sistem sayesinde tekelci Türk burjuvazisi, özelleşitmeleri hızlandırarak dış sermaye yatırımlarını artırarak emperyalist bir karakter kazanmıştır.

Türkiye ve Kürdistan ve  Suriye halklarının acısı büyük. Bu acıyı yürekten paylaşıyorum. Ancak, acı ve öfkelerimizi doğrudan kapitalist sisteme yöneltmeliyiz. Bunun bir doğa üstü kader olmadığını, tersine kapitalist sistemin aşırı kar hırsının ve her şeyi metalaştırmasının bir sonucu olduğunun bilincine vararak, mücadeleyi başta AKP-MHP faşist iktidarı dahil, esas olak kapitalist sisteme yöneltmelidir. Kapitalist sistem yıkılmadan bu tür katliamlart daha çok yaşanacaktır. Ve burjuvazi, enkaz altındaki halkla dalga geçer gibi, kurtarma ekibi yerine, öncelikle seyyar mescit göndermesi bitmeyecektir. Ve işçi sınıfı ve emekçilerinm vergisiyle savaş için beslediği ordusunu bir kaç saat içinde Kürt bölgelerini bombalamak ve işgal etmek için hazırlarken, deprem bölgesinde kurtarma çalışmalarına sokmamıştır. Yoğun tepkiler sonucu, tepkileri yatıştırmak için çok az bir askeri birimi deprem alanlarına sevk etmiştir.

“Bay kemal” ve partisi CHP ve “altılı Masa” denen ahırdaşlar, büyük bir katliama dönüşen felaket karşısında hükümetin istifasını ve başta cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere tüm bakanların ve diğer sorumluların  tutuklanarak yargılanmasını isteme yerine, halka “seçimi bekleyin” çağrısını yapacak denli aşağılaşarak, çürümüş faşist sistemin bir çarkı haline gelmişlerdir. Tam da iktidardaki Erdoğan kliğinin istediğini, halkı pasifize etme görevini yerine getiriyor. “Bay kemal”in en iyi “becerdiği iş” budur. Burjuva muhalefet, iktidarın halkı daha da baskılama aracı olan OHAL ilanına bile doğru dürüst karşı çıkmadı. Ahırdaş “altı masa” bileşenlerinin çoğu destek verdi.

Oysa bütün halk sokaklara dökülmeli ve Erdoğan ve tüm suç ortaklarının tutuklanıp yargılanmalarını istemeliydi. Halka bu çağrı yapılmalıydı. Hiçbir burjuva muhalefet politikacısının ağzından “Erdoğan istifa” sözü çıkmadı. Kitlelerin ilerici hareketi olmadan, toplumsal olarak hiç bir ilerici gelişme ve demokratikleşme olamaz. Hiçbir burjuva siyasetçisi ya da partisi kitlelerin ileri demokratik taleplerine karşılık veremez.Gerisi, küçük burjuva reformst ilizyonlarla kitleleri oyalama taktikleridir.

Burjuva muhalefetin ve başta da AKP'nin uzun zaman stepnesi olan “Bay Kemal” ve partisi CHP'nin, “muhalifliği”, depremin halk için bir felakete ve katliama dönüşmesine karşı değildir. Çünkü o, bu sistemin, tekelci devletin savunucusu ve koruyucusudur. Eleştirileri, “beceriksizliklere” dairdir. Depremin halk için bir felakete dönüştüren kapitalist sisteme karşı değildir. 17 Ağüstos 1999 depreminde de bir başka “bay kemal” (Ecevit) vardı. Sorun, kişi sorunu değil, sistem sorunudur. Kapitalist sistem varolduğu sürece halkın acıları hiç bitmeyecek, tersine geline süreçte acılar daha da artarak devam edecektir. Çünkü kapitalizm doğaya ve insanlığa karşı bir sistemdir. Çürüyen kapitalizm ne doğayı ne de onun bir parçası olan insanı kurtaramaz. Daha genel anlmada, dünyanın ekolojik dengesinin hızla bozulması ve bundan kaynaklı felaketlerin artması, bütünsel olarak kapitalistl  sistemin aşırı kar hısrsından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle, işçi sınıfını ve emekçileri kurtacak olan sosyalizmdir. İşçi sınıfı için en büyük felaket kapitalist sömürü sisteminini varlığıdır. Tekelci burjuvazinin sınıf egemenliği olan iktidarı ve devletidir., kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmalıyız.  Burjuvazinin kokuşmuş ve çürümüş yüzyıllık cumhuriyetini tarihin çöplüğüne gömerek, sosyalizmi kurmalıyız.

Devrimci ve komünist saflarda örgütlenerek, öfke ve acılarımızı bu sisteme yöneltirsek, bunu başarabiliriz ve başarmalıyız. İşçi sınıfı ve emekçilerin tek kurtuluş yolu budur! 13.02.2023

[1]    https://www.dogrulukpayi.com/bulten/son-imar-affindan-7-milyonun-uzerinde-konut-ve-isyeri-yararlandi

 

8880

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Öldürülüyoruz Kirvem! (Ozan Uğur)

Bazen, bağırarak başlamak iyi bir yöntem mi diye düşünürüm. Böyle zamanlarda aklıma hep Hande’nin* 2015 Trans Onur Yürüyüşü’ndeki görüntüleri gelir. Oturup üstüne düşündüğümüzde, Hande’nin gazetecilere „görüyorsunuz ama yazmıyorsunuz!“ diye bağırdığı şeyin, aslında birilerinin „hassasiyetlerine“ uygun bir biçimde yaşamadığımız için insan haklarımızdan mahrum bırakıldığımız olduğunu görürüz.

Ruhunuz Şad Olsun, Ülkemin Evrenselleşen Güzel Kadınları-Şewşin Riz

YAŞAMI, KADINCA BİR SAVAŞTI
Tarihin bazı kesitlerinde çok güçlü karakterler oluşur, etraflarında gelişen olay örgüsüyle o kadar etkilerler ki, sadece kendileri degillerdir, kendileriyle, tarih ve toplumu da var ederler.

Tarihsel haklılığımızla, şehitlerimizin izinde yürüyelim!

Tarih, bir dönemin tanıklıklarını içerisinde barındırır. Bu bir yenilgi olur ya da bir zafer, bir keşif olur ya da bir dogma. Bu diyalektik bağın ezilenlerin tarihini, öğrenme ve öğretmesi anlamında önemli ve değerlidir. 68 kuşağının öğrenci önderlerinin ülkemiz topraklarına ardıllarına bıraktıkları öğretiler gibi. Devrimcilerin, devrimci özü barındıran bu diyalektik tanıklığı, pratiğin teorisi olarak Pir Sultanlardan ve Şeyh Bedrettinlerden günümüze, yaşamımızın rehberi olarak geldi.

EKİM DEVRİMİ VE PARTİ | Parti, sağ ve sol her türlü oportünizme karşı mücadele yürütmeseydi zafer sağlayamazdı!

Proletarya Partisi,  sınıfının bir parçasıdır, onun en iyi, en ileri, en sınıf bilinçli, en yetenekli, en fedakar ve bundan dolayı en devrimci bölümüdür. Kuşkusuz partinin önderleri de bu “en”lerin “en”lerinden olmak durumundadır.

ANLATI | “Dogmatik bir sosyalizm analizi yapanlar, emin olun, Rojava’da yaşamıyorlar!”

Devrimci İnşa Örgütü’nden Rojava’ya dönem dönem giden ve bu süreçte Proletarya Partisi gerillaları ile birlikte kalan, bu sayede Komutan Nubar Ozanyan ile de tanışma fırsatı bulan İsviçreli bir kadın devrimciyle enternasyonalizmi, Rojava Devrimini ve Nubar yoldaşı konuştuk. Onun ifade ettikleri sorularla dahi katkıda bulunmaya gerektirmeyecek kadar berrak ve netti.

Sizin de aşağıda bu ifadeleri okuduğunuzda aynı düşünceyi paylaşacağınızı düşünüyoruz.  Bu nedenle, sizi bu devrimci kadının söyledikleriyle baş başa bırakıyoruz:

DERSİM DOSYASI -1-2-3-4-5-6. (bölüm)

DERSİM DOSYASI -1- | Dersim tarihi üzerine kısa bir değini

"Kaypakkaya'nın bayrağı asla yere düşmeyecek!"

Rojava: Proletarya Partisi’nin Kobanê sürecinin başından beri varlığını sürdürdüğü Rojava ve Suriye’de savaşçı öznelerle Rojava açılımını, Nubar Ozanyan’ı, HBDH’yi konuştuk. Sorularımıza TKP/ML TİKKO savaşçıları Mahir Bakırcıyan ve Misak Manuşyan cevap verdi:

– Kendinizden biraz bahseder misiniz? Sizi Rojava’ya getiren nedir?

Halkımızın deyimiyle “on parmağında on marifet” olan yoldaş: Ali Uçar

1959’da Dersim’in Ovacık ilçesi Çekperi (Güney Konak) köyünde doğdu. Yöre halkı gibi ailesi de Kürt’tü. Yoksul bir ailenin ortanca çocuğuydu. Köyünde ve Ovacık’ta ilk ve ortaokulu bitirdi. Aile durumları pek iyi olmadığından dolayı öğrenimini sürdüremedi ve küçük denecek yaşta ailesine ekonomik katkıda bulunmak amacıyla İstanbul’a gitti. Çeşitli işyerlerinde çalışmaya başladı.

Geç kalınmış bir anlatım: Ahmet Şahin yoldaşa dair

Yoldaş 1965 Elbistan doğumlu, Ankara Tıp Fakültesi öğrencisi ve Ankara TMLGB İl Komitesi üyesiydi. Ankara TMLGB’nin inşasında yer alan yoldaşlardan biridir. Mersin’in Osmaniye mahallesinde bulunan işkencesi ile ünlü olan bir karakolun imha edilmesi için yapılacak eylemde yer alır.

Karakolun basılmasını örgütleyen yoldaşlardan biri de 1997 yılında Bayrampaşa Hapishanesi’nde şehit düşen Polat İyit yoldaştı.

Burjuvazinin Halleri Ve Mücadele Taktikleri (1)

2018, İran gerici-faşist molla rejimine karşı, çeşitli milliyetlerden İran işçi ve emekçilerinin direnişiyle karşılandı ve bu direniş, dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları için mücadelenin motivasyonu olmuştur. Ve bu direniş 2018 yılının, emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişmelerin daha da derinleşeceğini gösterirken, kapitalist sisteme karşı işçi ve emekçilerin direnişlerinin de gelişeceğinin bir işareti olarak okunabilir.

 

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:: Elleri ve silahlarıyla devrimi yaratanlara! Ocakta, Kavgamızda Ölümsüzleşenlere!

Ocak ayının son haftası düzenlenen “Parti ve Devrim Şehitleri Haftası”na ilişkin Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninst(TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu(TİKKO) Rojava Komutanlığı yayımladığı açıklamada, “Bizler asla elleri ve silahlarıyla devrimi yapanları unutmayacağız.  Yaptıklarıyla ve sözleriyle konuşulanlar var oldukça unutulmazların sayfalarında yenilmezler listesinde hep onların yoldaş isimleri yazılı kalacaktır” diye belirtildi.  

Sayfalar