Perşembe Eylül 17, 2026

Öldürülüyoruz Kirvem! (Ozan Uğur)

Bazen, bağırarak başlamak iyi bir yöntem mi diye düşünürüm. Böyle zamanlarda aklıma hep Hande’nin* 2015 Trans Onur Yürüyüşü’ndeki görüntüleri gelir. Oturup üstüne düşündüğümüzde, Hande’nin gazetecilere „görüyorsunuz ama yazmıyorsunuz!“ diye bağırdığı şeyin, aslında birilerinin „hassasiyetlerine“ uygun bir biçimde yaşamadığımız için insan haklarımızdan mahrum bırakıldığımız olduğunu görürüz. Giydiğimiz kıyafetler, yatakta seviştiğimiz pozisyon, eğlence anlayışımız, bedenimizde yaptığımız/yapmak istediğimiz değişikler, sekse olan arzumuzun oranının ve/veya yönünün aynı/eşit olmayışı, cinsiyet beyanımızın/ifademizin farklı oluşu ya da hiç olmayışı, aşkı algılayışımızın tek eşli ya da tek aşklı olmayışı, aile kavramını normlara uygun yorumlamıyor oluşumuz gibi aslında kendimizden başka hiç kimseyi ilgilendirmeyen tercih ve/veya yönelimlerimizden kaynaklı; toplumsal tefrite maruz bırakılıyor, psikolojik veya fiziksel şiddet görüyor, güvenceli çalışma/barınma/ulaşım hakkımızdan yoksun bırakılıyor, eğitim/sağlık gibi sosyal hizmetlere erişimimiz engelleniyor, sistematik işkenceye uğruyor ve ÖL-DÜ-RÜ-LÜ-YOR-UZ!

Temel insan haklarından yoksun bırakılan herkes gibi de örgütlemek ve mücadele etmek istiyor, bunu da bir şekilde yapıyoruz. Ezildiğimiz yerden kalkıp hayatlarımızı kuşatan bu cendereyi dağıtmak için de olduğumuz „şey“ olarak mücadele ediyoruz. Bunu yaparken de bütün ezilenlerin kurtuluşunun aynı yerden olacağına olan inancımızla sadece LGBTİ+’lara yönelik nefretle ve şiddetle değil her türlü ayrımcılık ve şiddete karşı mücadele ediyoruz.

Bu mücadelenin doğalında işçi, köylü, kadın, Kürt, Alevi, Siyahi, göçmen, mülteci örgütleri gibi birçok dernek, parti, sendika/meslek odası, uluslararası örgütlenmelerle bir araya geliyor mücadele içinde birbirimizi tanıyor ve birbirimizden öğrenmeye çalışıyoruz. Şüphesiz bu her zaman böyle söylendiği ve yazıldığı gibi kolay olmuyor. Farklı ekonomik sınıflardan, cinsiyet kimliği/ifadesi ve cinsel yönelimlerden, uluslardan, kültürlerden, inançlardan/inançsızlık biçimlerinden birçok ezilenin ortak sorunu olan „genel ahlak“ gibi bir soruna karşı mücadele ederken kullandığımız „silahlar“ bazen bir şekilde siper yoldaşlarımızı rahatsız eder. Bu rahatsızlık da bilinçli ya da bilinçsiz olarak farklı şekillerde kendisini gösterir. Genellikle aslında iyi niyetlerle dile gelen bu tür söylemlerin altında da, sisteme karşı mücadele ederken kendi gerici ve sistemle uyum içinde olan yönlerimizle savaşmaktan kaçmamız yatar.

İçinde yaşadığımız ancak bir şekilde bir yerlerinden karşısında durduğumuz bu sistemin, geriliklerinden azade olmamızın mümkün olmadığı ya da bu geriliklerin kendi kendine yok olmayacağı aşikar. Tek bir ezilen sınıfın kurtuluşunun gerçek anlamda mümkün olmadığı da, sistemin her fırsatta can feda kazanılan haklara saldırdığı da öyle…

Bu nedenle de birilerinin emperyalizme karşı attığı bir kurşun, bir çığlık, bir taş, bir slogan, bir öpücük, bir sütyen, bazen bir tokat, bazen de bir göbek… Her ne olursa olsun, ezilenlere her tarafından saldıran bu sistemin herhangi bir tarafına indirilmiş her darbe, ezilenlerin ve dolayısı ile doğanın özgürlüğüne atılan bir adım olacaktır. Tabi ki atılan her göbek, birlikte mücadele ederken tek tek bizlerin de geri yönlerine çarpıp orayı sarsacak, ilerlememize yardım edecektir. Ancak bu çarpmanın bir sonraki aşamada geriliklerimizi yıkabilmesi için ezilenlerin adil, gönüllü ve özgür bir biçimde birlikte mücadeleye inanması gerekmektedir. Aksi takdirde atılan göbeğin çarptığı geri yönümüz yıkılmayacak ve hatta nasırlaşarak egemen sınıfların (ekonomik, cinsel, ulusal, kültürel, inançsal vb. tümü) koruma duvarı haline gelecektir.

„Sisteme karşı diye ahlaki yozlaşmayı da savunacak değiliz ki, kirvem“

Neyin „ahlaklı“ ya da yozlaşmamış olduğu tartışması bir yana birilerinin giydiği ya da giymediği şeylerin, ettiği ya da etmediği dansların kimi, niye rahatsız ettiği meçhul değil oldukça aşikardır. Zira kurmayı hayal ettiğimiz yeni bir yaşam biçimine daha şimdiden birilerinin sadece „farklı olduğu“ gerekçesiyle tehdit olduğunu düşünmek „yozlaşmış“ bir düşünce yapısının ürünüdür. Bugün Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan faşizme şöyle uzaktan baktığımızda dahi bunu görmek mümkündür. İktidar yatak odama kadar girdiyse ve beni katlettikten sonra soyup etimden utanmanızı bekleyecek kadar aptallaştı ve çıldırdıysa; işte o zaman benim tercih ettiğim herşey, iktidarın iktidarını iktidarsızlaştırmaya yarar. İç çamaşırımdan tercih ettiğim yatak örtüsüne, sevişme pozisyonumdan çırılçıplak etime kadar herşey!

Ve ezilmeye karşı sızlanmayı bırakıp ayağa kalktığım anda da iktidarın karşı çıktığı herşey bir silaha dönüşür. Bu nedenle erkin „cıvıklık, ahlaksızlık, gereksiz…“ diye tanımladığı ve aslında kendimiz dışında hiç kimseyi ilgilendirmeyen bu tercih ve seçimlerimiz artık sadece bizi değil bizimle aynı ya da benzer yerlerden herkesi ilgilendiren bir silaha dönüşmüştür.

Peki kim bu erk?

Direkt bir cevap olacak ise „özgürlüğüme (ekonomik, cinsel, ulusal, kültürel, inançsal) kasteden şeyin kendisi erktir.“ Bu bazen kötü bazen iyi niyetli bir patron, polis, ebeveyn, büyük kardeş, şef, başkan, „arkadaş“, komşu ve hatta „yoldaş“ olabilir. (Tırnak içine aldığım „yoldaş ve arkadaş“ kavramları ilk etapta her şekilde „pozitif“ görünse dahi iktidar algısı kendisini günlük hayat ve mücadele içerisinde bu maskelerle korumaya alabilir. Hatta daha „demokratik“ bir biçimde kendisini eşit ve adil görünen ilişkiler içerisinde dahi gösterebilir. Tırnak içine almadığım kavramlar ise küçük ya da büyük iktidar biçimlerini doğalında barındırdığından her zaman ve herkes için tam anlamı ile pozitif olmayabilir)

Bu arkadaşça ya da yoldaşça kurulan egemenlik ilişkisi ise bizler sisteme karşı mücadele ederken sistemin barikatlarımıza soktuğu bir silaha dönüşür. Örneğin siz erkek egemen algının size izin vermediği bir mini eteği ya da elbiseyi belki de ilk başta sadece kendi „ahlaksızlık ya da yozluğunuzdan“ kaynaklı giyersiniz. Sonra bu mini etek kurduğunuz „yoldaşlık“ ilişkileri içindeki iki yüzlü ahlakı teşhir eder ve bir silaha dönüşür. Ancak bu silahın doğru ve stratejik kullanımı konusunda „yoldaşlarınızı“ ikna edene kadar ya da siz bu silahın gücünün farkına varana kadar egemen ilişki biçimleri nedeniyle sistemin silahı haline gelebilir.

Toplumun hassasiyetleri ve ahlakı nedeniyle karşı çıktığımız birşey aslında bir başkasının özgürlük talebi olabilir ve aynı sistem sizi 100 yıl sonra buna sahip çıkarak gerici olmakla suçlayıp, özgürlük düşmanı olduğunuzu iddia edebilir. Işte tam da burada attığı göbeği sistemin kendisini hapsettiği yerler dışında yoldaşlarının veya arkadaşlarının yanında atmayı tercih eden birisinin eylemini sorgularken bizim de yanlış düşünüp aslında farkında olmadan yıllarca sistemi güçlendirmiş olabileceğimizi anlamak gerekir.

Kimdir bu erk ve nedir bu ahlak sorularının cevapları ise tam da burda yatar: „Özgürce göbek atmam kimin özgürlüğüne tacizdir? Kimsenin! Nasıl özgürlük için ölümsüzleşenlere hakarettir kendimi ifade ettiğim bir mini elbiseyi giymek? Öyleyse gerçekten de özgürce göbek atamayacaksam, sizin gözünüzde de ‚ahlaksız‘ olarak kalacaksam ben bu yeni ya da eski düzeni niye isteyim?“

*Hande Kader, trans aktivist, seks işçisi. Katıldığı 2015 Trans Onur Yürüyüşü’nde polis tarafından darp edilerek göz altına alınmış ve bu sırada da direnmeye devam etmiştir. Yürüyüşü ve polis saldırısını çeken medya çalışanlarına „görüyorsunuz ama yazmıyorsunuz!“ diye bağırarak translara yönelik sistematik şiddet ve ayrımcılığın medya tarafından görünmez kılındığına, bu sayede polis saldırılarının desteklendiğine dikkat çekmiştir. Hande Kader, 2016 yılında seks işçiliği yaptığı Istanbul’da bir caddede çalıştığı sırada müşteri kılığında gelen transfobik kişi ya da kişilerce kaçırılmış ve yakılarak katledilmiştir. Cenazesi kayıp ilanı veren arkadaşları tarafından bulunmuş, polis hiç bir çaba harcamamıştır. Aynı şekilde birçok kadın kurumu, insan hakları kurumu, devrimci demokrat kurum „seks işçisi ve trans kadın“ olduğu için Hande Kader cinayetine gereken tepkiyi vermemiş, yine bu tepkisizlik nedeniyle LGBTİ+ aktivistlerinin çabaları ile örgütlenen meclis ziyaretleri ve sokak eylemleri güçlü olmasına rağmen yalnız kalmış ve Hande Kader dosyasında bugüne kadar tek bir ilerleme kaydedilememiştir.

(Devam Edecek) 

51033

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar