Pazartesi Eylül 21, 2026

Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda/ Hasan Aksu

Kadın sorunu yalnızca sınıf sorunu olarak ele alınamaz, görülemez. Kadın sorununda asıl çelişki cinsiyet sorunu olarak görülmelidir.

Sosyalizm de dâhil bütün sınıflı toplumlarda, cinsiyet sorunu vardır. Kadın cinsiyet ayrımcılığı bu toplumlarda temel sorunlarından biridir. Eğer ki kadın sorunu yalnızca sınıf sorunu görülür de, cinsiyet ayrımcılığı görmezden gelinirse toplumun ana yaralarından birisi olan kadın sorunu doğru ele alınamaz kavranamaz. Komünizme gidilecek yolda bir ayağımız topal kalır. Aynı zamanda kadın sorunu sınıf mücadelesi sorunudur. Açıkçası sömürü sisteminde erk/erkek burjuvaziyi, kadın proletaryayı temsil eder. Bu kapitalizmden komünizme geçiş sürecinde böyledir.  Çünkü her yeni dönemde çelişkiler değişim yaşayarak devam eder, yerini başka bir çelişkiye bırakır. Komünizm bütün toplumların en ilerisi, gerçek özgürlüklerin fışkırdığı devletsiz, sınıfsız bir toplum olacağından, kent ile kır arasında ve kafa ile kol çelişkisinin ortadan kalktığı, insanın insan tarafından sömürülmediği bir toplumda yaşayacağımızdan eski çelişkiler yerini yeni maddi çelişkilere bırakacaktır.  Şunu söyleyebilirim: Komünizmde de Kadın sorunu, yani cinsiyet sorunu olacaktır ama çelişki özünü değiştirerek yeni bir şekil alacaktı. Kısacası çelişkiler ortadan kalkmayacaktır.

 Devrimcileşme sürecinin sürekliliği içerisinde burjuva aileden kopma çabası da sürekli ve çatışmalı olmaktadır.

Bu anlamda her aile ve aile ortamı ayni zamanda bu çatışmanın yaşandığı bir arena gibidir.

Doğal olarak bundan ben de bağımsız değilim. Egemenliğin bir uzantısı olarak eşimle ve kızlarımla çatışmalar yaşamaktayım. Çünkü bütün ilerici özelliklerime rağmen içgüdüsel otoriter bir egemenlik parçası olarak sürekliliğini istememekteyim. Bu egemenliği kültürel alışkanlık ve şekillenmenin yansıması olarak bırakmak istemiyorum. Bastırmacı, kavgacı, sekter davranışlar göstererek burjuva yanlarımı korumaya ve bunu süreklileşmiş bir egemenlik biçimine eğilimlerimi fark ediyorum. Karşımda bilinçli sorunlarını gören, haklarını tavizsiz savunan dirençle karşılaştığımda geri adım atıyorum.  Bu elimdeki iktidarı gönüllü sizlere bıraktım anlamına gelmiyor elbette! Ama değişim gerçekleşiyor. Ve değişim sadece benim zihinsel ya da ideolojik yapımla değil bu kadın dünyasının zihinsel ve ideolojik yapısıyla çatışma halinde nesnel oluyor. Yani bütün engelleme çabalarına rağmen sınıf mücadelesi burada da haklıdan yana işliyor.

1. BÖLÜM devam edecek...

 

103393

Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda/ Hasan Aksu

Can Serdar… /Nubar Ozanyan

Dünyayı, kim olduğunu anlamaya-tanımaya çalışan Heval Serdar, bildiğini söyleyen ve söylediğini bilen insandı. Yaşamı boyunca bir yandan bir şeyler yazdı, bir yandan yazılacak değerler bıraktı. Bu uzun ve çileli yolda bütün hakikat savaşçıları gibi büyük acılar çekip bedeller ödedi. Amed 5 No’lu Zindanı’nda gizli bir Ermeni, açık bir devrimci olarak ağır işkenceler gördü. Sağlam ve onurlu duruşundan; ezilenden ve mazlumdan yana olan, net tutumundan dolayı kalbi zulme ve soykırımlara dayanamadı.

Güzel Ana’nın öyküsüdür: ‘Dünyanın bütün anneleri birleşin’

20 Eylül 2017’de aramızdan ayrılan Güzel Ana’nın anısına…

Trump Kâbusu ve Emperyalist ABD[*]

“Bir çocuk ağlasa dağ başında

gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
bilin ki kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
darağacında Amerika var.”[1]
 

Avrupa’da Korona virüs ve Coğrafyanın Panaroması!*

Belçika: Belçika’da hastalığa yakalananların sayısı 61.106 olarak açıklanmıştır. İyileşenlerin sayısı 16.918 iken, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 9.731 kişi olarak kayıtlara geçmiştir.

Münih Politik Tutsaklar davasında; açığa çıkan öğretiler üzerine…

Münih TKP-ML davası, tutuklama süreciyle birlikte 5 yıl 4 ay gibi uzun bir süreci kapsadı. Ve 4 yıl 3 ay içinde de 234 duruşma yapıldı.

Her duruşma günü, ortalama 6 veya 7 saat süren oturumlarla oldu. Tüm bu zaman içerisinde hem dışarda hem de salonun izleyiciler bölümünde, büyük bir dayanışma örneği sergilendi.

Bu dayanışmaya dahil olan, yerli ve göçmen kurum, parti ve örgütlerle birlikte tek tek devrimci, demokrat ve duyarlı bireylerde bu dava sürecimizde bizleri yalnız bırakmadırlar.

Dünyaya Barış Sosyalizmle Gelecek!

"Sömürüye, doğanın yok edilmesine, kadının kurtuluşuna, halklar arası düşmanlığa son verecek sosyalizm ve komünist toplum, kalıcı barışın da tek teminatıdır"

1 Eylül 1939, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı tarihtir. Savaş, Alman emperyalizminin Polonya’yı işgaliyle başladı. Hitler Almanya’sı Avrupa topraklarına, Balkanlar’a, nihayetinde Sovyetler Birliği topraklarına göz dikerek dünya imparatorluğuna soyundu.

Bir “İzmirkolik”in Serüveni[*]

“Bardaktan boşanırcasına

Bir yağmurdur bizim için yaşamak.”[1]

“Geride kaldı” denilen “eski(meyen)” iç savaş günleriydi: Grev çadırlarından, namluya sürülmüş mermi gibi soluk soluğa koşuşturmalardan, civanmert fedakârlıklardan, İzmir’den (ya da Eşrafpaşa’sından) anımsıyorum ‘Baterist’i…

12 Eylül karanlıklarından sonra da, el kapılarının gri gökleri altındaki Paris’teydik; ‘Camcı Hikmet’ti lakabı...

Anadolu’nun Otokton Halkı Rumların Hâli[1]

“Geçmiş asla sona ermez,

hatta geçmez bile.”[2]

 

Makina Sahipleri İşsiz Bırakır

Belki de bir gün işsiz robotlarla okeye duracağız.

Kim bilebilir.

Ama şimdilik.

Kimine göre makinalar işsiz bırakır.

Kimine göre de bırakmaz.

Bana göre de makinalar işsiz bırakmaz.

Şayet işin içine makina sahiplerini de katmazsak.

Elbette ki bana göre de makinalar işsiz bırakmaz.

Türküler(İmiz) ve Biz[*]

 

 

“Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim

Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.”[1]

 

Türküler(imiz) deyince aklıma MÖ. 500’lerde yaşamış Miletli filozof Thales’in, “Halkların türkülerini yaratanlar kanunları yapanlardan daha güçlüdür,” deyişiyle; Nâzım Hikmet Ran’ın dizeleri gelir:

“İnsanların türküleri kendilerinden güzel,/ kendilerinden umutlu,/ kendilerinden kederli,/ daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini./

Kampanyaların önemi üzerine

Sınıf mücadelesinde stratejik hedefimiz sınıfsız ve sınırsız bir dünya kurmaktır. Bu azami hedefin sonunda kurulmak istenen komünist bir dünyadır. Bu hedef, her ülkenin tek tek kapitalist-emperyalist sistemden koparak, sonra birleşerek insanlığın hayal ettiği dünyayı kurmaktır.

Enternasyonal proletaryanın Türkiye kurmayı olarak proletarya partisinin asgari programı önce Demokratik Halk Devrimi’ni gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizme ulaşmak, sonunda komünist topluma varmaktır. Bu proletaryanın öncü ve önder örgütünün toplamdaki stratejik hedefidir.

Sayfalar