Pazar Ekim 4, 2026

Güvenli alanları terk edelim

İçerde ve dışarıda Türk devletinin yaşadığı kriz her geçen gün farklı bir boyut kazanarak devam ediyor. Türk devletinin esas olarak Kürt sorunu merkezli yön verdiği politikaları, ezilenlere yönelik baskı, saldırı ve şiddet oldu. Özellikle Suriye ve Irak Kürdistanı’ndaki Kürt halkının ulusal hak kazanımlarına yönelik tehditler devam ederken, Türkiye sahasında farklı toplumsal kesimlerin öfkesini dizginlemek ve bir araya gelişleri engellemek için baskı sürekli diri tutuldu. Önümüzdeki süreçte gelebilecek olan daha büyük isyan ve direniş dalgalarına kitlelerin dağınık ve hazırlıksız girmesini başarabilmek için Türk Devleti OHAL koşulları ile ülkeyi yönetmektedir. Nitekim kısa süre önce OHAL’in 5. kez uzatılacağının bilgisi medyaya servis edildi.
Ezilenler açısından zorlu, parçalı ancak bir o kadar da direniş dolu günler yaşanırken Rojava’da komünist bir savaşçı Nubar Ozanyan’ı, Kaypakkaya geleneğinin önemli temsilcilerinden Serdar Can’ı ve kimsesizlerin anası olmayı başarmış Güzel Anamızı ölümsüzler arasına uğurladık. Nubar, Serdar, Güzel yoldaşlarımız ve onlardan önce ölümsüzleşenlerimiz hiç şüphesiz geleceği değiştirme, eşitlik ve özgürlük mücadelemizde hep yanı başımızda olacaklardır.

Geleceği değiştirme ve kazanma mücadelemizde; Nubar Ozanyan, Serdar Can ve Güzel Şahin yoldaşlarımızın yaşamları, devrimci bir örgütün nasıl olacağının da izlerini taşımaktadır. Ölümsüzleşen üç yoldaşımızın yaşamları ve onlar için vurgulanan; sınırsızlık, hesapsızlık, kimsesizlerin kimsesi olma gibi nitelemeler aslında onların kişilikleri ile birlikte devrimci bir örgütü tariflemektedir.

Devrimci bir örgüt; Nubar Ozanyan gibi sınırsız, Güzel Ana gibi zulüm gören herkesin acısını acısı bilen ve Serdar Can gibi hiç kimsenin dokunmaya cesaret edemediği konuları gün yüzüne çıkarabilendir. Bu yüzden örgütümüz var oldukça onların yaşamlarından öğrenmeye devam edecektir.

Nitekim geleceği değiştirmemiz için en az ölümsüzleşenlerimiz kadar güçlü olan bir örgüte ihtiyacımızın olduğu bilinmektedir. Her örgütün en önemli kaynağı onun içerisinde yer alan insanlarıdır. Geleceği değiştirme iddiası olan bir örgütün içerisinde bulunan kadro, militan ve faaliyetçilerinin doğal olarak önce kendisini değiştirmesi gerekmektedir. Değişimin nereden ve hangi maddi zeminden doğacağı ise geleceğe yön verecek olan ana etmendir. Bu yüzden her şeyden önce değişime güvenli alanları yok ederek, buraları terk ederek başlamamız gerekir. Sistemle olan bağımızda, yaşam pratiğimizde ve zihinlerindeki “sınırları ve sığınakları” yok etmeyi başarmış bir güç mutlaka ve mutlaka gelişecektir. Gelişimin temel dinamiği de zaten güvenli alanları terk ederek, sınıf mücadelesinin zorluklarının üstesinden gelme çabası ve iradesiyle sağlanacaktır.

İşte tam da burada Güzel, Serdar ve Nubar yoldaşlarımızın yaşamı öğretici olmaktadır. Yaşamlarının hiçbir döneminde dalgasız, sığ limanlarda demirlemeyen, kendisi için yaşamayı kelimenin gerçek anlamıyla yok eden bu devrimci kişilikler Yeni Demokrat Gençlik Hareketimizin de kendini gerçekleştirmesi için örnek alacağı kişiliklerdir.
Bir örgütü oluşturan kişiler yaşamları ve devrimci pratiklerinin niteliği ile öne çıkarlar, bu yaşamın doğal bir gerçekliğidir. Hareketin gövdesi düşünüldüğünde az sayıda kişiye denk gelecek olan bu kişiliklerin bazıları ileri olanı bazıları ise geriyi temsil ederler. Hareketin gövdesini oluşturan yerin örnek alacağı kişilikler ise doğrudan bu hareketin geleceğini tayin edecektir. Çünkü hareketin önünde engel olarak duran şeylere ilk darbeler gerçek önderler, liderler tarafından vurulur ve örgüt açılan bu yerden kendisine ilerleyecek bir yol bulur.

“Yaşam Direnişte Büyüyor”

Türkiye devrimci hareketlerinin yeni yollar bulduğu, yeni yollar aradığı böylesi dönemeçler, krizlerin ve çelişkilerin de yoğunlaştığı dönemlere denk düşmektedir. Böylesi dönemlerde yaşanılan kriz ve çelişkiler ise gelişimin ve ilerleyişin temel dinamiklerini içerisinde barındırmaktadır. Gelinen süreçte daha güçlü bir çıkış için şüphesiz gençlik örgütümüze görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Mevcut nesnel gerçeklik üzerinden düşündüğümüzde ciddi bir kopuşun yaşandığı görülecektir. Bu kopuş bir taraftan geçmişle yaşanırken bir taraftan da sistemle olan bağlar üzerinden gerçekleşmektedir.

Sistemin bize vaat ettikleri, daha doğrusu karşımıza çıkarttığı seçenekler nelerdir? Kof, kimliksiz ve birilerinin boyunduruğu altında yaşam “sunulurken” buna uymayanlara hapishaneler dahası ölüm gösterilmektedir. Türk devletinin ve hâkim sınıfların gençlik için sunduğu güvencesiz ve her yanı çürümüş bir yaşamdır. O halde ya bu her yanı çürümüş ve kokuşmuş yaşam kabul edilecek ya da buna karşı geleceği kazanma mücadelesi yükseltilecektir. Bu bir tercihten ziyade kabul edilmesi gerekilen bir gerçekliktir.

Zulüm ve baskının, açlık ve yoksulluğun yeterince katmerli yaşandığı topraklarımızda tam da saydığımız nedenlerden kaynaklı, direniş ve yaşam birlikte ilerlemektedir. Yaşamın olduğu her yerde direniş, direnişin olduğu her yerde sahici yaşamlar iç içedir. Gençlere, kadınlara, LGBTİ+’lara, Alevilere ve Kürtlere gerçek manada savaşın açıldığı bu dönemde, biz de Yeni Demokrat Gençlik olarak yaşamı kazanma mücadelesinde kendi direniş mevziimizden doğru Yaşam Direnişte Büyüyor şiarlı kampanyamızla karşı koyacağız.

Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz divan toplantımızda duyurusunu yaparak startını verdiğimiz kampanyamız üç aylık bir zaman dilimini içerisine alacaktır. Bilinmektedir ki çözüm sürecinin bozulmasının ardından gençlik ve gençliğin örgütlü güçleri devletin özel hedefi oldu. Geçtiğimiz iki yıllık süreçte binlerce öğrenci üniversitelerden uzaklaştırıldı. Hapishanelerdeki öğrenci sayısı ise 4 yıl içerisinde 25 kat artarak 2 bin 776’dan 69 bin 301’e yükseldi. Üniversitelerde akademik-demokratik mücadele kapsamında gerçekleştirilen her türlü çalışma ve eylem kolluk güçlerinin fiili yasaklamalarına ve saldırılarına maruz kaldı. Bunların yanı sıra eğitimde yapılan yeni düzenlemeler ve müfredat değişiklikleri ile Sünni-dinci temelli bir eğitim tüm derslerin merkezine oturtuldu. İmam hatip liseleri önce yaygınlaştırıldı ardından ise emekçi-yoksul ve muhafazakâr binlerce ailenin çocukları bu liselere zorunlu olarak kaydedildi. Ötesi devlet okullarının kalitesi gittikçe düşürüldü ve bilinçli olarak özel okullarla rekabet ettirilemez hale getirildi. Bunun sonucunda ise öğrenciler özel okulların müşterileri olmak zorunda bırakıldı. Böylelikle parası olan ve olmayanlar arasındaki eşitsizlik hiç olmadığı kadar arttı. Yani devlet aradan geçen 2-3 yıllık süreçte gençliğin yaşamını hiç olmadığı kadar karartırken bunlara karşı direnişin yükseltilmesini de faşizan uygulamaları ile baskı altında tutmaya çalıştı.

İşte tam da böylesi süreçlerde yaşamın yalnızca ve yalnızca direnerek kazanılacağı daha yalın hali ile görünmektedir. Bu çerçevede önümüzdeki 3 aya yakın zaman diliminde, gençliğin yaşamına gözünü dikenlere karşı bulunduğumuz her alanı direniş odakları haline getirerek yanıt olacağız. 6 Kasım YÖK’ün kuruluş yıldönümü ve 25 Kasım Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kampanya sürecimizde üzerinde duracağımız iki önemli dönemeç olacaktır. Bu dönemlerde her faaliyet alanımızda, alanlarımızın kendi özgünlükleri çerçevesinde eylem ve etkinlikler örgütlenecekken, faaliyetlerimizin diğer gençlik kurum ve örgütlenmeleri ile ortaklaştırılması ekseninde bir mücadele yöntemi izlenmesi sürecin beklentilerine uygun olacaktır. Bu sürecin ‘yaşamın için diren, yaşamın için örgütlen’ diyeceğimiz, çeşitli araç ve materyallerle desteklenecek bir kitle faaliyeti ile devam etmesi, YDG’nin yürütmüş olacağı kitle faaliyetinin örgütlülüğe dönüşmesi bakımından da önemli bir yerde durmaktadır.

Kampanya sürecimizin son kısmı ise YDG örgütümüzün konferans dönemine denk gelmektedir. Bu bakımdan aralıklarla yapacağımız divan toplantılarıyla birlikte kampanya faaliyetimizin son dönemi ve konferans çalışmalarımız gençliğe yönelik bir örgütlenme faaliyeti olarak ele alınması bizi güçlendirecektir.

Devletin eşi ve benzerine az rastlanır türden faşizan uygulamaları ile gençliği teslim alma saldırıları hiç şüphesiz sonuçsuz kalacaktır. Gençlik olarak bir kez daha ilan ediyoruz ki, yaşamlarımızı çalmak, bizi açlık ve yoksulluğa mahkûm etmek isteyenlere karşı yanıtımız yaşamımızı direnişle bütünleştirmek olacaktır!

YDG 11. sayısı, Kolektifin Sesi köşesi 

50090

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Partizan’ların Yolundan Gideceğiz – Umut Keçer

Partizan Amed enternasyonalist bir devrimci olarak Haseke’de IŞİD çetelerine karşı mücadelede ölümsüzleşti. Partizan’ın hikayesi aynı zamanda Bakur Devrimi ile Rojava Devrimi’nin ve Türkiye devriminin nasıl bir kader birliği içerisinde olduğunun hikayesidir.  Partizan Amed şahsında, enternasyonalist bir devrimci olarak, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim mücadelesi somutlaşmış oldu. Onun mücadelesi ve kararlılığı, onun mücadelesinin takipçisi olanlara örnek olacaktır.

Barbara Anna Kistler...(Nubar OZANYAN)

Adına Kürtçe ve Zazaca türküler yakılan, mısralar dizilen, roman ve öykü yazılan İsviçreli bir enternasyonal devrimci kadındı, Barbara Anna Kistler.

Onu İsviçre’nin Alplerinden alıp Dersim dağlarına götüren tutku düzeyindeki sevda, devrimin kendi ülkesinden daha önce gelişeceği fikriydi. Onu kayak merkezleriyle ünlü İsviçre’den çekip alıp Pülümür’ün karlı dağlarına yürüten güç, proleter enternasyonalizm idealiydi. O, bir devrim serüvencisiydi. İnessa Armand’ı Fransa’dan Sovyet devrimine yürüten devrim serüveni gibi…

Şehitlerimizin Kararlılığını Kuşanmalıyız

“Korku mu? Korku ve korkusuzluğun bir çelişki oluşturduğuna inanıyorum. Mesele ideolojimize sarılmak ve içimizdeki cesareti dizginlerinden boşandırmaktadır. Bizi cesur yapan, bize cesaret veren ideolojimizdir. Görüşümce hiç kimse cesur doğmaz, halkı ve komünistleri cesur yapan toplumdur, sınıf mücadelesidir. Sınıf mücadelesi, proletarya, parti ve ideolojimizdir. En büyük korku ne olabilir ki? Ölüm mü? Bir materyalist olarak yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Bence en önemli olan şey iyimser olmaktır.

Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’ı Unutmadık, Unutmayacağız!

Ermeni Soykırımı büyük bir suçtur. Ancak belki de bundan daha da büyük olan bu suçun inkar edilmesidir. Ve hatta daha da ileri gidilerek “mukatele” (birbirini vurmak) oldu denilerek yaşananların çarpıtılmasıdır.

İşte bu gerçeklik nedeniyle Ermeni devrimciler, suskunluk ve inkar perdesini yırtmak için ayağa kalkmışlar ve Ermeni Soykırımı’nın bir gerçeklik olduğunu bütün dünyaya göstermek istemişlerdir. Soykırıma uğrayanların çocukları, soykırıma uğradıklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardır.

TKP-ML TMLGB MK: TİKKO 1. Konferansı, Halk Savaşı’nı Yükseltme Çağrısıdır

Halk gençliğinin komünist örgütü olarak ordumuz TİKKO’nun gerçekleştirmiş olduğu 1. Askeri Konferansı gençliğin militan coşkunluğuyla selamlıyor, Halk Savaşı’nı yükseltmek için bütün sorumluluklarımızın üzerine korkusuzca gideceğimizin sözünü yineliyoruz.

TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı ile Röportaj;“Yol Göstericimiz, İlham Ve Güç Kaynağımız Partimiz Önderliğinde Yaşasın TİKKO Konferansımız!”

 

TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.

– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Dil kesmek, baş kesmek…(Nubar Ozanyan)

Diktatör Erdoğan Türkiye’de dil kesiyor, Rojava’da baş kestiriyor. Asmayıp zindana yollayamadıklarının ya dilini ya da başını kesiyor. Yine bir cami çıkışında Sezen Aksu’yu hedef göstererek “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” diyerek sanatçı ve aydınları karşı kin ve nefret dolu cümlelerle tehdit edip halkı galeyana getirmek istedi. Kışkırtıcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı dil kullanmakta oldukça usta olan bu diktatör, besbelli ki çaresizlik içindedir.

Devrim İçin Ölümsüzleşenlerimizi Anıyoruz! (Sentez)

İnsanlığın sömürüye dayalı sistemlere karşı mücadelesi de bu mücadelede sömürülenlerin canlarını feda etmeleri de neredeyse insanlığın bilinen tarihi kadar eskilere dayanıyor.

Çutak (Nubar Ozanyan)

Rakel Dink yaşam arkadaşına, çocuklarının babasına, Hrant’a “Çutak” diye seslenirdi. Rakel’in neden sevgili eşine Çutak dediğini ancak onları yakından tanıyanlar bilir ve anlar. Ermenilerin bir kısmı, çok sevdiklerine “Çutak” yani keman diye hitap eder. İnsanlar duygularını sözlere döker, sevgilerini notalara, melodilere işler.

Yanlış Bir Perspektif:“

 

Uluslararası Komünist Hareketin Birliği” Sorununu “Maoistlerin Birliği” Sorunu Olarak Tartışılması!...

22.01.2022

Halil GÜNDOĞAN 

Uluslararası Komünist Hareket (UKH)'in birliği sorunu, 3.Eternasyonalin sonlandırılması sonrası sürecin “Güncel bir sorun”u olarak var ola geldi. Yani bugünün ya da yakın geçmiş dönemin bir sorunu da değil bu sorun.

Nazilerin en has adamı Türkeş’ti- 1-2-3

Türkeş'ten Evren'e, Çiller'den Erdoğan-Bahçeli ikilisine Türk faşist liderlerin ilişki ağının merkezinde bulunan Almanya; son yüzyılda Türk milliyetçiliğinin “arka bahçesi” haline geldi. Nazi ideolojisi ve “Turancılık” fikri ise birbirini hep besledi.

Sayfalar