Perşembe Ekim 15, 2026

Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)

İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır. Yasaları, adaleti ve hukukun üstünlüğünü savunduğunu iddia eden TC parlamentosu artık faşist yüzünü örtemiyor.

Kürt, emek ve özgürlük düşmanları her yerdedir. Eşkıyalar, haydutlar, zorbalar katil ve hırsızlar her yerde olduğu gibi en fazla gizlenmek amacıyla parlamentonun içindedir.

Ekonomik ve politik olarak emperyalizme bağımlılıktan kurtulamayan Türkiye, faşist yönetimlerin elinde bir oyuncağa dönüşmüştür. Yüz yıllık tarihleri boyunca demokratikleşemeyen, hak ve özgürlükleri sindiremeyenler parlamentoda farklı fikir ve görüşlere hoş görüyle bakıp kendilerine yönelik eleştirilere tahammül edebilirler mi? “Cumhuriye Turki” yüzyıllık tarihi boyunca halkların demokrasinin azılı düşmanı olma karakterinden kopmamıştır. Bir soykırım ve zulüm devleti olan TC devleti, faşist yüzünü her fırsatta ve yerde göstermekten çekinmiyor.

TC devleti tarihi boyunca Kürtlerin demokratik tüm haklarını ve özgürlükleri gasp etti. Onları katliam, zulüm ve sürgünlerle zorla Türkleştirmeye çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. Kürtlere ait ne varsa dillerini, isimlerini, şarkı ve halaylarını yasaklıyor. Kürtleri insafsızca ezmekten inkar ve asimilasyon politikasını uygulanmaktan bir an olsun geri durmuyor. Lozan’da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını alçakça çiğneyenler şimdi onlara son derece aşağılayıcı ve baskıcı muamele uyguluyor. Bu faşist politikadan bir an ve bir nebze olsun ödün vermiyor.

Türk sovenizminden vazgeçmeyen İttihatçı-Kemalistlerin devamcısı olan AKP-MHP faşist iktidarı dağa taşa, okullara, dairelere, zindanlara her yere milliyetçi sloganlarını yazarak Türkiyeli işçi ve emekçilerini kendi şovenist politikasıyla zehirledi. Türk olmayan halklar başta Kürtler olmak üzere AKP-MHP savunucusu olmayan demokratlar bugün ciddi bir tehdit altındadır. Güvenli, korunaklı hiçbir yer ve an kalmamıştır.

Yaşamın her alanında Türk şovenizmini izleyen AKP-MHP diktatörlüğü, bu azgın politikasını TC parlamentosuna taşımaktan çekinmiyor. Azılı katilleri, soyguncuları, hırsızları, patron ve beyleri parlamentoya dolduran AKP-MHP faşistleri herkesin ve dünyanın gözü önünde parlamentoda muhalif milletvekillerine saldırmaktan çekinmiyor. Gösterdikleri tahammülsüzlük ve saldırganlıkla kendi koydukları yasalara, kürsünün dokunulmazlık kuralına bile uymamaktadır. Demokrasi ve özgürlük düşmanı AKP-MHP iktidarı, bu karakterini kendi komprador sınıf karakterinden almaktadır. Emperyalizme uşak ve bağımlı Türk kompradorları asla demokrat olamaz, özgürlükleri adalet ve hukuku savunamaz. Her şeyleri sözden ibarettir. Özleri ve karakterleri faşisttir. Kan dökmek fıtratlarında vardır.

Sözde demokratik anayasaya ve yasalara bağlı olduğunu iddia eden AKP-MHP iktidarı söz konusu Kürtlerin hakları ve özgürlüklerin savunulması olunca her şeyi bir kenara bırakıp elinin tersiyle parlamentoyu ve yasaları da bir kenara atabiliyor. Kendi faşist ırkçı şoven karakterini gizlemeye ihtiyaç bile duymuyor.

En demokratik burjuva cumhuriyetlerde bile parlamento halkı aldatmaktan, oyalamaktan, gevezelik yapmaktan başka bir araç olmamıştır. Parlamento, halkı yönetici sınıfının hangi bölümünün ayaklar altına alacağına ve ezeceğine dönem dönem karar vermek imkanı bir araçtır. Kaldı ki Türkiye gibi diktatörlükle yönetilen ülkede istendiği zaman ve anda itilip bir kenara fırlatılabiliyor. Türk faşizminin yüzünü örten çirkin bir maske olan parlamento oldukça kaba ve uydurma bir pelerindir.

TC parlamentosu AKP-MHP faşistleri tarafından gerçekleştirilen haksızlık, hukuksuzluk ve hırsızlıkların gizlenmesine çalışıldığı bir kurumdur. Türkiye, çeşitli ulus, milliyet ve inançlardan halkların özgürce yaşadığı bir yeryüzü cenneti değildir. Cehennemin öteki adıdır. Türklerin ve Türkçe’nin dışında diğer halkların inanç ve dillerin yasaklandığı bir zulüm ülkesidir.

Özgürlük savunucusu Kürt devrimci kadın Türkiyeli aydına kalkan faşist eli nasıl havada tutmaya çalışıyorsa Türkiyeli devrimciler, ilerici ve aydınlar bugün her alanda Kürtlere kalkan soykırım amaçlı faşist elleri tutup kırmalıdır. Birlikte mücadele ve kararlı dayanışma dışında kardeşleşme ve kurtuluş yoktur.

8150

Sınıf ve HDP

Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.

Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin  partisiyiz.

Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.

Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın  ne de başka birinin söylemi.

Olması gerekenin söylemi.

Elbetteki bu doğru.

Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.

Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.

HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir

Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.

Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.

Tanrıların zulmü

Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir. 

7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının,  kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.

Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre

Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.

Direnişin resmi yapılıyor…

Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.

Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya

“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.

İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.

İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:

Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...

Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...

Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”

İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.

Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar

14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler. 

Kaypakkaya’yı sevmek

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

O kitap da ser verilir ama sır verilmez…

Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,

kızıl harfli bir kitaptır O…

O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…

Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…

O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…

O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…

O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…

Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”

TKP/ML nin kurucu önderi  İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı. 

Kaypakkaya şahsında  tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.

Ellez Emmim’in Traktörü

Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor. 

Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.

Sayfalar