Perşembe Ekim 15, 2026

Evet ya da Hayır! Her sonuçta direniyoruz/direneceğiz!

Referandum, tarihinin 16 Nisan olarak netleşmesiyle gündemimizi daha da meşgul eden bir mesele olmaya başladı. Daha önce referandumu açığa çıkaran devlet erkinin ihtiyaçlarını, referanduma hangi siyasi atmosfer içerisinde gittiğimizi ve bu süreçte alacağımız tavrı, bu tavrın güncel süreç açısından anlamını tartışmıştık. Referanduma dair “evet”, “hayır” kampanyalarının başladığı, bizim de startını verdiğimiz faaliyetin kapsamını, çalışmanın örgütsel ve politik hedeflerini, çalışma boyunca kullanacağımız araçlardan sloganlara kadar bir dizi tartışmayı faaliyet boyunca canlı tutmak bizlerin kaçınılmaz bir görevidir.

Referanduma karşı aldığımız hayır tavrının bizler açısından sadece “Başkanlık sistemine” karşı olmaktan ibaret olmadığını ve iktidarın güçlendirilmesi, daha da merkezileşmesi hedefiyle düzenin attığı her adımın karşısında olduğumuzu daha önce vurgulamıştık.

Şimdi örgütsel ve politik hedeflerimiz merkezli bir tartışmaya yoğunlaşmalıyız. Elbette tavrımızı belirlerken bu tartışmadan yola çıkarak hareket ettik. Hayır’ın bizler açısından esas olarak anlamı da bu hedeflerimizde gizlidir! Bu tartışmaları güncel tutmalı ve faaliyetin her aşamasına uygulamalıyız. A/P araçlarımızı, sloganlarımızı belirlerken de bu eksenden kopmamalıyız.

Başkanlık sistemi için şu çokça dillendirilen “illegal olanı, Başkanlık Sistemi ile yasalaştırma” meselesini doğru okumalı ve kitle çalışmasında kullandığımız dil ve sloganları da bunun sonucunda belirlemeliyiz. Başkanlık sistemi ile geleceği söylenen “tek adamlık, diktatörlük, ezilenlere yönelik daha fazla baskı, sömürü, sömürü ve katliamların” mevcut sistemde de en üst boyutta yaşandığını gözden kaçırmamalıyız. “Hayır”ın “Evet”i yenmesi durumunda bu saldırıların ortadan kalkmayacağını, OHAL uygulamaları ve KHK’lerin izlerinin bir çırpıda silinmeyeceğini; işin özü/özetinin, “Hayır” kazandığında durumun “normalleşeceği” yanılgısına kapılmamayı ve kitle çalışmasında da bu gerçeklik ekseninde kendimizi ifade etmeyi sürecin en önemli görevlerinden biri olarak gördüğümüzü anlamalı ve kitlelere de bunu aktarmalıyız.

Yönelimimiz örgütlülüklerimizi korumak ve güçlendirmek!

7 Haziran genel seçimleri ile ezilenler cephesinin açığa çıkardığı enerjinin kazanımları, devletin “barış” ile savaş konsepti arasındaki geçişkenliğe yeterli refleks verilmediği, seçim sonrasında açığa çıkacak bu tabloya yeterli hazırlık yapılmadığı için bir çırpıda tuzla buz edilebildi. 7 Haziran ve sonuçlarına, bizim durumumuza bakarak referandum çalışmasının hedeflerini belirlemek bu açıdan önem taşımaktadır. Tam da bu noktada örgütsel hedefler meselesini doğru tartışmak ve somutlamak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Hiç tereddütsüz söyleyebiliriz ki; “Evet” ya da “Hayır” yani çıkacak hiçbir sonuç Türkiye’de faşizmin baki olduğu gerçekliğini değiştirecek ya da etkisini azaltacak bir niteliğe ya da içeriğe sahip değildir. Bu yüzden “sömürü ve katliamların son bulması”, “Kürt sorununun çözümü”, “kadın ve LGBTİ”lere dönük şiddetin son bulması” gibi sloganların karşılıksız olduğunu görmeli ve dilimizi, taleplerimizi buna göre belirlemeliyiz. Kitle çalışması yaparken, kitlelere “Hayır” demeleri için sunacağımız gerekçelerin çıkış noktasının burası olmadığı iyi kavranmalı ve kavratılmalı... Çıkış noktamız; AKP-MHP ittifakının, faşist birliğinin yarattığı “evet” cephesine karşı ezilenlerin biraraya gelerek oluşturduğu ve kendine güvenini tazelediği “hayır” cephesinin güçlendirilmesinin önemi olmalı, ön plana çıkaracağımız noktayı tam da burası olarak belirlemeliyiz.

Bu yanıyla örgütlenme meselesinde esas olarak; mevcut düzene ve çeşitli vesilelerle değişkenlik gösteren sindirme ve baskı politikalarına, faşist diktatörlüğün değişen araçlarla ezilenlerin mücadelesine yönelme haline topyekun karşı koyuşun propagandasını yapma göreviyle karşı karşıyayız. Bunu yapabilmenin yolu da örgütsel hedeflerin politikayla bağını doğru kavrayabilmekten geçmektedir. Anda en fazla ihtiyacımız olan, mevcut örgütlülüklerimizi korumak ve güçlendirmektir. Bunun için de referandumda çıkacak herhangi bir sonuca hazırlıklı olmanın belirleyici olduğu açıktır.

Örneğin örgütlülüklerimizi ve örgütsel kazanımlarımızı korumamız gereken önemli alanlardan biri olan toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemizde; kadın çalışmamızın dört bir yandan erkek egemenliği tarafından çembere alınması çabalarına, yok sayılmasına, küçümsenmesine karşın bu alanımızı güçlendirmeli, patriarkanın saldırganlığı karşısında kadın çalışmasının özgün yapısının korunmasına önem vermeli, siyaset ve politika alanlarından kadınların geri çektirilmeye çalışıldığı bir ortamda emekçi kadınları örgütleme ve politika alanlarında öncelleme yönelimlerimizi korumalıyız. Bu konuda kadınların “hayır” platformlarındaki birleşik mücadele konusundaki çabalarından, emekçi kadınlara dönük çalışmalarından ve A/P yönelimlerinden öğrenilmelidir. Keza benzer bir durum gençlik ve yurtdışındaki çalışmalarda da kendini göstermekte, toplamdaki politik tıkanıklığımıza bu faaliyet alanlarının politik yönelimleri ile darbe vurulmaktadır! Bu pratiklerden öğrenmek ve bunları genişletmek tüm faaliyet alanları/yoldaşlarımızın sorumluluğu ve referandum sürecindeki yönelimimiz olmalıdır.

Hazırlıklarımızı geç olmadan tamamlayalım!

Politikada özne olabilmenin, milyonların hayatını belirleyen siyasette söz sahibi olabilmek gibi bir sorumluluğu olan komünist hareket olarak bizlerin en iyi bildiği, bu sorumluluğun hayata geçirilmesi lafla değil, örgütlenmeyle/örgütlülüklerimizi güçlendirmekle mümkün olabildiğidir! Bir kere girişilen bir işe, göreve yılmadan, sonunu getirme hedefiyle yaklaşmak bir ihtiyaçtır, bu ihtiyaç bugün daha yakıcı bir şekilde kendisini göstermektedir.  Diğer yakıcı bir ihtiyaç da; önümüze çıkan ideolojik, politik her fırsatı örgütlülüklerimizi güçlendirmek, yeni örgütlülükler inşa edebilmek, emekçi halkımızı devrim ve demokrasi mücadelesinin öznesi haline getirebilmek için etkili bir araç olarak kullanma becerisine sahip devrimci kişiliği daha güçlü bir şekilde inşa edebilmektir. Tereddütler, amalar, beklemecilik, kendiliğindenlik, öz gücüne güvenmeme gibi hızımızı kesecek ve bizi hedeflerimizden uzaklaştıracak bir takım özelliklerden arınmamız; bunlardan güçlü bir kopuşa yönelmemiz ve pratiğe, kitle çalışmasına yoğunlaşarak kendimizi yenilememiz kaçınılmaz ve zorunludur! Referandum vesilesi ile örgütleyeceğimiz hayır kampanyasını bu açıdan etkili bir biçimde kullanabilmemizin olanakları mevcuttur. Bu olanaklara “pratik olarak saldıracak” bakış açısını yakalamalıyız.

Demokratik alanlardaki bütün faaliyetlerin baskı ve zor yoluyla boğulmaya çalışıldığı bir süreci uzun bir dönemdir yaşıyoruz. Referandum sürecinde bu baskının boyut atlayacağını şimdiden görmek zor değil. Keza sadece geçtiğimiz hafta 13-14 Şubat tarihlerinde 300’ü aşkın HDP ve HDK bileşeni üyesi kişinin gözaltına alınması durumu bile “Hayır” çalışmalarının henüz kampanyalarının başlangıcında ayaklarının sakatlanmaya çalışıldığının en bariz göstergesidir. Bunun dışında linç ve saldırılar konusunda devletin hazırlık içerisinde olduğu birçok veriyle ortadır. Sedat Peker’in “sokakta bekliyor olacağız” tehdidine ek yapan Başbakan Binali Yıldırım’ın gençlere “hemen enerjinizi harcamayın, daha çok işimiz var” uyarısı, Manisa-Soma’da AKP il başkan yardımcısının “Evet çıkmazsa iç savaşa hazırlıklı olun” söylemi devletin tüm zor aygıtlarını devreye koyma niyetinde olduğunu gösteren “açık deliller”dir. Diğer yandan örtülü ödenekleri, belediyeleri ve devletin tüm kaynaklarını “evet” kampanyası için seferber edilmesi, dolar ve euro’ya geçici bir süreliğine by-pass yapılması bu sürecin egemenler açısından önemini ortaya sermekte, “hayır” cephesinin güçlenmesi ve kazanma ihtimalinin artmasıyla korkulu rüyaları artmaktadır.

Bu süreçten halkımızın lehine, devrim ve demokrasi mücadelemizin lehine edineceğimiz tüm kazanımların egemenler cephesini zayıflatan bir darbe olacağı açıktır. Bu yüzden bu fırsatı değerlendirmeli, sonuç ne çıkarsa çıksın mücadelemizin ve örgütlülüklerimizin güçlenmesi için sorumluluklarımızın artacağını unutmamalı, bunun için hazırlıklarımızı tamamlamalıyız! 

51398

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Herkes işini yapmalıdır

Yıllar önce önder karolarımızdan Sefagül Kesgin yoldaş çok önemli bir noktaya vurgu yaparak biz yoldaşlarını uyarmış, herkesin öncelikle kendi görevlerine yoğunlaşması gerektiğinin vurgusunu yapmıştı.

“Herkes işini yapsın” demişti. Örgüt bir bilimdir. Bu bilimde en önemli ilkelerden biri “herkese uygun bir iş vermek”tir. Her militan da kendisine verilen işi amacına uygun bir biçimde sonuç alıcı şekilde yapmasıdır.

Öncelikle kendi işi üzerinde yoğunlaşıp işi daha iyi bir şekilde nasıl yaparım kaygı ve sorumluluğunu taşımalıdır.

Faşizmi Yıkıp Özgürlüğü Kazandığımızda Keyif Çayını İçeceğiz!

Fransa’da 16 Ekim Cuma günü öğretmen Samuel Paty, basın ve düşünce özgürlüğü konusunu işlemek için öğrencilerine Muhammed peygamber karikatürünü gösterdiği gerekçesiyle okulun önünde Çeçen cihatçı biri tarafından başı kesilerek öldürüldü.

Bu olay Fransa’da yaşayan Müslümanlara zarar verdi. Bununla da kalmayarak Fransa’da göçmen karşıtlığını da tırmandırdı. Fransa İçişleri Bakanı bu olayla yakından, uzaktan ilişkisi olan Müslüman derneklerin kapatılacağını, nefret suçu işledikleri nedeniyle de bazı camilerin kapısına kilit vurulacağını duyurdu.

Burjuva İdeolojisinin İflası

Emperyalist burjuvazi derinleşen ekonomik ve siyasi krizine çözüm arıyor. Çözümü, her zaman olduğu gibi yine işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla sömürülmesi, artı-değerin kat kat  artırılmasında, doğanın onurulmaz tahribatında görüyor.

Մենքկ՛հաղթենք! Biz Kazanacağız!(1)

’70’li yıllarda Filistin halkının mücadelesi “zafere kadar devrim”di. Birkaç sene önce Kürt halkının Kobane Direnişi’nde yükselttiği şiar“Kobane düşmedi,düşmeyecek”ti.

Dayanışma Yaşatır, Gerçekler Özgürleştirir!

Dayanışma,“sosyal mesafe” adı altında birbirinden yalıtılmak, birbirine yabancılaştırılmak istenen ezilenler için tüm bunlara karşı geliştirdiği bir panzehir işlevi gördü.

Dayanışmanın, ezilenlerin inceliği ve gücü olduğu pandeminin tavan yaptığı süreçlerde günlük yaşamda bir kez daha ispatlandı. Salgın karşısında hiçbir önlem almayan devlete inat ezilenler, kendi öz örgütlenmelerini, tabandan gelişen inisiyatiflerini inşa etti.

Ezen-ezilen cins çelişmesi”nin özgün ifadesi olan ataerkilizme karşı mücadele sorunu

Erkeğin kadına uyguladığı her türden şiddete karşı durmak öncelikle insani bir görev ve sorumluluktur!

Ataerkilizme karşı sistematik bir mücadele sefer birliği ilan etmek şarttır ve bu, günün acil ihtiyacıdır. 

Bu görev ve sorumluluk en başta kendisini komünist/sosyalist ve devrimci-demokrat addeden politik kurumlarındır. Ve aslında bu görev ve sorumluluk kadınıyla erkeğiyle insanım diyen herkesindir. Ve elbette ki erkeğindir de.

Denge Azadî | İçte ve Dışta Kürt’e saldırı!

"Devrimci güçlerin faşizme karşı ortak mücadeleyi örgütlemekten başka seçeneği yoktur. Gün faşizme karşı mücadele günüdür"

AKP faşist iktidarının ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne dahil olması Ortadoğu’da çatışmalı süreçlerin içerisine girmesini birlikte getirdi.

2011’de Suriye’de başlayan iç çatışmalara taraf olan ve bu çatışmaya/savaşa bilfiil katılan AKP faşist iktidarı,RojavaDevrimi’ne saldırdı. Kürtlerin Rojava’da kurdukları/oluşturdukları demokratik özerk yönetimi boğmak için IŞİD denilen cihatçı çeteleri de destekledi.

Dağlık Karabağ Sorunu Nedir?

Tarihi, ekonomik, kültürel, sosyal dokusu ile yüzyıllardır Ermenilerin yaşadığı Dağlık Karabağ bölgesi, Ermenistan’la sınırı olmayan bu coğrafya; SSCB döneminde nüfusun büyük çoğunluğunu Ermeniler oluşturmasına rağmen yanlış bir kararla Azerbaycan’a bağlanmıştır.

SSCB Anayasası’na göre Sovyetler Birliği’nin idari düzeninde, Birlik üyesi cumhuriyetler, SSCB Anayasası’nda gösterilen durumlar dışında kendi topraklarında devlet iktidarını bağımsız olarak tesis ediyorlardı.

Ah o atalarımız! İsmail Cem Özkan

Irkçılar kendi çıkarlarına uygun tarih uydururlar, çünkü ırkçı olmak her şeyin üstünde olmak ve saf olmayı getirir... O yüzden bir ırkçı ile eğer sohbet ederseniz, onlar ideal bir geçmiş ve işlerine geldiği gibi tarihi uydurduklarını görürsünüz...

Sil Baştan

Ne zamandan beri sosyalizmle komünizm ayrı gayrı oldu bilmem.

Tek bildiğim; örgütlülük, örgütsüzlük... devletlilik, devletsizlik sadece anarşistler arasında değil sosyalistler arasında da daima tartışılagelmiştir.

Belki de sosyalistler arasında bu tartışmaların gerçekleşmesinin nedeni de sadece sosyalizmle komünizm arasında bu ayrılığın gerçekleşmiş olmasının düşünülmesinden de değildir.

Ayrıca Marksın, komünizm hakkında yeteri kadar açıklama yapmadığının da düşünülmesindendir.

Bu şekilde niye düşünüldü onu da bilmem.

Vatan’ın F3’ünde Dört Gün

“O sözler ki kalbimizin üstünde

Dolu bir tabanca gibi

Ölüp ölesiye taşırız

O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan

Uğrunda asılırız...”[1]

 

Sayfalar