Çarşamba Ekim 21, 2026

Erdoğan ‘Osmanlı’da oyun bitmez’in son oyuncusudur.(Fuat Kav)

Anadolu ve Mezopotamya halkların dilinden düşmeyen bir söz var: "Osmanlı'da oyun bitmez." Bir atasözü haline gelen ve çok yaygın bir biçimde kullanılan bu söz ayak oyunlarını, entrikayı, üçkağıtçılığı, hileyi, kurnazlığı, kandırma ve yalanı anlatır. Kurallara göre oynamamayı, verdiği sözün gereklerini yerine getirmemeyi, beklenmedik bir anda kalleşlik yapmayı, sözünde durmamayı, dostluğa, arkadaşlığa ihanet etmeyi de ifade eden "Osmanlı'da oyun bitmez" sözü günümüzde de "kumpas kurma" adı ile sözcülüğün gerçek anlamıyla Türkiye'de siyasi iktidarın, dolayısıyla iktidara damgasını vuran siyasetçilerin yaşam tarzı haline gelmiştir.

"Kumpas" günümüzde, "Osmanlı'da oyun bitmez" uygulamasının modern haline gelmiştir. Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine TC almışsa ve nasıl ki Osmanlı İmparatorluğu'nun uygulamaları yerine TC uygulamaları alınmışsa “Osmanlı'da oyun bitmez” belirlemesinin yerini de "Kumpas" almıştır.

Bunu mevcut siyasi yapı ve hükümet sözcüleri anlatıyor. Erdoğan ve hükümeti bunu gizlemeden, eveleyip gevelemeden ifade ediyor. AKP'nin bir gençlik kongresinde yeni Osmanlı'nın yeni İmparatoru olan Erdoğan şunları ifade etti: "Biz üç kıtada at oynayan, kılıç sallayan ve gittiği her yeri fetheden bir İmparatorluğun bağrından çıkmış bir devletin torunlarıyız. Biz bir davanın, bir imparatorluğun, kıtaları fetheden fatihçilerin hem askerleri hem de onların takipçileriyiz. Bugün yaptığımız ve yapacağımız her şeyi dünden aldık ve yarına taşıyacağız, bunu herkes bilsin..."

Aslında Erdoğan sadece Osmanlının ayak oyunlarını olduğu gibi uygulamıyor, onun hile ve kurnazlığını, yalan ve kalleşliğini günümüzün çok daha geliştirilmiş modern araçlarla, daha derin ve inceltilmiş haliyle uyguluyor. Osmanlılar o günün koşullarına göre en iyi biçimde oyun oynar, hile yapar, kandırma ve yalanlarla sürece hakim olmaya çalışırdı. Üç kıtada at üzerinde kılıç sallamanın nedenleri de bundan ileri gelirdi. Erdoğan da atalarından devraldığı bu yetenek ve geleneği günümüz koşullarında hayata geçiriyor.

Dediğimiz gibi Erdoğan bunu yaparken elbette ki gizli yapmıyor. Açık ve çok net bir biçimde yapıyor. Yaparken de gerçekten de yapıyor. Atalarından aldığı bilgi ve birikimi çağımızın bilim ve tekniği ile donatarak en mükemmelini yapmaya çalışıyor. Onun için her şey mubahtır. "Ne gerekiyorsa o yapılır, ne lazımsa o gerçekleştirilir" sözü meşhurdur.

ERDOĞAN BİR MAKYEVELİST

Tabii ki Osmanlı oyunları nasıl ki ahlaki olmayan oyunsal bir hal ise, Erdoğan'ın oyunları da çok daha ahlaksızcadır. Öyle anlaşılıyor ki Makyavel'in prens kitabını okumuştur. Sadece okumamış aynı zamanda okuduklarını harfiyen, Osmanlı oyunlarıyla birleştirerek uygulama pratiğine sokmuştur.

Örneğin Makyavel “Hükümdar’ın ahlakı güce, zalimliğe, sertliğe dayanmalıdır" der. Peki Makyavel'in bu formülasyonunu Erdoğan olduğu gibi uygulamıyor mu? Elbette ki uyguluyor. Erdoğan için ahlak güç değil mi, zalimliğin daniskasını yapmıyor mu, tüm uygulamaları şiddet ve terör üzerinde inşa etmiyor mu? Elbette ki ediyor. O zaman Erdoğan hem ahlaksızdır, hem zalimdir, hem de teröristtir.

Makyavel, Erdoğan gibi padişah olmak isteyenlere şunu öneriyor: “Siyasal oyuna katılmak istiyorsanız ellerinizi kirletmeye hazır olun." Erdoğan'ın Makyavel'i okumadığını, dolayısıyla onu hayata geçirmediğini söylemek mümkün mü? Erdoğan tam da Makyavel'in dediği gibi elleri, hatta boğazına kadar kire batmış bir padişahtır.      Makyavel başka bir öneride de bulunuyor: "Prens dindar olmasa da daima dindar gibi görünmelidir. Ama sadece böyle görünmelidir." Erdoğan dindar değildir ama gerçekten de dindar gibi görünüyor. Her cuma günü namaza gidiyor ve giderken peşinden onlarca yandaş medya kamerası koşuyor. Yani gerçekten inandığı için değil gösteriş için namaz kılıyor. Demek ki Erdoğan Makyavel'in bu önerisini de harfiyen yerine getiriyor.

Makyavel'in diğer bir önerisi de şöyle: "Zaman zaman halkı aldatmak gerekiyor. Ne zaman erdeme aykırı bir iş yapacaksanız sanki o işin sizinle ilgisi yokmuş gibi davranın. Nasıl olsa hile yapmak zorunda kalacaksınız. Onun için hile yapmadığınız görüntüsünü yaratmak için elinizden geleni yapın ve bunu bir sır gibi saklayın." Erdoğan halkı aldatıp kandırıyor mu? tabii ki hem aldatıyor hem kandırıyor, ahlaksızlık yapıyor mu yapıyor, hile yapıyor mu onu da yapıyor. O zaman Erdoğan gerçekten de bir Makyavelistir.

ERDOĞAN PSİKOPAT BİR KİŞİLİKTİR

Osmanlı padişahlarının en gaddarlarından birisi mezardan kalkıp Erdoğan'ın uygulamalarını, onun hile ve yalanlarını, ya da sözcüğün gerçek anlamıyla "Osmanlı Oyunları"nı nasıl ustaca hayata geçirdiğini görseydi, kesinlikle önünde el pençe durup "benim yapamadığımı fazlasıyla yaptınız, helal olsun sana" derdi. Derdi çünkü Erdoğan gerçekten de hem cahil ve görgüsüz, hem kabadayı eksenli bir kişilik, hem kurnaz ve yalancı, hem ham ve pişmemiş bir Makyavelistir. Dini, imanı ve vicdanı yoktur. Ruhunu, beynini ve kalbini sadece, ama sadece kötülük için çalıştıran, düşman bildiği kişi veya gruba karşı düşmanca değil, düşmanlıktan daha öte bir yaklaşımla yaklaşan, buna göre davranan ve buna göre uygulamalar geliştiren bir kişi...

Faydacı, pragmatist, çıkarcı ama tüm bunları iblisçe ele alan ve değerlendiren, karşı tarafa en ufak bir hata gördüğünde saldıran, hata olmadığı zaman da onu hatalara sürükleyen, hatta yarattığı suni gündem ve sahte algı operasyonlarıyla ezmeye çalışan bu kişi aynı zamanda acımasızdır...Acımasızlığı, düşmanını ezme ve ruhunu öldürme gayreti onu düpedüz bir psikopat ruh haline götürüyor. Zaten mevcut hali böyledir.

Diyarbakır Cezaevinde İç Güvenlik Amiri konumunda olan Esat Oktay Yıldıran dünyada varolan işkence türlerine yeni işkence türlerini eklemek için özel işkence yöntemlerini icat ederdi. "Bu işkenceler bana yetmez, üstelik bu işkencelerle Apocu'ları teslim almam mümkün değildir. Bana ait, beni tatmin edecek, Apocu'ları da dize getirecek işkenceler lazım" diye naralar atardı. Ve gerçekten de onlarca yeni işkence türlerini icat etti. Ama kaybeden o oldu...

Erdoğan da tıpkı Esat Oktay Yıldıran gibi yeni uygulama ve yöntemler arıyor, buluyor ve uyguluyor. Üstelik yaptığı her şey insanlık dışı olmasına rağmen sahte algı operasyonlarıyla taraftar ve yandaşlarının nezdinde anlam buluyor. Örneğin çocuk öldürüyor, karşı atağa geçerek özgürlük Hareketi'nin çocuk öldürdüğünü söylüyor. Halbuki TİHV'ın verdiği bilgiye göre AKP iktidara geldiği günden beri tam 241 çocuk öldürülürken 450 çocuktan daha fazla yaralanmış. Rojava halkının kurduğu sisteme "terör sistemi" diyor, IŞİD'e sınırsız bir biçimde destek sunuyor, ancak sanki ona karşı savaşıyormuş gibi bir hava yaratıyor. Ve tüm bunları dünyaya da kabul ettirmek istiyor. Bunun için Türkiye'nin stratejik konumunu, Türk ordusunun sayısal durumunu, NATO üyeliğini sonuna kadar kullanıyor.

ERDOĞAN DAR BİR LABİRENTTE CİRİT OYNUYOR

Erdoğan son oyunu ise, çocuklarını dağa gittiklerini iddia eden bir grup kadın ve erkeği provoke etme durumudur.  Tam da kayyumla darbe yapıldığı ve darbeye karşı büyük bir direnişin ortaya çıkığı bir zamanda birkaç kadın ve erkeğin aniden yandaş medyanın karşısına geçip “çocuklarımızı istiyoruz” demeye başlamaları, elbette ki Erdoğan’ın tilki gibi düşünüp tilki gibi tuzağa düşme oyununun ta kendisidir. Gündem değiştirme oyunudur. “Şah çekme” hamlesine karşı şah çekmeyle yanıt verme taktiğidir. Oysa satrançta şah çeken oyuncuya rakibi şah hamlesiyle yanıt vermez, şahını korumaya alarak saldırıyı püskürtür. Kural böyledir. Satranç ustalarının oyunu böyledir. Yani işin içinde kalleşlik, yalan ve dalavere yoktur. Birisi şah der diğeri de şahını korumaya alır. Tabii ki savaşta savaş hileleri vardır, ancak her şey mubah değildir. Savaşın kuralları vardır.

Ancak Erdoğan’ın hiçbir kuralı, hiçbir ahlakı, hiçbir duruşu yoktur. Her şeyi hile, kurnazlık, yalan, arkadan vurma, karşı tarafı şuursuzca ezme üzerinde inşa eden bir kişiliktir. Ortalığa saldığı birkaç kadın ve erkek de böyledir. İki yüz yıllık Kürt sorununu çözeceğine, dağa çıkanların nedenlerini kendi politikasında arayacağına, yaktığı binlerce köyün, kasabanın, orman ve insanın hesabını vereceğine birkaç zavallı kadın ve erkeği ortaya sürerek `al işte çözebilirsen çöz” taktiğini uygulayarak ahlaki olmayan bir yöntemi kullanıyor. Bir halkın yaşamını, dilini, kültürünü, ulusunu ve tüm geleneklerini inkar edip yasaklayacaksın, buna karşı direnenlere de “terörist” diyeceksin! Diktatörlüğünü ilan edeceksin, ülkeyi faşizmle yakıp yıkayacaksın, dağları, ormanları bombalayacaksın, Kürtlerin yaşadığı yerleri savaş alanına çevireceksin, sınırlarının dışında olan Rojava’yı tehdit edeceksin, Afrin’i işgal edeceksin, ülkeyi felakete sürükleyeceksin sonra da kalkıp “terörist var, dışarıdan darbe yapılacak” deyip soykırım konseptlerini oluşturacaksın ve bütün dünyanın da senin yanında olmasını isteyeceksin!

Bu, yılana sarılma çaresizliğidir. Rus ruletidir. Kendi kendini vurma, dar bir labirentte cirit oynama zavallılığıdır. Çaresizlik büyük bir hatanın kapısını aralama sürecidir aynı zamanda. Erdoğan bu sürecin en olgun ve en derin halini yaşıyor. Zaten hata üstünde hata yapıyor, suç üstünde suç işliyor, deyim yerindeyse boğazına kadar suça bulaşmış bir cumhurbaşkanı konumunu yaşıyor. Erdoğan’ın suçları hem çeşitlidir, hem de büyüktür. Hem savaş suçunu işleyen bir konumdadır hem de yüz kızartıcı suçları vardır. Kürdistan’da savaş suçunu Türkiye’de ise yüz kızartıcı suçlar işlemiştir. Kürdistan’da binlerce insanı diri diri yakarken Türkiye’de sandıklarla, ayakkabı kutularıyla para çalmıştır, halkın malını gasp etmiştir.

Evet Erdoğan bu nedenle bu kadar gaddarca, zalimce ve vahşice davranıyor, bu nedenle ahlaksızlıkta sınır tanımıyor. Ancak ortalığa saldığı bir grup kadın ve erkek de onu kurtarmayacak, bu oyun da sonuç vermeyecektir. Osmanlı’da bitmeyen oyunlar bu kez Erdoğan’la son bulacaktır… 

7916

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

PARTİZAN: 7Haziran'dan 1 Kasım’a değisen kosullar ve seçim tavrimiz

7 Haziran seçimleri bir nevi geçersiz sayılarak, 1 Kasım’a işaretlenen yeni bir seçim süreci başlamış durumda. 7 Haziran seçimi, sistemin politik krizine çare olmak bir yana yeni krizleri de yanına alarak “yeniden bir seçime” doğru evrilmiştir. 7 Haziran sonrası Türk hakim sınıflarının hükümetteki kliği AKP, seçimden istediği sonuçla çıkamamanın ve zayıf düşmesinin yarattığı sonucu bertaraf etmek için, kendi iç çelişki ve yarılmalarını da büyüterek, tam da 12 Eylül anayasasından aldığı yetkilerle seçimi yeniden örgütledi.

Görünürde olan ve gerçek:Osman Tiftikçi

Türkiye’de olan biten her şey bir kişiyle, bu kişinin hırslarıyla açıklanır oldu. Öyle bir hava yaratıldı ki, sanki AKP devrilse, T. Erdoğan da köşesine çekilse, Türkiye güllük gülistanlık bir ülke olacak. Örneğin Kürt meselesi çözülecek, Türkiye Ortadoğu pisliğine bulaşmayacak, Kürtler, azınlıklar, kadınlar, işçiler, gençler için basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olacak. Sol, devrimci demokratik güçler istedikleri yerde, istedikleri gibi gösteri, yürüyüş, miting yapabilecekler. Sünni İslam’ın devletin resmi dini olmasına, diğer inançların ezilmesine, horlanmasına son verilecek.

Kürdlere neden direniyor diye sormak, HDP’ye bu bahane ile saldırmak alçaklıktır!

 Dünyanın hiçbir yerinde ezilenlerle -ezenler kardeş olmadılar, olamazlar, olmayacaklar. Ezenler egemenleri temsil etmektedir. Devlet egemenler için var olmuştur, onların egemenliğini korumak, servetlerini güvence altına almak için var edilmiş kutsallaştırılmaya çalışılmıştır. Diğer ulusları kendi egemenlikleri altına almak, sömürgeleştirmek için oluşturdukları silahlı ordularını, polisini, istihbarat güçlerini egemenlikleri altına aldıkları halklara baskı aracı olarak kullandılar, kullanmaya devam etmektedirler. O sebeple, Kürdistan milletinin direnişi meşru ve doğrudur.

   

“Katliamdan kaçan mültecilerin insanlık dramına sessiz kalmayalım”

Savaştan ve katliamlardan Batı Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan mültecilerin insanlık dramına sessiz kalmayalım

Afrika'daki ve Ortadoğu'daki işgal ve iç savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybederken, bir o kadar insan ise, geleceğinden emin olmayan bir çaresizlik içinde bekliyor.

Kapıtalizmin ölümü

Dünyamızda yaşananlar, kapitalizmin kaosu ve onun yarattığı ağır toplumsal dramdır. Karaya vuran minik göçmen bedenleri, sınır telörgülerine takılan çocuk yürekleri, denizde boğulan insanlık ve dalgalar arasına karışıp duyulmazdan gelen çığlıklar, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir sonucu olduğu görülmediği sürece; daha yüzyıllarca bunları tekrar tekrar, ama daha fazla acılar katılarak yaşanacaktır.

ATEŞ ALTINDAKİ KÜRDİSTAN :Umut Munzur

Devletin AKP eliyle başlatmış olduğu “süreç” 7 Haziran seçimleri sonrasında Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle buzdolabına kaldırılmıştır. Süreç bitmiş değil fakat dondurulmuştur. Gelişmelere bağlı olarak yeniden fırına verilmeyi beklemektedir. Bu haliyle beklemede olan “süreç” yeni bir “süreci” doğurmuştur. “Yeni süreç” topyekün saldırı ve yıldırma politikalarıyla hayata geçirilmek istenmekte, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kazanımlarına ket vurmayı mümkünse bu kazanımları yok etmeyi hedeflemektedir.

Bu çocuğa iyi bakın, hepimiz suçluyuz!

Sermaye gruplarının çıkar ve kârları uğruna çıkardıkları savaşlara sessiz kalmakla yaşanan ölümlerden hepimiz sorumluyuz. Sabah haberleri izlediğimde karşıma dünya güzeli, tertemiz, bütün kötülüklerden uzak masum üç-dört yaşlarında bir çocuğun sahile vurmuş ölü bedeninin yüzüstü yatık haliyle karşılaştım. Önce bir şaşkınlık sonra bir acı tüm bedenimi kapladı. Gözyaşlarımı tutamadım. Yüreğimi yakan bu görüntü tüm insanlığa, kendine insanım diyen ama geçmişini unutan, yaşadığı acılara sünger çeken, ortaya çıkan insanlık dışı bu zulme sessiz kalanlara avazım çıktığı kadar küfür etmek geldi.

Faşizm, Seçimler ve Devrimci Duruş

Çok önemli ve kritik bir süreçten geçmekteyiz. Devrimci, ilerici, demokrat, sosyalist, yurtsever  bileşenlerde ciddi bir kaygının yaşandığı açık ve net… Bu tartışmanın ana eksenini 1 Kasım seçimlerine  ilişkin HDP'nin almış olduğu emrivaki   TAVIR  oluşturmaktadır.
    

Duyulmak istenmeyen büyük çığlık: Mültecilik!

Savaş denince insanın aklına gelen ilk şey ölümdür, vahşettir, işkencedir, tecavüzdür, açlıktır, yoksulluk ve açlıktır. Ölümlerden kaçma adına, umutsuzluk içerisinde ölüme umut diye koşmaktır, Savaşlar yalnızca insanları öldürmekle kalmazlar.  Kendi dışında evrende yaşayan tüm canlıları da yok eder, yakar - yıkar.  Atılan bombalar, toplar, füzeler, kimyasal silahlarla evrende yaşayan bütün canlıların doğal yaşam alanları, hakları yok edilir, ortadan kalkar.

    Peki savaşı kimler çıkarmakta, kimler savaşlarda zarar görmekte ve savaşlar kimlere yaramaktadır?

Kartal Bürosu Düştü

Her teslim olmuş ruha baktığınızda onda muhakkak sistemi yücelten sözler... davranışlar... bulursunuz.

Örgütlülerin örgütlüğü örgütsüzlerin çenesini yorarmış derler. Varsın gene de olsun.

Büronu aç ki yüzünü görem. Büronu aç ki yüzünü görem. Sana bir mendil verem. Sana bir mendil verem.

Hava sıcak, toplum gergin,  siyaset çatışmada...

Biraz saygı. Biraz.

Nelere razı edilir hale getirilmedik ki.

Öcalan müdahil olmalı

Sayın Öcalan Türkiye’yi: Sorunu kendi aramızda çözmezsek hegemonik devletler çözer, diye çok kereler uyarmıştı.

Sayfalar