Cuma Eylül 11, 2026

Enkaz Yaratan Çürük Düzeninizi Yıkacağız; Seçim Kurtuluşunuz Olmayacak!

6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce insan taammüden katledildi, yüz binlercesi yaralandı ve milyonlarcası temel yaşam koşullarından mahrum bırakıldı. -Bir değil, iki değil, üç değil- on binlercemiz kendileri için bir mezar haline getirilen evlerinde öldürüldü. Sadece depremler nedeniyle değil enkaz altında kurtarılmayı beklerken yardım edilmediği için donarak öldürüldü. İnsanların yardım edin çığlıklarına, “Nerede bu devlet?” haykırışları eşlik etti.

Kuruluşunun yüzüncü yıldönümünde ikinci yüzyılına büyük bir tantanayla hazırlanan TC devleti; deprem bölgesinde öncesi ve sonrasıyla işbaşındaydı!

Aktif fay hatları üzerinde rant için yapılaşmaya izin vererek, depreme uygun olmayan yapılara belli bir ücret karşılığında imar affı çıkartarak ve dahası deprem nedeniyle yıllardır halktan toplanan vergileri yandaşlarına dağıtıp çökerek görevini yapıyordu.

Depremler sonrasında ise bırakalım halka yardım etmeyi, çadır ticareti yapmakla ve sosyal medyayı daraltmak-engellemekle ve “asrın felaketi” adı altında reklam kampanyası örgütlemekle meşguldü.

Enkaz altında yardım bekleyen halkı kurtarmak için harekete geçmek yerine camilerden sela okutmak ve canlı yayınlanan TV programlarında “yardım” adı altında para toplamak için uğraşıyordu.

Deprem bölgesine yardım için giden gönüllüleri bekleterek, devrimcileri engelleyerek, yardımlara el koyma ve yardım merkezlerine kayyım atama planları yapıyordu.

Depremlerle yerle bir olan bölgede halkın yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak yerine, enkaz altında halen binlerce insanın cenazeleri varken, enkazı temizlenecek moloz olarak görüp yeni inşaat ihalelerine imza atıyor, sulama dahi yapmadan enkaz kaldırarak depremden sağ kurtulanların canına kastediyor, trajikomik temel atma törenleri yapıyordu “Deniz kumu değil haaaa” nidaları eşliğinde.

TC devleti, bırakalım depremzedelere yardım etmeyi, enkaz altındaki on binlerce insanı kurtarmayı, bu sırada aralıksız ve sistematik olarak Medya Savunma Alanlarına, Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetim topraklarına yönelik her türlü kıyıcı ve yok edici kimyasal silah ve gazla saldırmaktaydı.

Kurulduğu günden itibaren işçi sınıfına ve emekçi halkımıza açlığı, yoksulluğu ve ölümü reva gören devlet ve onun kurumları, bir kez daha görevlerini yapıyorlardı. Bu anlamıyla on binlerce insanın katledilmesinin nedeni deprem değil, deprem gerçeğine göre yapılaşma sağlamayan, halkımızın barınma ve konut sorununu, kendi rant ve yağma düzeni için kullanan TC devletidir.

Yüzyıllık tarihi soykırım, sömürü, yağma ve çökme, imha ve inkar pratiği olan TC devleti, ikinci yüzyılına girerken “asrın katliamı”nı gerçekleştirmiş durumdadır. Depremler, TC devletinin gerçek yüzünü, halk düşmanı ve bir avuç kompradorun, bürokratın, eşrafın ve şeyhin devleti olduğunu on binlerce insanın katledilmesi pahasına göstermiş durumdadır. Katil suçüstü yakalanmıştır!

Halkımız, TC devletinin kendi devleti olmadığını, enkaz altında yakınları yardım çığlıkları atarken deneyimlemiş, gerçeklerle yüzyüze kalmış ve yardımına devlet değil aynı katliamı yaşamak zorunda kalan komşusunun, eşinin, dostunun, ülkenin dört bir yanından devrimcilerin koştuğunu görmüştür.

Seçim halkın yarasını sarmayacak, hesaplaşma olmayacak!

Depremler sonrasında yaşananlar, halkımızın TC devletinin halk düşmanı niteliğini kendi yaşadıklarıyla deneyimlemesini sağlarken, iktidarı elinde tutan bir avuç halk düşmanı ise suçüstü yakalanmanın telaşıyla düzenlerinin bekası için anayasalarına göre 18 Haziran 2023 günü yapılması gereken Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ni “seçimleri yenileme” kararıyla 14 Mayıs 2023 tarihinde yapma kararı aldılar.

Depremlerin ve iktidarın yarattığı enkaz orta yerde dururken, milyonlarca insan barınma hakkı başta olmak üzere en temel yaşam koşullarından mahrum bırakılmışken; hiçbir şey olmamış gibi ve üstelik de “yenileme” adı altında erkene alınan bu seçim kararıyla, halkın devlete yönelik ortaya çıkan öfke ve tepkisinin yatıştırılması hedeflenmekte, “seçim” halkımıza bir umut ve çözüm olarak sunulmak istenmektedir.

İktidarın depremler nedeniyle ortaya çıkan tabloda meşruiyeti halk nezdinde önemli oranda sarsılmış durumdadır. Bu nedenle apar topar seçim yapılarak devletin geniş kitleler nezdinde sarsılan meşruiyeti yeniden tesis edilmek istenmektedir. Böylelikle devletin gerçek yüzünün daha fazla teşhir olmaması istenmektedir, zira suçlarından kurtulma telaşındadırlar.

Bu, iktidarıyla muhalefetiyle bütün hakim sınıf kliklerinin ortaklaştıkları noktadır.

Depremden önce gündemde, halkın yaşamını açlık sınırının altında sürdürmeye mahkum eden ekonomik kriz vardı. Yüksek enflasyon karşısında işçi sınıfı ve emekçi halkın alım gücü AKP’li yılların en alt seviyesine düşmüş, en temel insani ihtiyaçlara ulaşmada dahi sorunlar yaşamasına sebep olmuş ve bunun sonucu olarak da AKP-MHP iktidarına karşı ciddi bir öfke birikmişti.

Bu durum depremle birlikte üzeri kapanmak bir yana hem yoksulluğu hem de halkın öfkesini büyüten bir yerde durmaktadır. Seçimlerde son dönemece girilmişken R.T.Erdoğan her gün yeni bir “müjde” ile ekranları işgal ederken, artık “şahlanış” dönemine girdiklerini ilan ederken tüm bunların halkın önemli bir kesiminde karşılık bulmadığı görülüyor.

İşte AKP-MHP iktidarı böylesi bir süreçte, “seçim” oyununu sahnelemektedir.

İktidar nasıl ki kendi derdine düşmüşse, burjuva muhalefet de deprem nedeniyle enkaz altında kalan devleti kurtarma derdine düşmüştür. Muhalefet, halkın devlete yönelik öfke ve tepkisini, kendi klik çıkarları arkasında yedekleyerek AKP-MHP iktidarına ve R.T.Erdoğan şahsında “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne yöneltmekte, TC faşizminin “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” olarak yeniden örgütlenmesini savunmakta, “başkanlık sistemi”nin kabul edildiği 2017’den, hatta AKP iktidarından önce her şey güllük gülistanlıkmış gibi gösterme çabasına girmektedir.

Hatta öyle ki; geçmişe dair yarattıkları ütopya içinde Erbakan, Özal, Demirel, Ecevit gibi faşist figürlerle “Şirinler köyü” kurgulanmaktadır. Ve tüm bu çabaların bir parçası olarak burjuva muhalefet 14 Mayıs seçimlerini, “Türkiye’nin kader seçimi”, “Cumhuriyetin dönüm noktası”, “en kritik seçim” vb. şeklinde propaganda etmektedir.

Her şeyden önce yapılması kararlaştırılan seçim, işçi sınıfı ve emekçi halk açısından en kritik seçim değildir. TC faşizminin üzerinde yükseldiği zemin bir avuç kompradorun, bürokrat ve toprak ağasının işçi sınıfı ve geniş halk kitleleri üzerinde uygulayageldiği sömürü, baskı, yağma ve talan düzenidir.

Belli periyodlarla gerçekleştirilen seçimler, göstermelik de olsa bu rejime “demokrasi” makyajı yapmak amacı taşır. İşçi sınıfı ve emekçi halkı hangi burjuva kliğin daha fazla sömüreceği, devlet aygıtını kendi çıkarları açısından hangi kliğin daha fazla kullanacağı halka sorularak belirlenir. Bu durum bugün her zamankinden daha açık bir şekilde gözler önündedir.

“Altılı Masa” denilen burjuva ittifakın cumhurbaşkanı adayı belirlenme sürecinde, faşist İyi Parti başkanı eli kanlı Meral Akşener’in Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkarak masayı dağıtma pahasına yaptığı çıkış, esasta “Erdoğan sonrası” el değiştirecek olan rantın hangi kliğe gideceğine dair kavganın sonucudur.

Yani “kader seçimi” diyerek halka yalan söyleyenler, paylaşım için mevcut hükümetin ve cumhurbaşkanının gidişini dahi bekleyememektedir.

Bu örnekte de görüldüğü üzere ülkemizde seçimler yoluyla bu zeminin değişeceğini savunmak büyük bir yalandır. İşçi sınıfı ve emekçi halk adına bu yalana ortak olmak, dahası bu yalanın propagandasını yapmak affedilemez politik bir hatadır.

Bu yalana devrimcilik adına ortak olanlar ve seçimler yoluyla rejimin zemininin ve üzerinde yükseldiği kolonların değiştirilebileceğini savunanlar boş hayaller peşinde koşmaktır.

Ülkemizde demokrasi, bir devrim sorunudur ve rejiminin üzerinde yükseldiği zemin paramparça edilip demokratik halk diktatörlüğü kurulmadan gerçek demokrasi olmayacaktır.

Kuşkusuz bu gerçekliğe yaslanan devrimciler ve komünistler, demokratik devrim mücadelesi açısından reformları devrim mücadelesine tabi kılmayı, seçimleri de tıpkı diğer olanaklar gibi devrimci mücadele açısından kullanmayı reddetmez.

TC devletini kuran hakim sınıflar başından beri iki ana siyasi kampa ayrılmıştır. TC kuruluşundan sonra uzunca süre Kemalist tek parti faşizmiyle yönetilmiş, emperyalizmin dönemsel yönelimi doğrultusunda “çok partili sisteme” geçilmiştir.

Bu süreçten sonra Türk hakim sınıfları iki ana siyasi kamp olarak, birbiri ardına değişen hükümetlerle ve parlamenter maskeli faşizmle sömürü, yağma ve rant düzenlerini sürdürmüşler; işçi sınıfına ve çeşitli ulus ve inançlardan halkımıza zulmetmişlerdir.

Dönem dönem yaşanan askeri darbeler gelişen kitle hareketlerini bastırmak ve devlet aygıtını emperyalist politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırmak için devreye sokulmuştur.

Denilebilir ki, yüzyıllık cumhuriyet tarihi bir yandan Türk hakim sınıflarının parlamenter maskeli faşizmle çeşitli ulus, milliyet ve inançlardan halkımızı sömürü, zulmetme ve katletme tarihiyken diğer yandan işçi sınıfı ve halkın direniş ve mücadele tarihidir.

Kendilerini AKP’de ifade eden Türk hakim sınıf kliğinin R.T.Erdoğan şahsında “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı altında tartışmalı 16 Nisan 2017 Referandumu’yla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanan sistemin faşist karakteri açıktır. Ancak bu gerçek, AKP öncesinde rejimin faşist karakteri açısından yanılsama yaratmamalıdır.

“Açık-kapalı faşizm” gibi tartışmalarla R.T.Erdoğan şahsında somutlaşan rejim ve onun faşist karakteri yeni ortaya çıkmış değildir. Kuşkusuz “Saray Rejimi”nin, önceki parlamenter maskeli rejime göre çeşitli biçimsel farkları vardır. Ancak özde üzerinde yükseldiği zemin aynıdır. Örneğin rejimin kurucusu M.Kemal’in ölümüne kadar 15 yıl devlet aygıtını “tek adam” olarak yönettiği unutulmamalıdır.

TC devletinin tarihi, kuruluşundan itibaren demokratik devrim ihtimaline karşı örgütlenmiş, işçi sınıfı üzerinde grev yasakları, köylüler üzerinde jandarma dipçiği, Kürt ulusunun asimilasyon, inkar ve imhası, Alevi inancının reddedilmesi, azınlık milliyet ve inançlar üzerinde amansız bir ulusal ve inançsal baskı, kadınlarının ataerkil bir cendere içine alınması ve katledilmesinin tarihidir.

Burjuva ittifakları ve adaylarını desteklemeyelim; Seçimleri devrim için örgütlenmenin aracı kılalım!

Halk kitlelerinin R.T.Erdoğan şahsında, TC devletine duydukları öfke ve tepki son derece meşrudur. Dahası devrimcidir ve desteklenmelidir. Ancak bu haklı ve meşru tepkinin düzenin yıkılmasına değil de aksayan kimi yanlarının tamir edilmesini hedefleyen burjuva muhalefetin arkasında yedeklenme çağrısının yapılması büyük bir yanılgıdır ve bunun kötü sonuçlarını sadece bu kesimler değil, esas olarak halk yaşayacaktır.

“AKP’yle uzlaşmayacağız, hesaplaşacağız” sloganı etrafında birleşenler ve muhalefetteki burjuva ittifakını destekleme çağrısı yapanlar, rejimi sadece ve sadece AKP’yle sınırlama, TC’nin üzerinde yükseldiği zeminin sınıfsal ve faşist karakterini gizlemeye hizmet etmektedir.

Ancak örneğin AKP’nin karşısında yer alan burjuva muhalif kliğinde asıl gücün devletin kurucu partisi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

AKP’den kurtulma adına CHP’nin önderlik ettiği burjuva ittifakını destekleme çağrısı yapanlar; bu ittifakın işçi sınıfı ve halk düşmanlığını gözardı etmektedir. Sadece bu da değil; destekleme çağrısı yapılan burjuva ittifakının “Mutabakat Belgesi”nde Kürt ulusu, Alevi inancı ve kadın ve LGBTİ+ düşmanlığına kadar sicili son derece net partilerin varlığı bilinmesine rağmen bu çağrı yapılmaktadır.

İşçi sınıfı ve emekçi halkımız, burjuva muhalefetin aday belirleme sürecinde faşist M.Akşener’in veciz ifadeleriyle “ölümü gösterip sıtmaya razı edilmekte”dir. Bu anlamıyla “her şey çok güzel olacak, yine baharlar gelecek” sloganında ifade edilen, muhalif burjuva kliğin TC devletini ve faşist rejimini aksayan kimi yönleriyle tamir etme ve iktidar olma hedefidir.

İşçi sınıfı ve halk açısından eğer kendi gücüne güvenmez ve kendi bağımsız politik hattını örgütlemezse, rejim “taze”lenmiş bir iktidarla yoluna devam edecek, halkımızın deyimiyle “gelen gideni aratacaktır”. Ağır ekonomik krizin üstüne, depremlerle yaşanan yıkım eklendiğinde, olası bir iktidar değişiminde yeni kemer sıkma politikaları, ulusal çıkar adına devreye sokulacak, fatura yine işçi sınıfına ve halka kesilecektir.

Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden, Alevi inancı başta olmak üzere ezilen inançlardan işçi sınıfı ve halkımız; “kırk katır mı kırk satır mı?” politikasına mecbur değildir.

Halkımızın deprem sürecinde bizzat kendi pratiğinde deneyimlediği üzere herhangi bir hakim sınıf kliği arkasına yedeklenmeden kendi gücüne dayanma, kendi sınıf çıkarlarını önceleyen politik bir tavra ihtiyacı vardır.

Bu tavır; “başkanlık seçimi”nde hiçbir burjuva ittifakını ve adayını desteklememe, hiçbirine oy vermeme; milletvekilliği seçimlerinde ise devrimci, yurtsever adayları desteklemektir. Milletvekilliği seçimlerinde Yeşil Sol Parti’nin adaylarının desteklenmesi tavrı, olanakları demokratik devrim mücadelesine tabi kılma, seçimleri devrim mücadelesi için örgütlenmenin aracı olarak kullanmaktır.

Çağrımız sadece başkanlık seçiminde hiçbir burjuva adayı desteklememe, milletvekilliği seçiminde Yeşil Sol Parti’nin devrimci ve yurtsever adaylarını destekleme olarak algılanmamalıdır. Başkanlık seçiminde iktidarı ve muhalefetiyle burjuva ittifakların sınıfsal niteliği ve rejimin kuruluşundan günümüze faşist karakteri teşhir edilmesi, demokratik devrim propagandası yapılması yönündedir.

Milletvekilliği seçiminde ise “destek” değil, bulunduğumuz her alanda aktif olarak seçim çalışmalarına katılma, birlikte yürüme ve seçim çalışmalarını demokratik devrim mücadelesinde kitlelerle bağ kurmanın ve örgütlenmenin bir aracı olarak kullanma şeklindedir.

Bu süreçte oklarımızın sivri ucu elbette şu an iktidarda olan, Refah ve Hizbullah-Hakpar’ın da katılımıyla açıktan kadın ve LGBTİ+ düşmanlığıyla tarihe geçecek olan “DAİŞ koalisyonu” oluşturan ve yirmi bir yıldır halkın kanını emen, katleden AKP-MHP iktidarına yönelecektir. Halkımızı diri diri mezara koyan, enkaz altında yardım etmek yerine “not ediyoruz” diyerek tehdit eden, eleştirenlere küfreden ve katline sebep olduklarından “helalleşme” isteyenlerden mutlaka hesap soracağız!

Hesaplaşmamız seçimle değil devrimle olacak!

7958

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Özgür Gelecek

Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)

5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.

Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.

Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]

Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...

Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?

Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...

Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?

Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…

Para, istihbarat, lojistik…

Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?

Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor.  Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.

Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat

Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor.  2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.

Devrimci Teori ve Komünist Partisi

"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "

Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1

Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri

Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.

Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.

Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır

Arif Alıç

Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]

Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor

“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.

“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek

Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.

“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)

TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı. 

– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.

Savaş hali (Nubar OZANYAN)

Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.

Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.

Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.

Sayfalar