Dursun Yoldaş Bağrımızda ve Belleğimizde Yaşayacak - Abbas Vartanoğlu
Bir yoldaş öldüğü zaman yoldaşları arasından belki bedenen ayrılır. Yoldaşlarınca vücudu son yolculuğuna uğurlanır. Yaşadığı toprağın derinliklerine devrimci gelenekler doğrultusunda defnedilir. Köhnemiş ve miadını tamamlamış sisteme karşı verdiği mücadeleyi kendisini bedenen uğurlayan yoldaşlarına devreder.
Ama onlar, yoldaşlarının belleklerine iyice kazınırlar. Bir daha çıkmamak üzere onların dağarcığında yerlerini alırlar. Onların bağırlarına iyice yerleşirler.
Yakında bedenen kaybettiğimiz Dursun Çaktı Yoldaş da böyle bir yoldaştı. Devrimci yaşamı ve devrimci mücadelesiyle bulunduğu alanda öne çıkmış, örnek olmuş ve kitleler içinde yer almış bir yoldaştı. Aktif olarak yer aldığı faaliyetlerde emsal olmuş bir yoldaştı. Aynı saflarda yer alan yoldaşları, devrimci faaliyetlerdeki siper yoldaşları ve tanıdığı emekçi kitleler son yolculuğunda O’nu yalnız bırakmadılar. Covid-19 salgınının tecrit ortamına rağmen yüzlerce kişi tarafından uğurlandı... Bu meret salgın olmasaydı çok daha kitlesel bir katılımla uğurlanacaktı...
Yine de son yolculuğu kalabalık bir katılımla ve görkemli bir uğurlamayla yerine getirildi. Gericiliğin her türlü mertebesine karşı mücadele eden devrimci imajını yoldaşlarına devrederek uğurlandı...
Dursun Çaktı Genç Yaşlarda Devrimci Saflarda Yer Aldı
Dursun Yoldaş devrimci düşüncelerle daha gençliğin arifesinde tanışmaya başlar. Türkiye’de Resmi ve sivil faşist güçlerin, devrimci ve demokrat kesimlere yaptıkları saldırıların göğüslendiği ve püskürtüldüğü bir ortamda, giderek devrimci hareketlere sempati duymuştur. Genç yaşlarda geldiği Almanya’da devrimci faaliyet içerisinde daha aktif olarak yer almıştır. Yaşamını, faaliyetini, mücadelesini yönlendiren ve bilinçle hareket etmesini sağlayan İbrahim Kaypakkaya’nın düşünceleriyle kendisini donatmış ve o doğrultuda hareket eden yapı içerisinde giderek aktif olarak yer almıştır. O saflarda yer almak ve mücadele etmek O’nun yaşamının önemli bir parçasını oluşturmuştur. Nitekim Yoldaş ömrünün sonuna kadar hep o güzergahta hareket etmiştir.
Dursun Yoldaş, Türkiye’de verilen mücadeleyi yakından takip etmiş ve hem o doğrultuda hem de, Almanya’da kapitalizmin yarattığı sorunlara karşı yürütülen faaliyetler içerisinde aktif olarak yer almıştır.
Yurt dışı koşullarında, Türkiye’deki baskı ve saldırılara karşı mücadele ile yurt dışındaki sömürü ve ırkçılığa karşı mücadelenin birleştirilmesi perspektifiyle hareket etmiştir. Bu perspektifle faaliyet yürüten demokratik kitle örgütü içinde aktif olarak yer almıştır. Dursun Yoldaş aynı zamanda enternasyonal bir yoldaştı. Bundan dolayı enternasyonal faaliyetlere karşı da duyarlıydı. Nitekim örgütlenen ve yaşama geçirilen enternasyonal eylemler içerisinde de yer almıştır.
O, öncü müfrezenin doktrini doğrultusunda sosyal pratikte aktif olarak yer alan bir yoldaştı... Mevcut yapısıyla yer aldığı alanda ve saflarda derin izler bırakmıştır.
Ayrıca daha genç yaşlarda tanıştığım Dursun yoldaş’la aramızda oluşan yoldaşlık bağlarını vefatı sonrası daha çok hissettim. Öyleki, O’nu hatırlarken müteakip defalar karşılaştığımız yürüyüşler, mitingler, paneller, seminerler, geceler, kitle örgütü kongreleri vb. anılar gözümün önüne geliyor!.. Ya da başbaşa geldiğimizde yaptığımız siyasi sohbetler ve yürüttüğümüz polemikler zihnimde canlanıyor.. Öyle ki, Dursun Yoldaş’la yaptığımız siyasi sobetler uzun sürerdi. Sohbetlerimizde ve tartışmalarımızda geçen zamanın farkında bile olmazdık.
Dursun Yoldaş’ı Unutmayacağız
Dursun yoldaş 1970’li yılların ortalarında kurulan Ulm derneğinin kurucuları içinde yer almıştır. Ve derneğin 1977 yılında ATİF’e üye olmasında başı çeken yoldaşlardan biri olmuştur. Ve faaliyetlerde giderek daha aktif yer almıştır. Hızla yürütülen faaliyet ile Güney bölgesinde geniş kitleler ile bağ kuran yoldaşlardan biridir.
Dursun yoldaş beraberinde sınıf bilinçli proletaryanın düşünceleriyle de kendisini geliştirir. Öncü müfrezenin görüşlerini kararlı bir tarzda savunurdu. Hareketin programını bulunduğu her alanda savunmaktan alıkoymazdı kendini. Siyasi ve örgütsel alanda aktif olarak yer alır. Nitekim Güney bölgesinde yapının oluşturulmasında etkin rol oynamıştır.
Değerli yoldaş kitle ilişkilerinde de öne çıkmıştır. Kitlelerle kurulan ilişkilerde faal rol oynamıştır. Mütevazi, alçak gönüllü, duyarlı yapısıyla insanların güvenini kazanmış, onlarla geniş ilişkilerin kurulmasında aktif biri olmuştur. Emekçi kesimlerin mevcut sorunlarına karşı gösterdiği duyarlı tavır ile öne çıkmıştır. Denilebilirki, O kitle bağlarında öne çıkan ve örnek oluşturan bir yoldaştı...
Dursun Yoldaş’ın yoldaşlık bağları da güçlüydü. Örnek alınacak bir yoldaştı. Yoldaş, ilişkilerinde ideolojik, politik ve sosyal yapısına güven duyduğu yoldaşlarıyla yaşamı paylaşırdı. Aynı saflarda yer aldığı yoldaşlarına imkanlarını esirgemezdi. Onlara karşı da mütevazi, saygılı, sorunlarına karşı hassastı.
Diğer taraftan yoldaşlarına karşı ideolojik ve politik olarak da açık ve nettir. Yoldaşlarıyla olası sorunları, eleştirileri, farklı düşünceleri örgütsel işleyişe uygun tarzda gündeme getirirdi. Yeri geldi mi, iki çizgi mücadelesi ilkesine uygun olarak eleştirilerini net olarak dile getirirdi. Ama dışarıya doğru partinin görüşlerini savunurdu...
Yoldaş parti içinde oluşan yanlış çizgilere ve anlayışlara karşı da duyarlı ve açık tavır takınmıştır. Partide ideolojik ve örgütsel birliği savunmuştur. Ama bu birliğe ters düşen tasfiyeci, hizipçi ve irade birliğini yadsıyan akımlara karşı da tavır almıştır. Onların güdümünde hareket etmemiştir. Nitekim son tasfiyeci girişime karşı da, partinin işleyişine uygun hareket etmiştir. İbrahim Kaypakkaya’nın temellerini attığı parti normlarına ters düşmemiştir. Tersine ilkelere sahip çıkmıştır.
Dursun yoldaş savunduğu görüşleri de ailesinden esirgememiştir. Nitekim çocuklarının siyasi gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Çocukları yoldaşla politik olarak aynı saflarda yer almışlardır. Çocuklarıyla ailevi ilişkilerle beraber – çocukları büyüdükçe - yoldaşlık ilişkileri de kurabilmiştir.
Ömrünün üçte ikisini devrimci saflarda geçiren Dursun yoldaş ölümü göğüslerken de örnek tavır sergilemiştir. Kansere yakalandığında kendisiyle telefonla birkaç kez konuştum. Her konuşmamızda son derece metanetli, inançlı ve kararlı bir edayla konuşuyordu. Yoldaş, olası ölümcül meret hastalığa yakalanmayan birinin ses tonuyla konuşuyordu benimle... Her zamanki gibi siyaset konuşuyordu. Gelecekten bahsediyordu. Yarınlardan umutluydu. Sınıf çelişkilerini vb. söylemleri dile getiriyordu.
Aslında ölümcül durumunu biliyordu. Ama hastalığını fazla gündeme almıyordu. Ölüm karşısında pes etmeyen bir yoldaştı O.. Öyleki ölüm histerisine kapılmadan karar, inanç ve olgunlukla yaşamını son kertesine kadar sürdürdü...
Bu tavrı beni çok etkiledi. O’na saygı duydum...
Kararla ve inançla bedenen aramızdan belki ayrıldı, ama, yoldaşlarına devrettiği anısıyla, sık sık belirttiğim gibi iç dünyamızda, belleğimizde, bağrımızda kalıcı olarak yerini aldı....
Dursun Çaktı Yoldaş şimdi belki bedenen toprağın dibinde... Ama Dursun Yoldaş ölümcül hastalığa pes etmeyen halet-i ruhiyesiyle, bana 20 Ağustos 1981 tarihinde idam edilen Mustafa Özenç’i hatırlattı. Mustafa Özenç ölüme giderken inanç, kararlılık ve zafere olan imgeyle yazdığı şiirin bir dörtlüğünde şöyle diyordu:
“O büyük gün geldiğinde
ben kimbilir kaç yıldan beri
ebedi yatağımda toprağın derinliklerinde
sonsuz bir uykuda uyuyor olacağım
fakat alınca ne zamandır beklediğim haberi
uyanıp, sesimi kimse duymadan
o büyük zaferin tarifsiz coşkusuyla
kara toprağın altından, ben de haykıracağım”
Dursun yoldaş da toprak altına böylesi bir inançla uğurlandı..
Ama şu an dünyaya hakim olan, ama, giderek fasit daire içerisinde parçalanan emperyalizm ve tüm bağımlı devletler, proletarya ve ezilen halklar tarafından tarihin çöplüğüne atıldığında, Dursun yoldaş da kara toprağın altından haykıracak!..
Dursun Yoldaş’ın ruhu şad olsun!
Anısı mücadelemize rehber olsun!
Son Haberler
Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü
İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.
Katliam Bir Devlet Geleneğidir!
Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…
Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.
HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.
Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]
din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.
CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...
Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.
İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?
Paramaz! (Nubar Ozanyan)
20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.
Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.
Politik gerilik ve yetmezlik…
Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.
Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.
Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.
Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]
“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!
Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.