Cuma Ekim 16, 2026

Dünyaya Barış Sosyalizmle Gelecek!

"Sömürüye, doğanın yok edilmesine, kadının kurtuluşuna, halklar arası düşmanlığa son verecek sosyalizm ve komünist toplum, kalıcı barışın da tek teminatıdır"

1 Eylül 1939, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı tarihtir. Savaş, Alman emperyalizminin Polonya’yı işgaliyle başladı. Hitler Almanya’sı Avrupa topraklarına, Balkanlar’a, nihayetinde Sovyetler Birliği topraklarına göz dikerek dünya imparatorluğuna soyundu.

Savaş, Avrupa başta olmak üzere büyük bir yıkıma neden oldu. 67 milyon insan hayatını kaybetti. Milyonlarcası yaralandı, sakat kaldı. Yıkılmayan şehir neredeyse yoktu. Hitler, 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında katletti.

Stalin, 1929 dünya ekonomik krizinin atlatılmayacağını ve savaşın kaçınılmazlığını gördü. Savaş istemeyen ve bir savaş durumunda bunu kaldıramayacak durumda olan genç Sovyetler Birliği, 23 Ağustos 1939 tarihinde Hitler Almanya’sıyla bir “saldırmazlık paktı” imzaladı.

Hitler Almanya’sı, Sovyetler Birliği’yle yaptığı “saldırmazlık” anlaşmasına uymadı ve 1941 yılında Sovyetler Birliği’ne saldırdı. Hitler, kısa sürede Sovyetler’i işgal ederek Alman bayrağını Sovyetler’de dalgalandırmayı hayal etti. Ancak Stalin önderliğindeki Kızıl Ordu ve Sovyet halkları büyük bir fedakarlık ve direnişle Stalingrad ve Leningrad’ı Alman ordularına mezar etti.

Geri kalan Hitler ordusu artıkları kaçmak zorunda kaldı ve nihayetinde 8 Mayıs 1945 tarihinde Kızıl Ordu, Berlin’de Hitler’i tarihin derinliklerine gömerek savaşa son verdi.

Sovyetler Birliği, dünya barışına katkı olması adına 1950 yılında savaşın başlangıç tarihi olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak kutlanmasını önermiştir.

Sovyetler’in tarihe geçen bu anlamlı gününü silmek ve unutturmak için Birleşmiş Milletler bu tarihi değiştirdi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü”, “Uluslararası Barış Günü” ilan ederek, sözde dünya barışına katkı sağlamayı amaçladı. Her yılın 21 Eylül’ünde BM merkezinde “Barış Çanı” çalsa da bunun sadece bir sahtekarlık olduğu açıktır. Her 21 Eylül’de aslında “çan kimin için çalıyor” sorusuna verilecek en güzel cevap, “çan”ın emperyalistler için çaldığıdır.

Emperyalist-kapitalist bir dünyada barıştan söz edemeyiz. Böyle bir dünya, bugün söz konusu değildir. Sovyetler Birliği’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü sembolikti.

Stalin, dünya üzerinde tek bir emperyalist ülke kalmayana kadar gerçek barışın gelmeyeceğini defalarca söylemiştir. Sovyetler, Çin ve diğer demokratik ve sosyalist ülkelerin “barış içinde bir arada yaşama” politikasının özü, enternasyonal dayanışma içinde dünya haklarının emperyalizme karşı verdiği savaşı desteklemekten ibaretti. Sovyetler ve diğer sosyalist ülkeler, kendilerine saldırılmadığı müddetçe, kimseye saldırmama politikasına uygun olarak “dünya barışını” savundular.

Dünyamız emperyalist sistemin acımasızlığıyla talan ediliyor. Savaş, yoksulluk ve açlığın tek sorumlusu emperyalist sistemdir. Emperyalistler işgal edemedikleri ülkelerde iç kargaşa çıkartarak, darbeler yaparak, ekonomik ambargo uygulayarak hegemonya kuruyorlar.

Dünyanın her coğrafyasında savaş ve işgaller devam ediyor. ABD emperyalizmi en saldırgan güç olarak 2003 yılında Irak’ı işgal etti. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı. Irak’ın tüm alt yapısı; hastaneler, okullar, yollar elektrik ve su şebekeleri yok oldu.

2011 yılından bu yana devam eden Suriye iç savaşında ölen yüz binlerce insanın yanında en az beş milyon Suriyeli göç etmek zorunda kaldı. Emperyalist işgal güçleri; Rusya, ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya Suriye’yi bölüşmek için buraya üşüştüler. Türkiye ise Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle Suriye’de Kürt topraklarını işgal etti.

19 Mart 2011 tarihinde Fransa ve İtalya’nın işgal hareketiyle başlayan Libya iç savaşı, NATO desteğinde ABD, Fransa, Almanya’nın başını çektiği bloka karşı, Rusya’nın da dahil olduğu blok arasında Libya’yı paylaşım savaşı devam ediyor. Türk devletinin Yeni Osmanlıcılık hayalleri burada da devam ediyor.

Türk devletinin Kürt düşmanlığı, 97 yıldır aralıksız sürdü/sürüyor. Ülke içinde 15 bine yakın Kürt esir tutulmaya devem ediyor. Demokratik kurumlara dahi tahammülü kalmayan faşist diktatörlük, 50’nin üzerinde belediyeye kayyım atayarak gasp etti.

Suriye’de Kürt topraklarını işgal eden Türk devleti, binlerce insanı katletti. Irak Kürdistanı’nda Medya Savunma Alanları, neredeyse her gün Türk savaş uçakları tarafından bombalanıyor ve onlarca sivil insan yaşamını yitiriyor.

Gerillanın direnişi karşısında çakılıp kalan Türk ordusu, her gün yalan haberler yayarak “kahramanlık” gösterileri yapıyor. Koronavirüsün hızla yayıldığı Türkiye’de, faşist diktatörlük, Türkiye Kürdistanı’nı kendi kaderiyle baş başa bırakarak hiçbir sağlık hizmeti götürmedi. Türk devletinin barış ve kardeşliği bundan başka ne olabilir ki!

Ezilen ulus ve azınlıklar ve işçi sınıfı hiçbir zaman kendisini ezen, sömüren, katleden sınıf düşmanlarıyla barış içinde yaşayamaz. İki sınıf her zaman bir savaş ve çatışma içinde olmuştur. Bu sadece ülkemiz açısından böyle değildir, tüm dünya üzerinde ezilen halklar ve işçi sınıfı emperyalizm ve onların uşaklarıyla barış içinde yaşamamıştır.

Koronavirüsle emperyalist sitemin insanlık üzerindeki yıkıcı etkileri devam ediyor. Çin’in Wuhan şehrinde çıkan virüsün bir anda dünyaya hızla yayılarak bir insanlık dramına dönüştüğü şu günlerde, sağlık sisteminin kâr üzerine kurulduğu bu sitemde milyonlarca insanın sağlık hizmetine erişemediği, yeterli besin maddelerini bulamadığı bu sistem içinde insanların barış içinde sağlıklı ve mutlu yaşamaları mümkün değildir.

Sağlık, barınma, eğitim emperyalist-kapitalist sistemin en fazla kâr ettiği alanlardır. Emperyalistler için insanların refah ve mutluluk içinde yaşamaları pek de önemli değil. Kâr gütmeyen hiçbir şeyi sistem insanlara sunmaz/sunmamaktadır.

Emperyalist-kapitalist sistemin bitmez kâr hırsı, doğanın da hızla yok olmasını getirdi. Ozon Tabakası’nın delinmesi ile baş gösteren hastalıklar, kuraklık ve canlı türlerinin hızla yok olmasından emperyalistler sorumludur. İnsan nüfusunun hızla çoğalması ile ortaya çıkan yeni ihtiyaçların bir bütün olarak bu düzen içinde çözülmesi artık söz konusu değildir.

Bu dünyada barış mümkündür! Emperyalizmin tümden yıkılıp yerine sosyalist bir dünya kurulduğunda ancak kalıcı bir barıştan söz edebiliriz. İnsanlık, barışla birlikte mutlu ve huzurlu bir dünyada yaşamaya başladığında toplumun ihtiyaç duyduğu barınma, beslenme, sağlık ve eğitimin yanında insanlar barışı tadacaklardır.

Sosyalizmin kısa ömrüne rağmen, bu dünyada barış için atılan adımların insanlık için umut verdiği görüldü ve yaşandı. I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın devam ettiği süreçte, iktidarı ele geçiren Sovyet proletaryası savaştan çekilerek barış için önemli bir adım attı. II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda 27 milyon insanını kaybeden Sovyetler Birliği, Hitler’i savaş dışı bırakıp, savaşa son vererek dünya barışı için önemli bir adım attı.

Bugün yeni bir emperyalist paylaşım savaşının çıkması ihtimaline karşı barış, savunulabilir. Bu, düzeni kutsamak anlamına gelmez. Haklı ve haksız savaş ayrımında emperyalist savaşlara karşı çıkarken haklı savaşlarla emperyalistlerin ve uşaklarının yer yüzünden yok edilmesiyle kalıcı bir barış sağlanabilir.

Dünya çapında sınıf mücadelesinin boyutu ve şiddeti her coğrafyada bir ve aynı olmamakla birlikte, anti-emperyalist mücadelenin umut veren bir şekilde yükseldiğini de görmek gerekir. MLM güçlerin Hindistan, Peru, Filipinler, Brezilya ve Türkiye’de verdikleri anti-emperyalist mücadele en doğru ve tek yoldur.

Anti-emperyalist mücadelenin genişleyerek ve daha güçlü verilmesinin şartları ve olanakları dünden daha fazladır. ICOR (Devrimi Parti Örgütlerin Uluslararası Koordinasyonu) anti-emperyalist mücadelede önemli bir yerde durmaktadır. Dünyanın değişik coğrafyalarından 70 parti ve örgütün üye olduğu ICOR, güçlendikçe anti-emperyalist mücadelenin daha da ileri taşınması şansı vardır.

O halde, yeryüzünde yaşayan yaklaşık 7 milyar insanın gerçek bir barış içinde olmalarının yolu sosyalizm ve komünist bir toplumla mümkündür. Sömürüye, doğanın yok edilmesine, kadının kurtuluşuna, halklar arası düşmanlığa son verecek sosyalizm ve komünist toplum, kalıcı barışın da tek teminatıdır.

kaynak:ozgurgelecek10.net

13926

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Özgür Gelecek

Aliboğazı şehitleri mücadelemize rehber olsun!

Öncü müfreze tarihinde verdiği mücadele sonucu yüzlerce şehit vermiştir. Saflarında yer aldıkları kollektif yapının direnme ilkesiyle hareket eden yoldaşlar, egemen devletin saldırıları karşısında boyun eğmeme ve saldırıyı püskürtme geleneğiyle hareket etmişlerdir. Bunun sonucu boyun eğmeyen yoldaşlar yeri geldi mi devrim şehitleri de vermişlerdir.

Devrimci değerleri çirkinleştirmeye bir örnek

“Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkça, avcı hikayelerini dinlemek zorundayız.” (Afrika atasözü)

Munzur'un kızıl gülü, Yetiş Yalnız yoldaşın anısı, kalbimizde ve kavgamızda yaşayacaktır..!(Erhan Aktürk, Landshut Hapishanesi, Almanya)

Dağların sevdalısı, baharın umudu, mücadelenin kızıl ateşi yoldaşım ve halkımızın mütevazi öncüsü ve yol göstericisi; çok kıymetli, Yetiş yoldaşım, emin olabilirsin ki; şehadetinin ardından seni yazmak, senin gibi enginleri fetheden bir devrimciyi anlatmak şimdi bana çok zor geliyor...

Faşist yalanlar: “Holodomor” ve “Acı Hasat” filmi (İngilizceden çeviren: Garbis Altınoğlu)

(Yazarın notu: Ben bu makaleyi yazarken kendime büyük ölçüde, West Virginia Üniversitesi'nden Mark Tauger'in araştırmalarının ortaya koyduğu kanıtları dayanak aldım. Tauger meslek yaşamını Rus ve Sovyet kıtlıkları ve tarımını incelemekle geçirmiş bir kişi. O bu konularda dünyanın öndegelen otoritelerinden biri ve araştırmaları, sahteliklerini boşa çıkardığı için genel olarak Ukrayna milliyetçileri ve anti-komünistlerinin içtenlikli nefretinin hedefidir.)

Egemenlik Altındaki Halklar Şovenizmin Turnusoludur

İki ülke  komünistleri  / fransa ykp ve türkiye mk taraftarları /, anti kapitalist- anti emperyalist mücadeleyi örgütleyerek yükseltmeli ve sistemle hesaplaşacak düzeye çıkarmalıdır. Emperyalizme karşı halkların ortak çıkarı ve geleceği için halkların ortak cephesini oluşturulmalıdır.  ( ykp  )

Yaşasın halkların birleşik mücadelesi.

Yaşasın halkların dayanışması.

Yaşasın ..........

HBDH ......  “cephe” örgütlemesidir.

Yaşasın .....

.... “Cephe” örgütlenmesinin kurulma koşulları

Yaşasın ...

Kopuşun İçindeki Kopuş: İbrahim Kaypakkaya / (Bekir Sami Paydak)

İbrahim Kaypakkaya'yı 71 kopuşunda öne çıkaran özelliği, Kemalizm ve aydınlanma hattına karşı fırlattığı oktur. O, kopuşun içindeki kopuştur. Pasifist ve kitle kuyrukçusu çizgiye karşı 71'in tüm pratik çizgisi ortak olsa da İbrahim teoride de bunun aşılmasını sağlayan temeli kurmuştur. Burjuvazinin ilerlemesinden kendine pay biçen, bunun üzerinden kendilerine bir rota ve ortaklaşma belirleyenlere karşı İbrahim, devrimci mücadele çizgisinin yaşamıyla izdüşümü, kurduğu teorisiyle cephaneliğidir.

Devrim ateşini kuşanan KAYPAKKAYA 68 yaşında (KASIM KOÇ)

İnsanoğlu iki ayaklar üzerine dikildiği günden itibaren yürüyen, irdeleyen, düşünen, yaratan, yarattığı tarihi ortadan bölen, ters çeviren, savaşlar çıkaran ve yürüten bir tarih yarattı. Kıtalar’dan kıtalara koşan, keşifler yapan, “medeniyetler” adı altında savaşlar yürüterek ismini tarihe yazanlar geldi geçti şu yeryüzünde. İmparatorluklar kurdular. Kurdukları saltanatlarla kendisinden olmayanları kılıçtan geçirdiler.

TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı: “Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı cüret ve kavga ile anıyoruz!”

18 Mayıs 1973’te Amed işkecehanelerinde düşmanın her türlü insanlık dışı işkencelerine karşı “ser verip, sır vermeyen” duruşuyla düşman kalelerinde kızıl kaleler fetheden partimiz TKP/ML’nin kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya yoldaşı cüret ve kavga ile anıyoruz.

"Diz Çökmeyişin Meşalesi, Kopuşun Adı: KAYPAKKAYA

Sınıf mücadelesi denen o büyük düş, insanlık tarihi boyunca her zaman altınça- ğın kapılarını aralayan öncülerin, mahir ellerinde yazıldı.

İnsanlığın kızıl geleceği, kavganın manifestosunu yaşadığı coğrafyaya nakşeden önderlerin açtığı yoldan ilerledi. Yerkürenin dört bir yanını saran o büyük fırtınanın yaşadığımız coğrafyadaki temsilcisi, devrimin pusulası ise İbrahim Kaypakkaya oldu.

“Halkın Sanatçısı ve Halkın Savaşcısı YETİŞ YALNIZ Yoldaş'a”

“…gider,

…gider, nice koç yiğitler gider

Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir,

Ey mavi gök!

Ey yağız yer bilesin ki,

Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta”

TMLGB MK: "Tarihe kanla yazılan bir direniş, göndere çekilen bayraktır 12’ler!"

"Ezilenlerin mücadele defterine, Parti tarihimize, sınıf mücadelesinin en temiz sayfalarına 24–28 Kasım tarihinde; mücadelenin sarsılmaz, savaşımızın vazgeçilmez mevzisinde, Dersim’in başeğmez vadisinde; dizçökmeyişin manifestosunu hafızalarımıza kazıyarak 12 yoldaşımızın, karanlığı aydınlığa çevirmek için yıldızlaşan ölümsüzler kervanına katıldığını öğreniyoruz. 

Sayfalar