Dünya komünist örgütlerinden Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz!
Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz! Soykırımı yapanlar tarih önünde yargılanmaktan kurtulamayacaklardır!
24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Devleti, 1.5 milyon civarında Ermeni’yi katletti. 24 Nisan 2015 tarihi, bu soykırımın 100. yılı. Yüzyıl önce gerçekleşen bu soykırımı, Osmanlı’nın devamı olan Türk devleti sistematik olarak inkâr etti. Türk devletinin tüm gayret ve çabası, aradan geçen yüzyıl sonra bile bu soykırımı insanlığın hafızasından silmeye yetmedi. İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu soykırımı unutmadı.
Türk devletinin en büyük korkusu; soykırımı kabul etmesiyle birlikte, uluslararası bir mahkemede yargılanması, tazminata mahkûm edilmesi ve Ermenilerden gasp edilen malvarlıklarının katledilenlerin torunlarına geri verilmesidir. Yüzyıldır bundan kurtulmak için uğraşan Türk devletinin Ermeni soykırımını saklaması ve unutturması artık mümkün değildir.
Bu gerçeğin kapısına dayandığını gören Türk devleti, bunu tersine çevirmek, soykırımı yumuşatmak ve bu suçun Osmanlılar tarafından işlendiğini, yeni Türk devletinin bundan sorumlu tutulamayacağının taşlarını döşemeye çalışmaktadır. Nitekim 24 Nisan 2014 tarihinde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin o dönemki başkanı, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan verdiği bir demeçte “Birinci dünya savaşı esnasında yaşanan hadiseler, hepimizin ortak acısıdır(...) 20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz” diyerek, soykırımın 100. yılına bir yıl kala, bu insanlık suçunu yumuşatan, sorumluluğu üzerinden atan bir hamle yaparak, Ermenilerin acılarını sözde paylaştı. Bunun bir yalan olduğu, Erdoğan’ın 2011 yılında verdiği demeçten biliniyordu. 24 Nisan 2011 tarihinde yaptığı açıklamada Erdoğan;“Soykırım iddiasını reddediyoruz, çünkü atalarımız soykırım yapmış olamazlar (...) Türkiye bu konuda hassastır (...) onuruyla oynatmaz”diyerekErmeni soykırımı diye bir olay olmadığını ısrarla vurgulamış ve soykırımı kabul etmemiştir.
Ermeni soykırımın tarihsel koşulları
Ulusal yapıya kavuşan Ermeniler Ortaçağ’da kurulmuş olan feodal-fetihçi ve ümmetçi Osmanlı İmparatorluğu’nun baskı ve tahakkümüne maruz kalırlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihinde fethettiği topraklardaki toplumların 19. yüzyılda uluslaşma sürecine girmesiyle oluşan heterojen toplum gerçekliği, tarihsel çelişki oluşturmuş ve durum Osmanlı devletini Balkanlarda olduğu gibi, Küçük Asya’da Ermenilere, Rumlara, Süryanilere/Asurîlere karşı azgınca baskı ve saldırılara itmiştir. Diğer yandan Kürt ve Araplara karşı da baskılarını artırmıştır. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği Pan-Türkizm doktrini onları yeni bir ulus yaratmaya itmiş ve bu yeni doktrin, Osmanlı İmparatorluğu’nun, kendi topraklarında yaşayan ulus ve azınlıkların yok edilmesini öngörüyordu.
Bu iç koşullarla birlikte kapitalizmin girdiği emperyalizm süreci uluslararası alanda pazar rekabetini kızıştırmış ve 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nı gündeme getirmiştir. İttihat ve Terakki önderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya, Avusturya/Macaristan’ın müttefiki olarak 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda yer alması, Ermeni Soykırımı’nda katalizör rol oynamıştır. Nitekim Ermenilerin Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya’sı arasında sıkışıp kalmasıyla geçen tarihsel süreçte Ermeni Soykırımı gerçekleşmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya 2 Ağustos 1914’te aralarında gizlice siyasi ve askeri pakt imzaladıktan birkaç saat sonra, İttihatçıların genel seferberlik ilan etmesiyle birlikte Ermeniler hızlı bir şekilde askere alınmaya başlandı. 300 bin Ermeni silâhaltına alındı. Silah altına alınan Ermenilerin, ordu içinde önce silahsızlandırılması, ardından Osmanlı ordusunda Amele Taburları’nda çalıştırılmasını 1915’te topluca katledilmeleri izledi.
Savaşın başlamasıyla birlikte, Osmanlı ordusu, Rus ordusu karşısında büyük kayıplar verdi. Osmanlı devleti, bu kaybı Ermenilerin Rusya’ya yardım etmesine bağladı ve Ermeniler hedef gösterilmeye başlandı. Soykırım öncesi Osmanlı büyük bir kampanya başlattı. Her yerde Ermeniler hedef gösterildi. 1915 yılının başlarında başlayan bu kampanyayı izole ve direnç noktalarının hedef alınması izledi. Ermenileri katletmeye karar veren Osmanlı, katliamın dünya kamuoyuna duyurulmaması için önce Ermeni aydınlarını etkisizleştirdi. 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni aydınlarını toplayan Osmanlı, bu aydınlardan bin kişiyi topluca katletti. Soykırımın üçüncü aşaması olarak geriye kalan tüm Ermeniler kendi topraklarından tehcir edilmek üzere her yerde toplu olarak Suriye’nin Der Zor çölüne doğru sürgün edildiler. Kadın, çocuk, yaşlı tüm Ermeniler sürgün yollarında günlerce aç ve susuz bir şekilde yürümek zorunda kaldı. Geçtikleri tüm yollarda, kendilerine eşlik eden Osmanlı askerleri, çeteler ve bir kısım gerici Kürt feodal ağalar, şeyhler ve aşiret reisleri tarafından saldırıya uğradılar. Hiçbir Ermeni gidecekleri yere varamadı ve 1.5 milyon civarında Ermeni soykırıma uğrayarak katledildi. Van, Erzurum ve Erzincan’dan kaçıp soykırımdan kurtulabilen bir kısım Ermeni, Rusya Ermenistanı’na sığınmışlardır.
Ermenilere ve baskı altındaki diğer ulus ve azınlıklara uygulanan tehcir ve katliam politikasının temel amacı; ülkedeki sermeyenin Türkleştirilmek istenmesidir. Genellikle zanaat ve ticaretle uğraşan Ermeni ve Rumlar, Osmanlı’nın son dönemlerinde ülkedeki sermayenin önemli bir kesimini de ellerinde bulundurmaktadırlar. Ermeni ve Rum kökenli büyük sermayedarlar, emperyalist sermeyenin de Osmanlı’daki acentesini oluşturuyorlardı. Sadece İstanbul, İzmir gibi şehirlerde değil, o dönem nüfusunun büyük bölümü ezilen ulus ve azınlıklardan oluşan Anadolu ve Mezopotamya’nın birçok şehir, kasaba ve köyünde de üretim araçları ve zenginlikler Ermeniler, Rumlar ve gayrimüslim ulus ve topluluklara aittir. Türk uluslaşmasının başarılı olabilmesi için tüm bu sermeyenin ekonomik olarak cılız durumdaki, Tük burjuvazisinin ellerinde toplanması öngörülmekteydi.
Alman Emperyalizminin Ermeni soykırımındaki sorumluluğu
Ermeni Soykırımı’nda Alman emperyalizminin Osmanlı İmparatorluğu’na yaptığı yardımlar artık gün yüzüne çıkmış bulunuyor. Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu üzerinden Uzakdoğu’ya açılma politikası, Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişkileri her zaman güçlü kılmıştır. Almanya’nın yarı-sömürgesi olan Osmanlı’nın Balkan savaşlarını kaybetmesiyle birlikte, ordunun yeniden inşa edilmesinde görev Almanya’ya verildi.
1. Emperyalist Paylaşım Savaşı başladığında Osmanlı ordusunun tüm önemli mevkilerinde Alman subaylar bulunuyordu. Osmanlı ordusunu sevk ve idare için Alman ordusundan Albay Bronsart Von Schellendorf getirilmişti. Zamanla, Almanya tüm Osmanlı ordusunu ele geçirdi, sevk ve idare Alman subaylarının denetimine geçti. Almanya Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenileri katledeceğinden haberdardı. Nitekim bir papaz olan Johannez Lepsuis Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermenilere karşı yapılan katliamlarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek için Berlin’de yaptığı basın toplantısında Almanya’nın sorumluluğunu gündeme getirdiği için, dönemin Alman hükümeti bu haberlere sansür uyguladı. Osmanlı ordusu içinde yer alan birçok Alman askeri bizzat katliamda görev aldı. 1915 yılında katliamdan kaçıp Musa Dağı’na saklanan Ermenileri kuşatan askerlere Alman subay komuta ediyordu. Keza Urfa’da Ermeni direnişini kırmada Osmanlı subayının yardımcısı Alman subayı Von Reichenberg idi. Almaya, Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında bu sorumluluğunu artık kabul etmelidir.
1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Alman emperyalizminin savaşı kaybetmesiyle birlikte, Osmanlı da savaşı kaybetmiş sayıldı. Savaşın kaybedilmesiyle birlikte, bir kısım İttihat ve Terakki üyesi yurtdışına kaçtı. Geri kalan İttihat ve Terakki üyeleri Mustafa Kemal’in etrafında toplanarak yeni bir ulus devlet inşa etmek için örgütlendiler. Kemalistler, ilk iş olarak Ermeni Soykırımı’nı araştıran mahkemelerin işine son verdiler. Soykırımdan sorumlu olan tüm subaylar ve Osmanlı yöneticileri beraat ettirildi. Ermenilerin tüm toprakları ve malları yeni Türk burjuvazisine verildi. Böylece Ermeni Soykırımı’nı savunan Kemalistlerin devamcısı olarak, bugünkü Türk devleti de bu soykırımdan sorumludur.
Türk devleti Ermeni düşmanlığını bugün de devam ettiriyor. Agos Gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 yılında devlet içinde örgütlenen kontra çeteleri tarafından katledilmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen davasının hala sonuçlanmamış olması, katilerinin gizlenmesi bunun açık ifadesidir.
Türk devleti Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Türkiye Kürdistanı’nda yaşayan milyonlarca Kürt’ün varlığı daha yakın zamana kadar inkâr edildi. Kürt ulusal hareketinin can bedeli verdiği mücadele sonucu Kürt varlığını kabul etmek zorunda kalan Türk devleti, Kürtlerin anadilde eğitim hakkı başta olmak üzere hala birçok demokratik hakkını tanımış değildir. Türk devletinin Ermenilerin yanı sıra, Lazlar, Çerkezler, Rum ve diğer azınlıklara karşı ayrımcı politikası hala devam etmektedir.
100. yılında Ermeni Soykırımı’nı unutmadık, unutmayacağız!
Türk devleti sorumluluğunu üstlendiği soykırımın hesabını vermelidir!
Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist
Yunanistan Komünist Partisi-Marksist Leninist
Halkların Hak Savunma Devrimci Cephesi-Brezilya
Bolivya Halk Devrimci Cephesi (Marksist-Leninist-Maoist)
Şili Devrimci Komünistler Birliği (Marksist-Leninist-Maoist)
Kolombiya Komünist Parti Maoist İnşa Örgütü
Ekvador Komünist Partisi-Kızıl Güneş
MSG-Maoist Komünist Grup
MLMRSG -Marksist-Leninist-Maoist Devrimci Araştırma Grubu-ABD
Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist)
Fas Marksist Leninist Proleter Çizgi (FMLPÇ)
Son Haberler
Sayfalar
KALIN!
Nereye gidiyorsunuz?
Daha karpuz kesecektik.
Rüya son bulurken
Aşağıda sizi bekliyorduk.
Siyasete hâkim olan partiniz
Artık sizi taşıyamıyor mu?
Komprador ve Emperyalistler
Zincirinizi kısaltmaya mı karar vermiş.
İçinizden birkaç Komprador çıkarabildiğiniz için
Kendinizi mutlu sayarak teselli bulabilirsiniz.
Yediklerinizi bal(dindarlık)
İçtiklerinizi kaymak (milliyetçilik)
Sayabilirsiniz.
Ama halkın bedduası tarih boyunca hep tutmuştur.
Kursağınıza dizilir boğulursunuz.
Lütfen KALIN!
NUBAR OZANYAN ÖLÜMSÜZDÜR | Orhan anısına: Hayalini kurduğumuz dünyaya seni taşıyacağız!
Okşayıp okşayıp geçiyoruz birbirimizi
Nasıl mı?
Tabi ki kanatlarımızla.
Aynı kandanız çünkü.
Uzaktan da olsa
Birbirimize değdikçe
Anlıyoruz...
(Maria Rilke)
...
Ulusal Sorun
Ulusal sorun konusunda çözümlemeli onlarca yazı bulabilirsiniz. Literatürden alınan(aslında dogmaya indirgenen)onlarca metin. Egemen sınıfların ne istediği ile ezilen ulusun çilesi karıştırılıp boca haline getirildikten sonra, sorunu nesnel tarihsel ve sınıfsal bağından koparmak işi de hallolduysa geriye görev babında aslında bir şey kalmıyor.
Suriye küçük,ama pasta büyük
Suriye, yüzölçümü küçük olan bir ülke. Yeryüzünün bu küçük toprak parçası için bir dünya savaşı çıkarılır mı diye sorulabilir? Ya da emperyalist sistemin işleyişine “akıl-sır” erdiremeyenler için, çok anlamsız gelebilr. Ancak, emperyalistler açısından hiçte sorun böyle değil. Evet, toprak küçük, ama pasta çok çok büyük. Akdeniz’e açılan, üzerinden Suudi Arabistan, Katar, Irak doğal gaz ve petrollerinin borularla Akdeniz’den Avrupa’ya ulaştırılması planlanan bir yer. Ve elbette Suriye’nin kendi petroli de söz konusu.
Kripto paranın Ekonomi Politiği-I
Bu makale, günümüz klasik para olgusunun ve mevcut sistemin tarihsel oluşumunu, gelişmesini, döngüsünü ve mantığını özetlemeye çalışmakla kalmayacak, geleceği şekillendirecek, sistemleri ve yaşamı değiştirecek kripto paraların dünyayı nasıl değiştireceğine de dikkat çekmeye çalışacak. Şüphesiz ki, eksik tonlarca yan kalacaktır. Kapitalist iktisat ekonomisi üzerine yüzyıllardır binlerce kitap yazılırken bizim bunu eksiksiz olarak bir makalede sunmamız zaten gerçekliğe aykırı olurdu.
Kuzeyde Partiler Geride,Ulusal Birlik İleride(2)-Dursun Ali Küçük
*Ulusal brilik ve Ulusal kongre taleplerini iyiniyetlice epeydir yazıyorum...
Görülüyor ki, iyiniyet ve istemek yetmiyor. Birde partiler sıkıştıklarında “birlik” demeleri insanı çıldırtıyor.
Kaç kongre kaç parlamento ve mecilis kurup ve dağıtttık...
KNK-Kürdistan Ulusal Kongresi toplantılar ve konuşmalar dışında pratik öncülük vb yapmadı. Hep işlevsiz kaldı.
DTK ne iş yapıyor hala anlamış değilim. Bana göre pratik hiç bir işlevi yoktur.
Buna benzer örnekler çoğaltılabilir.
Rojava Kürtlerinin Düğümü….-Dursun Ali Küçük
*Suriye egemen bir devlet eğildir…
Rusya ve İran hatta Türkiye Suriyenin birliği ve egemenliğinden sözediyorlar…
Ama her üçüde Suriye ye belli ölçüde yerleşmiş. Kendileri de Suriye’yi paylaşıyorlar.
Suriye 3 parçadır.
-Fıratın batısı Rusya ve İran TC ye bırakmıştır. Efrin ile bunu tamamlamaya çalışıyorlar. TC deki üçlü toplantıda Tel Rıfat’ı Rusya-İran ve Rusya ortak yürütecek deniyor.
-Şam, halep ve Fıratın doğusu Deyrezor’a uzanan hatta İran, Rusya ve Rejim güçleri kontrol ediyor..
Emperyalist Savaşın Esas Akım Haline Gelmesi -4
“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” yazı dizisinin bu son bölümü olacak. Aslında yazılacak daha çok şey var. Ancak genel hatlarıyla ortaya konulan veriler ve teroik argümanlar, içinde bulunduğumuz sürecin gidişatını genel hatlarıyla ortaya koyduğuna inanıyorum.
Böyle gitmez
Bir önceki yazımda birlik sorunun ‘sınıf bilinci’ ile ilişkisine değinmiştim.Tarihsel görevlerimizi yerine getirebilmek adına bunun zorunluluk olduğunu söylemiştim.Konuştuğum Maoistlerin söylediği şu:
Tarihsel görevimizi biliyoruz.Ancak birlik sorununun sınıfsal niteliğinin koşulları doğru değerlendirilemez ise bu eski pilavı ısıtmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.Teorik açıklamaları görüyorsun.Bir rüzgar var,durgunluktan çıkmak adına popüler akıma kapılan Kaypakkayacılar var.Yeni adına çizgiyi yenileme adına burjuva akıma kapılanlar var.
Yaşamak için, ölmek zorundasın!
Aydınlanma yıkıcı bir süreçtir. Daha iyi ya da daha mutlu olmakla ilgisi yoktur. Aydınlanma, sahteliğin un ufak olmasıdır. Oyunlardan oluşan ön cephenin arkasını görmektir. Doğru olduğunu sandığımız, her şeyin kökünden yok edilmesidir.
Devrimcilik (Aydınlanma), parkta yapılan bir yürüyüş değil, cehennemde bir yolculuktur. El üstünde tuttuğumuz tüm inançlarımızın ve kendimizle ilgili bütün düşüncelerimizin alaşağı edilmesidir. Başka yolu yoktur.