Pazartesi Ekim 19, 2026

Devrimci bir gazeteyi hedef almak kimin işi, kimin görevi?

Gazetemiz Özgür gelecek’e dönük uzun süredir devam eden saldırı furyasına ilişkin birçok açıdan değerlendirmeler yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Bu konuda ben de düşüncelerimi kaleme alma gereksinimi duydum.

Hareketimiz içinde uzun süredir baş gösteren kriz içerisindeyken devrimci bir yayın organını şiddetin her türlüsünü maruz bırakan zihniyetin, düşünsel olarak nasıl bir şekillenişle hareket ettiğini uzun süredir düşünüyorum. Öyle ki düşündüğüm kadarı ile “bu kadar da olmaz” dediğim her şey, bir süre sonra gerçekleşti. Açık söylemek gerekirse bu şiddetin uygulayıcısı olan bu arkadaşların, bunları yapmasını beklemiyordum. Zira devrimcilerin şiddeti ne biçimde ve kime karşı kullanacağı bu zamana kadar açık bir biçimde ortaya konulmuş bulunmaktaydı. Gazetemize dönük tasarruflara baktığımda ise bu deneyim bilinçle değil tamamen güdüsel olarak ele alınmış, bilginin ve tarihsel deneyimler rafa kaldırılmış durumda. Bu pratiğin sahipleri açık biçimde devrimciliği sıradan bir kelime, popülizmin bir nüvesi olarak görmektedir. Ancak söylemek gerekiyor ki MLM deyince ve de büyük puntolarla yazınca devrimci de olunmuyor, MLM de...

Devrimcilik söylemin ötesine geçen ve bariz bir savunuculuk içinde onun gerekliliklerini ve farzlarını yerine getirme pratiğidir. Devrim için savaşmayana oportünist denilmesi gibi, devrimcilere şiddet kullanılamayacağını kabul edip devrimcilere uygulanan şiddeti yapan/yaptıranların sahipleri ve bunun savunucuları da devrimci olamaz. bu arkadaşlarımız, bunun bilincinde olsalar gerek ki; gazetemiz bürosunun basılmasından, çalışanlarının pusu kurularak darp edilmesinin tarifi ve açıklanması genellikle “şiddet yok” tekerlemesi ile geçiştirilmek istenmektedir. Mevcut pratiğini yanlışıyla/doğrusuyla sahiplenmek, savunmak her şeyden önce dürüstlüktür. Ancak bu dürüstlük yerine gazete bürosunun basılması ve çalışanlarının darp edilmesinden 1 Mayıs’ta uygulanan şiddete, şehit cenazesinden muhabirlerin kovulmasından gazete dağıtımcılarına dönük “kafanıza kurşun yağdıracağız” tehditlerine kadar birçok pratik ilk olarak devrimci ifade ve değerleri en üst perdeden dile getirerek yapılıyor ama ardından da “ama şiddet yapmadık ki”, “abartılıyor” minvalinde bu pratikler sahiplenilemez bir şekilde orta yerde bırakılıyor. Ne kadar da ironik! Ancak hatırlatmak gerekir ki, bu tür yaklaşımlar devrimci pratiğin deneyim haznesinde yok, bu konuda çıkarılan dersler ise seneler öncesinde mahkum edildi. Bana göre bu durum, devrime ve devrimciliğe inancın zayıflamasının sonucudur. Devrime inançta yaşanan erozyonun göstergesidir.

İki çizgi mücadelesini savunmak ve bunun pratik gerekliliklerini yerine getirmek çelişkili durumun tespit ve taraflarca devrimci polemiği ile ilgilidir. Burada bir şiddet pratiğinden bahsedemeyiz. Çünkü sınıf mücadelesinin “içeride hayata geçirilmesi” pratiği olan iki çizgi mücadelesi bizi biz yapan geliştirici bir moment olarak ele alınmaktadır. Şiddet pratiği ise halk düşmanlarına yöneliktir ancak gazetemize dönük saldırının tarafı bu pratiği ile galiba şiddet teoreminden ve Marksist bilimden oldukça “arınmış”. Plan ve kurgu içinde cinsiyetçi, homofobik, sosyal medya kurgulamalarından pusu kurularak uygulanan saldırılar şiddeti, politikanın düşmana yönelen bir aracı olarak görmeyen, amaç ve araç ilişkisinde kafası bulanık, devrimci değerleri tanımlarken bilim, felsefe ve politikayı heba eden ve körelmiş bir doktrin ile politik yaşamda nefes almaya çalışan, düşünsel topallığı bu düzlem içinde baki olan bir güdü hareketinin işidir. Bu halk içinde mahkum olma, ondan uzaklaşma pratiğinden başka bir şey değildir.

Başı çetecilik sonu mahkumiyet pratiğin hüzünlü hali

Her şeyden önce gazetemiz içeriği itibari ile bir düşünsel çizginin varlık bulan alanı olarak öne çıkmaktadır. Düşünsel bir birikim ve topluluk alanı ile var olan bir çelişkiden bahsediliyorsa bu konuda devrimci deneyimler gereği devrimci ve politik bir çizgi ekseninde polemikle sürdürülecek bir pratiğe ihtiyaç vardır. Yani kısaca her kim olursa olsun özelikle bir devrimci gazete ile mevcut polemikler silsilesi bilim ve felsefe ekseninde olmalı. Onun varlık zeminini ortadan kaldırmaya çalışan her ne pratik olursa olsun devrimci çizgiyle örtüşmez. Ona dönük şiddet pratikleri bu kapsamda dile getirilmektedir.

Ancak sosyal medyadan takip ettiğim kadarı ile gazetemizin bürosunun basılması kapsamında icra ettirilen şiddet pratiği inkar edilmiş, bu konuda da ortaya konulan politik eleştiriler olaylar örgüsü içinde tartışılarak apolitik bir düzleme çekilmek istenmiştir. Yani olgular ve onun politik zemini olaylara heba edilmek istenmiştir. Bu yaklaşım bilim ve felsefeyle örtüşmediği gibi bugüne kadar ki mevcut deneyimlerimizi de hiçe sayma yönlü bir içeriği karşımıza dikiyor demektir. Tartışmaktan kaçınarak en kolay yola yani “şiddete” ve “siyaset yasağına” başvurma yöntemi Mao Zedung yoldaşın iki çizgi mücadelesindeki önermelerini inkâr etmek anlamına gelmektedir.

İstanbul’un çeşitli mahalle ve semtlerinde siyaset yasakçı pratikler eşliğinde kendi örgütsel haznesine delikler açan ve kendini mahkum edecek veriler toplayarak tarih sahnesinde yüz kızarıklığı yaşayacak olan bu pratikler bugün hoyratça yerine getirilmektedir.

İşte bu düzlem içerisindeki pratiklerin politik analizini yapmak ve ondan dersler çıkararak yolumuza bakmak zorundayız. Olgular içinde hareket ederken buradan çıkaracağımız derslerle teorik ve pratik gelişmişliğimizi taçlandırmak gibi bir görev ile karşı karşıyayız. Gazetemizin beslenmesi ve yaygınlaştırılması, gazetemize dönük şiddet pratiklerine verilecek en kapsamlı yanıt olacağını düşüncesindeyim. Belirtmek gerekiyor ki bizler Vaka-i Nüvis değiliz. Bizler tarihi olayları bilen ancak buna hapsolmadan, bunun içindeki olguyu inceleyerek pratik hayatımıza yön veren bireyler olarak öne çıkmış bulunuyoruz. Halkın çıkarları ile kendi çıkarlarımızı karşı karşıya koyduğumuzda İbrahim yoldaşın perspektifi ile hareket ederek devrimci çizgide ısrar edenleriz. Homofobik, transfobik, cinsiyetçi, lümpen vd. bütün gerici yaklaşımlardan arı bir mücadele içinde gazetemize sahip çıkalım ve onun devrimci politik çizgisini güçlendirme yönlü hareket tarzımızı hızlandıralım. Çünkü gazetemiz Özgür Gelecek yalnız değildir!

(Bir Özgür Gelecek Okuru) 

54013

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

PARTİZAN: 7Haziran'dan 1 Kasım’a değisen kosullar ve seçim tavrimiz

7 Haziran seçimleri bir nevi geçersiz sayılarak, 1 Kasım’a işaretlenen yeni bir seçim süreci başlamış durumda. 7 Haziran seçimi, sistemin politik krizine çare olmak bir yana yeni krizleri de yanına alarak “yeniden bir seçime” doğru evrilmiştir. 7 Haziran sonrası Türk hakim sınıflarının hükümetteki kliği AKP, seçimden istediği sonuçla çıkamamanın ve zayıf düşmesinin yarattığı sonucu bertaraf etmek için, kendi iç çelişki ve yarılmalarını da büyüterek, tam da 12 Eylül anayasasından aldığı yetkilerle seçimi yeniden örgütledi.

Görünürde olan ve gerçek:Osman Tiftikçi

Türkiye’de olan biten her şey bir kişiyle, bu kişinin hırslarıyla açıklanır oldu. Öyle bir hava yaratıldı ki, sanki AKP devrilse, T. Erdoğan da köşesine çekilse, Türkiye güllük gülistanlık bir ülke olacak. Örneğin Kürt meselesi çözülecek, Türkiye Ortadoğu pisliğine bulaşmayacak, Kürtler, azınlıklar, kadınlar, işçiler, gençler için basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olacak. Sol, devrimci demokratik güçler istedikleri yerde, istedikleri gibi gösteri, yürüyüş, miting yapabilecekler. Sünni İslam’ın devletin resmi dini olmasına, diğer inançların ezilmesine, horlanmasına son verilecek.

Kürdlere neden direniyor diye sormak, HDP’ye bu bahane ile saldırmak alçaklıktır!

 Dünyanın hiçbir yerinde ezilenlerle -ezenler kardeş olmadılar, olamazlar, olmayacaklar. Ezenler egemenleri temsil etmektedir. Devlet egemenler için var olmuştur, onların egemenliğini korumak, servetlerini güvence altına almak için var edilmiş kutsallaştırılmaya çalışılmıştır. Diğer ulusları kendi egemenlikleri altına almak, sömürgeleştirmek için oluşturdukları silahlı ordularını, polisini, istihbarat güçlerini egemenlikleri altına aldıkları halklara baskı aracı olarak kullandılar, kullanmaya devam etmektedirler. O sebeple, Kürdistan milletinin direnişi meşru ve doğrudur.

   

“Katliamdan kaçan mültecilerin insanlık dramına sessiz kalmayalım”

Savaştan ve katliamlardan Batı Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan mültecilerin insanlık dramına sessiz kalmayalım

Afrika'daki ve Ortadoğu'daki işgal ve iç savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybederken, bir o kadar insan ise, geleceğinden emin olmayan bir çaresizlik içinde bekliyor.

Kapıtalizmin ölümü

Dünyamızda yaşananlar, kapitalizmin kaosu ve onun yarattığı ağır toplumsal dramdır. Karaya vuran minik göçmen bedenleri, sınır telörgülerine takılan çocuk yürekleri, denizde boğulan insanlık ve dalgalar arasına karışıp duyulmazdan gelen çığlıklar, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir sonucu olduğu görülmediği sürece; daha yüzyıllarca bunları tekrar tekrar, ama daha fazla acılar katılarak yaşanacaktır.

ATEŞ ALTINDAKİ KÜRDİSTAN :Umut Munzur

Devletin AKP eliyle başlatmış olduğu “süreç” 7 Haziran seçimleri sonrasında Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle buzdolabına kaldırılmıştır. Süreç bitmiş değil fakat dondurulmuştur. Gelişmelere bağlı olarak yeniden fırına verilmeyi beklemektedir. Bu haliyle beklemede olan “süreç” yeni bir “süreci” doğurmuştur. “Yeni süreç” topyekün saldırı ve yıldırma politikalarıyla hayata geçirilmek istenmekte, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kazanımlarına ket vurmayı mümkünse bu kazanımları yok etmeyi hedeflemektedir.

Bu çocuğa iyi bakın, hepimiz suçluyuz!

Sermaye gruplarının çıkar ve kârları uğruna çıkardıkları savaşlara sessiz kalmakla yaşanan ölümlerden hepimiz sorumluyuz. Sabah haberleri izlediğimde karşıma dünya güzeli, tertemiz, bütün kötülüklerden uzak masum üç-dört yaşlarında bir çocuğun sahile vurmuş ölü bedeninin yüzüstü yatık haliyle karşılaştım. Önce bir şaşkınlık sonra bir acı tüm bedenimi kapladı. Gözyaşlarımı tutamadım. Yüreğimi yakan bu görüntü tüm insanlığa, kendine insanım diyen ama geçmişini unutan, yaşadığı acılara sünger çeken, ortaya çıkan insanlık dışı bu zulme sessiz kalanlara avazım çıktığı kadar küfür etmek geldi.

Faşizm, Seçimler ve Devrimci Duruş

Çok önemli ve kritik bir süreçten geçmekteyiz. Devrimci, ilerici, demokrat, sosyalist, yurtsever  bileşenlerde ciddi bir kaygının yaşandığı açık ve net… Bu tartışmanın ana eksenini 1 Kasım seçimlerine  ilişkin HDP'nin almış olduğu emrivaki   TAVIR  oluşturmaktadır.
    

Duyulmak istenmeyen büyük çığlık: Mültecilik!

Savaş denince insanın aklına gelen ilk şey ölümdür, vahşettir, işkencedir, tecavüzdür, açlıktır, yoksulluk ve açlıktır. Ölümlerden kaçma adına, umutsuzluk içerisinde ölüme umut diye koşmaktır, Savaşlar yalnızca insanları öldürmekle kalmazlar.  Kendi dışında evrende yaşayan tüm canlıları da yok eder, yakar - yıkar.  Atılan bombalar, toplar, füzeler, kimyasal silahlarla evrende yaşayan bütün canlıların doğal yaşam alanları, hakları yok edilir, ortadan kalkar.

    Peki savaşı kimler çıkarmakta, kimler savaşlarda zarar görmekte ve savaşlar kimlere yaramaktadır?

Kartal Bürosu Düştü

Her teslim olmuş ruha baktığınızda onda muhakkak sistemi yücelten sözler... davranışlar... bulursunuz.

Örgütlülerin örgütlüğü örgütsüzlerin çenesini yorarmış derler. Varsın gene de olsun.

Büronu aç ki yüzünü görem. Büronu aç ki yüzünü görem. Sana bir mendil verem. Sana bir mendil verem.

Hava sıcak, toplum gergin,  siyaset çatışmada...

Biraz saygı. Biraz.

Nelere razı edilir hale getirilmedik ki.

Öcalan müdahil olmalı

Sayın Öcalan Türkiye’yi: Sorunu kendi aramızda çözmezsek hegemonik devletler çözer, diye çok kereler uyarmıştı.

Sayfalar