Cuma Ekim 2, 2026

Darağacında bir fedai; Levon Ekmekçiyan

100 yıllık tarihimize baktığımızda katliam, zulüm, işkence ve idamların hiçbir zaman eksilmediğine tanıklık ediyor ve yaşıyoruz. Osmanlı’da da böyleydi, cumhuriyet tarihinde de böyle oldu. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının hepsinin İttihat Terakki Cemiyeti kökenli oluşu, aynı şekilde bütün birikimlerini yeni kurulacak Cumhuriyet için harcadılar. Anadolu’nun mazlum halklarını Rum, Ermeni, Süryanileri “Tehcir Kararı” ile anayurtlarından ederken “ulus devlet inşası”nın halkların kanı üzerinden gerçekleştirdi.

24 Nisan 1915 yılında Ermeni halkının önderleri birer birer tutuklanıp sürgün yollarında çeteler tarafından öldürülürken SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi) Fedaileri direniş cephesi örgütlenmesinde yer aldılar. “Padişaha suikast planlaması” gerekçesi ile tutuklanan Fedailer, Talat Paşa emri ile idama mahkum oldular. Türkiye devrim mücadelesi tarihinde ilk idama mahkum edilenler bu Ermeni Fedailer oldular ve Beyazıt Meydanı’nda darağaçlarında idam edildiler. 15 Haziran 1915’te yirmi Fedai’nin katledilmesi ile başlayan idamlar, 1938’de Seyit Rızalar, Deniz-Yusuf-İnanlar, Erdal Erenler ile devam ederken, onları 1983 yılında Ermeni Fedai Levon Ekmekçiyan’ın idamı izledi.

Fedailer idam sehpalarında ölümü kucaklarken arkalarında unutulmayacak, tarihe not düşen direniş geleneğini bugünlere, bizlere miras bıraktılar. Sloganları ile İttihatçıları şaşkına çevirdiler. Mücadelemizin sembolleri oldular. İdam sehpalarında “Yaşasın sosyalizm! Yaşasın Ermenistan” sloganları ile ölüme gittiler. Parti önderi Mateos Sarkisyan “Siz sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirleri asla! Yarın Ermenilik ülkenin doğusunda özgür ve sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır. Yaşasın Sosyalizm” diyerek ölümü kucakladı. Yine Yervant “Ölüm her yerde aynıdır, ama ne mutlu halkının kurtuluşu için şehit düşenlere” diyerek sosyalizm ve devrim tarihine adlarını yazdırdılar.

Kanlı tarihimiz Seyit Rızaların idamları ile devam etti. İlerlemiş yaşına bakılmaksızın yaşı küçültüldü. Oğlunun yaşı ufak olmasına rağmen yaşı büyültülerek 1938’de idam edildiler. Yasalar çiğnenerek son istekleri de yerine getirilmedi. Son istekleri sorulduğunda “40 liram ve saatim var, oğluma verin” demişti. “Onu da asacağız” dediler. “O zaman beni de oğlumdan önce asın” der. İsteği kabul edilmez, oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asılır. Bugün artık sloganlaşan o sözünü esirgemeden “Ayıptır, zulümdür, cinayettir” der. Teslim olmaya zorlanır, ama imkansızdır. Son sözünü Atatürk’ün suratına söyler “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” diyerek bugün halen devam eden Kürt ulusal mücadelesinde direnişin, fedailiğin ve teslim olmamanın bayrağı olarak yaşıyorlar.

12 Mart darbesi sonrası 6 Mayıs 1972 yılında Deniz, Yusuf, Hüseyin idam edilirken 20’lerin, Seyit Rızaların direniş geleneğini idam sehpalarında yaşattılar. “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Kahrolsun Emperyalizm” sloganları ile ölüme boynu bükük değil, devrim tarihinde birer manifesto olarak gittiler.

Kana doymayan 12 Eylül’ün faşist generaller çetesinin icraatlarında yine aynı hukuksuzluk ve zulme tanık oluyoruz. Erdal Eren yaşı küçük olmasına rağmen, yaşı büyütülerek idam sehpasına yollandı ve onun da son isteği yerine getirilmedi. Avukatı dahi kimseyle görüştürülmeden idam edildi. Son mektubunda annesine yazdıklarıyla “herkese devrimci selamlar”ını iletirken, devrim ve sosyalizme olan bağlılığını ilan ediyordu. Ölümünden sonra zulüm olduğu gibi devam etti. Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmek istendi.

Levon Ekmekçiyan idam sehpasında

1915 yılında yaşadığı topraklar üzerinden “ancak çölde yaşayabilirler” denilerek, buna müstahak görülüp sürülen Ermeni ailelerinden biri olan Ekmekçiyanlar, bugün halka anlatıldığı gibi bu toprakların yabancıları değil, öz sahipleridirler. Onlar da Malatyalı, Antepli, Sivaslı, Urfalılar! “Kılıç Artıkları”dırlar. Önce Suriye çöllerine sürüldüler. Yetmedi, bitmeyen zulüm ile daha ileri Lübnan’a gitmek zorunda kaldılar. Anası Adanalı, babası Adıyamanlı’dır Levon’un. Lübnan’da genç yaşlarda Ermeni sorununun sebeplerine odaklanmış, ASALA etrafında örgütlü mücadeleye katılmıştır.

ASALA Örgütü 1970 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de yardımıyla kuruldu. Dünyanın dört bir tarafına nar taneleri gibi dağılan Ermeni halkının en son nesli, soykırım gerçekliğini dünyaya duyurmak ve çözüm aramak için mücadele başlattılar. Amaç “BM ve ülkeler nezdinde soykırımın tanınması, Türkiye’nin tazminat ödemesi, işgal edilen toprakların geri verilmesi” idi. Bu yüzden gerçekleştirilen eylemlerde, dünyanın değişik ülkelerinde, Türk diplomatlarına karşı cezalandırma ve intikam eylemlerinde toplam 42 Türk diplomat öldürüldü.

Ermeni davasını üstlenen Fedailer, hiçbir korku ve tereddüde kapılmadan üstelik, Ankara’nın merkezinde eylem yaparak dünyayı Ermeni soykırımı konusunda tavır almaya ve kamuoyunu düşünmeye çağırdılar. Bugün dünyada 50’den fazla devletin parlamentolarında Ermeni soykırımı yasası kabul edilmişse bunu Fedailerin çıkarsız, bedel ödeyerek, kanları ve emekleri sayesinde olduğunu kabul etmek gerekir. Ermeni düşmanlığı üzerine inşa edilen ve her daim sıkıştıklarında milliyetçiliği körüklemek için politika haline getirenler, bu düşmanlığı 12 Eylül’de oldukça işlemiş ve had safhaya vardırmışlardır. Ermeni halkının yurtdışına göçünün en yoğun olduğu dönem olmuştur bu dönem.

ASALA tarafından oluşturulan, Garin (Erzurum) Operasyon Grubu’ndan olan Levon Ekmekçiyan ile Zohrab Sarkisyan, generaller çetesinin başbakanını, emekli asker Bülent Ulusu’nun cezalandırılmasını üstlendiler. 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğü’nün saldırılarının en azgın olduğu, devrimci hareketin ağır yenilgi aldığı, cezaevlerinin devrimci tutuklular ile dolu olduğu, PKK’nın yeniden toparlanabilmek için Bekaa Vadisi’ne çekildiği dönemlerde; Levon ile Zohrab Ankara-Esenboğa saldırısında bulundular. 7 Ağustos 1982 yılında gerçekleştirilen Esenboğa eylemi, Türk devletini şaşkına çevirdi. İlk defa böyle bir eylem ile karşı karşıya kalan devlet Fedaileri yok etmek için rastgele sağa sola ateş açarak, panik havasında gözlerini kırpmadan 9 kişinin ölümü, 80’e yakın kişinin yaralanmasına sebep oldu. Operasyonda son mermisine kadar savaşan Zohrab Sarkisyan şehit düşerken, Levon Ekmekçiyan yaralı olarak esir düştü.

Generaller çetesinin eline ilk defa yaralı bir Fedai esir olarak düşmüştü. Devrimci hareketler ağır darbeler alırken, Ermeni halkı üzerinde ağır baskı aracı olarak kullanıldı Levon. Psikolojik savaşın bütün kirli yol ve yöntemleri uygulandı onun nezdinde. Fedaileri itibarsızlaştırmak için işkence ile itiraflara zorlandı. Bu süreçte kirli propagandanın etkisinde kalan bir Ermeni Taksim Meydanı’nda benzin dökerek kendini yaktı. Rehin alınan Ermeni Patrikhanesi zorunlu olarak aleyhte açıklama yapmaya zorlandı. Tıpkı bugün Efrîn işgal harekatına Patrikhane’nin destekleme mesajları yayınlamaya zorlanmaları gibi.

Çetebaşı Kenan Evren’in damadı olan Erkan Gürvit, Levon Ekmekçiyan’ın sorgusunu üstlendi. Dönemin MİT Daire Başkanlığı’nda görevli olan Gürvit anılarında “Ben Esenboğa’da yakalanan L. Ekmekçiyan’ı, yaralı ele geçen ASALA militanını 3 ay sorgulayan tek kişiyim” diyerek övünmüştü. İşkencelerin bütün çeşitlerini üzerinde denediler. Kimse ile görüştürmediler. Savunmasında hiçbir avukata yer verilmedi. Olay yerindeki deliller karartılarak, hiçbir inceleme yapılmasına izin vermediler. 1982 yılında Ankara 3 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde tek celsede idam kararı verildi Levon için. İdam kararının açıklanmasının ardından Kandilli Kilisesi Vakfı Başkanı olan işbirlikçi tercüman Dikran Kevorkyan’a dönerek Ermenice “beni kandırdın” diyen Levon, bir anlamda davanın özetini yapmış ve tarihe bu davayı böylece not düşürmüştü.

Kenan Evren “Asmayalım da besleyelim mi?”

Toplam beş aylık esaret sürecinde görülen tek celselik mahkemede idama mahkum edildi Levon. Alınan kararlar ile faşist devlet kendi kanunlarını çiğnedi. Toplumun hiçbir kesiminden itiraz gelmedi bu karara. Tek tepki emekli savcı Mehmet Ali Sebük’tendi. Ulusalcı ve sağ görüşleri ile tanınan Sebük döneminde Nazım hikmet’in de avukatlığını üstlenmiş gerçek bir “hukuk insanı” idi. Sebük, Levon ekmekçiyan kararının ardından Ankara’ya giderek yetkililerle görüşmüş, “hukuk cinayeti işleniyor, derhal tahliye edilmelidir” diyerek tepki göstermiştir. Sebük’ün Ekmekçiyan’ı savunma talebi de reddedilmiştir. Avukatsız bir sanığa idam cezasının verilmesini yasalara aykırı olduğunu anlatmaya çabalayan Sebük, bütün yollar tek tek kapandıktan sonra AİHM’e giderek davanın takipçisi olmuştur. Ama generaller çetesi bir kere idam edilmesine kesin karar vermişlerdi. İdam edilecekti!

Generaller çetesi “asmayalım da besleyelim mi” diyerek 17 devrimciyi, 9 sağ görüşlü mahkum ve adlilerle birlikte toplam 50 kişiyi idam ettiler.

Levon Ekmekçiyan toplam 5 aylık cezaevi sürecinde 3 ayını işkencelerde geçirmiş, iyileşmeyen yaraları ile idama götürülmüştü. İdama götürülürken hiçbir basın, bir Ermeni yetkili veya papaz bulundurmadılar. Kimse son sözü nedir bilmiyor. Ama bilinen bir gerçek o da şudur ki; Süleyman Sırrı Önder’in deyimiyle “idama giderken bile dövdüler, o güne kadar hiç denenmemiş yöntemlerle işkence edildiğini öğrenmiştik Ekmekçiyan’a.”

12 Eylül anılarının anlatıldığı “Kadınlar Mamak Cezaevi’ni anlatıyor” bölümünde son gece için “bu korkunç saatlerin halen o dönemde tutuklu olanların hafızlarından çıkmadığına” vurgu yapılıyor. “Bir gece yarısı iç emniyetin nöbetçilerinin düdükleri telaşlı telaşlı öttü. Panik halinde hızlıca kapı mazgallarımız kapatıldı. Olağanüstü bir durum olduğu aşikardı. Her zaman ranzadan hızlı atlayan Şeniz, Meral ve Sükun kapı altına yatıp pozisyon aldılar. Takım elbiselerinden iyi tanıdığımız Ekmekçiyan’ın sürüklenerek götürüldüğünü görmüşlerdi. Bunun idam olduğunu hemen anlamıştık, hava ölüm sessizliğinde buza kesmişti. Ertesi günde idam haberi doğrulandı” diye yazıyor.

Lübnan’dan göç ederek gelip Paris’e yerleşen Ekmekçiyan ailesinden önce babaları, senelerin verdiği acı ve ıstıraplara dayanamayarak vefat etti. Ana Efronia ise “oğlumun cenazesine kavuşmadan ölmeyeceğim” diyerek inadına oğlu Levon Ekmekçiyan’ın cenazesinin almak için hukuk mücadelesi başlattı. Bir dönem İHD Başkanlığı yapan Avukat Eren Keskin, kimsenin cesaret edip üstlenemediği bu davayı kabul etti. 30 seneden fazladır beklediği oğlunun cenazesine Kimsesizler Mezarlığı’ndan alınarak ailesine teslim etti. Senelerin verdiği yorgunluk ve hastalıklara dayanamayan Efronia Ana bir sene sonra vefat etti. Oğluna kavuşmuş ve şimdi gönül rahatlığıyla göç edebileceğini düşünmüştü sonsuzluğa.

12 Eylül’ün yaratmış olduğu travma herkeste etkisini göstermiştir. Şu veya bu şekilde etkilenmeyen kalmamıştır bu dönemde. Akademisyeninden yazarına, sendikacısından barış savunucusuna kadar yargılanmayan, bu dönemden nasibini almayan kalmamıştır. Bir avuç kalmış korku içinde yaşama tutunmaya çalışan Ermeni halkından din adamları Manuel Yergatyan (Manuel Eldemir), Hrant Küçükgüzelyan bu dönemde tutuklanıp Gayrettepe işkencelerinden geçirilmişlerdir. Çok büyük haksızlıklarla karşı karşıya kalmışlar, tutuklanıp uzun seneler cezaevlerinde kalmışlardır. Komplo, oyun ile havaalanında tutuklanan Manuel Yergatyan ASALA ile ilişkilendirilmek istenmiş ve bunun üzerinden başlatılan ve seneler süren düşmanca kampanyalarla linç edilmiştir. 5 yıldan sonra cezaevinden çıkması gerekirken, kin ve nefret ile 14 yıl cezaya çarptırılmıştır. Kaldığı cezaevlerinde korkudan Ermeni çevreleri ilgilenememiş, yanlızlaştırılmışlardır. Sadece Hrant Dink ile Bilgesu Eranus yardımcı olmuşlardı. Uzun seneler cezaevlerinde kalmanın sonucu yakalandıkları hastalıklardan dolayı yurtdışında genç yaşlarında ölmüşlerdir.

İçinden geçtiğimiz zor ve çetin süreçte barbarlık ve vahşetin bütün çeşitlerine tanık oluyoruz. Başta halen nerede, hangi kimsesizler mezarlığında olduğu bilinmeyen, bir mezar taşı olmayan Zohrab Sarkisyan ile adları ve yerleri belli olmayan demokrasi ve özgürlük mücadelesinde şehit düşenleri, ebedi istirahatlarında rahat bırakılmayıp, mezarlıkları tahrip edilen özgürlük savaşçılarını saygıyla anıyoruz.

Bir gün mutlaka onların da mezarlıklarını karanfillerle donatacağımız günleri göreceğiz. Bir gün mutlaka…

NOT: Fotoğrafta yer alanlar soldan sağa sırasıyla; Levon Ekmekçiyan, Manuel Yergatyan, Zohrab Sarkisyan

56878

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Partizan’ların Yolundan Gideceğiz – Umut Keçer

Partizan Amed enternasyonalist bir devrimci olarak Haseke’de IŞİD çetelerine karşı mücadelede ölümsüzleşti. Partizan’ın hikayesi aynı zamanda Bakur Devrimi ile Rojava Devrimi’nin ve Türkiye devriminin nasıl bir kader birliği içerisinde olduğunun hikayesidir.  Partizan Amed şahsında, enternasyonalist bir devrimci olarak, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim mücadelesi somutlaşmış oldu. Onun mücadelesi ve kararlılığı, onun mücadelesinin takipçisi olanlara örnek olacaktır.

Barbara Anna Kistler...(Nubar OZANYAN)

Adına Kürtçe ve Zazaca türküler yakılan, mısralar dizilen, roman ve öykü yazılan İsviçreli bir enternasyonal devrimci kadındı, Barbara Anna Kistler.

Onu İsviçre’nin Alplerinden alıp Dersim dağlarına götüren tutku düzeyindeki sevda, devrimin kendi ülkesinden daha önce gelişeceği fikriydi. Onu kayak merkezleriyle ünlü İsviçre’den çekip alıp Pülümür’ün karlı dağlarına yürüten güç, proleter enternasyonalizm idealiydi. O, bir devrim serüvencisiydi. İnessa Armand’ı Fransa’dan Sovyet devrimine yürüten devrim serüveni gibi…

Şehitlerimizin Kararlılığını Kuşanmalıyız

“Korku mu? Korku ve korkusuzluğun bir çelişki oluşturduğuna inanıyorum. Mesele ideolojimize sarılmak ve içimizdeki cesareti dizginlerinden boşandırmaktadır. Bizi cesur yapan, bize cesaret veren ideolojimizdir. Görüşümce hiç kimse cesur doğmaz, halkı ve komünistleri cesur yapan toplumdur, sınıf mücadelesidir. Sınıf mücadelesi, proletarya, parti ve ideolojimizdir. En büyük korku ne olabilir ki? Ölüm mü? Bir materyalist olarak yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Bence en önemli olan şey iyimser olmaktır.

Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’ı Unutmadık, Unutmayacağız!

Ermeni Soykırımı büyük bir suçtur. Ancak belki de bundan daha da büyük olan bu suçun inkar edilmesidir. Ve hatta daha da ileri gidilerek “mukatele” (birbirini vurmak) oldu denilerek yaşananların çarpıtılmasıdır.

İşte bu gerçeklik nedeniyle Ermeni devrimciler, suskunluk ve inkar perdesini yırtmak için ayağa kalkmışlar ve Ermeni Soykırımı’nın bir gerçeklik olduğunu bütün dünyaya göstermek istemişlerdir. Soykırıma uğrayanların çocukları, soykırıma uğradıklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardır.

TKP-ML TMLGB MK: TİKKO 1. Konferansı, Halk Savaşı’nı Yükseltme Çağrısıdır

Halk gençliğinin komünist örgütü olarak ordumuz TİKKO’nun gerçekleştirmiş olduğu 1. Askeri Konferansı gençliğin militan coşkunluğuyla selamlıyor, Halk Savaşı’nı yükseltmek için bütün sorumluluklarımızın üzerine korkusuzca gideceğimizin sözünü yineliyoruz.

TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı ile Röportaj;“Yol Göstericimiz, İlham Ve Güç Kaynağımız Partimiz Önderliğinde Yaşasın TİKKO Konferansımız!”

 

TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.

– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Dil kesmek, baş kesmek…(Nubar Ozanyan)

Diktatör Erdoğan Türkiye’de dil kesiyor, Rojava’da baş kestiriyor. Asmayıp zindana yollayamadıklarının ya dilini ya da başını kesiyor. Yine bir cami çıkışında Sezen Aksu’yu hedef göstererek “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” diyerek sanatçı ve aydınları karşı kin ve nefret dolu cümlelerle tehdit edip halkı galeyana getirmek istedi. Kışkırtıcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı dil kullanmakta oldukça usta olan bu diktatör, besbelli ki çaresizlik içindedir.

Devrim İçin Ölümsüzleşenlerimizi Anıyoruz! (Sentez)

İnsanlığın sömürüye dayalı sistemlere karşı mücadelesi de bu mücadelede sömürülenlerin canlarını feda etmeleri de neredeyse insanlığın bilinen tarihi kadar eskilere dayanıyor.

Çutak (Nubar Ozanyan)

Rakel Dink yaşam arkadaşına, çocuklarının babasına, Hrant’a “Çutak” diye seslenirdi. Rakel’in neden sevgili eşine Çutak dediğini ancak onları yakından tanıyanlar bilir ve anlar. Ermenilerin bir kısmı, çok sevdiklerine “Çutak” yani keman diye hitap eder. İnsanlar duygularını sözlere döker, sevgilerini notalara, melodilere işler.

Yanlış Bir Perspektif:“

 

Uluslararası Komünist Hareketin Birliği” Sorununu “Maoistlerin Birliği” Sorunu Olarak Tartışılması!...

22.01.2022

Halil GÜNDOĞAN 

Uluslararası Komünist Hareket (UKH)'in birliği sorunu, 3.Eternasyonalin sonlandırılması sonrası sürecin “Güncel bir sorun”u olarak var ola geldi. Yani bugünün ya da yakın geçmiş dönemin bir sorunu da değil bu sorun.

Nazilerin en has adamı Türkeş’ti- 1-2-3

Türkeş'ten Evren'e, Çiller'den Erdoğan-Bahçeli ikilisine Türk faşist liderlerin ilişki ağının merkezinde bulunan Almanya; son yüzyılda Türk milliyetçiliğinin “arka bahçesi” haline geldi. Nazi ideolojisi ve “Turancılık” fikri ise birbirini hep besledi.

Sayfalar