Cüret edip özneleşelim, kurtuluş için örgütlenelim ve hep birlikte devrimle özgürleşelim!
– Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?
– Merhabalar, ben Rosa Avesta, TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği (KKB) temsilcisiyim.
– TKP-ML KKB olarak 5 Mayıs 2023 tarihinde yaptığınız açıklamada 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Bu Kongreye gelinceye kadar geçen süreci özetleyebilir misiniz?
Rosa Avesta: Aslında 50 yıllık bir mücadele tarihini özetlemek kolay olmayacak. Ancak birliğimizin “neden bu kadar geç kurulduğuna” dair sorulara da cevap olabilecek şekilde bu sorunuzu cevaplamaya çalışacağım.
Partimiz aslında 1. Konferansından itibaren kadın meselesine yaklaşımda hem adım atmaya çalışan hem de bir türlü bu adımı atamayan bir duruş sergiliyordu. Ne demek istiyoruz burada, yani hem alınan kararlar olduğunu hem de bu kararların ardından uzun sessizlik dönemleri, bir türlü atılmayan adımlar olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni şüphesiz ataerkiye karşı mücadelenin öneminin yeterince kavranmamış olması.
Partimizde büyük fedakarlıklar gösteren kadın kitleleri hep var. Hem savaşçı olarak hem de çeşitli alanlarda görev yapan kadınlar hep olmuştur. Ancak bu kitlelerin varlığı, tek tek kadınlar olarak yönetici organlarda yer alsalar da bir örgütlenmeye dönüşmemiştir. Parti tarihimize doğru yerden baktığımızda Birliğimizin kuruluşunun aynı zamanda bir özeleştiri pratiği olduğu da açığa çıkacaktır. Çünkü 1. Konferansımızda her ne kadar Türkiye Marksist Leninist Kadınlar Birliğinin kurulması kararı alınmış olsa da bu adım somuta ulaşmamış ve 8. Konferansımıza kadar da kadınlara yaklaşım en fazla genel işçi, emekçi kitleler parantezi içinde yapılan bir vurgu olarak kalmıştır.
Kadınların devrimin öznesi olarak görülmediği bir anlayış nedeniyle bu konuda atılacak adımlar Engels’in, Bebel’in, Kollontai’ın tespitlerine kafa tutarcasına, sanki toplumsal olarak kadın ve erkek eşitmiş de alınacak kararlar ayrımcılık yaratacakmış gibi yorumlanmıştır. MLM bakış açısından uzak bu anlayış nedeniyle kadınlar bile kendilerini çoğu örnekte devrimin öznesi değil yardımcı gücü gibi görmüştür. Devamında 7. Konferanstaki kimi tartışmaların ardından 8. Konferansta Kadın Komitemiz kurulmuştur. Bu, şüphesiz kendiliğinden olmamıştır. Bir yandan coğrafyada yükselen kadın hareketlerinin etkisidir, diğer yandan ve esas olarak ise partili kadınların birikimlerinin bir sonucudur.
Kadın Komitemizin kurulmasıyla ise adeta bir sıçramalar zinciri yaşanmıştır Partimiz içerisinde. Kadınlar tek tek “başarılı kadın” olmaktan çıkıp bir örgüt haline gelir gelmez bunun bütün örgüte nasıl yansıdığını görüyoruz o dönem. Bunun için de örneğin Partimizin iç yayın organı olan Komünist’in bir sayısı tamamen kadın sorununa ayrılmıştır. Bu süreçte (o güne kadarki tüm gecikmişliğine karşın) bu çalışmayı ne derecede önemsediğimizin en önemli göstergesi bu yayındır. Hapishanelerden yurtdışına, demokratik alanlardan gerilla alanına kadar tüm alanlardaki kadın yoldaşlarımızın kolektif aklı ve emeğiyle hazırlanan bu dosya, örgütümüzün bunca yıllık tarihine karşın, kadın meselesindeki durumunu da ortaya koymuştur. Ancak bu durum, Partimizi korkutan, geri çeken bir yerde değil, tam aksine çalışmanın zorunluluğunu destekleyen, teşvik eden bir yerde olmasına yol açmıştır.
“Özgürlüğün ve Kadın Gücünün Keşfi, Direnişin Adresi” olarak andığımız Kadın Komitemizin kurulmasından sonraki dönemde birçok yeni tartışma ve sorun bizi beklemekteydi. Bir adım atılmış ve buz kırılmıştı. Ataerkil anlayışta açtığımız bu gedik hızla büyüyordu ve bizlerin de buna hazır olması gerekiyordu. Erkek egemen anlayışın yeni biçimleriyle karşılaşıyorduk, kendi LGBTİ+ fobimiz ile yüzleşiyorduk, ataerkinin üzerimizde bıraktığı etkilerden kurtulup daha ileriye adımlar atmaya çalışıyorduk. Elbette bütün bu zorlukları da ancak birlikte aşabileceğimizi biliyorduk.
Yoğun bir tartışma süreci yaşadık. Bizim dışımızda kalan kadın ve LGBTİ+ hareketinin özneleriyle biraraya geldik, deneyim paylaşımlarımızı artırdık.
Her şey elbette güllük gülistanlık ilerlemedi. Ya da daha doğrusu böyle ilerledi diyelim. Güllük dediğimizde aklımıza hep sadece çiçeği gelir; bitkisini, toprağını, üzerine düşen hastalıklarını vb. düşünmeyiz. Ama işte bütün gerçekliğiyle tam da böyleydi. Dikeniyle, hastalıklarıyla ve elbette güzellikleriyle Partimizin 2019’da gerçekleştirdiği 1. Kongre sürecine ulaştığımızda, buradan daha da güçlü çıkmayı hedeflemiştik ve bunu da başardık. Bu başarının somut karşılığı Komünist Kadınlar Birliği’nin kuruluş kararının alınmasıydı. Bunun neden önemli bir ihtiyaç olduğunu aslında yaşadığımız bütün bu süreç gösteriyor. Kendi özerk yapılarımız içerisinde hem kendi sorunlarımıza dair hem ataerki ve heteroseksizme karşı hem de bütün bir devrime dair politika üretebilmek tam da buna bağlıydı.
– Kongrenizdeki tartışma başlıkları nelerdi?
Rosa Avesta: Aslında biraz önce de değindiğimiz gibi örgüt olmanın, örgütlü hareket etmenin derdindeydik. Özellikle 1990’lardan sonra emperyalist-kapitalist sistemin sürekli olarak bizleri çekmeye çalıştığı, 2000’li yıllardaki tasfiyeci rüzgarla da beslediği “özgür birey” tuzağına karşı özgürlüğün ancak örgütlülükten geçtiğini yeniden yeniden kitlelere hatırlatmak gerekiyor. Bizim Partimiz içerisindeki hikayemiz de belli yönleriyle buna benziyor. Tek tek başarılı kadın yoldaşlarımız, kadın komutanlarımız, savaşçılarımız, faaliyetçilerimiz oldu. Ama bu tek tek varoluşlardan öte, örgütlü bir güç olarak gerçek başarıya ve özgürlüğe doğru adım atmış olduk.
Bunun en önemli ayağını da programımızı ve tüzüğümüzü düzenlemek oluşturuyordu. Neye karşı, ne için, nasıl ve kim olarak mücadele edeceğiz, bu mücadele neden gerekli sorularına cevap verecek bir program ve tüzük çalışmasını alt komitelerimizden başlayarak örgütledik.
Programımızda ilk sınıf çatışmasının ortaya çıkışı ve kadın ve lubunyaların ezilen konuma geçmesinin nasıl başladığını ele aldığımız “Ataerki ve Heteroseksizmin Ortaya Çıkış Koşulları” başlığı, çalışmamızın bel kemiğini oluşturuyordu. Özerk kadın örgütlenmesinin kuruluşunun amaçlarını ele aldığımız bir diğer başlıkta ise ülkemizde Demokratik Halk Devrimi’nin zorunluluğuna dikkat çeken tartışmalar yürüttük. Ezen-ezilen cins çelişkisinin ancak sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyada tam anlamıyla ortadan kalkabileceğini ve kadınların ve lubunyaların örgütlenmesinin gereklilikleri üzerine tartışmalar yürüttük. Sınıf mücadelesinin öznesi olan kadınların kendi özel-özgün sorunları etrafında örgütlenerek çalışmalar yürütebilmesinin önemine değindik. Bunun en önemli ayaklarından birisinin de ataerki ve heteroseksizmin kuşatmalarına rağmen zincirlerini parçalayarak politikada derinleşmek ve savaşta uzmanlaşmak olduğu üzerine tartıştık.
Bir diğer önemli başlık ise siyasi ideolojik önderliğimizi tespit ettiğimiz, diğer kadın ve LGBTİ+ örgütleriyle ilişkilerimize dikkat çektiğimiz, kitle faaliyetimizi konuştuğumuz, ulusal sınırlarla sınırlı kalmayacağımızı enternasyonalizm bilincini esas aldığımızı belirttiğimiz “Komünist Kadınlar Birliği’nin Niteliği” başlığıydı.
Tüm cinsiyet kimlik ve yönelimlerden komünist kadınların örgütü olarak, komünist parti önderliği altında MLM ilkelere dayanan bir savaş yürüttüğümüz yadsınamaz bir gerçek. Enternasyonalizmin sönmeyen meşalesi Barbara Anna Kistler yoldaşımızın açtığı yoldan tüm dünyada gün geçtikçe büyüyen kadın ve LGBTİ+ hareketiyle eşit ilişki ve dayanışmaya dayanan ortak mücadele anlayışını savunduğumuzun altını çizdik. Maria Suphi’den Meral Yakar’a, Kamile Öztürk’ten Nurgüzel Yaşar’a, Özlem Sürgeç’ten Nurşen Aslan’a şehitlerimizden aldığımız cüret ve renklilikle her milliyet, azınlık ve inançtan tüm cinsiyet kimliği ve yönelimlerden emekçi kadınların örgütü olduğumuzu bu başlıkta yürüttüğümüz tartışmalarla bir kez daha yineledik. Bunların ardından ise TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği olarak görev ve sorumluluklarımızı, “İşleyiş, Örgüt Yapısı ve Örgütlenme İlkeleri”ni tartıştık.
Kongremiz bu başlıklar altında zengin tartışmalara sahne oldu diyebiliriz. Tabii burada ancak çok sınırlı bir kısmına değinebiliyoruz.
TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği (KKB) temsilcisi Rosa Avesta: “Biz bu sisteme daha fazla kurban vermek istemiyoruz. Hatta bundan fazlasını istiyoruz. O çok sevdikleri kutsal ailelerini de, devletlerini de alaşağı etmek istiyoruz. Yaşamlarımız, mücadelemiz bizler için çoğunlukla işkence ve sömürü alanı olan ve kimi zaman da cinayet mahalli olan aileye sığmaz diyoruz. Bizler, proletaryanın ve ezilenlerin iktidarını kurmak istiyoruz.”
– Kadınların, kadın örgütlerinin ortak çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rosa Avesta: Marks ve Engels, Birinci Enternasyonal’de küçük burjuva anlayışlara karşı yürüttükleri tartışmalarda birlikte mücadelenin önemi ve niteliğine dikkat çeken çok sade ve net bir pankart açmışlar ve mücadeleye zararlı anlayışlara karşı bir zafer elde etmişlerdi: “Dünyanın bütün işçileri, BİRLEŞİN!”
İlk sınıf çatışmasının ezilenleri olarak tüm cinsiyet kimlik ve yönelimlerden kadınların birliği elbette ataerkil heteroseksist sömürü sistemine karşı mücadelede önemli bir yerde duruyor. Hele bir de bu ezilmişliğin ve mücadelenin enternasyonalist karakteri gözönüne alınacak olursa zafer için birlikte mücadele kaçınılmaz bir yerde duruyor. Bu anlamıyla ortak mücadele yadsınamaz bir ihtiyaç ve de zorunluluk.
Biz Komünist Kadınlar Birliği olarak, tüm dünyada başta MLM parti ve örgütler olmak üzere ataerkil heteroseksist sisteme karşı mücadele yürüten anti-faşist, anti-emperyalist parti ve örgütlerin kadın-LGBTİ+ örgütlenmeler ve de bağımsız kadın örgütleriyle eşit ilişki ve dayanışmayı, ortak mücadeleyi savunuyoruz. Reformlar için mücadeleyi yadsımıyor, demokratik hakların genişletilmesi için mücadele ediyoruz. Ancak demokratik hakları ve reformları iktidar mücadelesine tabi kılarak ele alıyor ve anti-MLM akımlara karşı da mücadele ediyoruz.
Ortak mücadelenin kendi coğrafyamızda en somut örneği olan KBDH içerisinde de bu ilkelere dayanarak yerimizi alıyoruz. KBDH çalışmasının kazanımları, hata ve eksiklikleri, yürüttüğü tartışmaları ve çalışmaları kapsamında bir bütün olarak zenginliklerle dolu bir çalışma olarak görüyoruz. Bu anlamıyla KBDH içerisindeki varlığımızı yalnızca ortak eylemlere katılmak, ortak açıklamalar yapmak olarak sınırlandırmayı doğru görmüyoruz. Bunun böylesi bir birliğe yapılacak bir haksızlık olduğunu, eksik yoldaşlık duygusu olduğunu da düşünüyoruz. KBDH içerisinde yer alan örgütlerin birbirleriyle siper yoldaşlığı ilkesine dayanan tartışmalar yürütmesini, eksik ve yanlış yaklaşımlarda birbirlerini ilerletecek tartışmalar yürütmesini de görev olarak biliyoruz.
– Son olarak bir mesajınız var mı?
Rosa Avesta: İçinden geçtiğimiz süreçte kadın ve lubunyaların isyan ve direnişleri büyürken saldırılar da gün geçtikçe şiddetini artıyor. Pandemi süreci sonrasında da depremlerden sonra da bir kez daha ortaya çıktı ki halkın bir bütün etkilendiği bu tür felaketlerde de kitleler içerisinde en çok kadınlar ve lubunyalar bedel ödüyor. Bu bedelin sebebi aslında özel mülkiyetin ortaya çıkışında yatıyor. “5000 yıllık erkek egemen sistem” söylemi (eğer ataerkil heteroseksist pratiklere bahane olarak kullanılmıyorsa!) ataerki ve heteroseksizmle her cephede ve tüm araçlarla aktif mücadelenin neden gerekli olduğunu ifade ediyor, etmeli.
Geçtiğimiz yıl, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sürecinde faşist AKP-MHP iktidarının odağında yine ve yeniden kadının eve kapatılması ve LGBTİ+ların yok sayılması tesadüfi değildi. Sözde onun karşısında yer alan muhalefetin de onlardan farkı yoktu, ki bu saldırılara karşı “sessizlik”leri bunun ifadesiydi. Zira hepsinin pay kaptığı rant-yağma-sömürü düzeni, bizim özgürlüklerimizin hapsedilmesi üzerine kurulu. Biz bu sisteme daha fazla kurban vermek istemiyoruz. Hatta bundan fazlasını istiyoruz. O çok sevdikleri kutsal ailelerini de, devletlerini de alaşağı etmek istiyoruz. Yaşamlarımız, mücadelemiz bizler için çoğunlukla işkence ve sömürü alanı olan ve kimi zaman da cinayet mahalli olan aileye sığmaz diyoruz. Bizler, proletaryanın ve ezilenlerin iktidarını kurmak istiyoruz.
Kadın ve LGBTİ+ kitleler, artan saldırılar karşısında yüzlerini devrim mücadelesine dönmelidir. Zira sistem bize sınırlı özgürlüklerle yetinmemizi dayatıp ilk fırsatta o sınırlı özgürlükleri de gasp ediyor. Bu nedenle üç şeyi ilke almalıyız; cüret etmek, özneleşmek, kurtuluş için örgütlenmek…
-Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederim.
Rosa Avesta: Bize bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.
Son Haberler
Sayfalar
İşaretlesiniz de Fişleseniz de Biz Aleviyiz!
İktidarın asimilasyon politikaları her yeni günde, bir önceki günü aratır şekilde ve değişik yöntemlerle, değişik rollere soyundurulmuş Hızır Paşalar ve piyonlarla devam ediyor..
Ben İstanbul Surlarinin Dibinde Şehit Düsecegim
Türkiye Devrimci Hareketi 1980'li yıllarda tartıştığı konuların başında Kürt Sorunu ile SSCB'nin halen sosyalist mi ?, emperyalist mi ? diye üzerinde şiddetli tartışmaların yürütüldüğü bir süreçten geçerek bugünlere geldi.
“ ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?”
“Düşmanlarımızın en güçlüsü içinizdedir.”[1]
“… ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?” sorusunun yanıtı; onların “6N 1K”sına dair tahlili “olmazsa olmaz” kılar.
“5N 1K değil miydi?” denecek olursa… Hayır, sadece “Ne?”, “Ne zaman?”, “Nerede?”, “Nasıl?”, “Neden?”, “Kim?” sorularıyla yetinemeyiz; bunlara “6N”yi yani “Nereden?” sorusunu da eklemeliyiz…
Konuya bu kadar geniş perspektifte eğilme ihtiyacı, liberallerin “önem”inden değil, onların manipülasyon güçlerini teşhir etmenin ve okuyucuya saygının gereği.
Olgularla gençlik ve gelecek(sizlik)[1]
“Gençliğe, yaşlılıktan çok hürmet etmeliyiz.”[2]
Søren Kiergegaard’ın, “Hayatı ileriye dönük yaşar, geriye dönük anlarız,” uyarısının altını çizerek ekleyelim: “Gençlik ve Gelecek(sizlik)” meselesi, sürdürülemez kapitalizm koşullarında çürümenin diyalektiğinden bağışık ele alınamaz.
“Çürümenin Diyalektiği”ne gelince onu da Hilmi Yavuz’un, ‘Yara Şiirleri’ndeki dizelerinden şöyle aktarabiliriz:
“her şey akıyor
her şey akıyor, panta rei ve irin
akıyor kalbimize, senin ve benim;
yazdıkları taş levha üstüne, kirle
Mücadele boyu bir yasam : Schafik Jorge Handal [*]
“Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız Ve şimdi olduğumuz yerde Ve ayaktayız Diyorlar ki elbette doğru Kim katılmak istemez onlara.”[1]
Kentin merkezindeki küçücük meydanda kurulan derme çatma kürsüden, çevresinden kendisine laf atanlara, soru soranlara söz yetiştirirken, esprileriyle çevresindekileri kahkahalara boğarken, ona “gerilla komutanı” demeye bin şahit isterdi. Ama öyleydi işte…
Şefik Handal… Ya da El Salvador’daki adıyla Schafik Jorge Handal…
Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda - 2
Elimdeki egemenliği son kırıntısına kadar korumak, sürdürmek isteğini arzusunu daha da hırsla taşımaktayım.
Şimdi bazı hemcinslerim beni eleştirecekler, yargılayacaklar, belki de bu ne saçmalama, yolunu şaşırmış ya da olamaz diyecekler. Varsın desinler. Çünkü gerçekler görülmedikçe, kavranmadıkça bu sorunlarımız daha da artarak devam edecektir. İktidara karşı savaş halindeyken kendi iç dünyamızdaki benzer iktidar zaafını farkında olarak ya da olmayarak süregelen tutsaklık devam edecektir.
Yine ve yeniden geldik; BURADAYIZ![1]
“Durgunsa ya da suskunsa insan,
mutlak bir nedeni vardır.
Suskunluğa aldanma,
herşeyin bir zamanı var!”[2]
Zorbalığın zulmüyle insan(lar)ın yıldırılmaya, sömürülmeye çalışıldığı her yerde teslim alınamayanlar, diz çökmeyenler, başkaldıranlar hep vardı, var oldu, var olacaktır…
Ayakta alkışlanmayı hak eden Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) gerçeği bunu kanıtladı…
SÖYLEŞİ: Okuryazarlik üzerine[1]
“Bir yazarı okumak, yalnızca
neler söylediğini öğrenmek değildir;
onunla birlikte yollara düşmek,
onun eşliğinde yolculuğa çıkmaktır.”[2]
Yel Değirmenlerine Karşı Savaşa Katıl; Akıma kapılma:Atomu Parçalayacağız!-2
Yel Degirmenlerine Karsi Savasa Katil; Akima kapilma:Atomu Parcalayacagiz-2
DHF Cevresindeki arkadaslarin 'Cok Partili Sosyalizm' tartismalarina bir katki olarak yayinladigimiz makaleminizin ikinci kismini yayinliyoruz
Bir kez daha, “Terör” mü?[1]
“Dünyayı fethetmek zorunda değiliz. Bize onu baştan yaratmak yeter.”[2]