Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Öğrettikleri
İlk defa yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarının da oy kullanabildiği Cumhurbaşkanlığı seçimi, beklenildiği gibi R.T. Erdoğan’ın kazanmasıyla sonuçlandı.
Bu seçimin diğer seçimlerden iki noktada farkı vardı. Birincisi yukarıda da belirttiğimiz gibi, yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da oldukları ülkelerde oy kullanabilmeleri idi. İkincisi de yine ilk defa olarak Cumhurbaşkanını doğrudan halk oylaması ile “seçilmesi” idi.
T.C Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) yaptığı incelemeler sonucunda, Türkiye dışında yaşayan ve oy verme yaşında olan (18 Yaş ve üzeri) 2.780.757 seçmenin olduğunu açıkladı. Tabii, bu rakamlar bizler açısından yeni bir istatistik olmasına rağmen, bu AKP açısından, seçimden önce böyle bir yasa çıkarmalarından da anlaşılacağı üzere bilinen bir gerçeklikti. Erdoğan’ın esasen hedefi yurtdışından gelecek oylarla HDP’ye giden oyları telafi etmekti. Aşağıda vereceğimiz istatistiklerden de anlaşılacağı gibi evdeki hesap çarşıya uymadı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde YSK’nın verilerine göre 54 ülkedeki 2.780.757 seçmenden 230.938 i oy kullandı. Bu oyların 1.857si çeşitli nedenlerden dolayı geçersiz sayıldı. Seçime katılım oranı belki de hiç kimsenin beklemediği oranda % 8.32 gibi çok düşük bir seviyede kaldı. Oyların genel dağılımı ise şöyle olmuştur: R.T. Erdoğan %62.3 (143.873), E. İhsanoğlu %27.92 (64.483), S. Demirtaş %9.78 (22.582).
Avrupa‘da da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde ülkelere göre adayların aldıkları oy oranı ( % olarak).
Yurtdışı seçmenlerinin %49 u Almanya’da yaşamaktadır.
Seçim öncesinde yapılan tartışmalarda dinci olarak tanımlanan kesimin daha örgütlü olduğundan ve sandıkların burada açılmayacak olmasından (Türkiye’deki seçimlerde göz önünde yaşanan o kadar sahtekarlıklarda düşünülünce) kaynaklı ciddi bir oyun AKP’nin hanesine yazılacağı düşünülüyordu, ama olmadı, olamadı. Yaşanan süreç bizlere, Gülen cemaatinin gücünü nasıl abarttığımızı gösterdiyse, dincilerin örgütlülüğünü de öyle abarttığımızı gösterdi.
ATİK olarak bu seçimlerde boykot kararı almıştık. Ve bundan kaynaklı başta yurtsever arkadaşlar olmak üzere birçok devrimci, demokrat ve ilerici çevreler ve kişilerden hiçte hakketmediğimiz eleştirilere maruz kaldık.
Boykot kararı konusunda gerekli ve yeterli çalışmayı yapamadığımızdan dolayı tüm kamuoyuna özeleştiri vererek iş başlayalım. Hayat bizlere bir kez daha gösterdi ki, siz ne kadar doğru tespitlerde bulunursanız bulunun o kararın gereğini yerine getirmediğinizde yaşam bunun hesabını sizden sorar.
Seçime katılım oranının bu kadar düşük olduğu bir coğrafyada gerekli çalışmalar yeteri kadar yapılsaydı, hem bu bahaneyle hedeflediğimiz insanlarla ilişkilenebilir, hem de kitlelere politikalarımızın doğruluğunu kavratabilirdik.
Ayrıca, katılımın %10 bile olmamasını bir kısım aklı evveller göçmenliğe bağlayabilir, ama onlar bize; bu insanların Türkiye’de yaşanan olaylara karşı bu kadar duyarlı olmalarını (Gezi, Köln, Berkin Elvan protestoları vb.), oradan hala mülk satın almaların ve en önemlisi Türkiye vatandaşlığından çıkmamalarını vb. açıklayamazlar. Oysa bizce bu veriler; halkımızın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden bir beklentisinin olmadığının, egemenlerin düşündüğü kadar rahat onu manipüle edemediğini, kendine yurtsever, devrimci demokrat diyen çevre ve insanlardan daha ileride düşündüğünü göstermiştir.
Tekrarlarsak hayat bize insanların bizim politikalarımıza yatkın olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bizlere düşen hatalarımızdan ders çıkararak çizgimize ve halkın gücüne inanmak ve bunu örgütlü bir güce çevirmek için daha fazla cesur ve özverili olmaktır.
Son Haberler
Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü
İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.
Katliam Bir Devlet Geleneğidir!
Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…
Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.
HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.
Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]
din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.
CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...
Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.
İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?
Paramaz! (Nubar Ozanyan)
20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.
Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.
Politik gerilik ve yetmezlik…
Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.
Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.
Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.
Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]
“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!
Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.