Perşembe Eylül 17, 2026

Bu makaleyi, yazarken ölüm haberini aldığım, sevgili yoldaşım Turan Talay'ın anısına adıyorum.

Türk Tekelleri Afrika'yı Çok Çooook Sevdi!

DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu), 12-13 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi'nde “IV. Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Formu (TABEF)” düzenliyor. Buraya üç binden fazla, iş insanı, resmi ve şirket temsilcilerinin katılacağı bildiriliyor. Bu makalede bu nedenle kalame alma gereksinimi duydum. Türk tekelleri Afrikayı gerçekten neden çok sevdi? Bunun ekonomik, askeri, siyas ve kültürel etklileri nelerdir, kısaca bunlara bir bakmak gerekiyor.

Türk tekelleri, adeta ellerinden ne var ne yok mümkün olduğunca dış ülkelere yatırım için ayrıyorlar ve dışarıya götürüyorlar. Örneğin bir incelemeye (TCMB verilerine) göre, Türkiye'de yerleşik kişilerin 2023 Ocak-Temmuz  ayları arası dışarıya yatırım amacıyla çıkardıkları sermaye 3 milyar ABD dolarını biraz aşıyor.[1] Bu aylar arasında, dışardan içeriye giren sermaye ise 3 milyar doların altında kalmış. Yani, dışarıya giden sermaye, dışarıdan gelen sermayeden daha fazla. Yıl sonuna kadar dışarıya yatırım amacıyla gidecek sermayenin 5 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Bu 3 milyar'ın 750 milyon doları ABD”ye yatırım için gitmiş. Türk tekeleri bu süre içinde en fazla ABD gibi emperyalist bir ülkeye yatırım yapmışlar. Bu da, “sermaye sermayeyi çeker”[2] kuralının kısa bir anımsatması oluyor.

2023 Ocak-Eylül arası yatırımlarla birlikte,  Türk tekellerinin yatırım yaptığı ülke sayısı 128'e, ihracat yaptığı ülke sayısı ise 190'a çıkmıştır. Türk tekellerinin bugüne kadar yurt dışında 2 bin 33 yatırımları var ve bu yatırımların toplam tutarı 54,1 milyar,[3]   3. ülkelerden yatırımlarla birlikte toplamda 58,4 ABD doları kadar.

Türk tekelerinin en fazla yatırımı finans ve madencilik sektörüdür. Madencilik sektörün payı, toplam yaıtımlar içindeki payı %25,9 iken, finsn ve sigorta yatırımlarının payı ise 19,1'dir.

Türk tekellerinin dış ülkelere yatırım amacıyla çıkardıkları sermaye, iş insanların ve ailelerinin türistik gezi harcamaları olmadığını burada söylemek uygun kaçmaz. Yine de biz söyleyelim. Belki türistik harcama olarak düşünenler olabilir. ABD, Almanya, Japonya, Çin ve diğer emperyalist ülkelerin tekelleri ne amaçla dış ülkelere sermaye yatırımlarında bulunuyorsa, aynı kumaşın parçası olan Türk tekelleri de aynı amçla dış ülkelere sermaye yatırımı yapıyorlar. Bazıları daha büyük sermaye yatırımları yaparken, bazıları daha az. Ama hepsini aynı amaçla, daha fazla sömürü ve hegemonya alanlarını genişletmek için...

Türk tekellerinin sermaye yatırımı deyince, akıllara, ülke içindeki bankalardan paralarını çekip daha güvenli olan dış ülkelerin bankalarında ya da TL'nin değeri düşük olduğu  ve enflasyonun yüksek olması nedeniyle dolar ve Avro cinsinden  mevduat hesabı açtırıyor diye düşünülmesin. Ayrıca hemen anımsatalım, Türk bankalarının faizi daha yüksek olduğu gibi, büyük mevduat sahipleri KKM ile paraya para demiyorlar. Türkiye'deki bankalar %400 kar yapıyor. Bu denli yüksek fazi ve kar, en güçlü emperyalist ülkelerde bile bulunmaz. Bu nedenle İstanbul Borsası dış yatırımcı  (kumarcı) çekiyor.

Türk tekeleri dış ülkelere çıkardıkları sermaye ile fabrika, banka, sigorta şirketleri, alt yapı yatırımları, Afrika'da yaptıkları gibi ucu bucağı belli olmayan tarlalar satın alıyorlar ya da yeni fabrika kuruyorlar. Demir yolları, barajlar, elektirik santralleri, petrol rafinerileri, büyük kopleks binalar, hava alanları ve limanlar inşa edip kuruyorlar.

Diğer ülke tekelleri dış ülkelere sermaye yatırımında bulunduğunda haklı olarak “emperyalist” oluyor, ama Türk tekellerinin dış ülkelerdeki yatırımı “emperyalist amaçlı” olmuyor, diyor, emperyalizm üzerine teori üreten ve kendilerine marksist-leninist diyen sosyal şovenistler.

Türk tekellerinin bütün ülkelerdeki yatırımlarını Emperyalist Türkiye adlı kitabımda belgeleri ile anlattım. Ancak, dikkat çekti, ama ciddi bir eleştiri gelmedi. Bu konun muhattapları (tabi ki, kendilerine ML ve Maoist diyenler) mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorlar. Görmemeyi yeğliyorlar. Yine de inkar etmiş olmayayım, bazıları “Türkiye Afrika'da emperyal amaçlar güdüyor” yönlü araştırmalar yayınlıyorlar. Bunların, kısa zaman içinde “emperyalist” değerlendirmesine ulaşcaklarına inanıyorum. Ama şunu da ekleyebilirler: “Biz dediğimiz için emperyalist oldu (!)”.

Başlığa çıkardığım Afrika konusuna gelince:

Araştırıldığında görülecektir ki, irili ufaklı Türk tekeleri hemen hemen Afrika'nın bütün ülkelerine yayılmışlar. Afrika'ya bu denli yoğun ilgi, Afrika'nın kalkınması, yoksul halkın yoksuluktan kurtarılması, açlığa son verilmesi için mi acaba? Bazılarının böyle düşündüğünden kuşku yoktur.

Türkiye'li devrimciler ve komünistler Türkiye'yi emperyalist değerlendirmiyorlar. Ancak Togo'lu komünistler ülkelerindeki Türk tekellerini “emperyalist tekeller” ve Türkiye'yi de “emperyalist bir ülke” olarak değerlendiriyorlar. Ve ülkelerinde istemiyorlar. Türk tekellerinin aşırı sömürü ve faaliyetlerini yer yer protesto ediyorlar.

Togo'lu komünistler[4] ve anti-emperyalistler, Erdoğan'ın  (20.10.2021) Togo'yu ziyaretinde protesto gösterileri düzenliyor. Polis göstericilere saldırdığı gibi bir çok göstericiyi de tutukluyor. “Go Home Erdoğan” ve fransızca “Retournez chez vous Erdogan” diye de slogan atılıyor. 1960 ve 1970'lerin ilk yarılarında, çok atılan bu sologanlara, Türkiyeli devrimciler yabancı değildir.

Son yıllarda Afrika emperyalistlerin yoğunlaştığı pazar alanlarından biri haline geldi. Özellikle yeni emperyalist ülkelerin girmesi ve buna bağlı olarak eskilerin gerilemesi, deyim yerindeyse,  buradaki emperyalist kapışmayı kızıştırdı. Afrika'nın Sahelülkelerin de (Mali, Çad, Gine, Burkina Faso, Nijer) ve son olarak Orta Afrika'da Gabon'da peş peşe askeri darbelerin gerçekleşmesi, bu emperyalist kapışmadan bağımsız değildir. Batı Afrika ülkesi Gine Bissau'da ise başarısız bir darbe girişimi yaşandı. Ancak sular durulmuş değildir.

Afrika'da etkin olan ABD, Fransa, İngiltere hızla gerilerken ve yeni emperyalist ülkeler olan Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye pazarlarda etkin olmaya başladı. Bu yeniler, eski emperyalist ülkeleri adeta buralardan kovdular ya da kovuyorlar.

ABD'nin kıvrak dışişleri bakanı Afrikalı'lara “geçmişi unutup, ilişkilerimizi sıfırdan başlatalım”, çağrısında bulunuyor. Yani, sömürgeci, katliamcı, köle tacirliğimizi “unutun” demek istiyorlar.

Ve bütün emperyalist ülkeler Afrika ülkeleriyle toplantılar (onlar “zirve” diyor) düzenliyor. Bugüne kadar, Çin, Türkiye ve Japonya üçer, ABD ve Rusya ikişer, Hindistan bir “zirve” düzenledi. Fransa'nın ise 28'den fazla “zirve” düzenlediği biliniyor. AB ise altı defa Afrika ülkeleriyle “zirve” gerçekleştirmiştir. BRICS ise G. Afrika'da gerçekleştirdiği son toplantısında Afrika'yı içine almıştır. Kısacası, bütün emperyalistlerin hemen hemen hepsi birer “Afrika dostu” olup çıktılar. Emperyalist devletlerin Afrika üzerindeki hegemonya kapışmasından en çok kayıp eden ise Afrika'da daha fazla etkinliği olan Fransız emperyalizmi oldu.

Türkiye'nin Afrika'daki Yayılmacılığı

“Emperyalist Türkiye” adlı kitabımda, “Türk Devletinin Afrika Kıtasındaki Emperyalist Yayılmacılığı” başlıklı bölümün daha ilk paragrafında şunlar söyleniyor:

Öncelikle bir olguyu vurgulamak gerekiyor. Başta Çin olmak üzere, yeni gelişen emperyalist ülkeler, alt yapı ve sanayi olarak gelişmemiş Afrika ülkelerine büyük yatırımlar yapmaktadırlar. Eski emperyalist ülkelerinde yatırımları olmasına karşın, esas olarak, Afrika’nın yer altı zenginliklerini yağmalamakla meşgul oldular. Yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkmasıyla emperyalist rekabet kızıştı ve kapitalizm açısından daha az gelişmiş Afrika ülkeleri, yeni emperyalist ülkeler için pazar geliştirme açısından daha cazip geldi ve buraya yoğunlaşmaya başladılar. Bunlardan birisi de Türk emperyalist burjuvazisidir. Uluslararası kapitalizmin gelişmesine ve genişlemesine bağlı olarak, kapitalizm, ulaşabildiği bütün alanları kendine meta/sermaye pazarı olarak açamanın ölümüne savaşını vermekten kaçınamayacaktır. Afrika ya da her hangi bir ülke kapitalist dünyanın süretinden ayrı kalamaz.[5]

Emperyalist Türkiye ise, 1998 yılından itibaren Afrika ülkeleri ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini “Afrika Açılım ve Eylem Planı” adı altında geliştirmeye başladı. Bu, özelleştirmeler ile semiren Türk tekellerinin sermaye birikimi ve merkezileşmesiyle doğru orantılı olarak gelişti. Türk tekelleri bu tarihten itibaren dış ülkelere daha fazla sermaye yatırımına başladı.

“Emperyalist Türkiye” kitabımda bunlar geniş olarak ele alınmaktadır. Burada kısaca değinip geçeceğim. Her emperyaslist devlet ekonomik, siyasi ve askeri yayılmacılığın yanına kültürel yayılmacılığı da eklerler. Bunlar bir bütündür. Türk devleti de yumuşak güçler olarak, Kızılay, TİKA, AFAD, DEİK, Diyanet Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Anadolu Ajansı vb. gibi. Bunların dışında THY yayılmacılıkta önemli bir görev yapmaktadır. THY, her geçen günde büyümekte ve uçuş noktalarını artırmaya devam etmektedir.[6]

Burada daha çok Türk tekellerinin Afrika'daki doğrudan sermaye yatırımlarına (DDY) odaklanacağım.

Türk işaat tekelleri, 1998'den önce de Afrika'ya açılmışlar ve orada iş yapıyorlardı. Ancak devlet olarak 1998'den sonra daha kapsamlı ve bilinçli olarak Afrika'da yoğunlaşmaya başladı. 2003 yılında, “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi”, 2005 yılında “Afrika Yılı”nın ilan edilmesi, ve sırasıyla 2008 (İstanbul), 2014 (Ekvator Ginesi), 2021(İstanbul) yıllarında 1., 2., 3., Türkiye-Afrika Zirvesi” toplantılarının yapılması ve, 2003 yılında 12 Afrika ülkesinde olan elçilik sayısını 2023 yılı itibariyle 44'e çıkarması, Türk tekellerinin Afrika'ya bütün ağırlıklarını verdiğinin göstergelerinden bazılarıdır. 2003'de Afrika ülkelerinin Ankara'daki elçilik sayısı 10 iken, 38'e çıkmıştır. Devlet ve hükümet başkanları düzeyinde gerçekleştirilen  “Türkiye-Afrika Zirveleri”, her beş yılda bir yapılıyor. 2019 yılında yapılması gereken zirve korona salgını yüzünden ertelenmiştir.

R, T. Erdoğan, AKP'nin iktidara gelmesinden bu yana (2002-2022) 53 kez Afrika ülkelerini ziyaret etmiş. Bunun yanında bir çok devlete bağlı sivil, resmi, askeri ve ticari kurumların görüşmeleri yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir.[7]

Türk Tekellerinin Afrika Ülkelerine Doğrudan Yatırımları

Yine belirteyim, Emperyalist Türkiye adlı kitabımda bu konular daha detaylı olarak ele alınmaktadır. Yine de burada kısaca belirtelim.

Türkiye'nin Afrika ile ticari ilişkileri, 2003 yılında ihracatı 5,4 milyar ABD doları iken, 2022 yılı sonu itibariyle 23,6 milyar dolara çıkmıştır. 2022 yılı sonu itibariyle de Afrika ülkelerinden ithalatı 9,5 milyar dolara yükselmiştir.

Dünyanın en büyük Mütteahhit Firmaları listesinde 40 Türk inşaat tekeli yer alıyor. Bunların 2024 yılı sonu itibariyle Afrika ülkelerinde yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri işlerin (toplam 864 proje) tutarı 84 milyar ABD doları kadar.

Türk tekellerinin Afrika kıtasında en çok yatırım yaptığı ülkelerin başında, Mısır, Cezayir, Etiyopya, Fas ve Libya, yani Kuzey Afrika ülkeleri gelmektedir. Cezayir ve Senegal Tosyalı Holding'in yatırım alanı ve Cezayir'in en büyük çelik üretim fabrikası Tosyalı'ya ait. Tosyalı tekeli,  yeni ayaıtırımlarla Cezayir ve Afrika'da büyümeye devam ediyor. Türk tekeleerinin Afrika ülkelerindeki doğrudan sermaye yatırımları 7 milyar ABD dolarına yaklaşmış durumdadır.

Senagal'de sadece Tosyalı değil, Doğanlar Holding'de (Kelebek mobilya sahibi) bir fabrika açtı ve 250 kişi çalışıyor. Hedefleri fabrikayı daha da büyütmek.

Karpowership (Karadeniz Holding), bir çok Afrika ülkesinde var ve gemide elektirik üretererek

ülkelere satıyor. “Karpowership'in 36 yüzer enerji gemisinden oluşan 6 gigavat elektrik üretim kapasitesi bulunuyor.” Güney Afrika Cumhuriyeti ile bir anlaşma yaparak üç limana 20 yıllığına ulaşım izini aldı.[8]  Yani, Küba'dan başlayıp birden fazla Afrika ülkesine kadar uzanan bir enerji tekeli.

TC Ticaret bakanlığı'nın Yurt Dışı Yatıurım Anketi-2023'e göre, Kuzey Afrika ülkelerine, 1,597 milyar dolar yatırım yapılırken, diğer Afrika ülkelerine Türk tekelleri 79,6 milyon yatrım yapmış.

Koç Holding'e bağlı Arçelik Mısır'da yeni bir fabrika kuruyor. Yeşim Tekstil, Mısır'da var olan 3 fabrikasına bir tane daha ekliyor. Hayat Holding'in Mısır'da 3 fabrikası var.

Tunus'da Türk tekelleri bir biriyle yarıştıkları gibi, Uluslar arası diğer emperyalist tekellerle ortaklık kurarak projelere talip oluyorlar. Çalık Holding Libya'da enerji yatırımı yapıyor.[9]

Bir haber daha: “Türk iş kadını Abide Gülel, Batı Afrika ülkesi Togo’da 90 milyon dolarlık projede Afrika’da Yeşil Devrim’e katıldı”[10]

Alt yapı yatırımlarından enerji yatırımlarına ve madencilik sektöründe Türk tekelerini Afrika'da görmek artık bir sır değil.

TAV tekeli, Afrika ülkelerinden, Kenya ve Tunus'da bir çok şehrin hava alanlarının işletmesini almıştır. Miller Holding, Afrika'nın bir çok ülkesinde, özellikle de Demokratik Kongo Cumhuriye'tinde büyük sayılabilecek derecede yatırımları vardır.

İndependent Türkçe'den Emir Tahir şöyle yorum yapıyor:

Halihazırda New York'ta toplanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, nüfuz dairelerini genişletme ya da en azından sahip oldukları nüfuzu koruma çabası içerisinde Çin, Rusya, Fransa, ABD ve daha küçük ölçekte Türkiye arasındaki büyük güç rekabetinin en son sahnesi olarak Afrika'ya ışık tuttu. “[11]

Türkiye'nin Afrika'daki askeri üsleri, silah anlaşmaları, silah ihracatı, Somal'nin adeta yarı sömürge haline getirlmesi, Libya'da önemli bir nüfuz edinmesi, Suda'ndan Nijer'e kadar darbecilerle sıkı fıkı olması, sermaye yatırımlarından ayrı ele alınamaz ve bunlar emperyalist bir devletin yapabileceği işlerdir.

Türkiye'nin Afrika ülkelerinde (Somali'de 99 yıllığına  780 bin 500 hektar ve Nijer 100 bin hektar), özellikle de Beyaz Nil üzerinde toprak kirlamaları, aç Afrikalıları doyurmak ve tarımı bilmediklerinde değil, emperyalist amaçla yapılmaktadır. İngiltere, Çin ve ABD ne amaçla kiralıyorsa, Türk devleti de aynı amaçla kiralamaktdır.

Türk tekellerinin Afrika'dakii sermaye yatırımları hemen hemen bütün kıtayı sarmış ve diğer emperyalist ülkelerin tekelleri ile pazar kavagasına girmiş durumdadırlar. Askeri olarak saldırgan  emperyalist bir devlet olan TC, aynı zamanda özellikle Ortadoğu (özelikle Irak ve Suriye), Afrika, Kafkasya ve Doğu Akdeniz'de giderek f-daha da saldırganlaşmaktadır. Türk devletinin saldırganlığı emperyalist sermayesinin büyümesine oranla at başı gitmektedir.

DEİK'in 12-13 Ekim 2003 tarihleri arasında yapacağı Afrika toplantısını bu gözle değerlendirmek gerekiyor. 11.10.2023

[1]    Naki Bakır, https://www.dunya.com/kose-yazisi/turk-sermayesinin-bu-yil-yatirimda-gozdesi-abd/704724

[2]    Bkz. Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 207, El Yayınları

[3]    https://ticaret.gov.tr/hizmet-ticareti/yurtdisi-yatirimlar/uluslararasi-yatirim-istatistikleri/turkiyede-yerlesik-gercek-ve-tuzel-kisilerin-

[4]    31 Ağusto-3 Eylül 2023 tarihinde Almanya'nın Thrüngen Eyalatin'de (Truckenthal Köyü), Uluslararsı 3. Madenciler Konferansı gerçekleştirildi. Togo'dan da bir delege gelmişti. Onun anlatımı. Türkiye'den katılan delegeler ise dinledi.

[5]    Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 253, El Yayınları- 2022

[6]    Bkz. Y. Köse, age

[7]    https://www.aa.com.tr/tr/politika/turkiye-afrika-kitasiyla-2022de-de-yogun-bir-diplomasi-yuruttu/2774265

[8]    Dünya gazetesi, 20.05.2023

[9]    Kerim ülker, Dünya Gazetesi, 23.08.2023

[10]          https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-is-kadini-afrikada-yesil-devrime-katildi-6745/

[11]  Emir Taihiri, https://www.indyturk.com/node/662681/d%C3%BCnyadan-sesler/afrika-alt%C4%B1n-yumurtlayan-k%C4%B1ta

 

11324

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Şehrin Işıkları

Şehrin gri havasından akşamın karanlığına yürüyorken, herkes, bir telaşla kaçan trenin arkasından koşar gibi, tempoyla, koşturuyor. Şehir o kadar hızlı akıyor ki; insanlar zamanın ve süreçlerinde aynı hızda aktığını zannediyor. Elleriyle dokundukları, gördükleri ve duydukları her şey bir sonraki gün biçim değiştiriyor, aldıkları kokular değişiyor. Gazeteler bir gün önce yazdıklarını ertesi gün hatırlatamıyorlar bile.

Kimliksizlik kimlik olmuş! Tahir Canan

Star Gazetesi İnternete yönelik baskıları savunmak için basın ahlak kurallarını hiçe sayarak basın yasasını hiç görmeyerek dilde kemik yok misali İnternet sansürüne karşı çıkanları porno savunmakla suçlamış. Kendi ilkesizliğini de ilke olarak lansa etmiş. Deyim yerinde ise ilkesizlik ilke olmuş, kimliksizlik de kimlik yerine geçmiş. Yalan dolanla hükümeti” yalama “ yalakalığı erdeme dönüşmüş! Halkı kandırmayı da meslek etmişler. Bunun adına da Gazetecilik denmiş! Gazeteciliğin kamusal görevini hükumetin, devletin ululuğu altına gömmeyi” meslek ilkesi”  kabul etmişler.

Yüce bir ölüm!/Agop Ekmekciyan

 24 Ocak 1988 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü I.Şube polisleri tarafından boş bir arsada kurşuna dizilerek öldürüldüğü vakit Manuel Demir henüz 25 yaşındaydı.  Genç yaşında ,inandığı dava uğruna düşüncelerinden taviz vermeyen,onurlu duruşu ile cellatları çılgına çeviren Manuel Demir hunharca öldürüldü.  Faşizmin azgınca terör estirdiği yıllarda tüm hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı,yurtsever,devrimci,komünistlerin  hapishanelere atıldığı 12 Eylül faşizminin kol gezdiği şartlarda devrimci mücadeleye ara vermeden,,çekinmeden devam etti.

Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) için 11 not/ Temel Demirer

normal tarihsel koşuldur.”[1]

i) Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) güzergâhı, “devrimin güncelliği” fikrine veda etmeyenler için şaşırtıcı olmadığı gibi, “beklenilmeyen” de değildi…

Bu bağlamda Kaan Arslanoğlu’nun, “Bu memleket adam olmaz”, “insanların üzerinde ölü toprağı var”, “insan doğuştan/genetik olarak itaatkârdır,”[2] türünden zırvalarını yerle yeksan eden Haziran Başkaldırısı, tarihsel bir yanıt oldu.

Akademisyen sorumlulugu /Sibel Özbudun

“En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir.”[2]

1. Entelektüel üretimin akademiye ve belli şablonlara sığdırılmaya çalışıldığı günümüzde, sizce akademi dışında entelektüel bir üretim zeminin oluşturulma imkânları nelerdir? Bu bağlamda Özgür Üniversite deneyimini nasıl değerlendirirsiniz?

Benzeşen Toplumları Talilde Unutulanlar / Ergün Aslan

Teori  proletarya köylünün yaşamsal mücadelesinin devrimcide akademik olarak  dile gelişidir.

Konuya girmeden önce, 

Kapitalizmin.., işverenin..  karşısında proletarya köylü olmanın nasıl bir şey demek olduğunu unuttuysan ...

Bu tuzsuz baharatsız sosyo - ekonomik yapı neymiş ya.

Her şeye deva.

Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, inşasını mı talil edecen; Katma  işin içine sömürgeciliği...,  sosyo - ekonomik yapının sınıflar  yüzerinde yol açtığı karekterliği.... tamam.

Umreye Giden Düşkünler/ Erdal Yıldırım

Gündemde AKP iktidarı Kültür Bakanlığınca organize edilen 100 Alevi kökenli ‘dede’nin önce Necef’e, Kerbelâ’ya ve sonra da umreye götürülmesi olayı var. Ve (ben de dahil) bir çok yazar çizer, kanaat önderi, kurum yöneticisi günlerdir bu konuda, konuşuyor, yazıp çiziyor ve ülkenin başkaca bunca önemli yaşamsal sorunuları varken, bu konu gündemde önemli bir yer tutuyor.

On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?

AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta.  Ülkeyi  öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.

Lenin ile Stalin arasinda ulusal sorun konusunda"çeliski var"miydi

 

Abdullah Öcalan,Hatip Dicle ve “Kapitalist Modernite”’

Time dergisinin her yıl açıkladığı “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesinin 2013 versiyonunda Ortadoğu’dan sadece iki liderin adı vardı: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.Liderliğini esaret koşullarında sürdürmesiyse Abdullah Öcalan’ın çok özel durumuna işaret ediyor.Tam anlamıyla bıçak sırtında yapılan bir politika üretiminden bahsediyoruz.Bu politika üretimine ilişkin tartışmalar Öcalan’ın bir komployla 15 Şubat 1999’da TC’ye tesliminden ve takip eden sorgu aşamasındakı performansından itibaren hiç durmadı.Öcalan’ın özeleştiri vererek önünü kesmediği bu tartışmalar başta PKK dü

Mültecilik ve düşünce üretimi

Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içinde eskiden beri “mülteciliğe” bir kızgınlık ve yabancılaşma vardır. Özellikle “mülteci” devrimcilere iyi gözle bakılmaz. Bunun TDH’ne, “kötü” olarak yansıması TKP’nin mülteciliğinden kaynaklanıyor. TKP önderleri,,, ülkedeki baskı koşularından dolayı uzun bir süre yurtdışında (o zamanki adıyla Sovyet bloku ülkelerinde) yaşamak zorunda kalmaları, 1970’lerden sonraki devrimci kuşak içinde, “lanetlenen” bir durum oldu.

Sayfalar