Perşembe Ekim 15, 2026

Bizim Sara…Nubar OZANYAN

Soğuk bir kış gecesi kırık bir radyo yayınında duydum. Sara ve iki kadın arkadaşın şehit düşüş haberini. Dışarıda bir metreyi geçkin kar altında aylarca toprak altında üşümeden direndim. Ta ki Sara’nın ölüm haberini duyuncaya kadar. Dersim/Aliboğazı’nın buz kesen havası ve sert esen rüzgarı hiç bu kadar işlemedi içime. Keskin bir bıçak gibi kesti boğazımı. Yutkundum. Sanki içime kan damladı. Kalleş pusular neden buz kesmiş Ocak’ı seçer? Neden Ocak’ta daha çok katledilir kadın devrimciler? Rosa, Sara ve Meral yoldaşlar... 

Sara, asi bir özgürlük rüzgarıydı. Dersim’den Medya Savunma Alanları’na ve dört parça Kürdistan’da dolaşan, esmekten asla korkmayan cesur bir devrimci duruştu. O alçaktan esmeyi bilmeyen, asla bilemeyecek olan gerçek bir Kürt rüzgarıydı. Yüzünü göremesem de sesini ilk kez Amed Zindan koridorlarında duydum. Duvara dayalı başımızda yankılandı Sara’nın asi, dik ve devrimci sözleri. Askerin Sara’ya sözlü saldırılarından anladık Heval Sara’nın mahkemeye çıkarılışını. Farklı hücre ve koğuşlardan toplatılan tutsaklar, mahkemeye çıkarılmadan önce Amed Zindan koridorlarında elleri kelepçeli, başları duvara dayalı işkence olsun diye uzun süre bekletilirdi. Çirkin sesli asker gardiyanların, belli başlı tutsaklara özellikle de öncü konumunda olan arkadaşlara iradeyi kırmaya yönelik sözlü saldırıları, onuru incitmeye çalışan sözleri duyulurdu.

Sara’ya sözlü sataşmalarına karşın o yanıt vermeye tenezzül bile etmezdi. Olgun, sessiz, devrimci duruşunu korurdu. Bütün yılışık, düşkün asker yaklaşımına karşın Sara’dan ses çıkmazdı. Sara’nın sessizliği içinde büyük bir karşı koyuş, cesur bir meydan okuma vardı. Asker gardiyanların düşkün sesleri, Sara’nın sessizliği altında ezilirdi. Onun bu duruşu koridorda mahkemeye çıkmayı bekleyen tutsaklarda bir sempati ve saygınlık yaratırdı. Yüzünü görmek, onunla konuşmak isteğim gerçek olmadı. Aynı koğuşta birlikte kaldığım Metin Cansız’ın, onunla ilgili anlatımları zindandaki duruşu Sara’ya olan saygımı daha fazla büyüttü.

Amed Zindanlarından tekrar Dersim’e dönen düş yolculuğumda her yerde Sara ve Sêvêleri aradım. Kürt kadınlarının ağıtlarını dinledim. Tırmandığım her vadide, çıktığım her zirvede, ilk kez girdiğim ’38 mağarasında kararmış viran olmuş soykırım izlerine rastladım. Evlatları katledilmiş anaların, eşleri boğazlanmış kadınların çığlıkları yankılandı kulaklarımda. Ne de çok benziyordu Ermeni anaların seslerine.  Kendilerini uçuruma bırakan, Fırat’a atan Kürt kadınlarının çığlıkları Ermeni kadınların çığlıklarından farklı değildi. Her Dersim Soykırım hikayesi beni sessizce, derinden Ermeni Soykırım hikayelerine götürür. Dersim’in her karış toprağında Ermeni, Kürt ve gerilla kanına rastlanır. Toprağında kemikler saklıdır. Yıllar geçmesine karşın, zirvelerinde halen silinmeyen üç derin patika izi görülür. Ermeni-Kürt-gerilla patikaları yan yana yürür.

Karşılaştığım her Dersim yaşlısından dinlediğim her hikaye beni Deir-ez Zor çöllerine götürür. Onları dinlerken sanki çocukluğumda bana soykırım anılarını anlatan yayamı (nene) dinler gibi oluyordum. Ölünceye kadar suskunluğunu ve dik duruşunu koruyan yayama benzetirdim her Dersim yaşlısını.

Onları dinlerken en sağır edici sesin, acı çeken mazlum bir halkın suskunluğu olduğunu bilerek sustum. Ve bir kez daha direnmenin her türlüsünü yaşamaktan başka bir yolun olmadığını haykırdım. Yüreği yara olup dile dökülemeyen çok şeyin olduğunu bilerek yaşamak ve direnmek gerektiğini anlattım karşılaştığım her genç yoldaşa.  

Her Ermeni Sara’sı nedendir bana Dersim Sara’sını hatırlatır ve yaşatır. Yüreğimin iki devrimci yanı gibidir SARAlar. Ermeni ve Kürt Saraları zorla bedeni ve ruhu köleleştirilmeye çalışan zalimlere karşı kadın duruşudur. Dersim Sarası Sakine Cansız’ın en önemli farkı, uğruna ölünesi özgürlük davasını yaşanılası dava haline getirmek için yaşamını hep kavga yapmasıydı. Sakine Cansız, bir kavga yaşamıdır. 

Bildiğini söyleyen, söylediğini yapan Sakine Cansız özlemini duyduğu özgürlüğün bedelini ödemeyi göze almaktan asla çekinmedi. Celladın yüzüne tükürmekten, onursuzun üstüne yürümekten bir an olsun tereddüt etmedi. Korkmanın kaybetmek olduğunu bilerek mücadele etti. O tıpkı bütün kadın özgürlük savaşçıları gibi sonsuza dek “vardım, varım ve var olacağım” seslerini yankılandırdı zindanlarda ve dağlarımızda.

Seni unutmayacağız Dersim’in onurlu yoldaşı Sakine Cansız. Tıpkı Viranşehir’de bedeninin her bir parçası Ayıp Ağa tarafından teslim alınan, ancak son nefesine kadar ruhunu teslim etmeyerek direnen Ermeni kızı Sara gibi sizleri asla unutmayacağız!

 
9046

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Unutma! 7 Temmuz’da Alişer ile Zarife katledildi! GÜLFER AKKAYA

''7 Temmuz 1937 yılında yıllardır Dersim dağlarında yaşayan Zarife Xanim ve Alişer Bey devletin ajanı olan Kürt kişilerce katledilir. Başları kesilir. Devletluların huzuruna götürülür. Bedenlere ne olduğu hala devlet sırrıdır.

Bu nedenle bedenlere ne olduğu bilinmemekte, mevcut iddialar rivayetten öteye geçememektedir.

Koçgirili Zarife Xanim ve Alişer Bey’i Dersim dağlarına dek götüren nedenler ve süreç neydi?

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı

TKP/ML TİKKO’ya bağlı Dersim Bölge Komutanlığı yaptığı açıklama ile 24-28 Kasım 2016 tarihlerinde Dersim-Aliboğazı’nda şehit düşen halk savaşçılarına ilişkin bilgiler paylaştı. Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre yapılan açıklamada “Yaşamlarını halka, devrime ve partiye adayan 12 yoldaşımızın yerleri dolacak, umutları ve görevleri yarım kalmayacaktır.  Onların çabalarıyla gelişen mücadele bugün biz ardıllarının omuzlarındadır” denildi. Haber değeri taşıyan açıklama şu şekilde:

HALKIMIZA;

TKP/ML Dersim Parti Komitesi

 

“Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz! 12’ler savaş ve mücadele gerekçemizdir!"

24-28 Kasım 2016 tarihlerinde faşist TC devleti ordu güçleriyle, partimize bağlı ordu güçleri arasında yaşanan çatışmalarda 12 yoldaşımızı, 12 Halk Savaşçısını ölümsüzlüğe uğurladık. Parti tarihimiz açısından değerlendirildiğinde en ağır askeri kayıplarımızdan olan bu gerçeklik, kendi içinde, ülkemizdeki sınıf mücadelesinin, Halk Savaşının somut tezahürüdür.

TİKKO Kadın Komitesi; “Şehitlerimiz bize savaşı yükseltme çağrısıdır!”

Aliboğazı’nda şehit düşen 12 TKP/ML TİKKO gerillası için bir açıklama da TİKKO Kadın Komitesi tarafından gerçekleştirildi. Yerel kaynaklardan aldığımız bilgilere göre “Özlem, Zilan ve Ekin yoldaşlar adına bir kez daha bütün emekçi kadınlara sesleniyoruz. Bütün bu saldırılar karşısında kadınlar çaresiz değildir. Bizler çaresiz olmadığımız için, bizi ezenlere, sömürenlere, kimliksizleştirenlere savaş açtığımız için bu dağlardayız.

TKP/ML TİKKO savaşçısı Mehmet;“Rojava’daki deneyim Türkiye’deki devrimi etkileyecek!”

 Rojava’da gerçekleştirilen röportajların yayımlandığı Almanca’ya çevrilerek yayınlandığı “Rojava Report” isimli dergide yer alan röportajlardan birinde konuşan TKP/ML TİKKO savaşçısı Mehmet “Bizler ülkemizde kırlardan şehirlere halk savaşını savunuyoruz. Rojava’da ise şehir savaş pratiği edindik. Bu savaş bizlere savaş taktikleri konusunda yeni fikirler sundu.  Bu pratikleri ülke devrimine kanalize ettiğimiz zaman ciddi başarılar elde edilebileceğimizi düşünüyoruz” dedi.

 

Sürüngen , gökte kartal olamaz..

30 yıllık Ermeni mücadele tarhinde Kafkaslar'da,Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumum içerisinde en güçlü,çoğunluğu elinde bulunduran,temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu ) Taşnak Partisi,aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir.Yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'lara karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından,Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı,aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun Partilerüstü konumu olmuştur.'' Benim partim Ermeni halkıdır '' diyerek kendi duruşunu belirlemiştir.O'nu efsane durumuna

“Düşünceyi Korkmadan Açıklamak”

Sınıf savaşımında örgüt yaşamında komite çalışmasında en zor ve sancılı olandır militanın kendi gerçek düşüncesini olduğu gibi açıkça ortaya koyması. Gerek komite gerekse değerlendirme ve eleştiri-özeleştiri toplantılarında yaşanan en ciddi sorunların başında militanın-savaşçının kendi gerçek düşüncesini korkmadan düşündüğü gibi ifade etmesi her zaman ciddi bir sorun olarak yaşanmıştır.  

“Adalet Yürüyüşü” Üzerine

“ “Sol” komünistler, biz bolşevikleri pek övüyorlar. Ara sıra insanın onlara söylemesi gerekiyor; bizi biraz az övün de, bolşevik taktiğini daha çok inceleyin, o taktiği daha çok benimseyin!” Lenin

Saygı duyulan militan…

Halkın yoksulluk ve acılarını azaltmanın sömürü ve zulüm dolu yaşamını sonlandırmanın denenmiş ve sınanmış yolu devrimi büyütüp, özgürlüğü çoğaltmaktır. Her gün her an daha fazla işçileri, köylüleri, Kürtleri, alevileri, kadınları, gençleri tüm ezilenleri kolektif etrafında örgütlemenin yol ve yöntemini geliştirmek, zengin araçlarını yaratmaktır. Daha etkili, yaratıcı, gerçekçi propaganda yaparak kitleler üzerinde devrimci etkiyi artırmak, kitleleri adım adım kolektife yakınlaştırarak, örgütlemektir.

Yine söylüyoruz: 2 Temmuz faillerini devlet koruyup kolluyor

Bu topraklarda onlarca, yüzlerce, binlerce acıyla karşı karşıya kalmış Aleviler, için tarihsel bir gün olan 2 Temmuz katliamının 24. yılına giriyoruz. Yüreklerimizde acı, bilincimizde öfke ile bu tarihsel günün hesabının sorulacağına dair antlarımızla günleri geride bırakıyoruz. Bundan tam 24 yıl önce otel görevlileriyle birlikte 35 yürek ateş içinde semaha durdular. Her biri dilinde türkülerle gelecek güzel günlere tebbesümlerini bıraktılar.

Yağma düzeninin suç ortakları adaleti getiremez! Gerçek adalet ezilenlerle gelecek!

Popüler deyimle ifade edersek; Türkiye’de siyaset sahnesi giderek ısınıyor ve öyle anlaşılıyor ki dengeleri sarsacak yeni gelişmelerin arifesindeyiz.

Sayfalar