Pazar Ekim 25, 2026

Bir “Radikal Demokratik Devrim” Deneyimi: ROJAVA DEVRİMİ!

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç çatışmalar sonucunda, Suriye Kürdistanı’nda (Rojava) rejim güçleri çekilmiş ya da kovulmuş; esas olarak Suriye Kürt Ulusal Hareketi’nin önderliğinde, 19 Temmuz 2012’de Cizirê, Kobanê ve Êfrin bölgelerinde kanton adıyla tek yanlı biçimde “demokratik özerklik” ilan edilmişti.

“Rojava Devrimi” olarak ilan edilen bu sürecin ilham kaynağının Türkiye Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketi ve onun önderi Abdullah Öcalan’ın tezleri olduğu bir sır değil. Deyim yerindeyse, S. Kürdistanı’nda A. Öcalan’ın tezleri test edilmektedir. Devrime önderlik eden Kürt hareketi bu devrimi (farklı tanımlamalar da olsa); “Tabii ki radikal demokratik devrimden ve radikal demokrasiden söz ediyoruz” olarak tanımlamaktadırlar. (H. Ali, “Rojava Devrimi, Ortadoğu halklarının devrimidir”, Ö. Gündem, 2 Eylül 2014.) Bu onlara göre bu “yeni” bir devrimdir!

Kuşkusuz ki hiçbir devrim süreci halkın desteği ve katılımı olmadan gerçekleştirilip sürdürülemez. Bu devrimi gerçekleştirenler de, başta Rojava’daki Suriye Kürt ulusu olmak üzere, bölgede yaşayan diğer milliyet ve mezhepler olarak görülmektedir. PKK’nin askeri desteğinin yanı sıra, Rojava’nın tüm saldırılara karşı başarıyla direnebilmesinin sırrını burada aramak gerekir.

Rojava Devrimi’nin dayandığı “demokratik özerklik” Suriye’nin sınırlarını değiştirme iddiasında değildir. Hedefi Suriye’yi “Yeni Demokratik Suriye” haline getirmektir. Bunun yolunun da halihazırda IŞİD çetelerine karşı sürdürülecek ortak mücadelede görmektedir: “Böyle bir demokratik ittifak temelinde IŞİD’e karşı yürütülecek ortak mücadele, aynı zamanda yeni demokratik Suriye’nin inşası anlamına da gelecektir.” (H. Ali, Agy.)

Dolayısıyla devrim henüz tamamlanmamış bir süreçten geçmektedir. Bir devrimden ziyade devrim süreci içinde bulunduğunu ifade etmek daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Şu an için baş hedef IŞİD çetelerinin saldırılarının bertaraf edilmesidir. Devrim savunma pozisyonundadır. Gelişmelere göre, Suriye rejiminin “demokratik özerkliği” ele alışına göre şekillenecek, ya Suriye rejimi içinde sınırları belli bir şekilde özerk olacak, ya ezilecek ya da bağımsızlığını ilan edecektir. Devrim henüz yolun başındadır ve hedefi ona yön veren çizginin sınırları kadardır. Bu sınır ise “burjuva demokrasisi”nin sınırları kadardır.

Yaşanan süreç gerçekte İmralı’da ileriye sürülen “demokratik özerklik” politikasının somutlandığı bir deney durumundadır. Bu politika Kürdistan’ın dört parçasına da önerilmektedir. Nitekim T. Kürdistanı Kürt Hareketi, 2011 yılında T. Kürdistanı’nda da “demokratik özerklik” ilan etti. Tek yanlı ilan edilen bu özerkliğe yönelik fiiliyatta özellikle belediyeler bazında çeşitli adımlar atılmış olsa da, çok somutlanabildiği söylenemez.

Ancak Rojava’da ortaya çıkan konjektürel durum, Kürt hareketine tezlerinin yaşamla sınanması olanağını sundu. Aynı olanak şimdi IŞİD çetelerinin Irak Kürdistanı’na saldırması ve Şengal bölgesinde Êzidî Kürtlerine yönelik katliam uygulamasıyla ortaya çıkan, Şengal’in Irak Kürdistanı’nı içinde özerk bir bölge olarak ilan edilmesi ve öz savunma güçlerinin kurulması talebinin ortaya çıkmasında da görülmektedir.

 

“Radikal Demokratik Devrim”in Hedefi “Yeni Demokratik Cumhuriyet”(!)

T. Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketi, TC devleti ile yürüttüğü “çözüm süreci”nde de T. Kürdistanı’na yönelik tıpkı Rojava’daki gibi bir çözüm önermektedir. Kürt hareketi benzer hedeflere sahip olarak bir “demokratikleşme”den bahsetmekte, bugünlerde sıkça kullanılan ifadeyle “yeni Türkiye”nin ancak ve ancak “Yeni Demokratik Türkiye” ile gerçek karşılığını bulabileceğinden bahsetmektedir: “‘Yeni Türkiye’ ancak ‘Yeni Demokratik Türkiye’ olursa bir anlamı ve içeriği olur. ‘Çözüm Süreci’ ancak ‘Demokratik Çözüm süreci’ olursa fiiliyatta bir anlam ifade edebilir.” (A. Bayram, “Esas Olan Demokratikleşme”, Ö. Gündem, 1 Eylül 2014)

T. Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketi’nin an itibariyle Rojava Devrimi’yle test ettiği politikasının özünü, her bir coğrafyada ayrı uluslaşmış olan Kürt uluslarının, Özgürce Ayrılma Hakkı’nı (ÖAH) reddedip, her parçadaki ulusun bulundukları devletin sınırlarına dokunmadan, -bu tavizlere dayanarak- karşılanabileceğini düşündüğü “demokratik özerklik” içinde yaşamayı öngörmektedir. (“Demokratik ulus”, “demokratik vatan” gibi kavramlar kulağa hoş gelen ama hem yanlış hem de karşılığı olmayan kavramlardır.) Bu politikanın “radikal demokratik devrim” denilen, “yeni tipte” bir devrimle ya da Türkiye’deki gibi “çözüm süreci” sonucunda ulaşılacak “radikal demokrasi”yle gerçekleşebileceğini savunmaktadırlar. Bunun sonucunda da “Yeni Demokratik Cumhuriyet” kurulacağını söylemektedirler.

Yeni Demokratik Cumhuriyet, Yeni Demokratik Devrim’in ürünü olarak ortaya çıkar. Diğer bir ifadeyle, eğer Kürt hareketinin iddia ettiği gibi hem Suriye’de hem Türkiye’de, Yeni Demokratik Cumhuriyet kurma hedefi varsa; bu hedefin mutlaka ama mutlaka anti-emperyalist ve anti-feodal bir devrim olarak ortaya çıkması gerekir: “Bugünkü aşamada Çin devriminin niteliği, proletaryanın önderliği altında işçiler ve köylülerin ana gövdeyi oluşturduğu ve geniş sosyal kesimin de katıldığı anti-emperyalist ve anti-feodal bir devrim olarak belirir. Yani bu, hem eski demokratik devrimden hem de sosyalist devrimden farklı olan bir yeni-demokratik devrimdir.” (M. Zedung, Seçme Eserler, Kaynak Yay., Cilt 3, s.226)

Rojava Devrimi’nde anti-feodal bir yönelim görmediğimizi, başta kadın sorunu olmak üzere, bir dizi üstyapısal alanda son derece önemli adımlar atıldığını, ama örneğin mülkiyet sorununa dair, toprak ağalarına ve kırdaki gerici üretim ilişkilerine karşı bir yönelim olmadığını, (Bu belki de şu aşamada sol bir yaklaşım olmakla birlikte, ilerisi içinde böylesi bir perspektifi yoktur.) devrime önderlik eden “radikal demokrasi”nin böyle bir hedefinin olmadığını biliyoruz. Hakeza devrim an itibariyle anti-emperyalist bir yönelimden ziyade, emperyalizmin ve yerli uşaklarının silahlandırıp üzerine saldığı katliam çeteleriyle savaşmaktadır.

Devrimin emperyalistlerle ilişki geliştirme çabaları vardır ve bu ulusal bir hareket açısından, -çelişkilerden yararlanma anlamında-, son derece anlaşılır bir politikadır. (Örneğin Ş. Xelîl’in “Rusya Suriye’de Demokratik Özerkliği Destekliyor!” başlıklı haberi, Qamışlo, 29.08.2014, ANF) Devrim stratejik olarak anti-emperyalist bir muhtevaya sahip değildir. Taktik olarak emperyalistlerin taşeron örgütleriyle mücadele etmektedir. Bu durum onun ulusal niteliğiyle uyumludur.

Bu ifade ettiklerimizden hareketle Rojava Devrimi, “yeni tipte demokratik devrim” değil “eski tipte demokratik devrim” olarak ortaya çıkmaktadır. Rojava Devrimi, emperyalizm ve proleter devrimler çağında, proletaryanın değil burjuvazinin önderlik ettiği bir devrimdir. Emperyalizm koşullarında burjuvazinin gericileştiği, başta feodalizm ve emperyalizm olmak üzere her türlü gericiliğin alt edilmesi görevinin proletaryanın sırtına bindiği, bunun yolunun da Demokratik Halk Devrimlerinden Yeni Demokratik Devrimlerden geçtiği tarihsel tecrübeyle sabittir.

Zaten Rojava Devrimi’ne önderlik edenlerin böyle bir iddiası (anti-emperyalist, anti-feodal) yoktur. Bu nedenle de yeni bir tanım yapmakta, “radikal demokratik devrim”den bahsetmektedirler. Bu devrim belki “radikal bir demokrasi”ye yol açabilir ama asla yeni demokratik bir cumhuriyete yol açmaz. Yanılmamız demek, devrimci teorinin zenginleşmesi demektir ve biz ancak bundan mutluluk duyarız.

Rojava Devrimi’nin ortaya çıkardığı demokrasinin yaşama şansının günümüz koşullarında bir hayli zor (imkansız) olduğunun altını çizelim. Hele hele Ortadoğu gibi bir coğrafyadan bahsediyorsak, gerçek demokrasinin ancak ve ancak işçi sınıfı önderliğinde gerçekleştirilecek bir devrimle (ve “devletsizliği” savunan ulusal harekete “korkunç” gelse bile kurulacak bir diktatörlükle!) mümkün olduğu; bunun dışındaki devrimlerin (adı ne olursa olsun) eninde sonunda, “kapitalist modernite”(!)nin sınırları içerisinde kalacağı, en azından Maoistler için bir sır değildir.

Başta T. Kürdistanı Kürt hareketi olmak üzere, bölgedeki “radikal demokrat”ların, bu sınırları son derece dar ve Kürt halkına gerçek demokrasiyi (halk demokrasisi) getirmeyecek bir çizgide ve üstelikte başta ÖAH’nın red edilmesi olmak üzere, son derecece önemli konularda taviz vermekte ısrar ettikleri müddetçe, eleştirilerimizden muaf olmayacaklardır. Bu bizim başta Kürt halkı olmak üzere, Kürt Ulusal Hareketi’ne yönelik devrimci sorumluluğumuzun gereğidir.

95348

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Müslüm Elma; “Emperyalizm ve Ortadoğu” (2.bölüm)

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının “Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Liberalizmin müfrezelerine karşı MLM’nin müfrezeleri olmak

Unutma ki; sen bir komünistsin. Bütün düşünce, davranış ve eylemlerinle bu yüce sıfatı yükselt.(Mehmet Demirdağ)

Sınıf mücadelesinin en keskin dönemeçlerinde komünistlerin eldeki verili durumu inceleme ve ona uygun politika üretmedeki görev ve sorumluluğu her daim günceldir. Devrim mücadelesi bireyin benliğinde hayat bulsa da esasta toplumsal yaşamı değiştirme mücadelesidir ve devrime adanmışlık ancak bu şekilde anlam bulur. Devrimci müfrezenin korunması ve örgütlenmesi böylesi bir zemine oturur ve ilkeler ise bu müfrezenin çeliğine katılan sudur.

Garbis Ağparik ile Reportaj (2ci bölüm)

30 Ekim 2014 MGK kararı;"Taş üstünde taş,baş üstünde baş"kalmıyacak

*-Ermeni olmanın zor olduğu, linç kampanyasına dönüştüğü, hakaret olarak algılandığı iyi ve örnek olan bir davranış da var. “Süryani, Ezidi ve Ermenilerden özür diliyorum” diyen Ahmet Türk ile TBMM'de “Ermeni soykırımı için özür dilensin” önerisi sunan Sebahat Tuncel'in çıkışı ileri ve tarihi bir adım değil midir ?

Bu Kaçıncı:Türk Askerleri Tarafından infaz edilen İki Kadın Gerilla –Dursun Ali Küçük

Bu kaçıncı?

Kürtlerden uzak durun (!)

Kürtlerden uzak durun, “devlet baba kızıyor.” Faşist TC devleti, Kürtleri yanlızlaştırmak ve elimine etmek için, bütün silahlarını kullanıyor. Kürtlerle dayanışma gösteren sosyalist gençleri Suruç’ta parçalarına ayırıryor. Kürtlerle ortak hareket eden demokratik ve ilerici güçleri Ankara’nın göbeğinde bombalıyarak, yüzü aşkın devrimci-demokrat insanı katlediyor. Kürtlerin katledilmesine karşı çıkan aydınlar birer birer tutuklanıyor, yıkımları haber yapan gazeteciler zindanlara atılıyor, akedemisyenler, öğretmenler ve diğer kamu çalışanları tasifye ediliyor.

Emperyalizm ve Ortadoğu / Müslüm Elma

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının“Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Devrime kendini adamak üzerine…

Adanmışlık, sınırsız katılım demektir. Koşulsuz bir bağlılığı, devrime dair en üst boyutta bir istenci ve engel tanımayan bir azmi koşullar. Ancak, adanmışlığı bir kavram olarak tarif edeceğimiz komünist devrimcilik olunca buna bir dizi kriteri daha dahil etmeliyiz.

Dünya, Türkiye ve Ortadoğu'ya kısa bir bakış (Bir Partizan)

Emperyalizmin egemen olduğu bugünün dünyasında çelişkiler derinleşiyor. Hem emperyalist güçler ve bloklaşmaları arasında hem de emperyalizm ve uşaklarıyla dünya proletaryası ve emekçi halkları arasındaki çelişkiler keskinleşiyor. Bir avuç emperyalist gücün aralarında paylaşmış olduğu dünyanın, bugün Ortadoğu’dan Afrika'ya; Güney Asya bölgesi, Baltık bölgesinden Ukrayna ve Karadeniz'e doğru alanda çelişkiler daha da keskinleşmektedir.

Garbis Ağparik ile Reportaj

*-Siz nerelisiniz ? Kaç kardeşsiniz ? Büyük anne ve büyük babanız Ermeni katliamları ile ilgili size hiç anlatımları oldu mu? Anadolu'dan toplanıp İstanbul'a okumaya getirilen Ermeni çocuklardan, sizin memleketten de gelenler oldu mu? İlkokulu nerede okudunuz? Ermeni okulları ile tanışmanız nasıl oldu ?

Cengiz, Hakan ve Özgüç anısına… Onları yaşatmak…

İnsanlar ölür, sözleri kalır. Devrimcilikte söz, devrimci duruştur. Devrimci duruş; devrim için kendini örgütlemek, kendini örgütlerken halkı örgütlemek ve bunları yaparken tüm yaşamını devrime örgütlemektir. Ve yaşamını devrime örgütleyenler bugün ölseler bile devrime sevdalı her yürek atışında yeniden canlanırlar.

Yasal Çalışma ve Yeraltı Çalışmasının Önemi Üzerine

Faşizm en koyu, en kanlı, en vahşi biçimiyle hükmünü sürdürüyor. Faşist devletin başında bulunan Erdoğan ve müttefikleri faşist diktatörlüğünü daha açık, daha şoven, daha ırkçı şekliyle sürdürüyor. Öyle ki, kendi koyduğu yasaları tanımıyor, parlamento ahırının ona tanıdığı yetki ve kuralları hiçe sayıyor, darbe üstüne darbe yapıyor. Kendi eliyle organize ettiği ‘darbe’ oyununu bahane ederek her alanda devrimci, demokrat, aydın ve yurtsever güçleri topluca tasfiye etti. Suriye’ye topraklarına girdi.  İŞİD’i gerekçe göstererek Suriye ve Kürdistan toprakları işgal edildi.

Sayfalar