Cuma Ekim 2, 2026

BARIŞ NE YANA DÜŞER USTA ...

 

Emperyalist ABD haydudu ve beraberindeki kan emiciler, Suriye’ye saldırı hazırlığı içindeyken, "barış”tan söz etmek abesle iştigaldir. Etrafin emperyalist ve kapitalist haydut devletlerle sarılmış ve kan emici kapitalist sistem yaşatılmaya devam edilirken, "kardeşlikten", "barıştan" söz etmek büyük bir aldatmacadır. Emperyalist ve gericiliğin vahşi saldırılarıyla içiçe yaşayan, kitlesel katliamlara uğrayan ezilen halklar ile dalga geçmek demektir.

Savaşları bu dünyaya ezilenler değil, ezen sömürücü sınıflar getirdi. Ve onlar, kendi sınıfsal çıkarları için halkları boğazlamaya devam ediyorlar. Suriye’de iki yıldan fazladır süren budur. Dünyanın gözleri önünde Süriye halkı boğazlanırken, ABD ve yandaşları bununla yetinmeyip, daha büyük bir saldırıyı gündeme getirme hazırlığı içine girmiş durumdalar. Ancak, böyle bir emperyalist saldırı Ortadoğu’da daha büyük çalkantıları ve savaşları da beraberinde getireceği bir gerçektir ve bu, ABD’nin bölge halkları nezdindeki teşhirini daha da güçlendirecektir.

Aslında domino taşları çoktan yerinde oynadı. Özellikle Tunus’ta başlayan ayaklanma ve bunun diğer Kuzey Afrika ülkelerine sıçraması, ABD’nin BOP’nin (Büyük Ortadoğu Projesi) de tarihe gömülüşünün adı oldu. Ortadoğu bu tarihten itibaren artık eskisi gibi olmadı ve olmasının nesnel koşulları da kalmadı. Bunun böyle olduğu önümüzdeki kısa vade içinde daha net olarak görülebilecektir. Bu kitle ayaklanmaları, tüm emperyalist saldırı ve demogojilere rağmen, kitlelerin, tarihin dönüştürücü gücü olduğu bir kere daha kanıtladı. Emperyalizmin ve gericiliğin ise kitle hareketleri karşısında fazla da şanslarının olmadığını... Emperyalist hayduttlara düşen ise, kitlelerin devrimci dinamizmini kırmak ya da etnik ve dinsel farklılıkları öne çıkararak, kitle hareketlerini kendi içinde boğma çabalarıdır.

Emperyalistlerin, ülkeler için genel politikası, böl yönettir. ABD Suriye’de de bunu yapmak istiyor. Irak’da bunu kısmen başardı. En azından tohumlarını attı. Halkları dinsel ve ulusal kimliklerinden dolayı birbirine boğazlatmaya devam ediyor. Suriye’de de aynısını yapıyor ve bunu kalıcılaştırmaya ve resmileştirmeye çalışyor. Çünkü, birbirlerine düşman küçük devletlerin baskı altında tutularak halkların ezilmesi ve sömürülmesi ve anti-emperyalist baş kaldırıların önlenmesi daha kolay olur.

ABD’nin BOP şimdi, çöküşünü engellemeye çalışıyor dense yeridir. Ancak, giderek yanlızlaşmaktadır. İngiltere parlamentosu saldırıya karşı çıkarken, Almanya saldırıya katılmayacağını açıkladı. Fransa ise, ABD’nin yanında Ortadoğu’da yeniden söz sahibi olmak istiyor. AB içinde Almanya karşısında etkinliğini bu yolla artırmanın yanında, Fransız tekelci burjuvazisi daha fazla egemenlik alanları istiyor. Bu nedenle de her fırsatta askeri saldırıdan yana tavır alıyor. Libya ve Mali’de olduğu gibi. Ayrıca NATO içinde yer alan bir çok Avrupa ülkesi saldırıya katılmayacaklarını ya da destek olmayacaklarını söylediler. Çünkü, Suriye sorunu, salt burayla sınırlı kalmayıp Ortadoğu’nun kalbinin dinamitlenmesi dense yeridir. İran, Hizbullah ve Irak’lı şiileride çok yakından ilgilendirmektedir.

ABD için Esad’ın kalması ise, bölgede ABD ve İsrail karşıtlarının daha fazla güçlenmesini getireceğini tahmin ediyorlar. Esad’ın ezilmesi, İran ve beraberindeki güçlerin ezilmesi ya da zayıflatılması olarak görülüyor. Diğer yandan dünya jandarması ABD, askeri saldırıyla bir kere daha dünya üzerinde söz sahibi olduğunu teyit ettirmek, kendisinin sözünden çıkanların yerinin neresi olduğunun mesajını da vermek istiyor. ABD halkının ezici çoğunluğu Suriye’ye askeri saldırı seçeneğini reddetmesine karşın, ABD burjuvazisi saldırıdan vazgeçmeyeceğini açıklıyor. ABD emperyalist burjuvazisi, Çin ve Rusya’ya karşı da bu saldırıyla yanıt vermiş olacaktır. Kendi pazarını ve egemenlik alanlarını her şeye karşın koruyacağının mesajı da verilmiş olacaktır.

Bütün bunlara rağmen, emperyalist burjuvazi, artık eskisi gibi rahat değil. Hem kendi aralarındaki pazar ve egemenlik alanlarını genişletme kavgası, hem de kitlelerin hemen hemen her yerde baş kaldırışları, savaş karşıtı oluşları, emperyalist burjuvaziyi oldukça rahatsız etmekte ve engelleyici bir rol oynamaktadır.

ABD ve yandaşlarının Suriye halkına yardım için, katliamları önlemek için kılını dahi kıpırdatmayacağını, tersine katliam ve baskıları artırmak için halkları birbirine kırdırdığı, kendi besleme katilleri vasıtasıyla vahşeti yaşattığını sağır sultan bile biliyor, görüyor. "Gaz bombaları” bahane olduğu da açık. Çünkü Irak en yakın örneği. Ve bugün Irak’da günde ortalama 50’yi aşkın insan yaşamını yitirmektedir. Neden? ABD’nin saldırgan politikasından! Durum bu iken, ABD haydutları, halkları artık kandıramaz.

Türk devleti ise, "bir koyup beş alma" hesabını hala sürdürmektedir. Belki kendilerine de bir pay düşer hesabıyla ABD’nin kuyruğunda gidiyor. AKP hükümetinin Osmanlı hayalleri olmasına karşın, bunu ona kimsenin yedirmeyeceğini bilmemesi ya da bilmezden gelmesi biraz tuaf kaçıyor gibi gözükse de, dincilerin daha farklı düşünme kapasiteleri de olmadığı biliniyor. Elbette bu düşünce tarzı, onların sınıf çıkarlarıyla da örtüşmektedir.

AKP, Kuzey Afrika halk ayaklanmalarıyla beraber, sıfır sorunlu politikadan "sorunlu" politikaya geçti. Elbette bu dönüşüm, ABD’nin bölgeye ilişkin taktik politikalarının yönelimine koşut gelişti. Dış politikasını, bölgede şiilerin ezilmesi ve sunni devletler topluluğunun oluşturulması ve güçlendirilmesi, kendisinin de başı çekmesini üzerine oturttu. Ülke içinde de kendi varlığını saldırı politikası üzerine oluşturdu. İşçi ve emekçi kitlelerine saldırarak hükümet etmeye çalışıyor.

AKP hükümetinin bir "zafere" ihtiyacı var. Aslında o çoktan kaybetti. Haziran (Gezi) ayaklanması onu ayakları altına aldı ve gücünü bitirdi. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in yenilmesiyle, kendisinin de bölgede bölgesel güç hayalleri birlikte yıkıldı. Özellikle Suriye’de Esad’ın giderek güç kazanması, batılı emperyalistlerin ve Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin her türlü desteğine rağman dinci çetelerin güç kaybetmesi de buna eklenince, AKP’nin kendi kaderine TV ekranlarında ağlamaktan başka çaresi kalmadı. Bu nedenle, Türk devletinin iflas eden dış politikası için de bir "Suriye" zaferine gereksinimi var. İçeri de kendini belki böyle ayakta tutabileceğini ve dış desteğini yeniden artırabileceğini hesaplıyor. Elbette yanılıyor. Çünkü, ne dış eski dış, ne de iç eski iç.

Bölge de önemli bir güç olan Kürtlerin ve özellikle PKK’nın Suriye’ye müdahale edilmesine karşı çıkması olumlu bir adım. Türk devletinin çok istediği bir şey Kürtlerin çıkarına değil, zararına olacağı kendiliğinden açıktır. Türk devleti, boğmaya çalıştığı Rojava’yı, ABD öncülüğündeki askeri bir müdahale ile Kürtleri bütünüyle ezebileceğini düşünmektedir.

AKP, PKK ile "barış” sorunuda "Suriye zaferi" için yaptı. Aslında, (en azından Türk devleti açısında) ortada bir "barış” yok. Var gibi gösterilmek istendi. İki taraf açısından bir askeri bir saldırmazlık var. Kitleleri "barış” umudu servis edildi. PKK lideri Öcalan’da buna büyük bir katkı sundu. "Ben de dahil herkes özgür olacak" dedi. Kendinden başka da buna kimse inanmadı. İnananlar ise inanmış gibi gözüktü. "inanın" diye sayfa sayfa yazılar yazdılar. Ama öbür yanda ise Rojava Kürdistan’ı yalnız bıraktıklarını göremediler.

Ülkede PKK’yı “barış” adı altında etkisizleştiren AKP hükümeti, emperyalistlerin ve kendilerinin beslemeleri katilleri Rojava üzerine saldı. Ayrıca kendi ordusuna ve özel timlerine bağlı birlikleri sürekli Suriye içine sürdü, Rojava’da Kürtlere karşı savaştılar ve savaşı örgütlediler.

"Geniş düşündüğünü" söyleyen PKK lideri, ülkede ateşkes yaparak Türk devletini rahatlatması, Rojava’yı rahatlatma yerine büyük bir sıkıntıya soktu. Ayrıca "barış” Gezi’ye de çarptı. Gezi barikatları, AKP’nni "barışı”nın bir aldatmaca olduğunu, görmek istemeyenlere net bir şekilde gösterdi. Sonunda, C. Bayık "yanlış yaptık" diyebildi. Çünkü, eğer Kürt ulusu özgür olacaksa bu Türk halkının büyük bir desteği ve mücadelesiyle başarılabilecektir.

ABD ve yandaşlarının Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı mücadele etmek, anti-emperyalist savaş mücadelesini ve birlikteliğini geliştirmek vazgeçilmez bir görevdir. Başta komünistler olmak üzere tüm devrimci ve demokratların, Kürt yurtseverlerin görevi bu olmalıdır. Ayrıca, bu savaşa dahil olan Türk devletine karşı ise mücadele daha ileri boyutlara vardırılmalı, kitleleri harekete geçirici taktikler üretilmelidir. Burjuvazinin emperyalist hayallerle başka ülkelere savaşı iç savaşa çevirmek marksistlerin temel ilkesidir.

Yazının başında savaşı bu yeryüzüne ezen sınıfların getirdiğini söyledim. Barışı ise bu yeryüzüne halklar getimiştir. Ezilenlerin birbirleriyle selamlaşmalarının içinde barış ve kardeşlik vardır.

Yarın 1 Eylül Dünya Barış Günü. Sokaklar, meydanlar, daha güçlü anti-emperyalist savaş karşıtı gösterileri bekliyor.

Savaşların olduğu bir dünyada "barış ne yana düşer usta" sorusu hep sorulacaktır.

***31.08.2013

111925

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Ya Sosyalizm Ya Barbarlık!

İnsanlığın önünde, daha gerçekci ve somut bir söylemle, uluslararası işçi sınıfı ve emekçilerin önünde iki yol var: Birinci yol; şu an içinde yaşadığımız kapitalist barbarlık ve ikinci yol ise; baskının, sömürünün olmadığı; insanın insanı ezmediği, ülkeler arasında sınırların, insanlar arasında ise sınıfsal sınırların ve her türlü cinsiyet ayrımlarının  yok edildiği, özgürce ve doğa ile uyumlu bir yaşamın sürdürülebileceği sosyalizm!

Martager’in anısına (Nubar Ozanyan)

Özgürlüğe ve geleceğe ait var olması gereken tüm devrimci değerlerin birleştiği noktadır, Nubar Ozanyan’ın yaşamı. Paylaşmaktan, kendisine ait var olanları vermekten bir an olsun tereddüt etmeyen, zorlu mücadelede kendini asla düşünmeyen, yoldaşlık ve dostluktan başka bir yaşamı tanımayan Komutan Martager, Ermeni devrimcilerin onurudur. O, kalbini ve ellerini Kürtlerin, Filistinlilerin, Ermenilerin ve tüm ezilenlerin kurtuluş mücadelesine armağan etti. Halklar için türküler yaktı. Ezgisiyle karanlıkları eritmeye, sesiyle dağları uyandırmaya çalıştı.

Enternasyonal Devrimci NUBAR OZANYAN'ın anısına (Hovsep Hayreni)

Aynı sosyal ağlar içinde bulunup da onun ismini duymayan, kim olduğunu bilmeyen kalmamıştır sanırım. Ölümünün dördüncü yıldönümünde onu bir kere daha özlemle anarken kadrinin bilinmesine küçük bir katkı yapmaya çalışacağım.

Son Armenak’ı saygıyla anıyoruz! (Bir mücadele yoldaşı )

Çok zor bir coğrafyada yaşıyor ve mücadele ediyoruz. Bu coğrafyanın devrimciliği de bir o kadar onurlu ve engebelerle doludur.

TC Devletinin Avrupa’daki Mit Örgütlenmesi

7 Temmuz 2021 tarihinde Almanya’nın Berlin şehrinde evinin avlusunda üç kişi tarafından saldırıya uğrayan Erk Acarer’in yaşadıkları bir kez daha Almanya’daki MİT örgütlenmesini gündeme getirdi.

Almanya’da MİT faaliyetleri neredeyse yasal. Alman devleti, bu faaliyetleri bilmesine rağmen engel olmuyor, dokunmuyor. Yakalananlar ya para karşılığı serbest bırakılıyor ya da “yeterli delil olmadığı” gerekçesiyle haklarında takipsizlik kararı veriliyor.

Hepimiz Kürt’üz! (Nubar OZANYAN)

İttihatçı soykırımcı Kemalist zihniyet yine katliam ve yıkım peşinde. Aklını ve elini Kürdistan’ı bombalamak, ormanları yakmak, sel faciası ile başbaşa bırakmak, Kürt emekçilerini ırkçı saldırılarla katletmek için kullanmaktadır. Manavgat, Muğla, Antalya, Adana, Mersin, Kayseri, Adana, Muş alev alev yanarken bir yangın söndürme uçağı bile “bulamayan” AKP-MHP faşist iktidarı, Kürdistan'ın her karış toprağını onlarca uçakla bombalayabilmektedir.  

TKP-ML MK-SB: Irkçı Faşist Saldırıların Sorumlusu TC Devletidir!

Saldırıların Hesabını Birleşik Mücadelemizi Zafere Taşıyarak Soracağız!

TC faşizminin yönetememe krizi derinleştikçe her alanda saldırganlığı artmaktadır. AKP-MHP faşizmi iktidarını sürdürebilmek için her türlü yol ve yöntemi kullanmaktadır. Son günlerde Kürt halkına yönelik artan ırkçı saldırılar bunun en somut göstergesidir. İzmir’de Deniz Poyraz’ın faşist bir saldırı sonucunda katledilmesinden sonra Kürt halkına yönelik artarak devam eden ırkçı saldırılarda onlarca insan yaralanmış, Ankara’da bir kişi öldürülmüştür.

CIA’nın, Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-4

Mussolini Faşizminden Kemalist Faşizme Hediye:141-142

Vurun Kürt’e! Vurun Ermeni’ye!(Nubar OZANYAN)

Ne zaman fındık, pamuk, çay toplayan Kürt işçilerine yönelik bir saldırı olsa yüreğim yanar. İçim acır. Bir asırdır bitmeyen bu iğrenç saldırıları halkımız iyi tanır. Ermeni halkı, ırkçılığın ne olduğunu yaşadığı katliamlardan, yediği darbelerden bilir. Amed’in Xançepek Mahallesi’nde bir köşeye sıkıştırılıp taşla, sopayla, yumruk ve tekmeyle yere düşünceye kadar dövülen, kanlar içinde sövülen Ermeni gençlerinden tanır insanlığın başına bela olan bu saldırıları.

Kendi sahamızda amansız olmak...

Politikanın tüm çalışmaların can damarı olduğu ilkesi Marksizm-Leninizm-Maoizm’in temel ilkelerinden biridir. Proletarya partilerinin başarı ya da başarısızlıklarının incelenmesi, gerçekte politikaların incelenmesine dayanır.

Eğer doğru bir politik çizgiden yoksunsa her proletarya partisi, güçlü örgütlenmelere, emek ve çabaya rağmen önemli gerilemeler, kayıplar yaşar. Doğru bir politikanın varlığı ise güçsüzlükten güçlenmeye, örgütsüzlükten örgütlenmeye, eylemsizlikten eylemliliğe, durgunluktan ilerlemeye gidiş için olmazsa olmazdır.

Türküler yanmaz (İmera Fera Yeşilgöz)

Anne ve baba tarafından Sivas’lı, Alevi bir ailenin çocuğuyum. Küçüklüğümüzde ailemiz, eğer birileri Alevi olup olmadığımızı sorarsa gizlemememiz gerektiğini, fakat söz açılmadıkça da söylememizi öğütlerdi. Kardeşler olarak aramızda, Alevi olmak ne demek ve neden açıkça dile getirilemiyor anlam veremezdik. Gittiğimiz yerlerde nereli olduğumuz öğrenildikten sonra, “yananlardan mısınız, yoksa yakanlardan mı?” diye sorarlardı. Kimlik soy ismimiz Yanar’dır. Biz, her defasında soy ismimizden dolayı “yananlardanız” derdik.

Sayfalar