Pazar Ekim 11, 2026

Alamut Kartal Yuvasıdır

Bundan yaklaşık bin yıl önce Selçuklu veziri Nizamülmülk, “Bunlar duvarların arkasında, memleketin kötülüğünü isteyerek karışıklık çıkarrnaya çalışırlar.” (Aktaran, Faik Bulut. Hasan Sabbah Gerçeği)  demişti. Bu sözlerin muhatabı, Büyük Selçuklu İmparatorluğunun baskısı altında açlık ve yoksulluk içinde yaşayanlara eşitlik-adil bir toplum için umut olan, ezilenler üzerinde gerçekleşen sınıf ve inanç baskısı karşısında başkaldıran, Nizari İsmailliğinin kurucusu Hasan Sabbah’dı. Bin yıl sonra Tayyip tarafından Nizamülmülk’den ödünç alınmış bu söz bugün Fettullah Gülen için söyleniyor! Tayyip sadece Nizamülmülk’ten bu sözleri ödünç almıyor aynı zamanda ondan bir devlet geleneğini de devralıyor. Cemaat için “Haşhaşiler” derken, F. Gülen’i de Hasan Sabbah’a benzeterek, bir dönem koalisyon ortaklığı yaptığı kişileri “entrikacı”, “suikastçı”, “afyonkeş”, devleti arkadan hançerleyen komplocular, dış mihrakların maşası ilan ederek Gülen Cemaatini Hasan Sabbah-Alamut Kalesi üzerinden yıpratmak istiyor.

Hasan Sabbah üzerinden yaratılmak istenen olumsuz algı “Haşhaşiler” kavramı üzerinden perçinleniyor. AKP-Gülen koalisyon ortaklığının bitmesiyle başlayan çatışma iktidar etrafında şiddetlenerek devam etmektedir. Cemaatin AKP’li köşe yazarları tarafından  “Haşhaşilere” benzetilmesi, Tayyip’in bizzat üst perdeden, devlet içine sızmaya çalışan çeteler tarafından arkamızdan ‘hançerlendik’ demesiyle, ‘haşhaşiler’ söylemi bir anda popülerleşerek dillere pelesenk oldu.

Tayyip ve AKP’li köşe yazarları tarafından, “Haşhaşiler’’ kavramının Gülen cemaati için kullanılması bir tesadüf sonucu veya cemaat örgütlenme modellerinin belli oranda birbirlerine benzerliklerinden kaynaklı ortaya atılmıştır. Kavramlar üzerinden meşruluk oluşturma karşı tarafı köşeye sıkıştırıp zayıflatma, kendini tek meşru suç gösterme çalışmasıdır. Kavramlar ideolojilerin bir mücadele alanıdır, teorik mücadele bu alanda gerçekleştirilir. Kavramlarla bir zihinsel dünya inşa edilebilir ve ideolojik hegemonya kurulabilir. Kavramlar bir yönetme aracıdır. Tayyip de bizzat devlet ve devletin resmi İslam alimleri tarafından H. Sabbah hakkında oluşturulmuş kara propagandayı, sahte H. Sabbah “gerçeği” ile cemaati köşeye sıkıştırmak, Sünni tabandan koparmak için kullanılıyor.

Sünni Hanefilik dışında kalan inanç grupları AKP-Cemaat çatışmasında malzeme olarak kullanılmakta, bu inanç gruplarının simge ve sembolleri çatışan kliklerin elinde birbirlerini suçlamanın nesnesine dönüştürülmekte, seslendikleri kitlenin nefret duygularını beslemektedir.

Hasan Sabbah (Alamut Kalesi), Gülen Cemaatine ilk kez benzetilmiyor. 90’lı yıllarda klikler artası çatışma boyutlanırken de aynı benzetmeler yapılmıştı. Hatta sadece Gülen cemaati değil, Hizbullah, Cemalettin Kaplan, El Kaide gibi halk düşmanı çeteler de böyle tanımlanmıştı. Doğrusu “Haşhaşiler” suikast çetesi söylemleri ana akım medyanın her dönem ilgisini çekmiştir.

Biz hakkında yapılan spekülasyonları bir yana bırakıp kimdir Hasan Sabbah sorusuna odaklanalım.

İran’ın Kum kentinde Şii bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Hasan Sabbah on iki imam Şiiliğiyle yetişir. Eğitimli, entelektüel yanı gelişmiş, bilme, sanata, felsefeye varana kadar birçok konuda kendini yetiştirmiş, (kendisi içim “7 yaşına bastığımdan beri çeşitli ilimleri, öğretileri öğrenme merakıyla yanım tutuşuyorum” diyor) ezilen yoksul köylüler ve şehir esnafı halkın yanında, yoksuldan yana, sömürüye karşı komünal eşitlikçi bir yaklaşımı kendisine rehber edinmiş bir halk önderidir. Kendine, öğretilerini yaymak için yurt edindiği Alamut Kalesine büyük bir kütüphane kurdurmuş, birçok alim-felsefeciyi Alamut Kalesi’nde misafir etmiş, eğitime büyük önem vermiş ve Nizarileri de bu temelde eğitmiş birisidir.

Nizariler; 909 yılında kurulan Fatımi Devleti’nin, kurulduktan yüz yıl sonra yozlaşmaya başlayarak eşitlik ve adalet söylemleri ile etraflarına topladıkları halka, onun sorunlarına yabancılaşmasıyla birlikte İsmaili Fatımiliğinden kopanlardır.   Fatımiler ilk ortaya çıktıklarında Abbasilerin zulmü altında ezilen yoksul halk ve inanç gruplarının sesi olmuş, eşitlik ve adalet söylemleriyle etrafına topladığı halk kitleleriyle kısa sürede büyük başarılar elde etmişlerdir. Lakin, mülkiyet ve sınıf ilişkilerinin getirdiği sonuçlar, yüz yıl sonra onları Abbasi aristokrasisi ile aynı noktaya getirmiştir.

Nizarilerin Fatımilikten kopuş tarihleri, Halife El Mustansır ölmeden (1094) önce büyük oğlu Abu Mansur Nizar’ı imam (halife) tayin etmesi ama Fatımi devlet aristokrasisinin Nizar’ın yerine küçük kardeşi Abu Kasım Ahmed’i tahta çıkarması ile başlar. Nizar’ın hakkı olan halifelikten Nizar’ın uzaklaştırılıyor olmasını haksızlık kabul edenler, Fatımilikten koparak Nizariliği kurarlar.  

“Nizarilerin Fatımilerden kopmasının en önemli nedeni kuruluşundan yüz yıl sonra giderek tutuculaşan, hantallaşan, alt katmanların sınıf çıkarlarından uzaklaşan, sadece söylemde adalet ve eşitlikten söz edip halktan uzaklaşmalarıdır.” ( Faik Bulut) Hasan Sabbah’ın başını çektiği Nizarilik, Sünni ve Şii egemenlerine karşı, ezilenler için eşitlik ve adil bir toplum hayalini temsil etmektedir.

Hasan Sabbah hakkında birçok hurafe ve karalama yapılmaktadır. Bunlardan en yaygın birkaç tanesi şunlardır.

Hasan Sabbah’ın Nizamülmülk ve Ömer Hayyam’la okul arkadaşı olduğu, üç arkadaşın kendi aralarında anlaşarak birbirlerine “hangimiz yükselir ve bir yerlere gelirsek diğer ikisine yardım edecek” sözü verdikleri rivayeti. Buna göre Nizamülmülk Selçuklu sarayında vezir olur ve sözüne sadık kalarak Hasan Sabbah’ı yanına saraya alır. Bir müddet sonra arkadaşının yükselme hırsından korkan, yerine geçme planı yaptığını düşündüğü Hasan Sabbah’ı bir yolunu bularak Sultan Melikşah’ın gözünden düşürür ve saraydan kovulmasını sağlar. Bu olaydan sonra Hasan Sabbah Nizamülmülk’e düşman olur. Bu söylence Hasan Sabbah’ı sıradanlaştırmak ve hareketin sosyal-siyasal içeriğini boşaltmak için uydurulmuştur. Hasan Sabbah’ı o dönem sarayda baş sayman, denetçi, istihbarat örgütünün başı olduğu iddiaları da rivayeti sürükleyici ve etkili kılmak için uydurulmuştur. Bunlar gerçekle uyuşmayan hayal ürünü ve kurgudan ibarettir.

Bu rivayeti çürüten ikinci olay, “üç arkadaşın okul arkadaşı olmaları ve Nişabur’da okumuş olmaları”dır. Hasan Sabbah Kum ve Rey şehirlerinde eğitim görmüştür. Haliyle üç arkadaşın Nişabur’da okul arkadaşı olmaları hayalden ibarettir.

Hasan Sabbah, Alamut Kalesi ve İsmaililiğin Nizari kolu için çok bilinen diğer bir rivayette Nizari fedaileri ile ilgilidir. Onlar cennet bahçelerinde hurilerle birlikte olup haşhaşın etkisiyle suikast düzenleyen, şeyhlerinin emri ile sorgusuz-sualsiz kendilerini öldürebilen cahil-bilgisiz afyonkeşler olarak sunulur. Böylece Hasan Sabbah da korkutucu bir imge olarak zihinlere nakşedilir.

Hasan Sabbah ve Nizariliğin Avrupa’da “Haşhaşişer” olarak biliniyor olmasının önemli nedenlerinden biri ise Alamut Kalesine hiç gitmemiş İtalyan gezgin Marco Polo’nun Seyahatnamesinde yazdıklarıdır. Marco Polo’nun yazdıkları kendinden önce bölgede bulunmuş Hıristiyan din adamları, haçlı seferlerine katılmış komutanlar, krallar ve Ortodoks İslam’ın bağnaz temsilcilerinin Nizarileri karalamak için uydurduğu yalanlardan ibarettir.

“Marco Polo 1273 yılında Horasan ve Kirman eyaletlerine gitmiş, Alamut Kalesi 1256 yılında Moğollar tarafından istila edildiği için, Marco Polo’nun Alamut Kalesini görme olanağı olmadı. Moğollar kaleyi sitila ettikten sonra yerle bir etmişti.” (Faik Bulut Hasan Sabbah Gerçeği) Marco Polo’nun Nizarileri ‘Haşhaşiler’ olarak adlandırması onlar hakkında gerçek olmayan, hayal ürünü anlatımları zamanla Avrupa edebiyatına girmiş ve “Haşhaşiler” afyon içen, suikast yaparlar… olarak günümüze kadar bu şekilde anılmıştır.

Tayyip’in Fettullah Gülen Cemaatini tanımlarken kullandığı “gözü dönmüş Haşhaşi çeteleri” bizlerin yabancısı olmadığı şeylerdir. Bugün devrimci eylemler sonrası sıklıkla söylenen “ uyuşturucu hapların etkisiyle bu eylemleri yapıyorlar, kendilerinde değillerdi…” açıklamaları bin yıl önce de Ortodoks İslam’ın bağnaz temsilcileri tarafından Hasan Sabbah ve arkadaşları için kullanılıyordu. Faik Bulut’un Alamut Kalesi için söylediği; “onlar eşitlikçi dervişan cumhuriyetlerinin temsilcileridir” sözleri onları açıklamaya yetiyor. Egemenler her dara düştüğünde aynı oyunu oynar. Hasan Sabbah’ı Fethullah’la eşleştirmek; ezilenlerden yana tavır takınan, Şii ve Sünni sömürüsüne başkaldıran halk önderine hakaret ve saygısızlıktır.

 

97451

Alamut Kartal Yuvasıdır

KALIN!

Nereye gidiyorsunuz?

Daha karpuz kesecektik.

Rüya son bulurken

Aşağıda sizi bekliyorduk.

Siyasete hâkim olan partiniz

Artık sizi taşıyamıyor mu?

Komprador ve Emperyalistler

Zincirinizi kısaltmaya mı karar vermiş.

İçinizden birkaç Komprador çıkarabildiğiniz için

Kendinizi mutlu sayarak teselli bulabilirsiniz.

Yediklerinizi bal(dindarlık)

İçtiklerinizi kaymak (milliyetçilik)

Sayabilirsiniz.

Ama halkın bedduası tarih boyunca hep tutmuştur.

Kursağınıza dizilir boğulursunuz.

Lütfen KALIN!

NUBAR OZANYAN ÖLÜMSÜZDÜR | Orhan anısına: Hayalini kurduğumuz dünyaya seni taşıyacağız!

   Okşayıp okşayıp geçiyoruz birbirimizi

Nasıl mı?

Tabi ki kanatlarımızla.

Aynı kandanız çünkü.

Uzaktan da olsa

Birbirimize değdikçe

Anlıyoruz...

(Maria Rilke)

...

'' Patron benim ''

''Ülke küçük ama pasta büyük''

Ulusal Sorun

Ulusal sorun konusunda çözümlemeli onlarca yazı bulabilirsiniz. Literatürden alınan(aslında dogmaya indirgenen)onlarca metin. Egemen sınıfların ne istediği ile ezilen ulusun çilesi karıştırılıp boca haline getirildikten sonra, sorunu nesnel tarihsel ve sınıfsal bağından koparmak işi de hallolduysa geriye görev babında aslında bir şey kalmıyor.

Suriye küçük,ama pasta büyük

Suriye, yüzölçümü küçük olan bir ülke. Yeryüzünün bu küçük toprak parçası için bir dünya savaşı çıkarılır mı diye sorulabilir? Ya da emperyalist sistemin işleyişine “akıl-sır” erdiremeyenler için, çok anlamsız gelebilr. Ancak, emperyalistler açısından hiçte sorun böyle değil. Evet, toprak küçük, ama pasta çok çok büyük. Akdeniz’e açılan, üzerinden Suudi Arabistan, Katar, Irak doğal gaz ve petrollerinin borularla Akdeniz’den Avrupa’ya ulaştırılması planlanan bir yer. Ve elbette Suriye’nin kendi petroli de söz konusu.

Kripto paranın Ekonomi Politiği-I

Bu makale, günümüz klasik para olgusunun ve mevcut sistemin tarihsel oluşumunu, gelişmesini, döngüsünü ve mantığını özetlemeye çalışmakla kalmayacak, geleceği şekillendirecek, sistemleri ve yaşamı değiştirecek kripto paraların dünyayı nasıl değiştireceğine de dikkat çekmeye çalışacak. Şüphesiz ki, eksik tonlarca yan kalacaktır. Kapitalist iktisat ekonomisi üzerine yüzyıllardır binlerce kitap yazılırken bizim bunu eksiksiz olarak bir makalede sunmamız zaten gerçekliğe aykırı olurdu.

Kuzeyde Partiler Geride,Ulusal Birlik İleride(2)-Dursun Ali Küçük

*Ulusal brilik ve Ulusal kongre taleplerini iyiniyetlice epeydir yazıyorum...

Görülüyor ki, iyiniyet ve istemek yetmiyor. Birde partiler sıkıştıklarında “birlik” demeleri insanı çıldırtıyor.

Kaç kongre kaç parlamento ve mecilis kurup ve dağıtttık...

KNK-Kürdistan Ulusal Kongresi toplantılar ve konuşmalar dışında pratik öncülük vb yapmadı. Hep işlevsiz kaldı.

DTK ne iş yapıyor hala anlamış değilim. Bana göre pratik hiç bir işlevi yoktur.

Buna benzer örnekler çoğaltılabilir.

Rojava Kürtlerinin Düğümü….-Dursun Ali Küçük

*Suriye egemen bir devlet eğildir…

Rusya ve İran hatta Türkiye Suriyenin birliği ve egemenliğinden sözediyorlar…

Ama her üçüde Suriye ye belli ölçüde yerleşmiş. Kendileri de Suriye’yi paylaşıyorlar.

Suriye 3 parçadır. 

-Fıratın batısı Rusya ve İran TC ye bırakmıştır. Efrin ile bunu tamamlamaya çalışıyorlar. TC deki üçlü toplantıda Tel Rıfat’ı Rusya-İran ve Rusya ortak yürütecek deniyor.

-Şam, halep ve Fıratın doğusu Deyrezor’a uzanan hatta İran, Rusya ve Rejim güçleri kontrol ediyor..

Emperyalist Savaşın Esas Akım Haline Gelmesi -4

“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” yazı dizisinin bu son bölümü olacak. Aslında yazılacak daha çok şey var. Ancak genel hatlarıyla ortaya konulan veriler ve teroik argümanlar, içinde bulunduğumuz sürecin gidişatını genel hatlarıyla ortaya koyduğuna inanıyorum.

Böyle gitmez

Bir önceki yazımda birlik sorunun ‘sınıf bilinci’ ile ilişkisine değinmiştim.Tarihsel görevlerimizi yerine getirebilmek adına bunun zorunluluk olduğunu söylemiştim.Konuştuğum Maoistlerin söylediği şu:

Tarihsel görevimizi biliyoruz.Ancak birlik sorununun sınıfsal niteliğinin koşulları doğru değerlendirilemez ise bu eski pilavı ısıtmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.Teorik açıklamaları görüyorsun.Bir rüzgar var,durgunluktan çıkmak adına popüler akıma kapılan Kaypakkayacılar var.Yeni adına çizgiyi yenileme adına burjuva akıma kapılanlar var.

Yaşamak için, ölmek zorundasın!

Aydınlanma yıkıcı bir süreçtir. Daha iyi ya da daha mutlu olmakla ilgisi yoktur. Aydınlanma, sahteliğin un ufak olmasıdır. Oyunlardan oluşan ön cephenin arkasını görmektir. Doğru olduğunu sandığımız, her şeyin kökünden yok edilmesidir.

Devrimcilik (Aydınlanma), parkta yapılan bir yürüyüş değil, cehennemde bir yolculuktur. El üstünde tuttuğumuz tüm inançlarımızın ve kendimizle ilgili bütün düşüncelerimizin alaşağı edilmesidir. Başka yolu yoktur.

Sayfalar