15 Haziran 1915 Beyazıt Meydanı: Darağacında 20 Ermeni sosyalist-Erol YEŞİLYURT
Geçtiğimiz yıl, Gezi İsyanı günlerinin önemli gelişmelerinden biri 15 Haziran 1915’de Beyazıt meydanında 20 Ermeni devrimci’nin asıldıkları yer olan Beyazıt meydani ve Gezi Parkında Türkiyeli ve Ermeni sosyalist ve demokratların katılımıyla anılması oldu.
Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve 19 Ermeni devrimci’nin biyografileri, kısmen mevcut olan mahkeme tutanakları ve idamları sırasında hazır bulunan ve Papaz Kalust Bogosyan’ın anılarını okuduğum zaman Paramaz ve yoldaşlarını anmak için neden 98 yıl beklediğimiz gibi bir soruyu sormaktan kaçınamadım. Sorunun bir yanıtı Ermeni soykırımı ve resmi inkar politikaları ile bağlantılı, diğer bir yanıtı da Türkiye solu ve özellikle Mustafa Suphi önderliğinde kurulan TKP’nin aldığı ideolojik politik pozisyonda saklıdır.
Açıktır ki, TKP, bir yandan Türkiye solu’nun doğum tarihini kendisiyle özdeşleştirirken diğer yandan Osmanlı tarihi içindeki sosyalist ve anarşist akımları da içeren bir dizi hareket, parti ve mücadeleyi kendi tarihinin bir parçası olarak görmedi ve böylece, resmi söylemi değişik biçimlerde tekrarlayarak Paramaz ve yoldaşları dahil asılan, katl edilen ya da yurtlarından zor yoluyla atılan sosyalistlerin tarihsel mücadelelerini ve anılarını canlı tutmak gibi bir girişimde bulunmadı.
Lenin’in ezen ulusal ve ezilen uluslar arasındaki ayrımda ifadesini bulan ortodoks pozisyondan yola çıkarak bir değerlendirme yaparsak, 19.uncu yüzyılın Ermeni devrimcilerini, 20.inci yüzyılın Kürdistanlı devrimcileri ile karşılaştırarak ezen ülke solunu temsil eden TKP ve diğer akımların – istisnalar vardır- geniş oranda Türk milliyetçiliğinden etkilendikleri ve bütün eleştiri ve radikalizmlerine rağmen resmi söylemin ideolojik sınırları içinde bir sosyalizm anlayışına sahip olduklarını örneğin, ‘Vatan’ ve Vatan’ın savunusu’ gibi ideolojik söylemleri sorgulamadıklarını sonucuna varmak kaçınılmazdır. Ancak, eleştirimizi daha da ileri götürmemiz ve geçmiş kuşakların mücadelelerini ve ne gibi talepleri dile getirdiklerini öğrenmemiz gerekiyor. İnanıyorum ki, böyle bir okuma geçmiş kuşakları bir ‘kurbanlar’ kategorisine indirgeyerek onlara bir kez daha edilgin bir röl yüklenmesinin önüne geçeceği gibi, diğer yandan da özeleştirimizi geliştirmemizi ve nasıl bir gelecek tasarladığımızı soyut sloganlar dışında ifade etmemizi sağlar.
Yukarıda değindiğim okumanın önemli bir kısmı Paramaz ve yoldaşlarının üyesi oldukları Sosyal Demokrat Hınçak Partisi (SDHP) ve tarihi ile ilgilidir. SDHAPi, Avrupa’da üniversitelerde okuyan Ermeni öğrenciler tarafından 1887’de İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulur. Birkaç ay sonra Parti’nin resmi yayın organı «Hınçak» gazetesinde bu politik örgütün ilk programı yayınlanır. 1890 yılında SDHP’nin 250 şubesi vardır; bunlardan 114’ü Batı Ermenistan’da, 86’sı Amerika Birleşik Devletleri’nde, 36’sı Kafkasya’da, 10’u İran’da, 4’ü de Avrupa’dadır. (Kaynak: Meri Koçar, «Ermeni-Türk toplumsal-politik ilişkileri ve XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında Ermeni Sorunu» – Yerevan Devlet Üniversitesi Yayınları,Yerevan-1988, Rusça versiyonu, sayfa 229.)
Osmanlı tarihinde kurulan ilk sosyalist parti ünvanını taşıyan SDHP’nin 1910 yılında yayınlanan ve mahkeme belgeleri yer arasında yer alan tüzüğüne baktığımızta SDHP’nin 1910 yılında yayınlanan programlarında aşağıdaki talepleri dile getirdiklerini görüyoruz:
‘’Osmanlı topraklarında yaşayan (Türk, Ermeni, Kürt, Arap, Rum, Bulgar ve diğerleri) çeşitli unsurların birleşmesiyle oluşan halkın, bugün tâbi oldukları idarî, malî, ekonomik şartlar ve çeşitli vergiler işçi sınıfının yıkılmasına ve yok olmasına sebep olacaktır.
Bu halk bugün öyle bir ekonomik dönemde bulunuyor ki bir taraftan üretimde kapitalist düzen başgöstermekte ve diğer taraftan eski tarz üretim yavaş yavaş sona ermektedir.
Derebeylik sisteminden kalma alışkanlıklar da üretici sınıfın ilerlemesine ve yükselmesine yapay engeller oluşturmaktadır. Bundan başka bu derebeylerin artıklarıyla burjuva sınıfı, ülkenin siyasi ve ekonomik yönetimini ele geçirmeye çalışmaktadır. Bu suretle sosyal örgütleri, sırf ait oldukları sınıfın çıkarlarının sağlanması için kullanmaya da çaba göstermektedirler.
İşte şu açıklanan sebeplere dayanarak bir sosyal demokrat partisi -nitekim Hınçakyan Örgütü – için bütün Osmanlıülkesinde yani Ermenistan, Makedonya, Arabistan, Arnavutluk ile Osmanlıülkesinin diğer bölgelerinde sosyalist toplumsal örgütlerin oluşturulmasıen ileri derecedeki amaçları meydana getirdiği gibi aşağıda belirtilen talepler de toplum için en düşük seviyedeki hedefi teşkil etmektedir. Şöyle ki:
Halkın kendi geleceğine egemen olma esasını sağlayarak Osmanlı ülkesindeki halkın, üretici sınıfın siyasî işlerine müdahale edebilme imkânını sağlamak. Bu sınıfın kültürel ve ekonomik ilerlemesine engel olabilecek bütün sebepleri kaldırmak ve neticede üretici sınıfın bütün eğilim ve isteklerini tam bir serbestlik ile dile getirebileceği siyasi şartların sağlanması ve bu uğurda çalışanlar için ağır bir yük olan zor şartların yavaş yavaş düzeltilerek üretici sınıfın kendi gerçek durumunu anlayabilmesini sağlayabilmek ve bağımsız bir siyasi topluluk halinde örgütlenmesini bu sınıfın toplumsal görevini yerine getirmesi konusundaki çalışmanın neticelenmesini kolaylaştırarak, içinde bulunduğu şimdiki toplumsal şartlar ile en büyük hedefe doğru adım atılan bir gelişme olmasınıelde etmektir.
Bu sebepler ve değerlendirmelere göre Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütünün isteklerinin asgarisi, meşru bir esasa dayalı ve parlamenter meşrutiyete uygun olup, bu yolda çalışarak meşrutiyet ve demokrasi esasına dayalı yeni bir örgütü oluşturmaktır. Bu örgütün temel şartları aşağıdadır.
1- Ülkenin siyasî, ekonomik ve toplumsal bütün meselelerini ve işlerini mutlak bir egemenlikle incelemek ve karar vermede tam yetkili, kanun yapıcı bir kurulun kesinlikle oluşturulması ki süresi iki sene olacaktır.
2- İller, sancaklar, kazalar ve nahiyeler hakkında tam idarî yetki genişliğinin verilmesi.
3- Gerek kanun koyucu kurul ve gerekse il, sancak, kaza ve nahiyeler bağımsız yönetim kurullarıiçin yirmi yaşında olan her kişinin hakkıyla millet, kavim, sınıf, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın seçilebilmesi ve aday olabilmesi.
4- Genel, eşit, gizli ve doğrudan doğruya oylarla seçim sisteminin kabulü ve her seçimden önce nüfus sayımının yapılması.
5- Seçimin her yerde aynı anda ve resmî tatil günlerinden birinde yapılması.
6- Halk temsilcisi sıfatına sahip olanların hepsine devlet hazinesinden yeterli miktarda ödeneğin yapılması.
7- Referandum sisteminin kabulü.
8- Her türlü unvanın kaldırılmasıyla millet, kavim, mezhep ve cinsiyet ayırmaksızın her kişinin kanun önünde eşit sayılması.
9- Basın ve söz ve vicdan hürriyetinin, toplantıların, örgütlenmelerin, seçim mücadelelerinin, grevin, uluslararası işçi birliklerine katılmanın tamamen serbest olması.
10- Kişilerin, meskenlerin ve yazışmaların saldırılardan korunması
11- Dinî kuruluşların harcamalarının her bir mezhebe bağlıolanların yardımlarıyla karşılanması.
12- Herkese ayırım yapmaksızın askere alma sisteminin uygulanması ve barış zamanında askerlik hizmetinde milis sisteminin uygulanması.
13- Eğitimin genel ve lâik olarak mecburî ve ücretsiz olması. Hükümet tarafından ve her bölgenin bağımsız yönetim kurullarından ihtiyacı olanlara yardım edilmesi. Erkek ve kız çocukları için sanat eğitiminin verilmesi.
14- Eğitimin kendi ana dili ile yapılması şartıyla her bir unsurun ilk, orta ve yüksek dereceli okullar açabilmesi ve adı geçen okullarda resmî dilin öğrenilmesinin zorunlu olması şartıyla hükümet tarafından ve yerel bağımsız yönetim kurullarından bütün unsurlara para yardımı yapılması.
15- Her kişinin anadili ile sözlü ve yazılıifade hakkıolması. Ülke halkını oluşturan unsurların çeşitli unsurların lisanlarının resmî kurumlarca ve herkesçe eşit tutulması.
16- Yargılamaların masrafsız olarak yapılması, adlî işlerde anlaşma taraflarına ücretsiz hukuki yardım yapılmasıve jüri sisteminin getirilmesi.
17- Herkesin, memurları, alışılageldiği üzere, oluşturulan jüri heyeti huzuruna yargılanmaya çağırabilmesi.
18- Geçiş izni ve pasaport uygulamasının kaldırılması.
19- Yer değiştirmenin, her türlü sanatla uğraşmanın ve ekonomik girişimlerin tam bir serbestliğe ulaşması.
20- Haksız olarak suçlanan, tutuklanan ve hapis cezasıalan kişilere tazminat ödenmesi.
21- İdam cezasının tamamen kaldırılması.
22- Hastaların parasız olarak tedavisi ve sağlığı korumaya yönelik çalışmaların ücretsiz olarak yapılması.
23- Uluslararasında ortaya çıkacak anlaşmazlıklar ve çekişmelerin uzlaşma yoluyla çözümü.
Halkın ekonomik durumunun düzeltilmesi aşağıdaki şartların uygulamaya konulmasına bağlıdır.
1- Dolaylı vergilerin tamamen kaldırılması.
2. Vergiler konusunda bugün yürürlükte olan sistemin kaldırılmasıyla belirlenen miktarın üstünde geliri ve mirası olanlara kademeli olarak vergi uygulanması.
3. Köylülerin hükûmete olan her türlü borç ve ödenmemiş vergilerinin affedilmesi.
4. Zorla, ücret ödemeden iş yaptırmanın (Angarya) kaldırılması.
5. Düyûn-ıUmûmiyenin kaldırılması.
Halkın Osmanlı ülkesindeki ekonomik özel şartlarını, işçi sınıfının maddî, manevî ve sağlık koşullarıgöz önüne alındığında çöküşü getiren dayanılmaz bir durum ortaya çıktığından aşağıdaki şartların uygulanması talep edilir.
1- İşçilerin günde sekiz saatten fazla çalışmaması.
2- Haftada bir kez kırk iki saat aralıksız olarak dinlenme.
3- Belirlenen bu zaman dışında olağan üstü hizmet talebinin yasaklanması.
4- Halkın çalıştığı bütün ekonomik işlerde gece mesaisinin kaldırılması.
Yalnız gece mesaisi, ilmî ve esaslıbir uğraşiçin veya işçi örgütleri açısından herkesin ve en çok üreticinin çıkarlarına uygun olursa o halde geçerli olabilecektir.
5- Gece hizmetlerinin süresinin beş saatten fazla olmaması ve bu sürenin bir gündeliğe eşdeğer olması.
6- On dört yaşından küçük olan çocukların çalıştırılmaması ve on dört yaşından on yedi yaşına kadar olan erkek ve kız işçilerin günde yalnız altı saat çalıştırılması.
7- Kadınların bedeni yapılarına aykırı görünen işlerde çalıştırılmaması. Doğumdan dört hafta önce ve altı hafta sonra hizmetten muaf tutulması ve bu süre zarfında aldığıücretin eskiden olduğu gibi ödenmesi.
8- Kadın çalıştırılan fabrikalar veya diğer işletmelerde emzirilen ve küçük yaşlarda olan çocuklar için çocuk bakımevleri kurulması ve süt veren kadınların her üç saatte bir, yarım saat süreyle çalışmayı bırakması.
9- Hükümetçe sermayedarlardan alınacak özel vergi ile bir fonun oluşturulması. Araştırılarak, işgöremez durumda veya kısmen ya da tamamen sakat olan işçilerin geçimlerini sürdürebilmesi için bu fonla hükümet tarafından sigorta sisteminin kurulması.
10- İşletmeler veya girişimciler tarafından işçi ücretinden her ne suretle ve her ne isimle olursa olsun hiçbir şekilde indirime gidilmemesi (örnek para cezasıve benzeri gibi)
11- Halkın her çeşit ekonomik çalışmalarında yeterli miktarda kontrol şefi atanması ve bunların gözetiminin, ücretle hizmet edilen bütün işlere ve hükümete ait girişimlere kadar yayılması. Kadın çalıştırılan işletmelerde de kadın kontrol şeflerinin atanması. İşçi tarafından seçilip ücretini hükümetten alan işçi temsilcileri, işçilere ait kanunların uygulanmasına çalışacaklar. İşin, değeri ölçüsünde üretimde kullanılan hammadde ile çıkan ürünün kabul edilip edilmemesi gibi konularda kontrol hakkı.
12- İşçi ücretinin mal ile ödenmesi şeklinin kaldırılması. Ücretin kayıtsız şartsız para ile ödenmesi. Ödeme için çalışma saatleri içinde olmak şartıyla hafta içinde özel bir günün seçilmesi.
13- Girişimciler tarafından işçilerin barınmasıiçin ayrılan yerlerin sağlık koşullarına özen gösterilmesi. Buraların iç düzenine ve ücretin doğru ve adaletli olarak ödendiğine dikkat ederek yerel bağımsız idare heyetleri tarafından seçilen kişilerin işçi temsilcileri ile beraber kontrol etmeleri.
Bu suretle memleketin bütün hukukuna sahip vatandaşlık ve kişisel haklara sahip olan işçilerin hukuku ve hayatının girişimcilerin keyfi muamelelerine karşı korunması.
14- İşçi ücretine asgarî sınır belirlenmesi.
15- Ücret karşılığında hizmet edilen işletmelerde fabrikatörlerin müdahalesinden arındırılmış olarak sıhhi ve tıbbi durumların düzenli olarak denetlenilmesi. Masrafları işyeri sahiplerine ait olmak üzere işçinin ücretsiz olarak tedavi edilmesi ve hastalıkları süresince ücretlerinin önceden olduğu gibi ödenmesi.
16- Çalışanları koruyan düzenlemelerin girişimciler tarafından ihlali durumunda bunların cezaya çarptırılmaları.
17- Girişimcilerin ve işçilerin eşit olarak seçecekleri temsilcilerden oluşan ekonomik kuruluşların hepsinde işçiye ait mahkemeler oluşturulması.
18- Yerli veya dışarıdan gelecek işçiye iş bulmak için üretimin bütün aşamasında işçi örgütü temsilcilerinin gözetimi altında çalışma borsaları kurulmasıve bu konuda yerel bağımsız yönetim kurullarının mecbur tutulması.
Osmanlı ülkesinde endüstri henüz gelişmemiş olduğu gibi toprağa sahip olmanın da ufak ufak arazileri idaresinde bulundurmak şeklinde olduğu bilinmekte ise de yavaş yavaşzenginler tarafından arazilerin toplanıp, biriktirilip sanayiinin büyük ölçekte yapılmasına çalışılmakta olmasından, Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü toprak meselesi hakkında da aşağıdaki hareket tarzını kabul etmektedir.
1- Köylülerin kendi toprağından serbestçe yararlanmasına engel olacak her türlü düzenlemenin, işlemlerin ve yerel adetlerin kaldırılması.
2- Kulluk usulünün tamamen kaldırılması.
3- Arazi sahiplerinin toprağınıekip biçen ortakçılarına karşı açgözlülüğünü engelleyecek kanun ve düzenlemelerin yapılması.
4- Her ne suretle olursa olsun ırgatların elinden zorla alınan arazinin gerçek sahiplerine verilmesi.
5- Hükûmet ve yerel bağımsız yönetim kurullarının koruma ve yardımları ile önce onaylarını almak şartıyla sahipsiz arazide göçmenlerin iskânı.
6- Kendi araçlarıile ziraat yapan küçük arazi sahiplerine hükûmet ve yerel bağımsız yönetim kurulları tarafından kolaylık sağlanması. Şöyle ki:
1- Tarım ile ilgili aletlerin ve takımların temini ve ithal edilmesi ile bu ziraî donanımlardan adı geçen çiftçilerin ücretsiz olarak faydalanabilmeleri.
2- Tohumluğun ve toprağın verimini artıracak maddelerin satın alınmasıve sağlanması.
3- Toprak mahsullerinin ve ziraî ürünlerin pazarda satışı.
4- Ziraatçilik ve çiftçilik hakkındaki bilgilerin yayılmasıiçin konferans yerlerinin ve örnek çiftliklerin kurulması.
7- Küçük toprak sahiplerinin tâbi oldukları ağır vergilerin hafifleştirilmesi.
‘Sosyalist-milliyetçi’’ olarak tanımlanan bir parti olan SDHP tüzüğünün üçünçü bölümünde, Osmanlı imparatorluğu toprakları içinde yaşayan milletler arasında eşit ilişkileri esas alarak ayrılmayı red ederken, aynı tüzüğün beşinçi bölümünde örgütlenme ilkelerini enternasyonalist bir çerceve içinde belirleyerek her milletin kendine ait sosyalist örgütleri kurması ve bu örgütlerin daha üst bir yapı içinde biraraya gelmesi savunulur. Sanırım burada çıkarılması gereken önemli ders, Ermeni milliyetçiliğinin ayrımcılığa karşı, eşit haklar talep eden bir çizgiden bağımsız bir Ermenistan hedefine geçerken taleplerinin dinlenmemesi, uğradıkları baskı ve zülmün ve buna paralel olarak mülksüzleştirmenin yoğunlaşarak sürmesinin oynadığı röl olmalıdır. Vurgulanması gereken diğer bir noktada başka bir bakış açısından birlikte yaşama ve ayrılık çizgilerinin birbirine paralel olarak varolduklarını öne sürersek, ayrılık yönündeki tercihin Ermeni toplum ve örgütlerinin bir önceliği haline dönüşmediği bir dnemde soykırımın gerçekleştirildiği, ve böylece, birlikte yaşama imkanının bizzat egemen ulusu temsil eden devlet tarafından ortadan kaldırıldığıdır.
Üçüncü Bölüm
Millî meseleler açısından çeşitli milletlerin siyasî hukuku tamamen korunacaktır. Bir milletin diğerine üstünlüğü tamamıyla reddedilecektir. Her millet kendi tarihi varlığıyla toplumsal bir unsur teşkil ettiğinden çeşitli baskılara uğramaksızın serbestçe gelişmesine hizmet edecek her türlü araçtan yararlanacaktır. Milletlerin kesin eşitlik ve kendilerine has özelliklerini koruması, ilişilmemesi ve dokunulmaması tamamen korunmuş bir hak olduğundan her bir milletin, gelişmesine ve büyümesine, toplumsal, ekonomik ve siyasî hiçbir şekilde engel olunmayacaktır.
Beşinci Bölüm
Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü, Osmanlı Devleti’nden ayrılma eğilimlerini (Separatisme) bütünüyle reddeder. Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütünün bu ana tüzük kararlarını onaylayan ve kabul eden güzel ahlaklı ve yirmi yaşını tamamlamış her şahıs; millet, mezhep ve cinsiyet ayırmaksızın örgüte girebilir.
Osmanlı ülkesindeki milletler arasında dil ve kültür açısından çok önemli farklar olup bunların etkisinden kurtulmak mümkün olamayacağına göre Osmanlı ülkesinde sosyal demokrat örgütünce sosyalist ve sosyalizme ait yayınların genelleştirilmesi için en uygun yolun, bütünü örgüte üye olması şartıyla her millet için özel örgütler meydana getirmektir.
Sosyalizm açısından Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü her milletten sosyal demokrat şubeler meydana getirmeye çalışacaktır. Bunların genel kurullarıda uluslararası sosyal demokrat genel örgütünün bir şubesi olacaktır.
* Bu yazı Mesele’nin Mayıs sayısında yayınlanmıştır.
Son Haberler
Sayfalar
Sınıf ve HDP
Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.
Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin partisiyiz.
Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.
Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın ne de başka birinin söylemi.
Olması gerekenin söylemi.
Elbetteki bu doğru.
Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.
Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.
HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir
Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.
Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.
Tanrıların zulmü
Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir.
7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının, kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.
Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre
Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.
Direnişin resmi yapılıyor…
Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.
Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya
“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.
İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.
İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:
Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...
Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...
Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”
İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.
Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar
14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler.
Kaypakkaya’yı sevmek
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
O kitap da ser verilir ama sır verilmez…
Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,
kızıl harfli bir kitaptır O…
O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…
Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…
O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…
O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…
O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…
Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”
TKP/ML nin kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı.
Kaypakkaya şahsında tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.
Ellez Emmim’in Traktörü
Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor.
Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.