Cuma Eylül 25, 2026

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!

Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.

Bu durum farklı bir şekilde yansımalarla birlikte dünyanın bütün ülkelerinde ortak özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer ortak bir özellik pandemiyi fırsata çeviren egemen sistemin işçi sınıfına dönük saldırılarını oluşturmaktadır. Bu saldırılar tamda pandemi öncesi yükselen kitle hareketlerinin yoğun yaşandığı bir dönemin arkasından gelmesi şaşırtıcı değildir.

Ülkemizde iktidar temsilcilerinin pandemiyi bir lütuf olarak görüp fırsat olarak bakması bu nedenledir. Gerileyen toplumsal muhalefetin yanında potansiyel olarak her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran kitle hareketleri sistemin uykusunu kaçırmaktadır.

Bu nedenle açığa çıkan her itiraza devletin bütün gücü ile saldırılmaktadır. Çıkardığı yasalarla örgütlenmenin önüne geçmeye çalışmakta bu şekilde işçilerin bir arada birleşerek yapacakları her türlü direnişin önüne geçmeye çalışmaktadırlar. İşsizliğin yoksulluğun devasa boyutlara ulaştığı, intiharların bir gerçeklik olarak karşımızda durduğu bu dönemde saldırının nedeni anlaşılır olmaktadır. İşçi sınıfı tarihin büyük saldırılarının olduğu bir dönem ile karşı karşıyadır.

Kazanılmış haklar gasp edilmeye çalışılmakta, sendikal mücadele yasaklarla felç konuma getirilmiş/ getirilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırı aynı zamanda işçi sınıfının öz örgütlülükleri olan sendikaların belki de en güçsüz, hareket kabileyi yitirmiş bir döneme gelmesi saldırıyı daha da pervasızlaştırmaktadır. Sendikal bürokrasi emeğin kazanımlarının tek tek gasp edildiği bu dönemde bırakalım karşı koyuşu, direnişteki işçilere desteği bile götüremez haldedir. Sendika yöneticilerinin işçi sınıfının içerisinden iyice kopması, onu kendi örgütlülüğün dışında konumlandırmıştır. Emeğin örgütsüzlüğü egemenlere adımlarını hızlandırmada daha da fazla cesaret vermektedir.

Elbette bu durumun sadece sendikalar ve sendikal bürokrasi ile ilgisi yoktur. Toplumsal muhalefetin lokomotifi devrimcilerin bu konudaki sorumluluğu sendikalar kadar önemlidir.

15-16 Haziran; Tünelin Ucundaki Işık!

İşçi sınıfının tarihinin en büyük saldırılarından biriyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde tarihin direnişlerine bakmak yolumuza ışık tutacaktır. İşçi sınıfının tarihinde bir dönüm noktası olan 15-16 Haziran büyük işçi direnişi bizlere çok şey hatırlatması bakımından alacağımız derslerle doludur. İşçi sınıfı örgütlü bir şekilde hareket ettiğinde sistemi temellerinde nasıl sarstığı önümüzde durmaktadır. Bu sarsma durumundan bugün en fazla egemeler korkmaktadır.

Bu nedenle gelişebilecek her türlü direnişi bugünden engellemek için hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürmektedirler. 15-16 Haziran bizlere örgütlü bilinçli bir işçi sınıfının nelere kadir olduğunu göstermektedir. Bu sadece bir işçi direnişi değil Türkiye devrimci hareketini kökten etkilemiş bir harekettir.

Bugün ağır saldırıların ortasında 15-16 Haziran büyük işçi direnişini anlamak bizlere yol gösterici bir nitelik barındırmaktadır.

15-16 Haziran işçi sınıfının kendi gücünü keşfetmesinde önemli duraklardan biridir. Bugün emeğin örgütsüzlüğüne bakarak değerlendirmeler yapmak aynı zamanda bizleri emeğin güçsüz olduğu sonucuna götürmektedir. Bu anlayış bizleri şartların olumsuz olduğu sonucuna götürerek edilgen bir pozisyona düşürmektedir. “…Ortaya çıkan gelişmeler, işçilerin mücadelesinde 50 yıl öncesine göre önemli farklar yarattı, sınıf mücadelesinin, sendikal mücadelenin yürütümünde dün avantaj olan pek çok faktörü dezavantaj haline dönüştürdü.

Bunlar doğru, bu değişiklikleri gözden uzak tutamayız. Ama 50 yıl önce işçilerin eyleminde belirleyici olan temel faktör sınıfa güvenen, mücadele için gözünü karartan, bedel ödemeyi göze alan devrimci iradeydi. 15-16 Haziran böyle bir iradeyle şekillendi.

Bugün emeğin haklarına yönelik saldırı karşısında bütünsel bir direniş gerçekleşemiyorsa, hakları koruma konusunda aciz kalınıyorsa, bu ne emeğin güçsüzlüğünden ne de koşulların eskiye göre çok farklı olmasından kaynaklanıyor. İşçilerin potansiyel gücünü devreye sokacak iradeden ve sendikal mücadeleyi sınıf mücadelesinin içinde gören anlayıştan yoksun olmak mevcut tablonun doğmasına yol açıyor.” (Aziz Çelik, “Sendikasını, ekmeğini ve haysiyetini savunan işçilerin direnişi: 15-16 Haziran”, Birgün)

İşçi sınıfı örgütlü ve kararlı bir şekilde ortaya çıktığında neler olabileceğini 15-16 Haziran bizlere göstermiştir. Bugün örgütlü ve kararlı bir şekilde fiili-meşru mücadele içinde haklarını arayan Soma maden işçileri buna en iyi örnektir.

Maden işçileri haklılıklarından aldıkları güçle verdikleri mücadelede devletin bütün gücünü karşılarında bulmalarına rağmen, yine aynı devleti sarsmayı başarmışlardır. Keza birbirinden ayrı onlarca işçi direnişi en fazla iktidar sahiplerinin dikkatini çekmektedir. Lokal anlamda tek tek olan bu işçi direnişleri gelecek işçi sınıfı mücadelesinde önemli bir yerde duracaktır. Bu işçi direnişlerinin birleşerek çoğalması görevi önümüzde durmaktadır.

Emperyalist şirketlere buyurun gelin bize yatırım yapın diyen iktidarın, sermayeye vaat ettiği tek şey ucuz ve örgütsüz emek gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. Tamamen güvencesiz bir çalışma yaşamı uygulanarak sermaye Türkiye’ye çekilmeye çalışılmaktadır. İktidarın yerli ve yabancı sermayeye tek vaadi ucuz iş gücü, örgütsüz bir çalışma yaşamı olması önümüzdeki dönemde de işçi sınıfına dönük saldırıların yoğunlaşacağını göstermektedir. Bu saldırıların yanında var olan direnişlere yenilerinin de ekleneceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Önemli olan bu dağınık direnişlerin birleşip bilinçli ve kararlı bir şekilde saldırının geldiği tek merkeze yönelmesidir.

Bugün egemenler tüm krizlerinin faturasını işçi ve emekçilere çıkarmaya çalışmaktadırlar. Krizden çıkışlarının tek yolu olarak emeğe topyekûn saldırıyı öngörmektedirler. Bu durum bize net bir saldırı tablosunu getirmektedir. Her yerde emeğin bütün kazanımlarına yoğun bir saldırı mevcuttur. Bu saldırılar ile birlikte direniş tarafında yaşanan kıpırdanmalar umut vaat etmektedir. Umutları çoğaltmak birlikte ve karalı bir mücadeleden geçmektedir.

15-16 Haziran sınıf savaşının en net bir biçimde yaşandığı bu dönemde yolumuza ışık tutacaktır. Örgütlü ve bilinçli bir işçi sınıfı bu saldırıların üstesinden gelecek yegâne güçtür. 15-16 Haziran’a bakmak bu gücün neler yapabildiğini görmemiz açısından önemlidir. Bugün bu saldırıları geri püskürtmenin yolu 15-16 Haziran Büyük İşçi direnişinden geçmektedir.

8850

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Özgür Gelecek

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar