Zorunlu Açıklama!
Kısa bir süre önce; "Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han ve Süleyman Cihan." başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazının giriş bölümünden de anlaşılacağı gibi bu yazı, Anayasa Mahkemesi'nin Sansaryan Han’a ilişkin kararı vesile yapılarak yazılmıştı.
Sosyal medyayı ve malum platformları aktif olarak takip etmediğimden; yazıya ilişkin kimlerin ne türden değerlendirmeler de bulunduğunu bilmiyorum. Bu çok ta önemli değil; elbette her okurun kendine göre değerlendirme, beğeni ve yergileri de olacaktır.
Prensip olarak, yapılan her eleştiriye yanıt verme ya da beğenmediğim değerlendirmelere reaksiyon gösterme şeklinde bir tutum içinde değilim.
Bu yazıda Süleyman Cihan'a ilişkin dile getirdiklerime gösterilen tepkilerden bazılarını birkaç arkadaş benimle paylaşınca, bir açıklama yapma gereği duydum.
Birileri şunları yazmış:
"Halil bu yazdıklarını bu biçimiyle bugüne kadar kolektif faaliyetlerinin karar süreçlerinde hiç dile getirmemişti. ima ettiği kişiye karşı mesafeli bir tutumu vardı, ama burada yazdıkları başka anlamlar taşıyor. Ayrıca, bu yazılanların kişisel değerlendirme, yorum ve kurguları aşıp, yarı resmi olarak bir kesim tarafından paylaşılıyor olması da ayrıca ilginç. Tarihin tanıkları, tanıklıklarını en etkili olduğu süreç ve mecralarda anlatıp, çözmemişte, şimdi yapma çabası da ayrıca düşünmeye değer."
Burada sanırım öncelikle şunu dile getirmem gerekiyor: Herhangi bir araştırma inceleme yapmadan, sanki de bütün örgütlü mücadele süreçlerimin doğrudan tanığı ve tutanakcısıymış gibi veya nerede neyin nasıl yaşandığının belgelerinin arşivcisiymiş gibi, " bir bilen" ve " her şeyi bilen" miş gibi kesin hükümlü ifadeler kullanarak benim yazdıklarımı eleştirip değerlendirmek; bilimsellikten öte, her şeyden önce etik olmasa gerek.
Oysa ben, tanığı olduğum bu yaşananları Sansaryan Han' dan hapishaneye tekrardan geri götürüldüğümde, oradaki parti organına aktardım. Bu bilgiler dışarıya rapor da edildi.
Ve konunun gündeme geldiği ya da getirildiği her platformda, yazıda, tanığı olarak anlattığım şeyleri ifade ettim de.
Keza anı anlatı kitabımda ve MKP de Siyasal Öznelcilik ve Dogmatizm isimli kitabımın 'Tarihi Muhasebe' bölümünde de bu konuyu anlattım.
Keza Ahmet Cihan ve Mehmet Çetin' in ortaklaşa yazdıkları kitapta Süleyman Cihan' ın yakalanmasına ilişkin anlatılanlara da itiraz ederek uzunca bir mektup yazıp paylaştım.
Yani özetle, hani deniyor ya; " Halil bunları bugüne kadar niye dile getirmemiş te, şimdi dile getiriyor acaba?" Ya da; "Bugüne kadar niye susmuş ta bugün konuşuyor?" vs., gibi iddiaların bir gerçekliği yoktur.
Dediğim gibi, en azından zahmet edipte kitaplarım okunmuş olsaydı; bu kadar ezberden ahkâm kesmeye de gerek kalmazdı.
Halil Gündoğan, 02.01.2023
Halil Gündoğan
Halil Gündoğan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.
Son Haberler
Sayfalar
2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR
“Dün nasılsa bugün de öyle,
öldürülür taşıyanlar ışığı,
başkaları alır onların yerini,
ışığa dokunamaz ama kimse.”[1]
Bertolt Brecht’in, “Ondan beridir ki, umudu var dünyanın...” betimlemesinde olduğu gibi, tarihin ön saflarındaydı…
Baş eğdirilemeyen mücadelesine ilişkin olarak hepimiz; Louis Aragon’un, “Sevmiş olmaktandır övüncüm/ başka değil,” dizelerini anımsatandı…
“Cehennemin giriş kapısı”nı yıkan(1) KAYPAKKAYA ve onun öğrettikleri..
O’nun yolunda düşen yoldaşlarımın anısına...
Doğanın bahar üretkenliğiyle, işçi sınıfının sınıf ruhunu haykırdığı 1 Mayıs’ıyla; Mayıs ayı, Kaypakkaya ayı desek, diğer aylar gücenir mi bilmiyorum. Bilinen bir şey varsa, o da, Kaypakkaya’dan öğrenmenin ayı ve günü olmadığıdır.
Artı-Değerin Kaynağı-5.Bölüm
İşçi sınıfının değişimi, esas olarak başka bir incelemenin konusu olmakla birlikte, konuyu burada, makalenin genel içeriğine bağlı kalarak, kısaca ele alınacaktır. Dijitalleşmenin artması, üretim sürecinde yüksek teknolojinin giderek daha fazla yer almasının, işçi sınıfı üzerinde yaratacağı etkilere de değinmek gerekiyor.
Koronavirüs ve Emperyalistler Arası Çelişki
Birleşmiş Milletler, koronavirüs pandemisi sürecinde dünyanın en yoksul ülkelerinde yaşayan 700 milyon insanın açlık ve salgından kurtarılması için 90 milyar doların yeterli olduğunu ve bu miktarın da “en zengin 20 ülkesinin küresel ekonomiyi (yani tekelleri kurtarmak için-yn.) ayakta tutmak için ayırdığı 8 trilyon dolar değerindeki destek paketinin yalnızca yüzde 1’ne tekabül’’ ettiğini açıklayarak aslında bir gerçeğe işaret etmektedir. Üreten işçi ve emekçiler olmasına rağmen, çok küçük bir azınlık yaratılan değerleri gasp etmektedir.
Artı-Değerin Kaynağı-4.Bölüm
Uluslararası Yüksek Teknoloji Tekellerinin İşgücü İstihdamı
Burada bütün tekelleri ele almayacağız. Ancak öne çıkan uluslararası yüksek teknoloji tekeli Foxconn’u kısaca burada inceleyecek. Foxconn’un ele alınmasının nedeni, piyasada yüksek teknoloji ürünü olarak öne çıkan markaları üretmesi ve onlara parça tedarik eden önde gelen tekellerden birisi olması ve aynı zamanda işçileri en zor koşullarda çalıştırdığı ile ün kazanmış Tayvan menşeli uluslararası niteliğe sahip bir haydut tekel.
40. ölüm yıldönümünde sevgi ve saygı ile… (1.ve2. bölüm)
Aradan dile kolay 40 yıl geçmiş… Acılarımız dün gibi taze, halen iyileşmeyen yaralara rağmen unutulmayan, halkın sevgisini kazanmış, her milliyetten halkın gönlünde taht kurmuş, enternasyonalist devrimci Armenak Bakır’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Rus-Amerikan-İran tangosu ve Kürt düğümü (Fehim Taştekin )
Yine herkes Kürt mevzisine çalışıyor. Biri topla-roketle vurarak, diğeri tahkim ederek, ayartarak. Kürtler üzerine kurulan denklem kadar karmaşığı zor bulunur.
83. yılında… Bazı yaralar asla kapanmaz!
1915 yılında gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı’nın ortaya çıkarmış olduğu travma ve acıların yaraları henüz bu topraklar üzerinde kapanmamışken, bu sefer Ermenilere sahip çıkan Dersim halkına karşı soykırım uygulandı. Kürt, Alevi-Kızılbaş inancına göre kabesi insanlık olan ve bu yüzden tarihte çeşitli baskı ve kırımlara maruz kalan bu halk, Ermenilere sahip çıkmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödedi.
Halklar Masum Mu?
Yayınladığım son yazılar konusunda, arkadaşlardan açık sayfalara ve emailime gelen eleştirilere tek tek cevap yerine, buradan toplu cevap vermeyi daha uygun buldum.
Arkadaşlar, Ermeni jenositi konusunda halkların bir bölümünü suçlu ilan etmenin, yanlış olduğunu; ezilen, katliama uğrayan bir halkın, bir başka halkı katletemeyeceğini, dolayısıyla halkların masum olduğunu söylüyorlar.
Birleşik Mücadelenin Önemi Giderek Artıyor
Nihai hedefimiz devrimdir. Yasal ve yasa dışı tüm eylemlerimiz devrimin gerçekleşmesi içindir. Devrimin öncü kurmayı ola-rak parti, işçi sınıfı önderliğinde toplumun tüm bağlaşıklarını örgütleyerek, belirlediği stratejinin yol göstericiliğinde devrimi gerçekleştirir.
Comment form