Cuma Ekim 2, 2026

Zepur Gı Tarnam

Nedendir bilmem “Zepur Gı Tarnam” şarkısını her dinlediğimde seninle ilgili anılarla dolaşıyorum.  Senden geriye kalan anılarımıza büyük bir istekle yeniden ulaşmak istiyorum. Sokakları dolaşmak, seninle buluşmak, hızla sana varmak istiyorum. Senden sonra yaşadıklarımı anlatmak, duymanı mutlaka istediğim şeyleri seninle paylaşmak istiyorum. Bilesin senden sonra bir ağustos sıcağının orta yerinde özgürlük kavgamızın yenilmezi olan Ozanyan Nubar’ımızı Rojava’da kaybettik. Çöl sıcağının orta yerinde bir an olsun bile tereddüt etmeden bedenini işgalci çetelerin beyninde patlattı. Ölüme giderken bile sıradışıydı. Son nefesini verirken bile ağzından korkuya dair bir kelime bile çıkmadı. Sınıfımızın okulumuzun şampiyonu kendine yakışır bir kahramanlıkla sonsuzluğa gitti. Okulumuzun bir an olsun bile yerinde durmaz, ele avuca sığmaz yerinde durmaz tırmanmadık ağaç, çıkmadığı duvar bırakmayan çocuğu Nubar’ımızı, herkülümüzü kaybettik. Ocak ayı onunla daha hüzünlendi. 

Biliyorum, duysaydın ölüm haberini “hangi Nubar?” diyecektin. “Hani şu vücut şampiyonu Nubar yoldaş” desem sen yine tam hatırlamayacaktın. Çünkü Nubar yoldaş henüz bilimle, felsefeyle, Kaypakkaya yoldaşla tanıştığımız ilk yıllarda bile o hep görünmezdi. O hep bilinmez yerlerde dolaşırdı. İstanbul’un en yoksul semtlerinin görünmez bilinmez atölyelerinde çalışırdı. Görünür hiçbir yer onun ilgisini çekmezdi. Fakir haliyle kendi kollarını çalıştırıp kaslarını büyütmeye çalışırken bile en yakınımızda olduğunu kimse bilmezdi. Damı çöktü çökecek yoksul yaşamın en dibinde o hep savaşın şampiyonu olmak için hazırlanıyordu.

İlk devrimci uyanışın belirtilerini çocukluk yaşamının her kavgalı anında görmek mümkündü. Kavgamızın ve çocukluğumuzun şampiyonu şimdi yok artık, HRANT! Nubar Ozanyan’ı tıpkı senin gibi önceki axpariglerimiz gibi sonsuza uğurladık. Bu az halimizle ne büyük kayıplar verdik, Hrant! Nubar Ozanyan tıpkı Armenak Bakır, Hayrabet Honca, Nubar Yalım, Manuel Demir gibi, tıpkı onlardan önce şehit düşen Monte Melkonyan, Leonid Azgaltyan, Misak Manuşyan, Stepan Şahumyanlar gibi gözünü bir an olsun bile kırpmadan kendisini halklarımız için feda etti. Bu mazlum Hay halkı, özgürlük ve onur savaşı için en gözde, en onurlu evlatlarını gözlerini bir an olsun bile kırpmadan feda edecek yiğitler yetiştirdi.

Bir grup Partizancı yoldaşla birlikte Kumkapı’nın rutubetli bir odasında oturmuş Zülfü Livaneli’nin “Karlı Kayın Ormanı”nı dinliyorduk. Sokağa çıkıp gizlilik içinde yolumuza koyulduğumuzda en önde axpariglerimiz yani Armenak ve sen yürüyor; geriden büyük bir hayranlık ve dikkatle sizleri izleyen biz üç genç Partizancı yürüyorduk. İlk illegal sokak yürüyüşümüze sizleri hayranlıkla izleyerek başladık. Hiç unutmam, biz üç liseli Partizan öğrenci, soluk renkli geniş deri ceketiyle elleri cepte yürüyen Hrant ve Armenak’ı izliyorduk. O ilk illegal yürüyüşümüz hiç bitmedi Hrant axparig. Hiç sonlanmadı yoldaş. Yolları nehirleri sınırları aşarak dağları delercesine özgürlüğe doğru yürüyüşümüz hiç sonlanmadı. Toprağa düşen her sevgili yoldaşımızın ardından acılarımızı yüreklerimizin en dayanıklı yerine gömerek yolumuza devam ediyoruz.   

Sonra Feriköy’de futbol sahasında topa kafayla vuruşunu, sonra Rakel’e âşık halini ve gerinizde yürüyen sözler fotoğrafçı dükkanınızda kardeşin ve bir grup okul arkadaşla birlikte bitmeyen ilk gençlik sohbetlerimiz aklıma geliyor. Kınalıada’daki Karagözyan Ermeni Yetimhanesi’ndeki “axpariglik” döneminiz geliyor aklıma. Armenak’la sonlanmayan yoldaşlığınız kıskanılacak düzeyde bağlılığınız, tükenmeyen sevginiz, bitmeyen zorlu yolculuklarınız aklıma geliyor. Varto Ermeni aşiretinin kara çocuğu Nubar Yalımların köyüne gittiğiniz günleri hatırlıyorum. Armenak ve sen, Botan eteklerindeki Ermeni köyüne gittiğinizde gözlerinizdeki mutluluğu okumak için yakından sizlere bakmaya gerek yoktu.  Döndüğünüzde biz genç yoldaşlara “Mutlaka Silopi’ye gitmeli ve köylüleri örgütlemeye başlamalıyız” demiştiniz.

Bir anlamıyla yollarımızın ayrılmasına kadar neden olacak olan Rakel’e olan aşkını hatırlıyorum. Bu nasıl tutkulu bir aşktı Hrant! Her şeyi göze aldın. Tıpkı ölümü hiçe sayarak özgürlüğe uzanmak, dokunmak istediğin sonsuzluk gibi aşkınız hiç sonlanmadı. Korkusuzdun Hrant ! Aşkta olduğun gibi kavgada da korkusuzdun. Senin ve Armenak’ın yanında kendimizi o kadar güvende hissediyorduk. Ordular üstümüze gelse ellerimizle kavga edecek kadar korkusuz ve bir o kadar cesurduk. Çünkü sevgili Armenak ve sen vardınız yanımızda Hrant! Bu ne büyük bir tutkuydu ki sizlere duyduğumuz güvenle ta bugüne kadar gelme kararlılığı ve tükenmez iradesini gösterebildik. Sevdiğine unutmazcasına doyasıya sarılmayı ilk senden öğrendik Hrant! Ve o gün senin göremediğin arkanızdan yürüyen sessiz ve görünmez Nubarımız tıpkı sen ve Armenak gibi büyük bir aşk ve tükenmek bilmeyen bir tutkuyla, unutmaz ve kopmazcasına özgürlüğe sarıldı. Yaşama, aşka dair yazılanlardan daha büyük bir tutkuyla Kaypakkaya’ ya sevdalandı.  En büyük sevdayı bitmez aşkın en duygulu mısralarını yaşamı ve savaşıyla Nubar Ozanyan yazdı.     

Misak Manuşyan’la Menilen’in yetimhanelerde başlayan aşkını okuduğumda seninle Rakel’in yaşadığı aşka ne kadar çok benzediğini düşündüm. Demek ki biz kılıç artığı halkların gençlik aşkları hep yetimhanelerde başlıyor.   Katliamdan yeni kurtulmuş bakımsız yapayalnız soğukta buz içinde açmayı öğrenmiş dağlı çiçeklere benziyor aşklarımız. Tıpkı halkımız gibi yetim ve yitik. Bizler gibi yalnız ve kimsesiz. Sonları acı ve buruk. Yolları kan ve gözyaşı dolu. Demek ki yetim çocukların aşkları dağ başlarında yapayalnız açar. Dağ çiçekleri gibi bakımsız ve yalnızdır. Tıpkı Nubar gibi tıpkı senin gibi Hrant!  

Herkes seni sadece Rakel’le olan aşkınla tanır. Seni onunla düşünmeye çalışır. Oysa kimse bilmez ki sen en büyük tutku dolu sevgini devrim denilen ulaşılması kolay olmayan özgürlük yolunda Armenak yoldaşla yaşadın. Nasıl ki seni Rakel’siz düşünmek mümkün değilse Hrant! Seni Armenak’sız düşünmek mümkün değil. Sizi Rakel’den çok daha birlikte gördüm. En çok da Kurtuluş’un, Feriköy’ün Üsküdar Bağlarbaşı’nın, Tuzla’nın, Kurt Kiremit’in tenha ve sessiz sokaklarında duvar diplerinden yürüyüşünüzü gördüm. Otobüsle Silopi’ye Rakel ve Nubar Yalım yoldaşların köylerine gidişinizi gördüm. Yol boyunca sessiz ve suskun süren yolculuğunuzda neler paylaşırdınız Hrant? Neler konuşur neleri zulanızda saklardınız? Halkımızın hangi sarılmayan acısını direniş ve öfke dizelerine işlerdiniz?  Hangi kavga eylemlerini planlardınız?  Sizleri tanıdığımız o ilkokul yıllarındaki birlikte yürüyüşünüze özendim ve büyük bir hayranlıkla anılarıma işlediğim düş yolculuğumu komutan Nubar yoldaşla sürdürdüm.  Bembeyaz kardeşlik sayfalarına senin ve Armenak’ın isimlerinin yanına NUBAR OZANYAN yoldaşı yazdım.

(Bir Partizan) 

52898

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Ya Özgürlük Mücadelesinden Yanasınız ya da Değilsiniz

Türk egemen sınıfları, Cumhuriyetin 100. yılını kutlamaya hazırlanırken ikinci yüz yılı için de nutuk atmaya başladılar. Halkımızın deyimiyle perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

Nitekim ilk yüzyılı işçilere, emekçilere, devrimcilere, komünistlere, ezilen ulus ve azınlık milliyetlere, kadınlara, LGBTİ+lara, inanç gruplarına zulmetmekle geçen bir yüzyıldır. Bu baskıcı, asimilasyoncu, ırkçı, cinsiyetçi, tekçi ve emperyalizm uşağı sömürü-soygun düzeni, Kemalist cumhuriyetin ikinci yüzyılı da birinci yüz yılını izleyecektir.

Katliamlar Cumhuriyeti

13 Kasım'da, İstanbul'un en kalabalık caddesinde yapılan bombalı saldırı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kere daha katliamlar cumhuriyeti olduğunun acı bir kanıtı oldu.

Çamur at…[ismail cem özkan]

Kasım ayını soğuk bir gününde kalabalığın henüz tam yoğunlaşmadığı bir saatte İstiklal Caddesi'nde bir katliam yaşandı. Banka konan bir bomba patladı ya da patlatıldı ve 6 masum, hiçbir şeyden haberi olmayan insan öldürüldü…

Ateş düştüğü yeri yakar ve acısını kelebek kanadı gibi evrene yayar, fakat küresel evrenimizde o kadar çok acı yaşanıyor ki, eskisi gibi haber dahi olmuyor… Yaşanan olay ajans bülteninde geçen birkaç satıra dönüştü… Acılar, düşen ateş ve yok olan hayaller…

BORAN için – İmera Fera Yeşilgöz

Herkes olması gerektiği yerde mücadele görevini, parti görevini yerine getirmekteyken, yani her şey olması gerektiği gibiyken gelen her not kalp atışlarımızı hızlandırır. Her şeyden evvel “bir şey mi oldu?” kaygısı hissedilir.

Bir TİKKO savaşçısı:“Devrimci mücadeleye katılma tercihimin bir geçmişi var!”

Avrupa metropolünden gelen bir devrimci olarak, kapitalizmin “vahşetinin kalbinde” yaşarız. Hepimizin hayatı, değerlendirme mantığına göre yapılandırılıyor. İster klasik sömürü ilişkileri ve işgücünün yabancılaştırılması olsun, ister ayrıştırma ve izolasyona dönük eğilimler ya da sosyal yaşamda kendi kendimize olan yabancılaşma olsun; sürekli akan bir damlanın taşı oyduğu gibi insan, kapitalist merkezlerde sürekli kapitalist ideolojinin ekonomik, sosyal ve teknolojik saldırılarına maruz kalıyor.

Kaypakkaya’nın Yoldaşı Olmak! (OKUR POSTASI)

Bazen bulunduğumuz yerlerin, taşıdıkları değeri istemesek de göz ardı edebiliyoruz. Benim Partizan’la tanışmam yılları alıyor ama aktif olmam 3 seneyi buluyor. Birçok insandan şunu duyardım “İbo’nun kültüründen gelenler sağlam olur. O kültürü almışsan uzakta da olsa onu yaşatmaya çalışırsın. O bağlılık hiç bitmez.”

CHP'NİN İHANETLERİ /Mehmet Emin Gündoğdu

 


   Bu yazının amacı kısa bir CHP değerlendirmesi yaparak, bu partinin izlediği politik hattı ortaya çıkarmak ve okuyucuya bir fikir vermek. Çünkü bu parti tarihi boyunca hep mevcut düzenin koruyucusu olmuştur. Düzen ne zaman tıkansa CHP yardıma koşar. En son marifeti unutulmuş bir konuyu yani türbanı gündeme getirerek Erdoğan hükümetine koz vermiştir.

Mersin Eylemi: Savaşın Dayanılmaz Ağırlığı – Emir Arda

26 Eylül günü, Mersin Mezitli’de ki Tece polisevine yapılan eylemin üzerinden ortalama bir hafta geçti. Eylem, yapıldığı günden itibaren, ak koyun ile kara koyunu ayrıştıran bir işleve sahip oldu açıkçası. İki kadın devrimcinin fedai eylemi, siyasal alanın tam ortasına, onu ikiye bölen bir çizgi çekti… Bu yazı eylemin hemen ertesinde kaleme alınabilirdi. Ancak hem HPG’nin açıklamasını beklemek daha doğruydu, hem devletin vereceği refleksi ve eylemin sonuçlarını görmeliydik. O yüzden bu yazının yazılması ve yayınlanması bugüne değin bekletildi… Bu kadar bekleme yeterli.

İtirazın Farkındalığıyla Meydan Okumadır Şiir[*]

 

 

“Bilim aklın şiiridir,

şiir de yüreğin bilimidir.”[1]

 

Andrey Tarkovski’nin ifadesiyle, “Şiir benim açımdan bir dünya görüşü, gerçekle olan ilişkimin özel bir biçimidir. Bu açıdan bakıldığında, şiir, insanlara hayatı boyunca eşlik eden bir felsefedir.”

Yaşamı savunmak; insan olmak (ve sonuna dek de İNSAN kalmak) hâlidir.

Bundan kimsenin şüphesi olmasın…

Çünkü “Hakikâte ulaşmanın yolları şunlardır: Felsefe, Sanat, Siyaset ve Aşk,” diye uyarır Alain Badiou!

Siz toplumsal muhalefetin yükselmesini bekleyin / ERGÜN ASLAN

Biz proletaryalar enternasyonalizmimizi vermeyenin varlığını sorgularız varlığını.

Ama gıdık.

Ama yanak.

Ama...

Demek öyle.

Demek böyle.

Demek  her şey...

Marks'ın, devrime engel olmaya başlayana kadar dünya proletaryalarının çeşitliliğini enternasyonalizmde  bir araya getirmeye çalıştığını görmezlikten gelmemize kadarmış

En büyük ihanetler en güzel proletarya şarkıları arkasına gizlenilerek gerçekleştirilmiş ihanetlerdir.

Kıymetlimizzz...

Yüksek yüksek menfaatlerimizzz....

Diktatörlerin Surlarını Döven Dev Dalgalar!

21.yüzyılın ilk çeyreği bitmeden ve son yirmi yılda yerkürede işçi sınıfı ve ezilenlerin isyan ve devrim türküleri defalarca yankılandı. Nasıl ki yirminci yüzyılın başında insanlık Ekim Devrimi’nin top sesleri ile uyandıysa, içinden geçtiğimiz yüzyılın da daha ilk çeyreği dolmadan yaşanan ayaklanmalar, isyanlar, grevler insanlığın özgürlük umudunun canlı ve bir o kadar da gerçek olduğunu gösterdi.

Sayfalar