Zepur Gı Tarnam
Nedendir bilmem “Zepur Gı Tarnam” şarkısını her dinlediğimde seninle ilgili anılarla dolaşıyorum. Senden geriye kalan anılarımıza büyük bir istekle yeniden ulaşmak istiyorum. Sokakları dolaşmak, seninle buluşmak, hızla sana varmak istiyorum. Senden sonra yaşadıklarımı anlatmak, duymanı mutlaka istediğim şeyleri seninle paylaşmak istiyorum. Bilesin senden sonra bir ağustos sıcağının orta yerinde özgürlük kavgamızın yenilmezi olan Ozanyan Nubar’ımızı Rojava’da kaybettik. Çöl sıcağının orta yerinde bir an olsun bile tereddüt etmeden bedenini işgalci çetelerin beyninde patlattı. Ölüme giderken bile sıradışıydı. Son nefesini verirken bile ağzından korkuya dair bir kelime bile çıkmadı. Sınıfımızın okulumuzun şampiyonu kendine yakışır bir kahramanlıkla sonsuzluğa gitti. Okulumuzun bir an olsun bile yerinde durmaz, ele avuca sığmaz yerinde durmaz tırmanmadık ağaç, çıkmadığı duvar bırakmayan çocuğu Nubar’ımızı, herkülümüzü kaybettik. Ocak ayı onunla daha hüzünlendi.
Biliyorum, duysaydın ölüm haberini “hangi Nubar?” diyecektin. “Hani şu vücut şampiyonu Nubar yoldaş” desem sen yine tam hatırlamayacaktın. Çünkü Nubar yoldaş henüz bilimle, felsefeyle, Kaypakkaya yoldaşla tanıştığımız ilk yıllarda bile o hep görünmezdi. O hep bilinmez yerlerde dolaşırdı. İstanbul’un en yoksul semtlerinin görünmez bilinmez atölyelerinde çalışırdı. Görünür hiçbir yer onun ilgisini çekmezdi. Fakir haliyle kendi kollarını çalıştırıp kaslarını büyütmeye çalışırken bile en yakınımızda olduğunu kimse bilmezdi. Damı çöktü çökecek yoksul yaşamın en dibinde o hep savaşın şampiyonu olmak için hazırlanıyordu.
İlk devrimci uyanışın belirtilerini çocukluk yaşamının her kavgalı anında görmek mümkündü. Kavgamızın ve çocukluğumuzun şampiyonu şimdi yok artık, HRANT! Nubar Ozanyan’ı tıpkı senin gibi önceki axpariglerimiz gibi sonsuza uğurladık. Bu az halimizle ne büyük kayıplar verdik, Hrant! Nubar Ozanyan tıpkı Armenak Bakır, Hayrabet Honca, Nubar Yalım, Manuel Demir gibi, tıpkı onlardan önce şehit düşen Monte Melkonyan, Leonid Azgaltyan, Misak Manuşyan, Stepan Şahumyanlar gibi gözünü bir an olsun bile kırpmadan kendisini halklarımız için feda etti. Bu mazlum Hay halkı, özgürlük ve onur savaşı için en gözde, en onurlu evlatlarını gözlerini bir an olsun bile kırpmadan feda edecek yiğitler yetiştirdi.
Bir grup Partizancı yoldaşla birlikte Kumkapı’nın rutubetli bir odasında oturmuş Zülfü Livaneli’nin “Karlı Kayın Ormanı”nı dinliyorduk. Sokağa çıkıp gizlilik içinde yolumuza koyulduğumuzda en önde axpariglerimiz yani Armenak ve sen yürüyor; geriden büyük bir hayranlık ve dikkatle sizleri izleyen biz üç genç Partizancı yürüyorduk. İlk illegal sokak yürüyüşümüze sizleri hayranlıkla izleyerek başladık. Hiç unutmam, biz üç liseli Partizan öğrenci, soluk renkli geniş deri ceketiyle elleri cepte yürüyen Hrant ve Armenak’ı izliyorduk. O ilk illegal yürüyüşümüz hiç bitmedi Hrant axparig. Hiç sonlanmadı yoldaş. Yolları nehirleri sınırları aşarak dağları delercesine özgürlüğe doğru yürüyüşümüz hiç sonlanmadı. Toprağa düşen her sevgili yoldaşımızın ardından acılarımızı yüreklerimizin en dayanıklı yerine gömerek yolumuza devam ediyoruz.
Sonra Feriköy’de futbol sahasında topa kafayla vuruşunu, sonra Rakel’e âşık halini ve gerinizde yürüyen sözler fotoğrafçı dükkanınızda kardeşin ve bir grup okul arkadaşla birlikte bitmeyen ilk gençlik sohbetlerimiz aklıma geliyor. Kınalıada’daki Karagözyan Ermeni Yetimhanesi’ndeki “axpariglik” döneminiz geliyor aklıma. Armenak’la sonlanmayan yoldaşlığınız kıskanılacak düzeyde bağlılığınız, tükenmeyen sevginiz, bitmeyen zorlu yolculuklarınız aklıma geliyor. Varto Ermeni aşiretinin kara çocuğu Nubar Yalımların köyüne gittiğiniz günleri hatırlıyorum. Armenak ve sen, Botan eteklerindeki Ermeni köyüne gittiğinizde gözlerinizdeki mutluluğu okumak için yakından sizlere bakmaya gerek yoktu. Döndüğünüzde biz genç yoldaşlara “Mutlaka Silopi’ye gitmeli ve köylüleri örgütlemeye başlamalıyız” demiştiniz.
Bir anlamıyla yollarımızın ayrılmasına kadar neden olacak olan Rakel’e olan aşkını hatırlıyorum. Bu nasıl tutkulu bir aşktı Hrant! Her şeyi göze aldın. Tıpkı ölümü hiçe sayarak özgürlüğe uzanmak, dokunmak istediğin sonsuzluk gibi aşkınız hiç sonlanmadı. Korkusuzdun Hrant ! Aşkta olduğun gibi kavgada da korkusuzdun. Senin ve Armenak’ın yanında kendimizi o kadar güvende hissediyorduk. Ordular üstümüze gelse ellerimizle kavga edecek kadar korkusuz ve bir o kadar cesurduk. Çünkü sevgili Armenak ve sen vardınız yanımızda Hrant! Bu ne büyük bir tutkuydu ki sizlere duyduğumuz güvenle ta bugüne kadar gelme kararlılığı ve tükenmez iradesini gösterebildik. Sevdiğine unutmazcasına doyasıya sarılmayı ilk senden öğrendik Hrant! Ve o gün senin göremediğin arkanızdan yürüyen sessiz ve görünmez Nubarımız tıpkı sen ve Armenak gibi büyük bir aşk ve tükenmek bilmeyen bir tutkuyla, unutmaz ve kopmazcasına özgürlüğe sarıldı. Yaşama, aşka dair yazılanlardan daha büyük bir tutkuyla Kaypakkaya’ ya sevdalandı. En büyük sevdayı bitmez aşkın en duygulu mısralarını yaşamı ve savaşıyla Nubar Ozanyan yazdı.
Misak Manuşyan’la Menilen’in yetimhanelerde başlayan aşkını okuduğumda seninle Rakel’in yaşadığı aşka ne kadar çok benzediğini düşündüm. Demek ki biz kılıç artığı halkların gençlik aşkları hep yetimhanelerde başlıyor. Katliamdan yeni kurtulmuş bakımsız yapayalnız soğukta buz içinde açmayı öğrenmiş dağlı çiçeklere benziyor aşklarımız. Tıpkı halkımız gibi yetim ve yitik. Bizler gibi yalnız ve kimsesiz. Sonları acı ve buruk. Yolları kan ve gözyaşı dolu. Demek ki yetim çocukların aşkları dağ başlarında yapayalnız açar. Dağ çiçekleri gibi bakımsız ve yalnızdır. Tıpkı Nubar gibi tıpkı senin gibi Hrant!
Herkes seni sadece Rakel’le olan aşkınla tanır. Seni onunla düşünmeye çalışır. Oysa kimse bilmez ki sen en büyük tutku dolu sevgini devrim denilen ulaşılması kolay olmayan özgürlük yolunda Armenak yoldaşla yaşadın. Nasıl ki seni Rakel’siz düşünmek mümkün değilse Hrant! Seni Armenak’sız düşünmek mümkün değil. Sizi Rakel’den çok daha birlikte gördüm. En çok da Kurtuluş’un, Feriköy’ün Üsküdar Bağlarbaşı’nın, Tuzla’nın, Kurt Kiremit’in tenha ve sessiz sokaklarında duvar diplerinden yürüyüşünüzü gördüm. Otobüsle Silopi’ye Rakel ve Nubar Yalım yoldaşların köylerine gidişinizi gördüm. Yol boyunca sessiz ve suskun süren yolculuğunuzda neler paylaşırdınız Hrant? Neler konuşur neleri zulanızda saklardınız? Halkımızın hangi sarılmayan acısını direniş ve öfke dizelerine işlerdiniz? Hangi kavga eylemlerini planlardınız? Sizleri tanıdığımız o ilkokul yıllarındaki birlikte yürüyüşünüze özendim ve büyük bir hayranlıkla anılarıma işlediğim düş yolculuğumu komutan Nubar yoldaşla sürdürdüm. Bembeyaz kardeşlik sayfalarına senin ve Armenak’ın isimlerinin yanına NUBAR OZANYAN yoldaşı yazdım.
(Bir Partizan)
Son Haberler
Sayfalar
BURJUVA SEÇİMLERİ ve PROLETER TAKTİK
„Bilim, ….. , isteklere ve görüşlere uygun tarzda, tek bir grubun, ya da tek bir partinin savaşım hazırlıklarına ve bilinç derecesine göre siyaseti belirleme yerine, ülkedeki bütün grupların, partilerin, sınıfların ve yığınların hesaba katılmasını emreder.“[1]
Enkaz Yaratan Çürük Düzeninizi Yıkacağız; Seçim Kurtuluşunuz Olmayacak!
6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce insan taammüden katledildi, yüz binlercesi yaralandı ve milyonlarcası temel yaşam koşullarından mahrum bırakıldı. -Bir değil, iki değil, üç değil- on binlercemiz kendileri için bir mezar haline getirilen evlerinde öldürüldü. Sadece depremler nedeniyle değil enkaz altında kurtarılmayı beklerken yardım edilmediği için donarak öldürüldü. İnsanların yardım edin çığlıklarına, “Nerede bu devlet?” haykırışları eşlik etti.
Halkın İçinde Olmak (Sentez)
Halka dair söylenenler, devrimciliğe dair biçilenler, bireye dair yapılan sorgulamalar, bir politik öznenin hayatın içinde olup olmamasına dair yapılan vurgular, sömürenler ve onların devleti, bunların siyasi iktidarı ve muhalefeti, ordusu, sivil uzantısı her şey ama her şey mücadelenin tarihiyle kıyaslandığında kısacık denilebilecek bir zaman diliminde, yoğunlaştırılmış bir şekilde tartışmaya açıldı, tüm bunlarda yeni derinlikler kazanıldı, yeni bakışlar edinildi, ufuklar genişledi, renklilik geldi.
“İstibdat”tan Kurtulmak İçin Kürdü Çağırmak!
14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesi Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlere ilişkin HDP ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı çıkışı basın önünde bir açıklama yaptılar. CHP lideri K.Kılıçdaroğlu da HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar da TBMM’nin önemine, halk iradesinin temsiliyetine dikkat çektiler! Basın önünde verdikleri mesaj “Hiçbir sorun çözümsüz değil, TBMM çatısı altında Türkiye’nin her sorununu çözmek olası…” biçiminde özetlenebilir.
Vicdan ve ahlak mı dediniz? (Ertan İldan)
Aslında Türkiye'de 50 gün sonra yapılacak seçimler hakkında daha fazla konuşmak niyetinde değildim. Tüm sermayesini bu muharabe'nin sonuçlarına yatırmış ve temelde iki kutupa ayrılmış bir toplumsal psikolojide aykırı bir görüşün yankı bulmayacağını bilirim. Daha da önemlisi muhtemel bir yenilgide akli melekelerini yitirmiş ve umutlarını tüketmiş bir kesimin hışmına uğramak tehlikesi de yok değil. Oysa benim "gemileri yakmak" gibi bir mecburiyetim yok. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen toplum kesimleri ile ilişkilerimi ve görüş alışverişimi sürdürmek isterim.
Kaypakkaya ve Kemalist Cumhuriyet
Bu yıl İbrahim Kaypakkaya’nın faşist Türk devleti tarafından katledilişinin 50. yıldönümüdür.
Ve faşist TC’nin de kuruluşunun yüzüncü yılıdır. Kaypakkaya yoldaşın siyasal yaşamı bu tekçi, inkarcı, katliamcı tarihle hesaplaşmakla geçmiştir. Hiç kuşkusuz onun analizleri yalnız geçmişi değil geleceği de içeriyor. Dolayısıyla cumhuriyetin yüz yıllık tarihini sorgularken onun görüşleri bize yol göstermeye devam ediyor.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin boykot tavrı neden doğru değildir
Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan tarihi momentin realitesi; “Burjuva faşist düzen partileri ve ittifaklarının adaylarını boykot et, devrimci demokrat adayları destekle!” (MKP-SB. Bk. Halkın Günlüğü gazetesi) şiarında dile getirilen bu yaklaşımla örtüşür değildir. Neden değildir? Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan süreç, ‘normal-olağan’ rutin bir süreç olmayıp; yönetimsel olarak sistemde niteliksel değişimin yaşanacağı bir süreçtir.
Delirmeye Az Kaldı Doktorum Nerede
Mahlukatlar içerisinde, kendisi gibisini, yaratabilecek tek canlı insanlardır. (Albert Ergün Einstein)
Ah.... çocuklar... ahh....
Memleketteki partilerin zayıflıklarını öne sürerek her türlü burjuva partileriyle bir araya gelenler....
İş dünya proletaryalarının burjuva renkleriyle bir araya gelmeye gelince....
Dünya proletarya partilerin zayıflıklarını öne sürerek bir araya gelmeyi ret etmekteler.
Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.
Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.
Ve tc’nin okul sıralarında olsa dahil...
Ermeni Devrimcilerin İttifak Deneyiminden Hareketle “YÜRÜ BE KEMAL…”
6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce can kaybının ardından 14 Mayıs 2023 tarihinde “Başkanlık” ve “Milletvekilliği Genel Seçimleri”nin “yenilenme”si kararı alındı. Depremler ve ardından yaşanan sellere rağmen ülke seçim sath-ı mahalline girmiş bulunuyor. Seçim, iktidardaki AKP-MHP partilerinin oluşturduğu “Cumhur İttifakı” ve ona eklemlenen partiler ile CHP-İYİ Parti’nin başını çektiği “Millet İttifakı”nın oluşturduğu iki ana siyasi kampın iktidar mücadelesi biçiminde gelişiyor.
ATAERKİL SİSTEME KARŞI MÜCADELE SORUNU, EZEN-EZİLEN CİNS ÇELİŞMESİNİN ÇÖZÜMÜ SORUNUDUR
Sorunların doğru çözümü, öncelikle onların özünün tam olarak ne olduğu veya neye tekabül ettiğinin eksiksiz olarak ortaya konulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yani sorun aslında tıpkı şuna benziyor: Doğru ve isabetli tedavi ancak ki doğru teşhis ile mümkün olabilir.
“Kadın sorunu” olarak tanımlanan sorun da böyledir. Sorunun özü bir kez gözden kaçırıldımıydı, sorunun kendisi de çözümü adına ileri sürülenler de isabetli ve doğru olarak ortaya konma şansını yitirir esasen.
Azaduhi (Nubar Ozanyan)
Herkesin anlatılacak bir hikayesi, yazılacak bir yaşamı vardır. Liceli Azaduhi’nin hikayesi, soykırım yaşamış bir Ermeni kadının Lice’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Hollanda’ya uzanan sürgün hikayesidir. Doğduğu yerde yaşayamadığı gibi ölemeyenlerin hikayesidir. Onun hikayesi kolay taşınamaz acıların, tanımlanması zor hüzünlerin hikayesidir. İyilik yapmaktan başka bir şey bilmeyen, ekmeğini paylaşmaktan başka bir şey düşünmeyen, direngen Liceli bir Ermeni kadının hikayesidir.