Yunanistan'da Haziran Hareketi:Selami ince
Adeta ‘yönetilemez’ bir ülke haline gelen Yunanistan’ın, yeni Avrupa’nın oluşumunda oynayacağı rol çok önemli. Yunanistan seçim sonuçları, krizdeki Avrupa’yı yöneten ama özünde krizin nedeni olan AB liderlerine karşı da bir zafer olacak. Bu açıdan bakıldığında Yunanistan seçimlerinin sadece ülkenin iç politikasına dair bir seçim olmadığını, Avrupa’nın bir seçimi olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Yani, Yunanistan seçimlerini sadece, Radikal Sol Birlik’in (SYRIZA) Yunanistan’daki neoliberal AB partileri ile yarışı olarak değerlendirmek yetersiz olur.
Yunanistan seçimleri Avrupa’da iki açıdan çok önemli: Birincisi Yunanistan’da SYRIZA iktidara gelirse Avrupalı birçok sol, sosyalist, komünist ve özgürlükçü partinin bir araya gelerek 2004’te kurduğu, Türkiye’den Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) üye olduğu Avrupa Solu ilk kez bir ülkede iktidara gelmiş olacak. Diğer önemli nokta ise, Avrupa sosyal demokrasisi kendine yeniden bakacak. Aslında bu her iki durum da Avrupa’da son Yunanistan seçimlerinden sonra kısmen gerçekleşti. İspanya, Almanya ve Fransa’da da Avrupa Sol Parti çeşitli başarılara imza attı. Örneğin Almanya’da ilk kez bir eyalette başbakan çıkardı, Fransa’da oy aldı. Sosyal demokratların 3. Yolculuktan çıkması için önemli baskı unsuru oldu.
Alexis Tsipras Ve Avrupa Sol Parti
Her şeyden önce Avrupa Sol Parti hakkında biraz daha bilgi vermek gerekiyor: Çünkü SYRIZA lideri Alexis Tsipras, Avrupa Sol Parti’nin önemli aktörlerinden biri. Hatta 37 partiden oluşan Avrupa Sol Parti’nin Avrupa Parlamentosu milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı.
Avrupa Sol Parti 2010 yılında Paris’te yapılan 3. Kongre’de karara bağladığı ‘Sosyal Avrupa Ajandası – Eylem Planı’nı hayata geçirmeye çalışıyor. Kararda özetle, Avrupa Solu’nun, “yeni bir dünya, demokrasi ve sosyalizm vizyonunu temsil ettiği” belirtiliyor ve nihayetinde “özgürlük, eşitlik ve adaletin hâkim olduğu, baskı, sömürü, açlık ve kıtlığın olmadığı bir dünya”nın hedeflendiği anlatılıyor.
Kongrede, “başka bir Avrupa, alternatif Avrupa” düşüncesini gerçekleştirmek hedefli ortak eylem ve direniş rotası belirlendi. ‘Sosyal Avrupa Ajandası’nda, “başka bir Avrupa’nın mümkün” olabilmesi için neoliberal politikalara karşı verilmesi gereken mücadele ve alınması gereken önlemler tartışıldı. Taslak Ajanda, neoliberal politikalar öneren ve uygulayan Avrupa Birliği’nin yeniden kurulmasını istiyor.
Ekonomik krizin nedeni siyasi kriz
Ajanda, dünya ekonomik krizinin çeşitli yönlerden analizi ve krizin faturasının yoksullara-işçilere ödetilmeye çalışıldığı tespitiyle başlıyor. Ajanda’da ekonomik krizin en önemli nedeni olarak ‘siyasi kriz’ gösteriliyor.
Bütün kararların işçilerden ve emekçilerden gizli alındığının altının çizildiği ajandada, verilen yanlış kararların faturasını bu sınıfların ödediği belirtiliyor. Avrupa’da her geçen gün daha da artan yoksulluk ve toplumsal eşitsizliğin AB projesinin iflası olduğunu belirten ajanda, ‘sosyal bir Avrupa’nın, mümkün olduğunu belirtiyor.
AB ülkelerinin krizden çıkmak için halkın zararına olan tasarruf politikaları uygulamaya başladığını belirten Ajanda, Avrupa Solu’nun buna karşı sokağa dökülen göstericileri desteklediğini ve destekleyeceğini vurguluyor. Avrupa Solu’nun, tam istihdam, insan onuruna yakışır ücret ve emekli maaşı, sağlık ve eğitim sisteminin düzeltilmesi, diğer toplumsal sistemlerin kurulması gibi talepleri desteklediğini belirten Ajanda, başka bir Avrupa’nın mümkün olduğunu göstermek için, toplumsal, demokratik, barışçıl ve ekolojik iyileştirme taleplerine öncülük edeceğini belirtiyor. Ajanda’ya göre, Avrupa Solu, neoliberal politikalara karşı yürütülen muhalefet hareketinin sadece bir parçası ve ‘mücadele eden sendikalar, çevreci gruplar, barış ve eşitlik hareketleri, anti ırkçılar, eleştirel biliminsanları ve IT uzmanları, sosyal forum eylemcileri, eğitim ve kültür birlikleri’ gibi muhalif güçlerle diyalog içinde.
Borçları devletleştiriliyor
Ajanda’nın 2’nci bölümünde ise, “Krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz” deniyor. Bu bölümün başında şu çarpıcı cümleleri görmek mümkün: “Krizden bu yana, uluslararası finans kuruluşlarının kapitalizme hizmet görevlerini son yıllarda devletler üstlendi. Yoksulluk ve işsizliği önemsemeyen devletlerin, batan büyük şirketleri ve uluslararası finans kuruluşlarını kurtarmak için yaptığı borç rekor seviyelere ulaştı…” Devletleştirmeye radikal bir biçimde karşı olan devletlerin kapitalist sistemin borçlarını hemen devletleştirdiği, örneğin batan bankaların kendisinin değil borçlarının devletleştirildiği vurgulanıyor: “Bankaların da devletleştirilmesini savunanlar ise, Allah’a küfretmiş gibi karşılanıyor!”
Devletlerin finans kapitalin hizmetinde olan bu tavrıyla işçi sınıfının daha da sömürülmesine yardım ettiği ve yukarıdan aşağı bir sınıf savaşı başlattığı belirtiliyor. Avrupa Solu, finans kapitalin ve uluslararası sermayenin kontrol altına alınması doğrultusunda AB’ye öneriler getiriyor.
Bazıları şunlar:
»Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) görevleri değiştirilmeli. ECB, sosyal ve yeni iş olanağı sunan yatırımlar için devletlere ucuz faizli kredi vermeli, finans yatırımlarına verilen krediden yüksek faiz alınmalı.
»Bütün para transferleri vergilendirilmeli. Bu alanda uluslararası düzenleme yapılması için AB ve kurumları öncülük etmeli.
»Finans kurumlarından ve büyük sermayeden vergi alınması yoluyla kamusal gelirler artırılmalı. Reel ekonominin gelişmesi için destek ve girişimde bulunulmalı.
»Avrupa sınırları içinde ve dışında bulunan ‘vergi cennetleri’ yok edilmeli. Hedge Fonds ve Junk-Bond yasaklanmalı.
»Avrupa reyting ajansı kurulmalı ve böylece ülkeler spekülatif özel reyting ajanslarının elinden kurtulmalı. Ayrıca, ülkelerin ucuz kredi kullanabilecekleri fon kurulmalı.
Ajanda’da ‘ortak mal ve hizmetler’ olarak tanımlanan su, sağlık, kültür, hazine toprağı, doğal kaynaklar ve üretim araçlarının özelleştirilemeyeceği, aksine ortak kullanıma açık hale getirilmesi ve kamulaştırılması gerektiği belirtiliyor. Sosyal sigortalara, sağlık sektörüne, kamusal hizmetlere, kamusal barınmaya ve çevreye yüksek devlet yatırımı öneriliyor. Yine, işçilere geçinebilecekleri kadar asgari ücret garantisi, işsizlere insan onuruna yaraşır işsizlik maaşı, öğrencilere burs, 60 yaşını geçmiş herkese emeklilik ve iş sürelerinin maaşlar kısılmadan kısaltılması da taslaktaki talepler arasında.
Yeni bir uygarlık çağı
‘Yeni Bir Gelişme Modeli İçin’ başlıklı son bölümde, insanlığın yeni bir uygarlık çağına başlaması için ilerici reformlarla sistemin değiştirilmesi gerektiği üzerinde durulmuş. ‘Uygarlık değişimi’nin gerçekleşmesi için atılması gereken adımları Avrupa Sol Parti özetle şöyle görüyor:
»Avrupa Sol Parti, kitlesel imha silahlarının yok edilmesi için mücadele eder, savaşa ve yıkıma karşıdır. Bütün askeri işgallerin derhal kaldırılmasını savunur.
»Avrupa Sol Parti, NATO’nun kaldırılması talebini vurgular. Demokratik bir yapıya kavuşturulmuş BM gözetiminde, enternasyonal bir kolektif güvenlik sisteminin kurulmasını önerir. AB’nin dış ilişkilerindeki her türlü militarist tutumlarına karşıyız ve Avrupa’nın barışçıl bir rol oynamasından yanayız.
»Türk hükümeti Kıbrıs sorununun, Avrupa hukukuna, devletler hukuku ve BM kararlarına uygun, adaletli ve uygulanabilir çözümü için, siyasal sürece katılmalı.
»Avrupa Solu, Latin Amerika’daki demokratikleşme süreçleriyle dayanışma içinde olduğunu açıklar. Özellikle Küba’ya karşı uygulanan ambargonun kaldırılmasının önemine vurgu yapar.
»AB ve Latin Amerika ülkeleri arasında imzalanan işbirliği anlaşmaları, çok uluslu şirketlere hizmet eden, neoliberal şartların dayatılması olarak değerlendiriyoruz. Anlaşmalar, doğaya korkunç zarar verecek şartlar içermektedir.
»AB ülkelerinin, yurtiçi milli hâsılalarının en az yüzde 0.7’sini yoksul ülkelere verme sözü 2015’e kadar yerine getirilmeli. Bu yardım yoksul ülkelerin zenginliklerini sömürme amacı gütmemeli. Yoksul ülkelerin borçları silinmeli.
»Etnik kökeni, cinsel eğilimi, cinsiyeti, dini, ideolojisi, engelli durumu ya da yaşı nedeniyle ayrımcılığa uğramış kişilerin hakları için mücadele ediyoruz. Kadın ve erkek eşittir. Avrupa Solu, devletin dinler karşısında tamamen tarafsız olması prensibine uymasını ister. Faşizme, yabancı düşmanlığına, şovenizme, ırkçılığa, antikomünizme, homofobiye ve ayrımcılığın her türüne karşıyız.
Ajanda’da son sözler şunlar: “Avrupa Solu, bir yeni dünya, demokrasi ve sosyalizm vizyonunu temsil ediyor. Avrupa Solu, bu ajandayı desteklemek isteyen herkese açık. Özgürlük, eşitlik ve adaletin hâkim olduğu, baskı, sömürü, açlık ve kıtlığın olmadığı bir dünya projesini gerçekleştireceğiz…”
Ne dersiniz bu Avrupa Solu, biraz Haziran hareketi gibi değil mi?
Son Haberler
İzmir Partizan; Politik çalışmalarımıza yoğunlaşmak en iyi cevaptır!
"Bir süredir kurumumuzu şu veya bu şekilde meşgul eden tartışma, kaos ve krizin şiddetle birlikte boyutlanarak geldiği nokta gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor.
Yaklaşık 1 ay önce tekabül eden bir sürede İstanbul'un Aksaray ve Kartal bürolarımız çete vari bir şekilde gasp edilmiş, muhabirlerimize şiddet uygulanmıştı. Aynı şekilde Dersim ve Erzincan irtibat bürolarımıza yönelik de saldırı ile birlikte gasp edilmek istenmiş, muhabirlerimiz tehdit edilmiş edilmek istenmiştir. Bu gaspçı tutumun son örneği de gazetemizin İzmir irtibat bürosuna yönelik olmuştur.
Kırklareli’den Tutsak Partizan “Belki de bu yaşananlar bıçak sırtındaki güzergaha girmenin fırsatıdır”
Merhaba yoldaşlar
(…)
Gazetemizin bürolarını basıp, talan eden ve arkadaşlara şiddet uygulayanlar, içinden geldikleri, ürünü oldukları anlayışın sadece kendini ürettiğini ve başarılı olacaklarını zannediyorsa yanılıyorlar. Daha önceki darbecilerin, kaçkınların, oluşumcuların vb.lerinin soyundan geldiklerini ve aynı anlayışın ürünü olduklarını unutmamaları gerekiyor. Ve onların yaşadığı akıbet/gelecek, tarihin çöp sepetindeki yerleri onları bekliyor olacak.
Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar “Devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır”
Sevgili Özgür Gelecek çalışanları;
Öncellikle, sizleri coşkuyla kucaklıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.
Özgür Gelecek’in 122. sayısından öğrendiğimize göre gazetemizin Dersim, Erzincan ve Merkez büroları bir gerekçe ile basılmış. Merkez büromuzun basılması sırasında iki çalışanımız darp edilmiştir. Öncelikle şiddete maruz kalan arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Tutsak YDK’lı yazdı “Riha zindanlarından yükselen sloganlarımız birçok yerde haykırıldı! Umutluyuz!”
Dışarıda yeni bir gün doğuyor. Bugün diğerlerinden çok farklı bizler için… Günlerdir hazırlığını sürdürdüğümüz, büyük bir heyecanla karşılamaya hazırlandığımız bir gün… Yeni günün ilk saatlerinde güneşin doğuşunu doyasıya seyredemiyoruz belki ama heyecanımız, coşkumuz ve inancımızla koğuşun içerisinde kendi güneşimizi doğuruyoruz. Bütün arkadaşlarımızla (toplamda 22 kişi olduk bile) uyandığımız andan itibaren saçlarımızı şekil şekil örgülerle bezeyerek, kollarımıza burada yaptığımız mor ağırlıklı bilekliklerimizi takarak, en güzel giysilerimizi giyerek güne hazırlanıyoruz.
Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -2-
Mehmet Demirdağ ve “örgütlü olmak” üzerine
Mehmet Demirdağ yoldaşa ve onun tarihselleşen pratiğine dair yürütülecek inceleme açısından en belirleyici tartışma başlıklarından birisini de örgüt olgusu ve Demirdağ yoldaşın “örgüt olmak” çağrısı oluşturmaktadır.
Amed Zindanı eski tutsaklarından M. USTA: “Esas olarak sorunu yaratanlar derinleştirmeye devam ediyorlar!”
Amed 5 Nolu Zindanı’nda insanlık dışı işkencelere maruz kalan ama buna karşın devrimci direnişinden ve daha sonra da komünist hareket içerisinde örgütlü mücadelesinden taviz vermeyen M. USTA, Özgür Gelecek bürolarının gasp ve çalışanlarının darp edilmesine karşı yazdı: “Bu yıkıcı pratiklerin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. (...) Bu pratiğin kendisi, değerleri kirletmenin ta kendisi. (...) Sizin baskın düzenlediğiniz ve tartaklayarak dışarı attığınız devrimci basın çalışanları bu mücadelenin o alandaki ana değerleridir.”
Şengal'de Hamo Şerro'nun direniş ruhu yaşıyor, bir de Kürt sorunu hala Kaypakkaya geleneğinin kırmızı çizgisidir!
3 Ağustos 2014, Ezidi halkının tarihinde kara bir gün olarak anılıyor. Bugüne kadar 73 kez zalimlerin fermanı ile karşı karşıya kalan halk en son Şengal'de IŞİD çeteleri tarafından katliamlara maruz kaldı. Üstelik ''uygar'' dünyanın gözleri önünde, haberleşmenin, teknolojinin en yüksek aşamasında, engellenemeyen soykırım insanlığın yeni utanç sayfalarından biri olarak tarihe geçti.
Ayrılık Teorik Değil
Acemiler Abisi Acemiler.
Sendikalarda ....
Örgütleyenin proletarya köylü, örgütleneninde halk olmasını beklerken ...
Neye niyet neye kısmet.
Ayrılın şöyle bir bakalım, ayrılın.
Ayıp değil mi ? Neden bu şekilde davranıyorsunuz ? Yakıştıramadım sizlere.. Şöyle bir ayrılın bakayım. Sen şu taşı eline al bakayım. Sende şu değneği. Ha ... şöyle. Şimdi başlayın.
Acemiler abisi acemiler.
Göreceksiniz abileri ayrılıkları konusunda ileride öyle teorik açıklamalarda bulunacaklarki hepimizin dudağı uçuklayacak.
TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı
TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı Ortadoğu halklarının Newroz’unu selamladı. Rojava Komutanlığı “İçinde bulunduğumuz tarihsel süreç bizden büyük sorumluluklar beklemektedir. Bu anlamda Kawa’nın Ortadoğu’ya yaydığı özgürlük ateşini harlandırmak en temel görevimiz olmalıdır” dedi.
“Kawa’nın tutuşturduğu özgürlük ateşini direnişle harlayalım!”
Hizip safsatası ile üzeri örtülen gerçekler
Kolektifimizin uzun bir süredir gündeminde olan bir dizi tartışma kamuoyuna yansımıştır. Bu tartışmaların taraftar ve kamuoyuna sızdırılmasına başından beri karşı çıktık. Tartışmaların zamanında ve yerinde yürütülmesini esas aldık. Elbette burada temel kaygımız kolektifimiz içinde ortaya çıkan ideolojik-politik-örgütsel tartışmaların bizi güçlendirecek bir içerik ve misyonla ele alınmasıdır. Kolektifimiz içinde ideolojik mücadelenin sağlıklı bir biçimde yürütülmesinin koşullarını yaratmaya çalıştık.