Yezidlere karşı Pir Sultan’ın partisine!---ERGİN DOĞRU
Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye'de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.
Türkiye, AKP hükümetinin iktidarlaşma çabası arttıkça özgürleşme arayışları ile diktatörleşme kavgası arasındaki mücadele giderek kızışıyor. AKP gericiliği tek adam diktalığı ile özgürlük arayışı olan tüm güçleri sindirmeye, susturmaya, biat ettirmeye çalışıyor. AKP gericiliği, geçmiş sistem partilerinden farklı bir politika izliyor. Diktalaşma sürecinde tek bir yöntemi değil, birçok yöntem ve politikayı iç içe uyguluyor. Bazen şiddet politikası, bazen ise inceltilmiş asimilasyon ve satın alma, içten ele geçirme gibi yöntemler uygulanıyor.
AKP gericiliği, çok yönlü politikalarını uygularken kendini sistem içerisinde kurumsallaştırma anlamında hızlı bir kadrolaşma uyguluyor ve sistemini geliştirmeye çalışıyor. Yargı, emniyet, ekonomi ve eğitim üzerinden sistemi ele geçirerek adeta “yeşil Kemalist diktatörlük” kuruyor. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sırasındaki söylem ve uygulamaları ile adeta padişahlık özlemlerini gideriyor.
AKP gericiliği ayrıca, iktidarlaşma çabalarını sürdürürken hiçbir dönemde görülmemiş kadar ağır bir baskı ve şiddet uygulamaktadır. AKP hükümeti döneminde yaşanan çocuk ve kadın ölümleri, AKP faşizminin şiddet boyutunu göstermektedir. Yargı, medya üzerinden yapılan en ufak eleştirileri linç politikalarına çevirmekte; sokakta sürekli bir linç tehdidi ile toplum sürekli baskılanmaktadır. Tayyip Erdoğan hakkındaki açıklamalarından dolayı dört kişinin tutuklanmış olması, tehlikenin boyutunu gösteriyor. Çıkarılmak istenen “İç Güvenlik Paketi”, padişahlığın yeni yasaları olacak gibi duruyor. Artık söz söylemek, eleştirmek, sokağa çıkmak kesinlikle bedel gerektirecek.
Kürtler AKP gericiliğine direniyor
AKP gericiliğinin uyguladığı bu faşizm ve dikta çabalarının karşısında ise uzun süredir olduğu gibi Kürt halkının özgürlük mücadelesi duruyor. Kürt halkının tüm soykırım operasyonlarına rağmen sürdürdüğü bu mücadele, özgürleşme adına takdire şayandır. Kürtlerin dışında özgürlük arayışının parçası olması gereken demokrasi ve barış güçleri ise maalesef oldukça etkisiz ve siyaseten belirleyicilikten uzak bir noktadadır. Bu belirlemeye Türkiye’deki emek ve sınıf güçlerini de katmak mümkündür. Dolayısıyla AKP karşısında yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin omzuna yüklenmiş durumdadır. Kürt hareketinin demokrasi ve özgürlük alanlarını genişletme ve büyütme amaçlı yürüttüğü demokrasi ve özgürlük ittifakı, bu sebepten daha acil bir durum haline gelmiştir.
Kürtler, demokrasi güçleri ve emek cephesindeki güçlerin dışında Türkiye demokrasi ve özgürlük güçleri için önemli bir etken olan demokratik Alevi hareketi de maalesef etkisiz bir durumdadır. Sürekliliği olmayan, gündem yaratamayan ve potansiyelini aktif mücadele çizgisini çekemeyen demokratik Alevi hareketi, parçalı ve etkisiz görüntüsüyle siyaset olarak etkili olamamaktadır.
Alevilerin demokrasi güçleri ile birlikte düzenlediği eğitim boykotu gösterdi ki, Aleviler kıpırdarsa Türkiye demokrasi güçlerinde etki yaratmaktadır. Bu yüzden de demokrasi ve özgürlük güçleri içerisinde Alevileri özel değerlendirmek gerekiyor.
Aleviler özgürlük gücüdür
Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye’de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.
Demokratik Alevi hareketi, Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte önemli bir güç ve role sahip olabilir. “Olabilir” diyoruz çünkü demokrasi mücadelesinin geçmiş pratiği göz önüne alındığında Alevilerin mücadele içerisindeki aktif ve etkili rolü belirgindir. Darbe sonrasında ise Alevi hareketi, çeşitli sebeplerden dolayı rolünü oynayamamıştır. Sistemin yükselen Kürt özgürlük mücadelesinden koparıp ayrıştırmak için Alevilere dönük politikaları, bu noktada belirleyicidir. Demokratik Alevi hareketi bu anlamda öncü olma, genel Alevi hareketini doğru bir hatta çekme konusunda rol oynamalıdır.
Genel Alevi hareketi irdelendiğinde siyasal duruş ile paralel olarak eğilimler de belirleyicidir. Örneğin Aleviliğin tarihsel özüne ve felsefesine sahip çıkanlar sistem karşıtı, ilerici bir konumdayken, sistem ile uzlaşan Alevi yapıların duruş olarak Türk-İslamcı çizgiye yattığı biliniyor.
Alevi hareketinin bugün içerisinde bulunduğu parçalı yapı, aslında siyasal duruş ile alakalıdır. Dolayısıyla, “İnanç ve siyaset iç içe olmaz” diyenlerin gerçeği söylemediği nettir.
Alevilerin en büyük handikaplarından biri ise CHP ile olan çelişkili ve yanlış ilişkilenme tarzıdır. Genel Alevi hareketine sistem tarafından enjekte edilen bu hastalıklı duruşun hala aşılamadığı bir gerçektir. Sistem tarafından beslenen gericilik üzerinden Aleviler, sürekli egemenlerin sahte laik politikalarına yedeklenerek sistem denetimine alınmıştır. Elitist burjuvazinin sahte sekülarizm anlayışı, bugün de Aleviler üzerine politika olarak kullanılmaktadır. Bugün AKP gericiliği bahane gösterilerek Aleviler, CHP ye yedeklenmektedir. CHP’nin Aleviliğe hiçbir katkısı olmamasına rağmen Alevilerin hala CHP ile idare edilme çabaları, adeta karşılıksız bir aşktır.
Tarihsel süreç içerisinde yaşanan tüm Alevi katliamlarında CHP’nin iktidar veya iktidar ortağı olduğu gerçeği, ortaya koyduğumuz belirlemenin en somut göstergesidir. Koçgiri, Dersim, Sivas, Maraş, Gazi ve sıralamadığımız irili ufaklı onlarca Alevi katliamında CHP vardır.
CHP-Alevi ilişkileri bu kadar net ve somuttur. Egemen sistem anlayışı, Alevileri hiç kabul etmemiştir; sadece ihtiyaç dahilinde kullanmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca beyaz Kemalist sekülarizmin Alevileri kullanmanın ötesinde bir yaklaşımı hiç olmamıştır. Genel Alevi hareketi, bu çarpık, yanılgılı ve karşılıksız CHP ilişkisinden derhal vazgeçmelidir.
Genel Alevi hareketi için vurgulanması gereken diğer önemli bir nokta da Aleviler ve Kürt Özgürlük Hareketi arasındaki ilişki düzeyidir. Ortadoğu alanının önemli bir değişim ve dönüşüm gücü olan Kürt Özgürlük Hareketi, tüm dinamikleri olduğu gibi Alevileri de olumlu şekilde etkilemiştir. Aleviler, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yükselişiyle beraber özgüven kazanmış, demokratik örgütlülüğünü geliştirmiştir. Devletin Kürtler ile Alevilerin buluşmasını önlemek için Alevi hareketine sunduğu imkanlar dahi dolaylı olarak Kürt hareketinin olumlu yansımalarıdır.
Hemen söylemeliyiz ki, Kürt Özgürlük Hareketi’nin genel Alevi hareketi ile sağlıklı ilişkilenmesi, sistemi zorlayacak en önemli güçtür. Bu iki dinamiğin birleşmesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesini olumlu etkileyecektir. İşte bunu önlemeye çalışan sistem güçleri ve işbirlikçileri, iki dinamik gücün arasını açmak, tarihsel egemen yargılar ve yalanlar üzerinden ayrıştırmak için çabalarından vazgeçmiyorlar. İki dinamiğin tarihsel duruş ve bedelleri görmezden gelinerek Aleviler inanç üzerinden ayrıştırılmak isteniyor. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, kendini inanç üzerinden tarif etmiyor ve Aleviliğin özünü her fırsatta sahipleniyor.
Seçimler yeni bir özgürlük alanı açabilir
AKP gericiliğinin kendini meşrulaştırması noktasında seçimler üzerinden sağladığı kazancı iyi yorumlamak gerekiyor. AKP, seçimleri kendini kurumsallaştırma ve iktidarlaştırma anlamında önemli bir mevzi olarak kullanmış ve siyasetini sistem gücü haline dönüştürmüştür.
AKP gericiliğinin seçimler üzerinden elde ettiği gelişmeler karşısında demokrasi ve özgürlük güçleri genel olarak bu imkanı doğru kullanamamıştır. Kitleler ile buluşma, onun siyasi iradesi olarak kendi sistemini örgütleme şansını, cumhuriyet tarihince elde edemedik. Sebepleri çok olsa da sonuç olarak ortada var olan gerçeklik budur. Dönem dönem parlamenter sistem içerisinde yapılan kimi müdahaleler kalıcı olmamış ve sonuç vermemiştir.
Demokratik Kürt hareketini ise bunun dışında tutmak gerekmektedir. Demokratik Kürt hareketi, açığa çıkan fırsatları doğru değerlendirmiş ve parlamenter sistemi halkın çıkarları doğrultusunda değerlendirmiştir.
Bugün gelinen aşamada AKP gericiliğinin seçimleri yeni hedeflerine ulaşma aracı haline dönüştürmesine izin vermemek gerekmektedir. AKP gericiliğinin tek başına anayasayı değiştirecek güce ulaşmasının önüne geçmek açısından güçlü bir halk muhalefeti örgütlemek gerekiyor. CHP ve MHP gibi sistemin diğer partilerinin AKP gericiliğinin önüne geçemeyeceği açıktır.
AKP gericiliğinin önüne geçmek için ortaya çıkan tabloda en önemli güç, Alevilerin, emekçilerin, aydınların, ilericilerin HDP ile yapacağı güç birliğidir. HDP’nin baraj sorunu olmayacağını görmekteyiz ama sorunu sadece baraja indirgemek, halklarımızın özgür geleceğini kısır değerlendirmek anlamına gelir.
Türkiye’de AKP gericiliğini durduracak yegane güç HDP ve bu güçlerin birlikteliğidir. Bu güç barajı aştığında AKP gericiliğinin anayasa çoğunluğu sağlaması mümkün olmayacaktır. AKP gericiliğine karşı mecliste oluşacak güç, halkların özgür geleceğini inşa edecek güç olacaktır.
HDP ile birlik ve zafer, inkarcılığın aşılmasıdır
HDP ve demokrasi güçleri ile meclise girecek olan bileşim, cumhuriyet tarihince yok sayılan, imha tehdidi ile yaşamış toplumsal kesimlerin temsilcisi olacaktır. Bu yönüyle bakıldığında HDP’nin seçim perspektifinde ortaya koyduğu birlik anlayışı, bir seçim birlikteliğinden ziyade yeni bir toplumsal birlik anlamına gelecektir. HDP çatısında bir araya gelecek olan Alevi, Süryani, Yahudi, Ermeni, Rum, Arap tüm etnik ve inançsal kimlikler, eşit, özgür bir gelecek temelinde birleşecektir.
Emekçiler, doğru sınıf anlayışını demokratik mücadele ile birleştirecek; sistemce yok sayılan, ötekileştirilen kim varsa ortak demokratik değerlerde buluşacak. Bu yüzden de HDP ile yakalanacak olan zafer, aynı zamanda inkarcı, imhacı cumhuriyet anlayışının iflası olacaktır.
Alevilerin çıkarı birliktedir.
Alevi toplumu arasında bugün yaşanan ayrışmanın tarihsel kökeni ve geçmişi vardır. Alevilikte işbirlikçi çizgi ile direnişçi çizginin tarih buyunca süren mücadelesinde Hallacı Mansur’dan, Ebul Vefa’ya, Pir Sultan’dan Baba İshaklara, Alişerlerden Seyit Rızalara kadar direniş çizgisinin başarısı zorunludur. Hızır Paşa, Rayber çizgisine karşı tarafı olduğumuz direniş çizgisi, Aleviliğin geleceğidir.
Aleviliğin tarihsel özü ile yaşanmasından yana olan her Alevi birey, Aleviliğin geleceği için doğru siyasi tutumu almak zorundadır. Bugün Yezid zihniyetinin iktidar olduğu, Hızır Paşa, Rayber çizgisinin Yezid zihniyetine paralel bir duruş gösterdiği bir süreçte her Alevi’nin Hüseyni bir duruş ile Pir Sultan gibi, Seyit Rıza gibi baş eğmeden gerekli duruşu göstermesi gerekir. Bugün bu duruşu göstermek, tüm gericiliğe karşı Aleviliği HDP bünyesinde diğer özgürlük ve demokrasi güçleri ile buluşturmaktır.
Aleviler açısından baktığımızda bu birlik, hem tarihsel duruş açısından gereklidir hem de çıkarları açısından gereklidir. Alevileri içinde bulundukları asimilasyon ve zor tehdidinden kurtarmak, ancak kendi değerlerine ve iradelerine saygı gösterenlerle yan yana gelerek mümkün olur.
Bugüne kadar aldatmaca ve korkular üzerinden yedeklenilen Kemalist kafa ile Yezid zihniyetini aşmak mümkün değildir. İnkarcı zihniyetin asıl ideolojik sahibi olan CHP’ye destek vermek, Aleviler açısından inkarcılığın devamıdır, yeni katliam politikalarına zemin sunmaktır. CHP’nin desteklenmesi demek, aynı zamanda Dersim’de, Maraş’ta, Sivas’ta yitirdiğimiz canların aziz hatırasına da saygısızlık yapmak demektir.
AKP geriletilmek ve aşılmak isteniyorsa yapılması gereken, sanal ve sahte korkular ile CHP yedeğine düşmek yerine AKP gericiliğini tümden aşacak devrimci, demokratik özgürlük platformu olan HDP’nin yanında yer almaktır.
HDP’nin barajı aşması, AKP gericiliğinin anayasayı değiştirme, dolayısıyla başkanlık sistemini kurma tehlikesini kaldıracaktır. HDP’nin oluşturacağı grupla resmi ideoloji aşılırken Aleviler kendi temsilcileri ile kendi mücadelelerini de daha iyi yürütecektir.
Seçimler bir son değil, yeniden başlangıçtır
Bu coğrafyada asırlardır yaşanan adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı halkların özgürleşme zamanı geçiyor. Kapitalist modernitenin sömürü politikalarının aracı haline dönüştürdükleri farklılıkları, boğazlaşmaların değil özgürleşmenin mevzisi yapma zamanıdır.
Elbette seçimler özgürleşme kavgamızda ancak bir araçtır. Seçimlerin kaybedilmesi ile özgürleşme arayışımız son bulmayacağı gibi zafer ile de özgürleşmiş olmayacağız. Burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli nokta, bu coğrafyanın tarihinde hiç olmadığı kadar özgür birlik temelinde bir zemin yakalanmıştır. Emekçisi, devrimcisi, aydını, öğrencisi, kadını, çocuğu ile özgürlük sevdası mayalanmaya başlanmıştır.
Seçimler, halklarımızın bağrında doğan bu yeni mayalanmanın önemli bir aşaması olabilir. Bunun için de seçimleri halklarımızın özgürleşme ve demokratikleşme sürecinde bir mevziye dönüştürelim.
Egemenlerin halklarımıza karşı geliştirdiği dincilik, milliyetçilik, baskı ve zor politikalarına karşı halkların, inançların, toplumsal kesimlerin özgürlük, eşitlik kavgasında bir mevziye dönüştürelim.
Yeni bir dönem başlarken zalimin karşısında direnen Kürt halkının özgürlüğüne, Alevi’nin özgürlüğünü, Süryani’nin eşitliğini, Ermeni’nin kardeşliğini ekleme zamanıdır. Halklar bahçesi yeniden çiçek açarken vicdan sahibi olan herkese düşen, özgürlükler ve demokrasi mücadelesinde halklar ve inançlar bahçesine bir kızıl gül eklemektir.
Zalim ile mazlum arasında süren hak mücadelesinde, Xizir yardımcımız ola!
Son Haberler
Sayfalar
TKP/ML MK : 44.YILIMIZDA ŞAN OLSUN İHTİLALCİ PROLETER ÇİZGİMİZE!
“Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü…”
Yoldaşlar,
Partimiz TKP/ML kuruluşunun 44. Yılını kutluyor. Partimiz, Önderimiz İbrahim Kaypakkaya önderliğinde Şafak Revizyonizme karşı ideolojik-politik temelde örgütsel mücadelenin sonucu olarak 24 Nisan 1972’de tarih sahnesindeki yerini aldı.
Tarih Tanıktır: 24 Nisan’da Kaypakkaya Çizgisinin Doğuşuna
Yüzyılda Ülkemiz iki önemli tarihi zelzeleye tanıklık etti. 24 NİSAN. Öyle ki, her iki toplumsal olay tarihimizde silinmez ve silinmeyecek izler bıraktı. Hele ki bu silinmez tarihi olay aynı güne denk gelmişse - ki öyle- bir o kadar daha önemli ve de değerlidir. Tarihimizde bazı yaşanmışlıklar vadesi dolduğunda unutulur, tarih sahnesinde silinip giderler. Ve kendi kendini tasfiye ederler.
15 NİSAN 2015 TARİHİNDE TUTUKLANAN 10 DEVRİMCİ DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
ALMAN CEZA HUKUKUNUN 129/a-b MADDESİ İPTAL EDİLSİN!
Almanya Adalet Bakanlığının 2012 tarihinde verdiği talimatla başlatılan soruşturma 15 Nisan 2015 tarihinde yapılan bir operasyonla ilk aşaması tamamlamış ve bu operasyon sonucu Avrupa çapında içlerinde ATİK yöneticileri ve TKP/ML yöneticisi oldukları iddiasıyla 10 devrimci tutuklanmıştır. Almanya bu uluslararası operasyonu; Yunanistan, İsviçre ve Fransa devletleriyle ortak bir şekilde gerçekleştirdi. Tutuklanan 10 devrimci Almanya'nın Bavyera eyaletinin çeşitli cezaevlerinde tutulmaktadırlar.
Atik Operasyonu, Ortaya Çıkan Gerçekler Ve Büyük Kuşatmanın İlk Hamlesi!-Marco KARAKAYA
Nisan 2015’de ATİK yöneticilerinin de içinde bulunduğu 13 devrimci Alman ve Türk devletinin işbirliği ile “terör örgütü üyesi” olmaktan dolayı tutuklandı. Fransa, İsviçre ve Yunanistan’ın da dahil edildiği Avrupa çapında bir operasyon yaşandı. Alman devleti bu üç ülkede iade talebinde bulundu.
Filipinler İşçi Sınıfı Üzerinde Gün Geçtikçe Yoğunlaşan Neoliberal Saldırılar
Kamu Emekçileri Birlik, Tanınma ve İlerleme Konfederasyonu’nun (COURAGE) 10. Kongresi’nin Açılış Konuşması, 5 Nisan 2016 Halkların Uluslararası Mücadele Birliği Başkanı Profesör Jose Maria Sison
Biz, Halkların Uluslararası Mücadele Birliği (ILPS) olarak Devlet Çalışanları Birlik, Tanınma ve İlerleme Konfederasyonu’na (COURAGE) ve sizin 10. kongrenize gelmiş bulunan yüzlerce katılımcıya en gönülden selamlarımızı iletiyoruz. Aynı zamanda bu kongreyle eş zamana düşen COURAGE’ın kuruluşunun 30. yıl dönümünü de sizle beraber kutlamaktayız.
Zayıflığın Üstüne Atılan Örtü, “Birlik Anlayışında” Sınıf Uzlaşmacılığının Devrimci Hareketleri Getirdiği Nokta!- MARCO KARAKAYA
Devrimci ve demokratik güçlerin sınıf mücadelesinin sorunları ekseninde ortak kaygıları, sorunları ve buluştukları büyük bir payda vardır. Bu paydaşlık dostluk ilişkilerini nesnel olarak yaratır. Bunun yanında bu nesnel zeminin güçlendirilmesi gibi öznel bir tutumda zorunludur. Bu ise siyasetin işidir. Yani devrimci ve demokratik mücadeleye dair dünya görüşü, sınıfsal-sosyal- toplumsal düzeydeki çeşitlilik ve farklı çıkarları olan kesimlerin bir araya gelme zorunluluğu birlikte mücadele siyasetini üretmeye iten dinamik olur.
Yol açan,yol gösteren...
İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin örgütlenme ve savaşma ihtiyacının olduğu yerde bir yönetme ve yürütme ihtiyacı var demektir. Bir yol göstericiliğe ihtiyaç var demektir. İşçi, kadın, gençlik vb. çalışmalarını, bir birimi, bir grubu, bir örgütü örgütlemek-yönetmek ya da bir harekete önderlik etmek kısaca devrimin parçalarda ve farklı alanlarında ve bir bütüne önderlik etmek gibi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıya olunduğu bir gerçektir.
Kiralık Kürtler-Ahmet Kahraman
Başkaldıran mekanı, yükseklerde uçan kartallar onursallığıyla düellocu olan Kürdistan, öbür yanıyla uzun sürmüş işgal toprakları olması nedeniyle, alt beyni köleleşmiş tipler, ihanet yuvalarıyla doludur. Onuru çürümüş, namus damarı çatlamış tiplerle…
Bu düşmüşlüktür. Ülkenin trajedisidir.
Onur için hayatların orta yere serildiği Kürdistan’da dem, devran olur, düşmanla alış-verişte babanın, kardeşin, amca ve dayının hayatı, pazarlık konusudur.
Tarihsel ihanetleri sıralayacak değilim ama, ta İdrisê Bedlisî, Bedirhan Paşa, Şeyh Übeydullah zamanından beri bu böyledir.
Ya Sosyalizm Ya Kapitalist Barbarlık
Kapitalizm, 20 yüzyılın başlarında emperyalizme evrilmesiyle, yeni bir aşamaya gelmişti. Bu aşamanın adı çürümeydi. Kapitalizmin bundan öte gideceği bir yer yoktu. Bu onun son istasyonuydu.
Beni de atın vatandaşlıktan! Kifayet Ceylan
Tecavüzcülerin namus bekçiliğine soyunduğu bu ülkede onlarla aynı havayı solumak istemiyorum. Ensar Vakfı’nda tecavüze uğrayan çocuklarla ilgilenmesi gereken bir bakanın, hem de bir kadının “Bir kereden bir şey olmaz” dediği bir ülkede yaşamak onuruma dokunuyor. İktidar tarafından korunup kollanan vakıfların “Biz de Ensar'ız...” naralarıyla sokaklarda boy göstermelerinden utanç duyuyorum.
TKP-ML TİKKO: Herkesi HBDH çatısı altında birleşmeye çağırıyoruz
TKP-ML TİKKO tüm devrimcileri özellikle de sempatizan, taraftar ve militanlarını HBDH içinde faşizme ve her türden gericiliğe karşı savaşmaya ve birlikte yürümeye çağırdı.
Kürdistan ve Türkiye’den 10 devrimci örgüt aralık ayından bu yana yürütülen tartışma sürecinin ardından güç ve eylem birliği olarak tanımladıkları Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin (HBDH) kuruluşunu bir bildiriyle ilan etti.