Salı Ekim 20, 2026

Yasli tarih diyor ki:"Halk iktidari ele almadikça.."

Dikkatinizi mutlaka çekmiştir; meclisteki partilerden, "Halk örgütlenip iktidar olsun, kendi kendisini yönetsin," diyen yoktur. Ne böyle bir hedefleri var, ne de felsefeleri… İstedikleri şey, halkın merdiven olması, kendilerinin de tepede oturmalarıdır.


Gördüğünüz gibi yıllardır bu mecliste halkın temel tek bir sorunu tartışılmadı ve çözüme bağlanmadı. Tarihte de hep böyle oldu. Parlamento halka değil egemenlere hizmet veren bir aygıt çünkü. Meclis'teki partiler yeni anayasa ümidiyle halkın üç yılını çalmamışlar gibi, bugünlerde tekrar anayasa tartışması başlattılar.
Hatırlarsınız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2011 milletvekili seçimini “Yeni Anayasa Bayramı” olarak ilân etmiş, seçim propagandasını da en çok bu yalan üzerine kurmuştu.
Tayyip Erdoğan'ın estirdiği pembe rüzgâr meclisteki diğer partileri ve milletvekillerini de arkasına takınca, iktidar ile muhalefet ağız ağıza verip bir anayasa korosu oluşturdular. Her ağzını açan yeni anayasayı konuşuyordu. Seçimden sonra kendi aralarında bir de uyduruk bir komisyon kurdular. Toplumu öyle bir ümit bombardımanına tuttular ki, neredeyse herkes yeni anayasa düşleriyle yatıp kalkıyordu.


Oysa misyonu düzene hizmet etmek olan bu meclisten özgürlükçü bir anayasanın çıkmayacağı baştan belliydi. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz: Komisyon kendi kendisini dağıttı. Böylece partiler seçmenlerine açık açık kazık atmış oldular. Çamurlu bir sahada top oynar gibi seçmenleriyle oynadılar.
Yaşlı tarih gözümüzün içine sokarcasına bize diyor ki, "Siz ezilenler iktidarı devralmadıkça, bin yıl da geçse boyunduruk altında kalmaya ve çamurlu bir sahada ayaklar altında yuvarlanan bir top muamelesi görmeye devam edeceksiniz. Devletin tepesindeki kapışma halkların taraf olduğu bir kavga değildir. Bu kavga Osmanlı'da olduğu gibi kardeşler arası bir post kavgasıdır. Hangi taraf kazanırsa kazansın, kazanan siz olmayacaksınız. "
Şaşmaz bir kılavuz olan tarihin binlerce kez işaret ettiği ve sizin de deneyimlerinizle bildiğiniz gibi, bu düzen sürdükçe özgürlük hayaldir. Ancak bir halk devrimi özgürlükleri getirebilir, özgürlükçü bir anayasayı yapabilir. O devrim ne zaman gelir bilmiyorum; geldiğinde aşağıdaki anayasa metni sosyal medyada sabırsızlıkla onu bekliyor olacak. Halklar iktidarı topyekûn devraldığında bu anayasa önerisinden bir harf dahi alsalar mezarda da olsam bahtiyarlık duyacağım.


İşte o anayasa:
ANADOLU CUMHURİYETLER BİRLİĞİ ANAYASASI
MADDE 1- Anadolu Cumhuriyetler Birliği, yöneticilerin halka bağlı çalıştıkları ve halk tarafından yönetildikleri üç federe cumhuriyetten oluşan federal bir halk devletidir.
MADDE 2- Her federe cumhuriyet iki yüz milletvekilinden oluşan ve halk tarafından görevden alınabilen kendi meclisi ve hükümeti tarafından yönetilir.

MADDE 3-Federal meclis federe cumhuriyetlerin yüzer milletvekili ile temsil edildiği üç yüz milletvekilinden oluşur.

MADDE 4- Anadolu Cumhuriyetler Birliği devlet başkanının görev süresi dört yıldır. Devlet başkanı her seçim döneminde bir federe cumhuriyet tarafından teklif edilen üç aday arasından genel seçimle seçilir. Federe cumhuriyetler adaylarını sıra ile teklif ederler.


MADDE 5- Anadolu Cumhuriyetler Birliği'nin başbakanı ve bakanları federal meclis tarafından üç yıl için seçilir. Başbakan, devlet başkanı gibi federe cumhuriyetler tarafından seçilip teklif edilen üç aday arasından seçilir. Bir federe cumhuriyet iki dönem üst üste başbakan adayı gösteremez.
Bakanlar federe cumhuriyetler arasında eşit sayıda dağıtılır.


MADDE 6- Seçimle gelinen görevlerde gönüllülük esastır. Milletvekilleri ile il, ilçe ve köy meclisleri üyelerinin alacakları maaş asgari işçi ücretinden fazla olamaz.


MADDE 7- Gerek federal mecliste, gerekse federe cumhuriyetler meclisinde her milletvekili yasama faaliyetlerinde cumhuriyetlerde konuşulan herhangi bir dili kullanabilir.


MADDE 8- Federal devletin her yurttaşı istediği federe cumhuriyette yaşama hakkına sahiptir. Bu hakka hiçbir şekilde müdahale edilemez.


MADDE 9- Federe cumhuriyetlerin başkanları dört yıl için genel seçimle, başbakanları ve bakanları ise üç yıl için o cumhuriyetin meclisi tarafından seçilir.


MADDE 10- Cumhuriyetlerin yetki alanları içinde yaşayan tüm etnik ve dini kesimler ve mezhepler eşit ulusal ve dini haklara sahiptir.


MADDE 11- Cumhuriyetlerin yönetiminde halk iradesi mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir. Halk milletvekillerini, devlet başkanını, hükümeti, parlamentoyu ve her derecedeki yöneticileri görevden alabilir, yerine yenilerini seçebilir.
Görevden alma seçmenlerin yüzde onu ile teklif edilir, oylamaya katılan seçmenlerin üçte ikisi ile gerçekleşir.


MADDE 12- Halkın federal meclisten veya federe cumhuriyet meclislerinden çıkan kanunları veto etme yetkisi demokratik bir haktır. Bir kanunun halk tarafından veto edilmesi seçmenlerin yüzde onunun teklifi, oylamaya katılan seçmenlerin yarısından fazlasının oyu ile gerçekleşir.
Halkın veto ettiği bir kanun iki yıl mecliste görüşülemez.


MADDE 13- Halkın federal meclise ve cumhuriyet meclislerine kanun teklif etme hakkı temel bir haktır. Seçmenlerin yüzde onu ülkenin genel ve yerel sorunları hakkında meclislere kanun teklifi verebilir. Halkın teklif ettiği kanunlar üç ay içinde görüşülür. .


MADDE 14- Valilik, kaymakamlık, belediye başkanlığı ve muhtarlıkların görev ve yetkileri bu meclislere devredilir.


MADDE 15- İl, ilçe ve köyler, görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş seçimle gelen ve halk tarafından görevden el çektirilebilen kendi meclislerince yönetilir. Yerel güvenlik güçleri bu meclislerin yetki ve denetimi altındadır.


MADDE 16- Yargı işleri dört yıl için seçilmiş jüriler tarafından görülür. Yüksek mahkeme yargıç ve savcıları halk tarafından seçilir, gerektiğinde görevden alınır.
.
MADDE 17- Her türlü şiddetin ve suçun nedenlerinin ortadan kalktığı, bu nedenle suçluların ve hapishanelerin olmadığı bir toplum yaratmak cumhuriyetler için vazgeçilmez bir hedeftir.
Hapishaneler üçü tutuklular temsilcisi, üçü cezaevi idaresi temsilcisi ve biri ilçe meclisi üyesi olmak üzere yedi kişilik özerk bir kurul tarafından yönetilir.


MADDE 18- Cumhuriyetler bireyin ve toplumun mutluluğundan ve refahından sorumludurlar.
Her cumhuriyet, yurttaşları birbirleriyle maddi ve manevi dayanışmada bulundukları geniş bir ailedir. Toplum birey için, birey de toplum içindir. Bireyler doğumdan ölüme kadar cumhuriyetlerin bakımı, himayesi ve sorumluluğu altındadırlar.
Halkları hapseden sınırların kalkması ve insanlığın dil, din, ırk ve ülke ayrımı olmadan büyük bir dünya ailesine dönüşmesi cumhuriyetlerin değişmez hedefidir.


MADDE 19- Her siyasi düşünce ve demokratik örgütlenme hakkı mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir, bu hakka hiçbir şekilde müdahale edilemez.


MADDE 20- Cumhuriyetleri her türlü iç ve dış tehdide karşı koruma ve kollama görevi halkındır.
Bu anayasanın yapılacak referandumla yürürlüğe girmesinden sonra silahlı kuvvetlerin hukuki varlığı sona erecek, askeri personel kamu kurumlarında istihdam edilecek, er ve erbaşlar ise terhis edilecektir.


MADDE 21- Halkın cumhuriyetleri ve ekonomiyi yönetme hakkı ve yetkisi tartışılamaz, devredilemez.


MADDE 22- Kamuya ait fabrika, çiftlik ve benzer tüm iş alanları çalışanlar tarafından seçilen ve görevden alınabilen temsilcilerce yönetilir.


MADDE 23- İhtiyaç fazlası özel mülkiyet toplumun genel menfaati çerçevesinde sınırlandırılır. Bu amaçla her ailenin değeri beş milyon liranın üzerindeki mülk ve servetleri toplumsallaştırılıp halkın ortak mülkiyetine geçirilir. Elde edilen gelirlerle yatırımlar yapılır, istihdam alanları açılır, halkın ekonomik, sağlık, eğitim, ulaşım, konut ihtiyacı ve sosyal refahı sağlanır.


MADDE 24- Madenler, petrol, enerji, göller, akarsular, denizler ve toprak halkın ortak mülküdür.
Çiftçilerin ihtiyacını karşılayacak araziler ile üç dönümü aşmayan şahsi bahçeler ve konut arsaları bu hükmün dışındadır.


MADDE 25- Cumhuriyetler birer hizmet aygıtı olarak her yurttaşına insanca yaşayabileceği ekonomik imkânları yaratma yükümlülüğü altındadır.
İşsizliği ve yoksulluğu sona erdirmek, iş alanları açmak, çalışmak isteyen her yurttaşa iş temin etmek ve konutu olmayanlara bedelsiz konut vermek cumhuriyetler için bir zorunluluktur.


MADDE 26- Isınma, aydınlanma ve su hizmetleri cumhuriyetler tarafından yerine getirilir; bu hizmetler karşılığında herhangi bir ücret talep edilemez.


MADDE 27- Kamu ulaşımı kara, deniz ve demiryollarında ücretsizdir.


MADDE 28- Her türlü sağlık hizmeti ücretsizdir.


MADDE 29- Kadının erkekle eşit olmasının güvencesi sahip olduğu ekonomik özgürlüktür. Bu nedenle kadının ekonomik özgürlüğü devletin güvencesi altındadır.


MADDE 30- İlköğretimden üniversiteye kadar eğitim ve öğretim ücretsiz ve eşittir. Eğitim ve öğretimin amacı öğrencilerin yeteneklerini ortaya çıkarmak ve bu alanda yetişmelerini sağlamaktır.
İlkokuldan üniversiteye kadar her öğrenci kendi ana dili ile eğitim yapma hakkına sahiptir. Bu hakka hiçbir gerekçe ile müdahale edilemez.
Federe cumhuriyetlerdeki farklı etnik kesimler arasında kardeşlik ruhunun yayılması, dillerin ortaklaşıp zenginleşmesi, dayanışma ve manevi bütünleşmenin sağlanması için her öğrenci ayrıca cumhuriyetlerde konuşulan dillerden birini seçmek ve öğrenmekle görevlidir.


MADDE 31- Yurttaşlar kamu kurumlarında istedikleri dili konuşma, o dille yazışma ve istediği dilden hizmet alma hakkına sahiptir. Bu hizmeti vermek cumhuriyetlerin görevidir.


MADDE 32- Savaşsız ve şiddetsiz bir dünya hedefine ulaşmak, her çeşit savaş araç ve gereçleri ile silah üretimini durdurmak ve orduların varlığına son vermek için başka halklarla ortak çalışmalar yapmak Anadolu Cumhuriyetler Birliği ve federe cumhuriyetlerin ana görevidir.

18 Ocak 2014 (alinakmahmut@hotmail.com)

96837

Mahmut Alınak

Eski kürt milletvekillerindendir.Çeşitli kitapları bulunmaktadır.Aralık 2011 yılına kadar sitemizde sürekli yazılar yazan Mahmut Alınak,Aralık 2011'de KCK tutuklamalarına maruz kalarak tutsak edilmiştir.Temmuz 2012'de tahliye edilmiş olup,zaman zaman yazıları ile okur kitlesine ulaşmaktadır.

alinakmahmut@hotmail.com

Son Haberler

Sayfalar

Mahmut Alınak

Partizan’ın seçim tavrı ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenenler üzerine

24 Haziran seçimlerine giderken yaşanan durum çok açık. Türk hakim sınıfları kendi klik dalaşlarını seçimler aracılığıyla belli bir dengeye ulaştırıp, en az bir beş yıl daha proletaryaya ve halka yönelik saldırganlıkta istikrar yakalamak istemektedir. Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryası ve halka, bir yandan kendisine yönelen faşist saldırganlığa karşı durmakta, diğer yandan ise çeşitli biçim ve içeriklerde sınıf mücadelesini sürdürmektedir.

Turgut Kaya’dan 24 Haziran değerlendirmesi “Kitlelere doğru politika götürmek kıskançlıkla korunması gereken bir ilkedir”

Yunanistan’da Koridallos Hapishanesi’nde tutsak bulunan Türkiyeli devrimci Turgut Kaya, tutsak bulunduğu Koridallos Hapishanesi’den 24 Haziran baskın seçimlerine ilişkin bir açıklama gönderdi.

24 Haziran Seçimleri, Komünistlerin Tutumu

Ülkemizde sınıfların hareketi-tarihsel hareketi- niteliğine ve dünyayla bağlaşıklığına bağlıdır. Duşünce zihinsel aktivitite bu gerçek hayatın yansımaları ile doludur. Cumhuriyet kuruluşunu Komprador sınıfların eğemenliğinde, azınlık ulus ve inançların taleplerini yok sayarak, görünür olduğu yerlerde onu ezerek eğemenliğini inşa etti. Komprador sınıfların ve ona yedeklenmiş sömürücü alt sınıfların ortaklığı sadece bir bağlaşıklık ilişkisi değil ortak bir kültür durumuna geldi. Komprador sınıfların büyüme gençleşme dönemleri sona erdi.

Kaypakkaya, Ortadoğu meselesine yaklaşım ve Oryantalizm

Emperyalistler arası gerilimlerin en net sahası olan Ortadoğu bugün sınıfsal durumun en verili halini ortaya koymaktadır. Bu açıdan Ortadoğu merkezli bir bakış emperyalistlerin uzun vadeli politikalarını ortaya koyacağı gibi hem de sınıf hareketleri açısından verili bir örgütlenme zemini ortaya koymaktadır. Mao Zedung’un bilimsel katkılarını daha net şekilde göreceğimiz bu coğrafyada buradaki sosyal-sınıfsal örgütlenmeye dahil olmak katkı sunmak en net haliyle MLM’yi kitle pratiği içerisinde geliştirmek anlamına gelecektir.

Kaypakkaya ve 71 devrimcilerinden kopuş

TDH içerisindeki ’71 devrimci kopuşunun Türkiye açısından ve bir bütün devrimci hareket açısından önemi büyüktür. Artık yalnızca kalemler değil, silahlar konuşmaya başlamıştır. Deniz Gezmiş ve THKO ile başlayan sürecin takipçisi Mahir ve THKPC olmuştur. Devrimin bir şamar gibi patlamasını ve bozkırın tamamen kurumasını bekleyenlere karşı da komünist önder İbrahim Kaypakkaya ve kurucusu olduğu Proletarya Partisi doğmuştur.

Taş söken “kudurmuşlar”, imkansızı isteyen gerçekçiler ve “abartılmış” devrimciler

“Yerin, göğün, tarihin, zamanın ve suyun huysuzları”ydılar onlar. Cezayir’den Fransa’ya, Vietnam’dan Çin Halk Cumhuriyeti’ne, Rusya’dan ABD’ye, Japonya’ya, Brezilya’dan Türkiye’ye, Kürdistan’dan Filistin’e… Kaypakkaya, Haki Karer, Dörtler, Deniz-Hüseyin-Yusuf, Nurhak’ta Sinan Cemgiller, Ulaş Bayraktaroğlu… Bu huysuzlar isyan ettiler, kaldırım taşlarını söktüler, burjuvazinin sırça köşklerinin camlarını kırdılar, güçlü görünenin zorbalığına isyan ettiler, özgürlük istediler, iktidarı istediler… Yendiler, yenildiler, yaşadılar ve öldüler…

…

Yerli Milli Dindar ve Politika

Yerli sözlük anlamında ‘ulusal’ anlamına gelmektedir. Ek olarak ulusa millete ait olan, taşınamayan şeyleride kapsıyor. Milli ise yerliyi içermekle beraber çoğu zaman yerli ile eş anlamlı olarak da kullanılıyor. Yerli bölgesel özelliklerin ölçeğini yansıtırken milli devletin sınırlarının ölçeğini gösteriyor.

Dindar ise belirli bir dinin kurallarına uygun olarak yaşayan kimseyi temsil ediyor. Bu üç kelime Erdoğan siyasetinin sürekli tekrar ettiği, tekrarlar arttıkça inandırıcılık taşıyor gibi görünen üç cehennem halkasıdır.

Kaypakkaya’nın yöntemi ve komünist kişiliği üzerine (Bir Partizan)

Soyut gerçeklik yoktur; gerçeklik her zaman somuttur. Kaypakkaya’nın teorik ve pratik eserini gerçeğe dönüştürmek, onu somutluk haline getirmek ancak kitlelerle buluşturmakla olacaktır. İncelemelerimiz bu amacın işaret ettiği noktaya konumlanılarak yapılacaktır.

PARTİZAN | “Kaypakkaya, kurtuluş çağrısı ve arayışıdır!”

Tarihi kitleler yazıyorsa, elinde kalemi tutanlar ve yaşananları an’a kazıyarak ona şekil verenler de önderler olmuştur!

Tarihte yığınlar ile önderlerin rolü arasında kopmaz bir bağ vardır. Yığınlar, bir kez özgürlük ve kurtuluş için sokağa çıktı mı mutlaka içlerinde en öne koşanlar, ipi ilk göğüsleyenler ve ardındakilere yol gösterenler olacaktır! Bundandır ki, tarihin seyrini değiştiren, yeni bir yol açan ve buzu kıranlar; mutlak suretle yığınların bentleri yıkan, coşkunca akan, sel suları gibi çağlayan o deviniminin içinden çıkmıştır.

İbrahim KAYPAKKAYA anısına.- Davut Kurun

İbrahin Kaypakkaya Türkiye sosyalist hareketine yeni bir bakış açısı, Türkiyede hakim siyasi değerler ve dengeleri sorgulayan bir bakış açısı kazandırdı. Daha yolun başında idi ve ilk adım olarak Kemalizm, ordu ve milli mesele konularında farklı teorik tespitler ortaya koydu. Ancak unutulmamalıdır ki, İbo’nun siyasi derinliği eldeki yazılı metinlerle sınırlı değildir. Çünkü bu metinler kendi doğrularını koyma yerine ‘Şafak revizyonizminin eleştirisi’ temelinde yazılmıştı.

Ölen ama yenilmeyen: İBRAHİM KAYPAKKAYA! Mustafa Demir

KISA NOT

1975 yılı başları idi. Stuttgart’ta İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleri doğrultusunda faaliyet yürütüyorduk. O günkü kitlelerin ve sosyalistlerin çok ilerisinde düşüncelerdi bunlar.

• Devletin faşist yapısı tahlil ediliyor, onun yıkılıp, önce demokratik bir devlet, durmaksızın sosyalist yapıya geçiş, nihayetinde komünist toplumun inşası öneriliyordu.

• Kemalizm’in tahlili yapılıyor, onun bir diktatörlük olduğuna vurgu yapılıyordu.

Sayfalar