Yasli tarih diyor ki:"Halk iktidari ele almadikça.."
Dikkatinizi mutlaka çekmiştir; meclisteki partilerden, "Halk örgütlenip iktidar olsun, kendi kendisini yönetsin," diyen yoktur. Ne böyle bir hedefleri var, ne de felsefeleri… İstedikleri şey, halkın merdiven olması, kendilerinin de tepede oturmalarıdır.
Gördüğünüz gibi yıllardır bu mecliste halkın temel tek bir sorunu tartışılmadı ve çözüme bağlanmadı. Tarihte de hep böyle oldu. Parlamento halka değil egemenlere hizmet veren bir aygıt çünkü. Meclis'teki partiler yeni anayasa ümidiyle halkın üç yılını çalmamışlar gibi, bugünlerde tekrar anayasa tartışması başlattılar.
Hatırlarsınız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2011 milletvekili seçimini “Yeni Anayasa Bayramı” olarak ilân etmiş, seçim propagandasını da en çok bu yalan üzerine kurmuştu.
Tayyip Erdoğan'ın estirdiği pembe rüzgâr meclisteki diğer partileri ve milletvekillerini de arkasına takınca, iktidar ile muhalefet ağız ağıza verip bir anayasa korosu oluşturdular. Her ağzını açan yeni anayasayı konuşuyordu. Seçimden sonra kendi aralarında bir de uyduruk bir komisyon kurdular. Toplumu öyle bir ümit bombardımanına tuttular ki, neredeyse herkes yeni anayasa düşleriyle yatıp kalkıyordu.
Oysa misyonu düzene hizmet etmek olan bu meclisten özgürlükçü bir anayasanın çıkmayacağı baştan belliydi. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz: Komisyon kendi kendisini dağıttı. Böylece partiler seçmenlerine açık açık kazık atmış oldular. Çamurlu bir sahada top oynar gibi seçmenleriyle oynadılar.
Yaşlı tarih gözümüzün içine sokarcasına bize diyor ki, "Siz ezilenler iktidarı devralmadıkça, bin yıl da geçse boyunduruk altında kalmaya ve çamurlu bir sahada ayaklar altında yuvarlanan bir top muamelesi görmeye devam edeceksiniz. Devletin tepesindeki kapışma halkların taraf olduğu bir kavga değildir. Bu kavga Osmanlı'da olduğu gibi kardeşler arası bir post kavgasıdır. Hangi taraf kazanırsa kazansın, kazanan siz olmayacaksınız. "
Şaşmaz bir kılavuz olan tarihin binlerce kez işaret ettiği ve sizin de deneyimlerinizle bildiğiniz gibi, bu düzen sürdükçe özgürlük hayaldir. Ancak bir halk devrimi özgürlükleri getirebilir, özgürlükçü bir anayasayı yapabilir. O devrim ne zaman gelir bilmiyorum; geldiğinde aşağıdaki anayasa metni sosyal medyada sabırsızlıkla onu bekliyor olacak. Halklar iktidarı topyekûn devraldığında bu anayasa önerisinden bir harf dahi alsalar mezarda da olsam bahtiyarlık duyacağım.
İşte o anayasa:
ANADOLU CUMHURİYETLER BİRLİĞİ ANAYASASI
MADDE 1- Anadolu Cumhuriyetler Birliği, yöneticilerin halka bağlı çalıştıkları ve halk tarafından yönetildikleri üç federe cumhuriyetten oluşan federal bir halk devletidir.
MADDE 2- Her federe cumhuriyet iki yüz milletvekilinden oluşan ve halk tarafından görevden alınabilen kendi meclisi ve hükümeti tarafından yönetilir.
MADDE 3-Federal meclis federe cumhuriyetlerin yüzer milletvekili ile temsil edildiği üç yüz milletvekilinden oluşur.
MADDE 4- Anadolu Cumhuriyetler Birliği devlet başkanının görev süresi dört yıldır. Devlet başkanı her seçim döneminde bir federe cumhuriyet tarafından teklif edilen üç aday arasından genel seçimle seçilir. Federe cumhuriyetler adaylarını sıra ile teklif ederler.
MADDE 5- Anadolu Cumhuriyetler Birliği'nin başbakanı ve bakanları federal meclis tarafından üç yıl için seçilir. Başbakan, devlet başkanı gibi federe cumhuriyetler tarafından seçilip teklif edilen üç aday arasından seçilir. Bir federe cumhuriyet iki dönem üst üste başbakan adayı gösteremez.
Bakanlar federe cumhuriyetler arasında eşit sayıda dağıtılır.
MADDE 6- Seçimle gelinen görevlerde gönüllülük esastır. Milletvekilleri ile il, ilçe ve köy meclisleri üyelerinin alacakları maaş asgari işçi ücretinden fazla olamaz.
MADDE 7- Gerek federal mecliste, gerekse federe cumhuriyetler meclisinde her milletvekili yasama faaliyetlerinde cumhuriyetlerde konuşulan herhangi bir dili kullanabilir.
MADDE 8- Federal devletin her yurttaşı istediği federe cumhuriyette yaşama hakkına sahiptir. Bu hakka hiçbir şekilde müdahale edilemez.
MADDE 9- Federe cumhuriyetlerin başkanları dört yıl için genel seçimle, başbakanları ve bakanları ise üç yıl için o cumhuriyetin meclisi tarafından seçilir.
MADDE 10- Cumhuriyetlerin yetki alanları içinde yaşayan tüm etnik ve dini kesimler ve mezhepler eşit ulusal ve dini haklara sahiptir.
MADDE 11- Cumhuriyetlerin yönetiminde halk iradesi mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir. Halk milletvekillerini, devlet başkanını, hükümeti, parlamentoyu ve her derecedeki yöneticileri görevden alabilir, yerine yenilerini seçebilir.
Görevden alma seçmenlerin yüzde onu ile teklif edilir, oylamaya katılan seçmenlerin üçte ikisi ile gerçekleşir.
MADDE 12- Halkın federal meclisten veya federe cumhuriyet meclislerinden çıkan kanunları veto etme yetkisi demokratik bir haktır. Bir kanunun halk tarafından veto edilmesi seçmenlerin yüzde onunun teklifi, oylamaya katılan seçmenlerin yarısından fazlasının oyu ile gerçekleşir.
Halkın veto ettiği bir kanun iki yıl mecliste görüşülemez.
MADDE 13- Halkın federal meclise ve cumhuriyet meclislerine kanun teklif etme hakkı temel bir haktır. Seçmenlerin yüzde onu ülkenin genel ve yerel sorunları hakkında meclislere kanun teklifi verebilir. Halkın teklif ettiği kanunlar üç ay içinde görüşülür. .
MADDE 14- Valilik, kaymakamlık, belediye başkanlığı ve muhtarlıkların görev ve yetkileri bu meclislere devredilir.
MADDE 15- İl, ilçe ve köyler, görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş seçimle gelen ve halk tarafından görevden el çektirilebilen kendi meclislerince yönetilir. Yerel güvenlik güçleri bu meclislerin yetki ve denetimi altındadır.
MADDE 16- Yargı işleri dört yıl için seçilmiş jüriler tarafından görülür. Yüksek mahkeme yargıç ve savcıları halk tarafından seçilir, gerektiğinde görevden alınır.
.
MADDE 17- Her türlü şiddetin ve suçun nedenlerinin ortadan kalktığı, bu nedenle suçluların ve hapishanelerin olmadığı bir toplum yaratmak cumhuriyetler için vazgeçilmez bir hedeftir.
Hapishaneler üçü tutuklular temsilcisi, üçü cezaevi idaresi temsilcisi ve biri ilçe meclisi üyesi olmak üzere yedi kişilik özerk bir kurul tarafından yönetilir.
MADDE 18- Cumhuriyetler bireyin ve toplumun mutluluğundan ve refahından sorumludurlar.
Her cumhuriyet, yurttaşları birbirleriyle maddi ve manevi dayanışmada bulundukları geniş bir ailedir. Toplum birey için, birey de toplum içindir. Bireyler doğumdan ölüme kadar cumhuriyetlerin bakımı, himayesi ve sorumluluğu altındadırlar.
Halkları hapseden sınırların kalkması ve insanlığın dil, din, ırk ve ülke ayrımı olmadan büyük bir dünya ailesine dönüşmesi cumhuriyetlerin değişmez hedefidir.
MADDE 19- Her siyasi düşünce ve demokratik örgütlenme hakkı mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir, bu hakka hiçbir şekilde müdahale edilemez.
MADDE 20- Cumhuriyetleri her türlü iç ve dış tehdide karşı koruma ve kollama görevi halkındır.
Bu anayasanın yapılacak referandumla yürürlüğe girmesinden sonra silahlı kuvvetlerin hukuki varlığı sona erecek, askeri personel kamu kurumlarında istihdam edilecek, er ve erbaşlar ise terhis edilecektir.
MADDE 21- Halkın cumhuriyetleri ve ekonomiyi yönetme hakkı ve yetkisi tartışılamaz, devredilemez.
MADDE 22- Kamuya ait fabrika, çiftlik ve benzer tüm iş alanları çalışanlar tarafından seçilen ve görevden alınabilen temsilcilerce yönetilir.
MADDE 23- İhtiyaç fazlası özel mülkiyet toplumun genel menfaati çerçevesinde sınırlandırılır. Bu amaçla her ailenin değeri beş milyon liranın üzerindeki mülk ve servetleri toplumsallaştırılıp halkın ortak mülkiyetine geçirilir. Elde edilen gelirlerle yatırımlar yapılır, istihdam alanları açılır, halkın ekonomik, sağlık, eğitim, ulaşım, konut ihtiyacı ve sosyal refahı sağlanır.
MADDE 24- Madenler, petrol, enerji, göller, akarsular, denizler ve toprak halkın ortak mülküdür.
Çiftçilerin ihtiyacını karşılayacak araziler ile üç dönümü aşmayan şahsi bahçeler ve konut arsaları bu hükmün dışındadır.
MADDE 25- Cumhuriyetler birer hizmet aygıtı olarak her yurttaşına insanca yaşayabileceği ekonomik imkânları yaratma yükümlülüğü altındadır.
İşsizliği ve yoksulluğu sona erdirmek, iş alanları açmak, çalışmak isteyen her yurttaşa iş temin etmek ve konutu olmayanlara bedelsiz konut vermek cumhuriyetler için bir zorunluluktur.
MADDE 26- Isınma, aydınlanma ve su hizmetleri cumhuriyetler tarafından yerine getirilir; bu hizmetler karşılığında herhangi bir ücret talep edilemez.
MADDE 27- Kamu ulaşımı kara, deniz ve demiryollarında ücretsizdir.
MADDE 28- Her türlü sağlık hizmeti ücretsizdir.
MADDE 29- Kadının erkekle eşit olmasının güvencesi sahip olduğu ekonomik özgürlüktür. Bu nedenle kadının ekonomik özgürlüğü devletin güvencesi altındadır.
MADDE 30- İlköğretimden üniversiteye kadar eğitim ve öğretim ücretsiz ve eşittir. Eğitim ve öğretimin amacı öğrencilerin yeteneklerini ortaya çıkarmak ve bu alanda yetişmelerini sağlamaktır.
İlkokuldan üniversiteye kadar her öğrenci kendi ana dili ile eğitim yapma hakkına sahiptir. Bu hakka hiçbir gerekçe ile müdahale edilemez.
Federe cumhuriyetlerdeki farklı etnik kesimler arasında kardeşlik ruhunun yayılması, dillerin ortaklaşıp zenginleşmesi, dayanışma ve manevi bütünleşmenin sağlanması için her öğrenci ayrıca cumhuriyetlerde konuşulan dillerden birini seçmek ve öğrenmekle görevlidir.
MADDE 31- Yurttaşlar kamu kurumlarında istedikleri dili konuşma, o dille yazışma ve istediği dilden hizmet alma hakkına sahiptir. Bu hizmeti vermek cumhuriyetlerin görevidir.
MADDE 32- Savaşsız ve şiddetsiz bir dünya hedefine ulaşmak, her çeşit savaş araç ve gereçleri ile silah üretimini durdurmak ve orduların varlığına son vermek için başka halklarla ortak çalışmalar yapmak Anadolu Cumhuriyetler Birliği ve federe cumhuriyetlerin ana görevidir.
18 Ocak 2014 (alinakmahmut@hotmail.com)
Mahmut Alınak
Eski kürt milletvekillerindendir.Çeşitli kitapları bulunmaktadır.Aralık 2011 yılına kadar sitemizde sürekli yazılar yazan Mahmut Alınak,Aralık 2011'de KCK tutuklamalarına maruz kalarak tutsak edilmiştir.Temmuz 2012'de tahliye edilmiş olup,zaman zaman yazıları ile okur kitlesine ulaşmaktadır.
alinakmahmut@hotmail.com
Son Haberler
Sayfalar
Şehrin Işıkları
Şehrin gri havasından akşamın karanlığına yürüyorken, herkes, bir telaşla kaçan trenin arkasından koşar gibi, tempoyla, koşturuyor. Şehir o kadar hızlı akıyor ki; insanlar zamanın ve süreçlerinde aynı hızda aktığını zannediyor. Elleriyle dokundukları, gördükleri ve duydukları her şey bir sonraki gün biçim değiştiriyor, aldıkları kokular değişiyor. Gazeteler bir gün önce yazdıklarını ertesi gün hatırlatamıyorlar bile.
Kimliksizlik kimlik olmuş! Tahir Canan
Star Gazetesi İnternete yönelik baskıları savunmak için basın ahlak kurallarını hiçe sayarak basın yasasını hiç görmeyerek dilde kemik yok misali İnternet sansürüne karşı çıkanları porno savunmakla suçlamış. Kendi ilkesizliğini de ilke olarak lansa etmiş. Deyim yerinde ise ilkesizlik ilke olmuş, kimliksizlik de kimlik yerine geçmiş. Yalan dolanla hükümeti” yalama “ yalakalığı erdeme dönüşmüş! Halkı kandırmayı da meslek etmişler. Bunun adına da Gazetecilik denmiş! Gazeteciliğin kamusal görevini hükumetin, devletin ululuğu altına gömmeyi” meslek ilkesi” kabul etmişler.
Yüce bir ölüm!/Agop Ekmekciyan
24 Ocak 1988 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü I.Şube polisleri tarafından boş bir arsada kurşuna dizilerek öldürüldüğü vakit Manuel Demir henüz 25 yaşındaydı. Genç yaşında ,inandığı dava uğruna düşüncelerinden taviz vermeyen,onurlu duruşu ile cellatları çılgına çeviren Manuel Demir hunharca öldürüldü. Faşizmin azgınca terör estirdiği yıllarda tüm hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı,yurtsever,devrimci,komünistlerin hapishanelere atıldığı 12 Eylül faşizminin kol gezdiği şartlarda devrimci mücadeleye ara vermeden,,çekinmeden devam etti.
Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) için 11 not/ Temel Demirer
normal tarihsel koşuldur.”[1]
i) Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) güzergâhı, “devrimin güncelliği” fikrine veda etmeyenler için şaşırtıcı olmadığı gibi, “beklenilmeyen” de değildi…
Bu bağlamda Kaan Arslanoğlu’nun, “Bu memleket adam olmaz”, “insanların üzerinde ölü toprağı var”, “insan doğuştan/genetik olarak itaatkârdır,”[2] türünden zırvalarını yerle yeksan eden Haziran Başkaldırısı, tarihsel bir yanıt oldu.
Akademisyen sorumlulugu /Sibel Özbudun
“En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir.”[2]
1. Entelektüel üretimin akademiye ve belli şablonlara sığdırılmaya çalışıldığı günümüzde, sizce akademi dışında entelektüel bir üretim zeminin oluşturulma imkânları nelerdir? Bu bağlamda Özgür Üniversite deneyimini nasıl değerlendirirsiniz?
Benzeşen Toplumları Talilde Unutulanlar / Ergün Aslan
Teori proletarya köylünün yaşamsal mücadelesinin devrimcide akademik olarak dile gelişidir.
Konuya girmeden önce,
Kapitalizmin.., işverenin.. karşısında proletarya köylü olmanın nasıl bir şey demek olduğunu unuttuysan ...
Bu tuzsuz baharatsız sosyo - ekonomik yapı neymiş ya.
Her şeye deva.
Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, inşasını mı talil edecen; Katma işin içine sömürgeciliği..., sosyo - ekonomik yapının sınıflar yüzerinde yol açtığı karekterliği.... tamam.
Umreye Giden Düşkünler/ Erdal Yıldırım
Gündemde AKP iktidarı Kültür Bakanlığınca organize edilen 100 Alevi kökenli ‘dede’nin önce Necef’e, Kerbelâ’ya ve sonra da umreye götürülmesi olayı var. Ve (ben de dahil) bir çok yazar çizer, kanaat önderi, kurum yöneticisi günlerdir bu konuda, konuşuyor, yazıp çiziyor ve ülkenin başkaca bunca önemli yaşamsal sorunuları varken, bu konu gündemde önemli bir yer tutuyor.
On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?
AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta. Ülkeyi öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.
Abdullah Öcalan,Hatip Dicle ve “Kapitalist Modernite”’
Time dergisinin her yıl açıkladığı “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesinin 2013 versiyonunda Ortadoğu’dan sadece iki liderin adı vardı: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.Liderliğini esaret koşullarında sürdürmesiyse Abdullah Öcalan’ın çok özel durumuna işaret ediyor.Tam anlamıyla bıçak sırtında yapılan bir politika üretiminden bahsediyoruz.Bu politika üretimine ilişkin tartışmalar Öcalan’ın bir komployla 15 Şubat 1999’da TC’ye tesliminden ve takip eden sorgu aşamasındakı performansından itibaren hiç durmadı.Öcalan’ın özeleştiri vererek önünü kesmediği bu tartışmalar başta PKK dü
Mültecilik ve düşünce üretimi
Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içinde eskiden beri “mülteciliğe” bir kızgınlık ve yabancılaşma vardır. Özellikle “mülteci” devrimcilere iyi gözle bakılmaz. Bunun TDH’ne, “kötü” olarak yansıması TKP’nin mülteciliğinden kaynaklanıyor. TKP önderleri,,, ülkedeki baskı koşularından dolayı uzun bir süre yurtdışında (o zamanki adıyla Sovyet bloku ülkelerinde) yaşamak zorunda kalmaları, 1970’lerden sonraki devrimci kuşak içinde, “lanetlenen” bir durum oldu.