Yaşamın Fakir’i Savaşın Martager’i Proletarya Partisi’nin OZANYAN’I NUBAR YOLDAŞ’a…
İnsanlar yaşayarak, çalışarak, üreterek, savaşarak iz bırakır. Savaşan her insan yaptığı ve yarattığı kadar iz bırakır. Sınırları çizen, anıları derinleştirip kalıcılaştıran da budur.
Bütün fakirlerin “Fakir”i, savaşan her militanın “Martager”i olan Nubar yoldaşla ilgili kurulan, ilişkilendirilen her şey de muazzam bir emek, sonsuz fedakarlık, sınırsız bir bağlılık vardır. Yani yaşarken “Fakir”, savaşırken “Martager” olan sadece savaştığı ülkenin değil ezilen tüm halkların yoldaşı Nubar, ölümsüz bir devrim çınarıdır.
Kimin tarafından hangi biçimde nasıl anlatılırsa anlatılsın mutlaka eksik ve tamamlanmamış olanların hikayeleri gibidir Nubar yoldaşın savaş hikayesi…
Yaşamında fazla anlaşılamayan yaptıkları ve yarattıkları yeterince görülmeyen her ölümsüzün hikayesine benzer Nubar yoldaşın devrimci hikayesi…
Bir emekçi ne kadar fakir olabilirse o kadar yoksul yaşadı FAKİR yoldaş. Mülksüz, parasız, ceketsiz, saatsiz bir yaşamın; görünürlüğü olmayan bir militanın değişmeyen ismi oldu.
O, sistemin ürettiği metaların etkisi altına alamadığı bir derviş gibi yaşadı. Maddi olan dünyanın her maddiyatını anlamsız kıldı yaşamında.
Ne kalacak bir evi ne üstünde uzun süreli yatacak bir döşeği, ne düzgün giyecek bir gömleği ve ne de yeni bir ceketi oldu. Çalışıp elde ettiği beş kuruşu “yarın ne yaparım” diye düşünmeden yanındakilerle, yoksullarla paylaştı.
Dostlarının, yoldaşlarının kendisine verdiği her bir çift yeni ayakkabı ve elbiseyi önce devrimin, silahlı mücadelenin hangi ihtiyacı ve görevi için değerlendiririm diye düşündü. Yeni, parlak ve parlayana asla tenezzül etmedi. Devrimci olmayana bir an olsun bile tenezzül etmedi.
Üstünde eski yırtık bir hırka ağzında yoldaşlarından en sona kalan bir lokmayla yaşadı. Hangi ülke ve şehirde kaldıysa kendisine ait mülkü olmayan bir yaşamın parçası ve öznesi oldu. En yoksula tutundu, en fakir olana sarıldı. En zor olan yolu ve çalışmayı seçti. En riskli ve en fazla bedel isteyen görevlerin ilk adayı ve yolcusu oldu. Üstünde yırtılmaya ramak kalmış rengi solmuş bir hırka, ayağında her an yırtılabilir ayakkabısıyla yola çıktı.
Para tanımaz, cebinde taşımak istemez onunla ilgi hesap içine girmez bir yaşamın öznesi oldu. Maddi imkanlar eline geçtiğinde hemen ilk fırsatta ilk rastladığı yoldaşa elinde olanları devretmeye hazır bir anlayışın ve pratiğin vazgeçilmez ve tanınan ismi oldu.
Yaşamında bu kadar fakir olan bir yoldaşın savaşımında nasıl bir MARTAGER olabileceğini ancak NUBAR yoldaş tanındıktan sonra tanımlanabilir. Nubar yoldaşın dışında çok az militan bu kadar rahat ve basit bu tanımın içine girebilir. Onun dışında çok az insan bu tanım içinde bu kadar rahat inandırıcılık kazanabilir ve kazandırabilir. Ona dokunan, onunla bir anlık bile olsa tanışma yaşama şansını bulan herkes Nubar yoldaşın fakir bir yaşamın sahibi ve öznesi olduğunu bilir ve üstüne yemin içebilir.
Kan lekeleriyle kirlenmiş paranın hükümran olduğu kirli dünyanın içinde Fakir yoldaş gibi temiz ve onurlu kalmak ve Martager gibi korkusuzca savaşmak ancak NUBAR OZANYAN yoldaşa ait olabilir. Mülksüz ve parasız dünyanın en ileri sahipleri savaşta fedakar olur. “Yaşam da fedakar olmayan savaşta fedakar olamaz” ilkesi ekmek ve su kadar gerçek diyalektiğin çelişki yasaları kadar bilimseldir. Komutan Martager yoksul halkı kadar fakir ve savaş cephesinde yürek sınırlarını zorlayacak kadar korkusuzdu.
Parti ne karar alıp onu nereye hangi göreve göndermek istemişse onun kabulden ve hızlı hareket etmekten başka bir fikri ve hissiyatı olmamıştır. Ülkeyi terk etmek acı da olsa o bu acıya katlanarak görev alanına gitmiştir. Avrupa’yı terk etmek kararı karşısında hızlı ve güvenli görevine gitmenin yoğunluğunu ve çabasını yaşamıştır. Ne geride bırakmakta zorlanacağı bir mülkü, ne boynunda gözyaşlarını taşıyacağı bir yari olmadan geriye dönüp bakmadan ileriye yürümüştür.
Cepheye düşmanla karşı karşıya, omuz omuza savaş kararında ve talimatında kimseye öncelik sırasını bırakmadan koşarak düşman üstüne yürümüştür. En etkili, en ölümcül darbeyi düşmana vuracak silahın ilk ateşleyicisi o olmuştur. Düşman mermileri patladığında karşısında en cesur ve en diri duruşu ilk o göstermiştir.
O MARTAGER ismini düşmanla girdiği çatışmalarda karşı karşıya kaldığı direnişler içinde almıştır. General Martager ismini silah ve patlayıcı ustalığında her gün düşmana nasıl etkili ve sarsıcı darbeler vururum taktik ve planların yoğunluğu içinde almıştır. O hiçbir şeyi alınteri dökmeden sayısız ve sınırsız emek vermeden elde etmemiştir. Bilinç ve bileğinin hakkıyla emek ve alınterinin onuruyla halkların sevgi ve saygınlığını dürüstlüğü, fedakarlığı ve yiğitliği içinde hak etmiştir.
Yaşamın Fakir’i, savaşın Martager’I, Proletarya Partisi’nin Ozanyan’ı Nubar yoldaş ne kariyere ne ün ve mevkiye zerre kadar tenezzül etmeden devrimci savaş kişiliğini yaşamış ve Partili kimliğini yaşatmıştır. Emeğe değer biçmesini, halka hizmet etmesini bilerek devrimcilik yapmıştır. Proletarya Partisi’nin ve devrimin en sancılı dönemlerinin en zor görevlerin en zor alanların “devrimciliği nasıl yapılır”ın sahici ismi olmuştur. Bundandır ki partisi 1. Kongresini onun ismiyle onurlandırmıştır.
Şan Olsun Nubar Ozanyan’a!
Süreci Ozanyanlaşarak Aşacağız!
Bir yoldaşı
Son Haberler
Sayfalar
Siyonizm,anti-semitizm ve bir "Mugalata"üzerine
“Kişi ancak kalbiyle görür.Göz hiçbir şeyin özünü göremez.
Yıl 1975 ya da 1976 olmalı; Paris’te bir grup Türkiyeli devrimci öğrenciyiz. Aklımız ve yüreğimiz, bir yanıyla yükselen devrimci hareketin devlet destekli faşist çeteler eliyle kırılmaya çalışıldığı memlekette; bir yanıyla da hem yaşadığımız ülkedeki devrimci mücadelelerin içinde yer almaya, hem de Türkiye’deki devrimci/sosyalist hareketle dayanışma sağlamaya çabalıyoruz. Türkiyeli işçileri Fransız emek hareketi içerisinde örgütlemeye çalışıyoruz, örneğin.
TKP/ML TİKKO: “Kobanê Direnişi, Direnişimizdir”
TKP/ML TİKKO savaşçısı Agit Cem, İbrahim Kaypakkaya'nın ardılları olarak üstlerine düşeni,Kobanê'de yerine getirdiklerini ifade etti. Cem, "Önümüzde duran enternasyonal bir görev olarak hem Türkiyeli devrimcilere hem de diğer uluslardan demokratik çevrelere, Kobanê direnişinde yerlerini alma çağrısında bulunuyoruz. Artık 'Kürt halkının mücadelesini destekliyoruz' demek yetmez. Gün halkların ortak mücadelesi için pratik adım atma günüdür" dedi.
Çözüm Sürecini Yüzdük Kuyruğa Geldik- D. Ali Küçük
Kurbanın derisi yüzüldü, kuyruğuna geldik. Hani “dananın kuyruğu kopacak” diyorlar ya onun gibi bir şey.
İmralı heyeti(Barış-Çözüm-Süreç-müzakere heyeti vb ne derseniz deyin) Bu hafta Kandile gidemedi, ertelediler.
Gerekçelerini de şöyle sıraladılar:
“"Akdoğan ile görüşemedik, ondan"
Darbeye hazır mıyız?
La benim fikrim avrat bir teşti ekmek pişirmeye razı olsa da ailemizin tüm yaşantısı çağdaş kölelikte / patronlarda / kurtulsa diye çalışırken bu Marmaranın sömürgeciliğe entegre olmuş iş kollarında patronların yaşam mücadelesine karşı işçilerin patronlarla kurduğu duygusal bağ beni baya etkiledi ya.
Neyse aman zaten gündemimizde lenizmle, maozmi tarih sahnesinde ortaya çıkaran işçilerin koşullarındaki farklılıklar da değil.
Gündemimiz darbeye hazır mıyız ?
Aslında:
Gündeme göre de uçuk bir konu.
İnsanlığa ve geleceğe açık mektup! H.GÜRER
H. Kılıç’ın Tehdidi ve Seçimin İşaret Fişeği!
“Seçim dönemleri yaklaştıkça, Ankara’da ‘Ali Cengiz oyunları’ da başlar” Bu sözler hükümetin medya temsilcilerinden Abdülkadir Selvi’ye ait. Pek de yanlış bir tespit değil. Türk egemen sınıfları arasındaki “Ali Cengiz oyunları”, pusular, operasyonlar, boğazlaşmalar aslında hiç eksik olmaz. Ama seçim atmosferine girildiğinde bu durum dozu artarak gerçekleşir. Türkiye’de seçimler, Aziz Nesin’in “Zübük” hikâyesine taş çıkaracak “zenginlik”lere sahne olur. Şimdilik 2015 Haziran’ında yapılması planlanan genel seçimlerin de bu iklimden farklı yaşanmaması için tek bir neden yok.
Diktatörün Sarayındaki Paçoz Çariçe-Galip Munzam
Birkaç sene evvel –sanıyorum 2011 yılında– memlekette paçozluk ve onunla alakalı olarak paçozlaşma kavramları tartışılmaya başlandı.
Daha Neyi Bekliyoruz?
Yazıya ülkedeki tüm demokrasi güçlerini, toplumsal dinamikleri, siyasal yapı ve kurumları, dostlarımızı, canlarımızı, Zorunlu Din Dersine karşı başlatılan ve önemli bir hak alma mücadelesi olan “Oturma Eylemleriyle” dayanışmaya davetle başlayayım..
Demokrasi mücadelesinde bazen bir çığlık, bazen sessiz bir duruş, ya da bir oturma eylemi, Plaza De Mayo Anneleri ile Cumartesi Annelerinin Oturma Eylemlerinde olduğu gibi çığ misali büyüyerek tüm ülkeye, hatta başka ülke ve kıtalara da ulaşabiliyor.
Faşizme Taş Atmak İyidir
“DEMİR LEYDİ” DENİLEN BİR “MILK SNATCHER/ SÜT HIRSIZI”… [*]
“Torbada ne varsa,çorbada da o vardır.”[1]
İngiltere’nin ilk ve tek kadın Başbakanı Barones Margaret Thatcher 8 Nisan 2013’de geçirdiği felç sonrası 87 yaşında öldü. 11 Nisan 2013 tarihli ‘The Independent’in haberine göre ölümünün ardından ilk 3 saatte internete girenlerin yüzde 92’si, hayatlarını perişan ettiği kömür madencilerinin çocuklarıydı…
SOSYAL BİLİMLER: BİR ŞEY YAPMALI![*]
“Etik açıdan toplum bilimleri insanlığa hizmet etmeli;ancak sınıflar, etnik gruplar, uluslar vb.arasındaki çelişkilerle dolu bir dünyada,herkesin çıkarlarına hizmet etmek olanaksız gözükmektedir.Ezilenlerle ezenlerin dolayımsız çıkarları arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsak, sorumluluğumuz ilk elde ve öncelikle birincileredir: çünkü özel yetkinliğimiz bu alandadır.”[1]
Şu satırlara göz atar mısınız?