Cumartesi Ekim 3, 2026

Yasal Çalışma ve Yeraltı Çalışmasının Önemi Üzerine

Faşizm en koyu, en kanlı, en vahşi biçimiyle hükmünü sürdürüyor. Faşist devletin başında bulunan Erdoğan ve müttefikleri faşist diktatörlüğünü daha açık, daha şoven, daha ırkçı şekliyle sürdürüyor. Öyle ki, kendi koyduğu yasaları tanımıyor, parlamento ahırının ona tanıdığı yetki ve kuralları hiçe sayıyor, darbe üstüne darbe yapıyor. Kendi eliyle organize ettiği ‘darbe’ oyununu bahane ederek her alanda devrimci, demokrat, aydın ve yurtsever güçleri topluca tasfiye etti. Suriye’ye topraklarına girdi.  İŞİD’i gerekçe göstererek Suriye ve Kürdistan toprakları işgal edildi. Teşhir olan İŞİD’e ‘darbe operasyonu ‘ adı altında yeni bir yüz takıldı. ‘EL NUSRA VE OSO adı altında İŞİD’İn faaliyeti devam ediyor.  ABD, AB ve NATO’nun organize ettiği plan adım adım devam ediyor. Faşist Türk devleti bu oyunu kuralına uygun yerine getiriyor. Kürtlerin kazanımları el birliğiyle geri alınıyor, PYD ve Kürtler üzerinde her gün yeni baskı yaptırımları, baskıları yürürlüğe koyuyor. Kürtlerin biat edenini, kendilerine bağımlı olmalarını, bu çerçevede isterlerse Kürdistan’ı Barzanivarı kurabileceklerini teyit etmekteler.

Faşizm en kanlı, en baskıcı, katliamcı saldırıları uygularken, televizyon kanalları, yayın basın organları, dernekler, demokratik kurum-  kuruluşlar, sendikalar vb. kapatılırken, faşizme, faşist diktatörlüğün zulmüne karşı olan herkes gözaltına alınırken, işkencelere maruz kalırken, haksızca zindanlara tıkılırken, en ağır hakaretlere uğramaktadır. Yarına kimin ne olacağını kimse garanti veremiyor. Ülkemizde bunlar yaşanırken, faşist diktatörlüğün baş uygulayıcısı ve çanak yalayıcaları gündemi değiştirmek için “Lozan anlaşmasına “atıfta bulunarak, suni gündem oluşturmakta, yaşanan ağır faşist zulmü gizlemeye çalışmaktadır. “Darbe ve Feto ” senaryosunun başka bir oyunu sahneye kondu. Öyle ki her sabah uyandığımızda onlarca ölü, onlarca yaralıyla, onlarca ev baskınıyla, yüzlerce tutuklamayla karşılaşıyoruz. Faşizmin en ağır saldırılarından, en zor dönemden geçiyoruz. Artık faşizm hak – hukuk, kural, yasa ne varsa hepsini çöp tenekesine atmış,  yasa tanımaz kendi kurallarını, hukukunu, yasalarını halklarımıza karşı acımasızca uyguluyor. Yasal, demokratik, legal bazda hangi mücadele biçimi varsa yakıyor, yıkıyor, tutukluyor, ezip geçmek istiyor… Erdoğan’ın başını çektiği halklarımızın baş düşmanı faşist diktatörlük gelecekte daha kanlı ve toplu katliamlara hazırlanıyor. Bunu görmemek kör olmak demektir. Bu gerçeği kaç kere yazıp dile getirmemize rağmen ;’yarınlarımızı daha kötü günler bekliyor’ dememize rağmen pek önemsendiği kanaatinde değilim. Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi öyle gözüküyor ki, faşist devleti, faşist diktatörlüğü ve günümüzde en koyu, en ırkçı- şoven (panislamist-pantürkist)açık faşizmin karakterini, ona karşı yürütülmesi gereken mücadele biçimlerini, asıl örgütlenmenin özünü göz ardı etmekte, küçümsemektedirler. Ağırlıklı yasal zemini baz almakta, gelecekte daha ağır faşist diktanın uygulanacağı gerçeğini görememekte, faşizmi küçümsemektedir. Bu küçümseme ne kadar ‘sol ve direnişçi’ gözükse de özünde sağ silahlı reformizmi içinde barındırmaktadır. Unutmamalıyız ki, somut şartları ve somut koşulları hesaba katmadan yapılan en cüretkâr saldırılar yenilgiye mahkûmdur.

Şöyle ki, faşizm savaş ‘tezkeresini’ parlamento ahırında onayladı, “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir ” diye bir atasözümüz var. Biz hâlâ umutlarımızı legal, yasal ve faşizmin bizi mahkûm etmek istediği ‘düzen sınırları içerisinde mücadele etmeyi’ esas ‘almakta, gelecekte faşizmin gerçekleştireceği saldırıları küçümsemekteyiz. Bu anlayış silahlı ekonomizmin giderek etkin hal alması tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
Faşizm geleceğimizi düzen sınırları içerisinde çember içine alarak, terbiyeli, düzene adapte olmuş legalist, reformist olmamızı istenmektedir. Ve böylece korkutulmuş, bastırılmış bir toplum içerisinde yeni Murat Belge, Hasan Camal, Ahmet-Mehmet Altan kardeşler ve daha ilerisi Aslan Kılıç, Doğu Perinçek’ler yaratmak istiyorlar. Biz bu acı gerçeği geçmişte yaşadık, büyük bedeller ödedik. Uyanık olunmazsa, gelecekte daha ağır bedeller ödeneceği telafisi mümkün olmayan bir gerçektir.

O nedenle günümüzde legal zeminde kazanılan mevzileri korumayı sürdürürken, faşizmin kanlı saldırılarına karşı yeraltı çalışmaları hayati önem taşıyor. Her türlü yasak, baskı, kapatma ve gözaltılara karşı yeraltı yayın -basın organlarının aktif hale getirilmesi kaçınılmaz ve zorunluluktur. Artık legal alanlarda yürütülen mücadele gedikleri tek tek kırılmakta, kapatılmakta, yasaklanmaktadır. Legal örgütlenmeler ve mevzilerimiz zorla, baskıyla, devlet terörüyle yasaklanıyor, muhalif güçlerin tüm yaşam alanları yok ediliyor, gasp ediliyor. Unutmayalım ki, devrimci, ilerici demokrat ve aydınların tüm mevzileri faşizmin topyekûn saldırısı altında. Yakın gelecekte, faşizmin saldırısı daha da şiddetlenerek dozajını artırarak devam edecektir. Faşizmin en koyu, en şoven en kanlı, panislamist-pantürkist saldırıları ayrımsız tüm muhalif güçlere yönelecektir.

Kürtler, Aleviler, devrimciler, demokratlar, kadınlar, sosyalistler sivil toplum örgütleri, yayın basın organları, televizyon ve sosyal medya vb. bütün kurum ve kuruluşlar aynı derecede faşizmin zulmüne maruz kalmaktadır. Tüm legal ve kısmi örgütlülük haklarımız elimizden alınmış durumda, direnene, baş eğmeyene, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı direnenlere baskı, işkence, zindan ya da yargısız infazla kaybedilme dayatılıyor. Yaşadıklarımız 12 Eylül faşizminin çökertme ve teslim alma yolunu yeniden hayata geçirme, kimliksiz, kişiliksiz, teslimiyetçi bir toplum yaratmayı hedeflemektedir.

Bölgemizde yaşanan işgalci emperyalist güçlerin gerici savaşları milyonlarca mazlum emekçi yoksul halkların ölümüne, yerini yurdunu terkine, yaban ellerde haraç-mezat pazarlanmasına yol açıyor. Emperyalizmin ve faşizmin çıkarları için toplu soykırımlar yapmaktan çekinmedikleri açık. Bunlar bizim dostumuz, kurtarıcımız asla olmadı, olamaz. Kan emici uluslararası emperyalist sermayeye göbekten bağımlı olan Türk -İslam sermayesi Ortadoğu’da birlikte hareket ediyor, olmadı yeni savaş planını devreye sokuyorlar. ABD ile Türk devletinin arasının açık olduğu yalnızca bir oyun, göz boyama, yapılacak yeni katliamları gizleme, perdelemedir. Başta ABD ve RUS emperyalizmi olmak üzere, Ortadoğu’da emperyalistler henüz kozlarını paylaşmadı hesaplaşmayı tamamlamadılar. Emperyalist gerici savaş giderek yeni boyutlar kazanarak genişliyor ve Asya eksenine yayılıyor. Bir kere bu gerçek görülmeden pusulanın doğruyu göstermesi düşünülemez. Gelişmeler şunu gösteriyor; emperyalist devletler ve onların kukla faşist yönetimleri kendi aralarında büyük bir hesaplaşma içerisine gireceği artık gibi bir şey. Mutlaka yaratılan krizin, süren rekabetin bedeli başta dünya halklarına yıkılacaktır. Ama emperyalist sermaye krizin bedeli rakip güçlerden birine veya birkaçına bedel olarak ödetilmesi kaçınılmaz.

Peki, bu vahşi, gözünü kar ve kan bürümüş emperyalist işgalci savaşa karşı ne yapabiliriz:
Antifaşist-antiemperyalist eylem birliklerini, ittifakları, dayanışmayı geliştirmeliyiz. Bu hangi şekliyle olursa olsun, büyük -küçük eylemlere bakmadan gerek kitlesel, gerek korsan gerekse militan tarzda eylemleri mutlaka yaygınlaştırmalı, yüzümüzü ülkemizde devrim yapmaya dönerek birlikte hareket etmeli, örgütlenmeliyiz. Bu eylemde birlik, ajitasyon -propaganda da serbestlik ilkesiyle bütünleşmeli, bütün katılımcılar buna saygılı olmalıdır. Toplumsal, siyasal, sosyal gelişmelere göre bu birliktelikler uzun tutulabilir, kısa tutulabilir bu pekte önemli değil.
Kendi ülkemizde hüküm süren açık faşist diktatörlüğe karşı mücadele esas alınmalı, devrimci örgütlülüğü yok etmek isteyen faşizme karşı yeraltı çalışmaları ana örgütlülüğü oluşturmalıdır.
Bu yalnızca devrimci örgütler için geçerli olmamalı yasal zeminden koparılanlar içinde gerekli ve zorunluluktur. Çünkü legal ve yasal alanda örgütlenme ve de yaşam hakkı bulamayanların en doğal hakkı faşizme karşı mücadele etmeyi yer altında sürdürmektir. Bu hem meşrudur, hem de insanlık onuru için zorunlu bir mücadele biçimidir. Faşizm, faşist diktatörlük kanlı zulmünü artırarak sürdürdükçe, faşizme karşı her türlü mücadele biçimi gerekli ve de meşrudur, haklıdır.
Ülkemizde işgalci faşizme karşı yürütülen devrimci mücadele geliştirildikçe, Kürt ulusunun yürüttüğü ulusal kurtuluş mücadelesine en büyük destek verilmiş, devrimci dayanışma sağlanmış, Kürt ulusal hareketine yönelen işgalci faşist saldırı parçalanmış olacaktır. Böylece Kürt ulusal kurtuluş hareketinin de nefes boruları açılmış olacak, gelecekte halklarımızın devrimci dayanışma ruhu daha çok pekiştirilmiş olacaktır. O sebeple, bugün programatik bağlayıcı ittifaklar çok belirleyici önem taşımıyor. Devrimci eylem birliği, kısa ve uzun vadeli dayanışma, ortak hareket etmeler esas alınmalıdır. Eylem birlikleri ve faşizme karşı ittifaklar bir nevi geleceğin halk cephesini yaratmanın granitten örülü taşlarını döşemektir. Birçoğumuzun anlamadığı da bu. Faşizme karşı gerçekleştirilen ittifaklar ve eylem birlikleri zaten, tavizler üzerinden birlikteliği sağlamakta, tespit edilen hedef eylemler üzerinde birlikte yola çıkılmaktadır. Eylemin son bulmasıyla da, o eylem birlikteliği son bulmaktadır. Bu doğru bir anlayıştır. Geçici bağlayıcı özellikler taşımaktadır. Eylemin son bulmasıyla da bu bağlayıcılık ortadan kalkıyor. Mesela, Kürt ulusal kurtuluş hareketi için doğru olan bir eylem veya varılması gerekli hedef, benim için yanlış olabiliyor. İttifak ve eylem birliklerinde bu farklılık kolayca anlaşılıyor, eylemin veya hedeflerin doğruluğu veya yanlışlığına uygun katılım sağlanıyor ya da sağlanmıyor.

Bu gerçeği özümsemeden en uç noktalardan çoğu siyasi olmayan saldırı vuruşları yapmak devrimci bir eleştiri olamaz, ayrıştırıcı, provokatif , sekter  siyaset yaptığını sanan ama siyasi olmayan eleştirilerdir. Sınıf örgütlenmesi ideolojik, siyasi, örgütsel konumlanışı doğru tespit etmeyi gerektirir. Sınıf örgütü ideolojik ilkeler üzerine kendini şekillendirir. Sınıf örgütü, güce göre hareket edemez, devrim yapma devrimden menfaati olan sınıf ve tabakalarla tabi ki tavizler üzerine kurulacaktır. Şartlar koşullar, güçler dengesi hesaplanmadan , hele ki çok oynak ve günü birlik ittifakların at başı yer değiştirdiği Ortadoğu Coğrafyasında hangi güçle  Rakka’ya veya Musul’a girileceği , hangi emperyalist devletin oluruyla hareket edileceği bir dönemde , oralarda ahkam kesmek ,kendi ülkesinde değil de “Mimbiç’i kurtarmayı önüne hedef koymak” bize düşmez. İttifak, eylem birliği, dayanışma, bilgi alışverişi başka Kürt ulusunun görevinden kendine vazife çıkarmak başka bir şey…

Bu Kürt ulusal kurtuluş hareketini dışlama anlamı taşımadığı gibi, ittifakı, eylem birliklerini, her türlü dayanışmayı daha sağlam ve güvenilirlik üzerinden inşa edecektir. Geleceğe sağlam, ilkeli birlikler yaratmanın, kalıcı dostluklar kurmanın yeğâne yolu budur. Aksi, “rüzgârların önünde kuru bir yaprak” misali bir o tarafa, bir bu tarafa “sürüklenmektir”. Bazı arkadaşların deyimiyle bu; “Rojova devrimini görmüyorlar, Rojova devrimi Ortadoğu devriminin motoru, kalbidir” inkârini getirmez. Aksine, Rojova da ulusal karakterli devrime gidişi siyasi anlamda, ideolojik anlamda, ittifakların doğru belirlenmesi anlamında daha sağlıklı değerlendirmenin yolunu açar. Kürt ulusal kurtuluş hareketinin peşine takılmadan, ilkeler üzerinden hareket etmeyi esas alır. İçerisinde bulunduğumuz faşizmin en koyu şartlarında, faşizme karşı, başta ABD emperyalizmi ve emperyalizme karşı her türlü eylem birliği, ittifak ve dayanışma esastır. İlle de bir örgütlülük içerisinde yer alarak saydığım eylem birliği ve ittifaklar yapılabilir şartını siyaset yapıyorum diye piyasaya sürmek sapla samanı birbirine karıştırmak olur.

Kanımca bir çok arkadaş Kaypakkaya’yı ya iyi okumamış, ya da hiç okumadan savunu yapıyor. Doğmatizm denen illet tamda budur. Gerçekleri kendine göre okuyarak yorumlamaktır.

52469

Son Haberler

Yasal Çalışma ve Yeraltı Çalışmasının Önemi Üzerine

Güzel insanların ardından kurulan her cümle yetersizdir…(İsmail Cem Özkan)

Şimdi anıları olanlar hemen anılarını paylaşmayacak, zamanı gelince yazarlar ya da anı kitabı yapılacaksa oraya bir kaç kelime bırakacaklardır ama popüler olanı yapacaklar yani varsa birlikte çektikleri/ çekildikleri fotoğraflarını paylaşacaklar...

Turan Eser benim geçmişi (artık geçmiş oldu, zamanda üzerine eklenince) uzun bir sancılı dönemin dostluğuna dayanıyor...

Emperyalizm Üzerine Notlar-6

 

13-15 Eylül 2024   ICOR Uluslararası “Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” Semineri 1.  Gün

Giriş: Almanya’nın Thüringen Eyaleti’ndeki Truckenthal’da 13-15 Eylül 2024 tarihleri arasında ICOR’un, Lenin’in 100. ölüm yıldönümü anısına, ”Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” adı altında uluslararası büyük bir seminer yapıldı. Bu seminer’de “Lenin ve Emperyalizm” başlıklı 1. bölüm’de ben de bir sunum yaptım.

Rothe Fahne (Kızıl Bayrak) dergisinden kısa bir bilgilendirmeyi buraya alıyorum.

Erdoğan ve cumhur ittifakı’nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!

İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.

Serdareme, Caneme, Hevaleme…

Her devrimci değerlidir. Ancak bazıları istisnadır. Yaşam ve duruşlarıyla, söz ve eylemleriyle derin izler, unutulmaz anılar geride bırakır. Geçtikleri her yerde devrimin, özgürlüğün dinmeyen esintilerini bırakır. Devrimcilerin değerlerini belirleyen her daim hatırlanan pratik ve eylemleri ve yazdığı unutulmaz eserleridir. Serdar Can yoldaş her ikisini de doğru yapmaya çalıştı. Hem devrimin kalemini hem de devrimin silahını iyi kullandı. Hem de en geç yaşlarında.

Erdoğan yeni anayasa istemi ne tür bir ihtiyacin ürünü ?

Siyasal İslamcı din bezirganı Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, özelliklede son yerel seçimlerde uğradığı ağır hezimetin ardından, adeta gün aşırı bir sıklıkla, toplumun artık yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu dilendirmekte. Bu demek oluyor ki Erdoğan’a göre, 22 yıllık iktidarları döneminde yeni bir anayasa, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmemiş. Gelse, ille ki o zaman da bunu gündeme taşır ve çözmek isterdi, değil mi? Peki şu son dört-beş aylık zaman diliminde ne oldu da birdenbire acil bir ihtiyaç haline geldi?

Asıl Olan, Örgütlü Yığınların Mücadelesidir

Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Yaşanan tüm değişimlere, ideolojik anlamdaki çürüme ve yozlaşmaya rağmen işçi sınıfının ezen ve ezilenler mücadelesindeki tarihsel misyonu hala gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Yaşanmakta olan, ikili hukuk denkleminde,bir ara rejim midir?

Resmi adıyla, “Cumhur Başkanlığı Hükümet Sistemi”ne, günlük kullanım diliyle “tek adam diktatörlüğü”ne geçişle birlikte ve özellikle de ırkçı faşist-kontra bir odak partisi olan MHP katılımıyla oluşturulan “Cumhur İttifakı” iktidarı altında; sistemin, Anayasasında kendisini tanımlaya geldiği ve iyi kötü ve de taklidi de olsa, bir şekilde uygulanmaya çalışılan “laik” ve Anayasal “hukuk Devleti” prensipleri, adım adım terk edilmeye başlandı.

Komutan Orhan Cihat Bingöl (Nubar Ozanyan)

Duyduğumuzda inanmakta ve kabul etmekte zorlandığımız şehit haberleri yüreğimizi fena halde acıtsa da ideallerine ve anılarına bağlı kalma, mücadele bayraklarını daha yükseklere taşıma sözü vermeye devam edeceğiz.

Kürt ve özgürlük düşmanları sevinmesin! Hesapsızca toprağa düşen her gerilla Kürdistan topraklarında yeniden doğacaktır. Ve onlar her daim ölümsüzlük içinde çoğalarak büyüyecek birer dağ olup düşmanın üstüne yürüyerek anılacaklar. Ne yaşamları ne toprağa düşüşleri ucuz ve kolay olmayacaktır.

Vitrin olma kız... vitrin olma...

Sen, senle halk arasında artırılan düşmanlığı çözmenin araçlarının neler olduğunu bilmiyorsan...

Şimdi ne kadar güzel olurdu değil mi kız...

ne kadar güzel olurdu...

mecliste, belediye başkanlıklarında bir...

Öyleyse.... öyleye...

Hayeller.... söylemler...

Kitleler...

yüzlerini dahil seçemeceğimiz kalabalıklar...

Gerçekler ise....

Zil zurna, kah kaha atarken sümükleri dahil ağızlarına giren masaları tek tek dolaşarak, mekan yeni insanlar..

Hemi... hemi...

hayat bu... gerçeklik bu ise...

Şeriat ve kadın

Tüm  kurumları üzerinden devlet erkine artık tamamen hakim hale  geldiğini düşünen siyasal İslamcı Erdoğan iktidarı, dini esaslar üzerinden toplumsal yaşamın yeniden kurgulanması esas hedefi doğrultusundaki ana hamlelerini, “İstanbul Sözleşmesi”ni feshederek, “Her kürtaj bir Uludere’dir”tavrıyla, en nihayetinde vasat ölçüler içinde kadın haklarını belli yönleriyle koruyan “6284 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası”na ilişkin tutumuyla ve  keza “9.

Türkiye ve kuzey Kürdistanlı solculara yönelik bayrak eleştirisi

Kendisi de sol-sosyalist cenahtan olan yazar ve aynı zamanda televizyon programcısı sayın Merdan Yanardağ, on binlerce solcunun, Fransa’da faşistleri yenilgiye uğratarak seçimlerin galibi olan Yeni Halk Cephesi’nin zaferini kutlamak için, ellerinde Fransa bayrağı ile toplaştığı Cumhuriyet Meydanı’nda, coşkuyla Enternasyonal marşını seslendirmelerinden övgü ve gıptayla bahsederken: “Bakın diğer ülke devrimcilerinin kendi ulusunun bayrağıyla bir sorunu yok. Ellerinde Fransa Bayrağı ile hep birlikte Enternasyonal okuyorlar.

Sayfalar