Yaralı Gövdeyle Yaşama Tutunmak
Yaşam binbir zorluklarla,iniş-çıkışlarla doludur. Mutluluk ve mutsuzluk'da öyle birşey. Yaşamda yanlızca mutluluk yoktur, aynı zamanda yaşamımızda yanlızca mutsuzluk denen bir kader'de yoktur. İnsanların yaşamını belirleyen içerisinde yaşadıkları toplumsal ilişkiler ve olaylardır. Bu sosyal , siyasal,kültürel ve toplumsal olaylar etkiler yaratır insan yaşamında. Hatta insanın sosyal yaşamında belirleyci rol oynar. Doğada diğer canlılarda doğanın birçok olayında,değişiminde, altüst oluşunda ciddi şekillerde etkilenirler. Çok zaman yaşanan bu doğa olayları birçok canlının yaşamına son verirken , doğada yeniden bir dengeleme ortaya çıkar. Denizlerin taşması,şimşeklerin çakması,fırtına,,sel,tipi-boran,zelzele ,gökyüzünde kara bulutların ağırlığı, yağmur, kâr, dolu'yla gelen felaketler, dalga kıranlar bütün canlıların yaşamını altüst eder ve yaşama umutsuzluk taşır. Fırtına, yıkım, felaket durulduğunda hayatta kalanların yeniden yaşama tutunması kadar doğal birşey yoktur. Yenigün doğumunda herşey yeni şeylere , yeni düzenlemelere,yeniden kendini yaşama motive etmeye gebedir. Bu doğa da olduğu gibi , toplumlarda,toplumları oluşturan sınıflar içinde geçerlidir. Daha ötesi sınıfları temsil eden siyasal yapılanmalarda ve partilerde de geçerlilik taşır.
Büyük arbedeler yaşayan Çınar ağaçının dalları kırılmış olabilir. Hatta, tam gövdesinin orta yerinde ağır hasar,darbe yemiş olabilir. Bazan esen fırtılalar , tipi boran ve falaketler gevdede açılan yaranın iyileşmesine engel çıkarabilir . Eğer ki gövdenin kökleri derinde ve sağlamsa dıştan gelen tufana dayanıklıdır , korkmaya , çekinmeye gerek yoktur .Dıştan gelecek zararlı haşereleri bertaraf etmeyi , gardını ona uygun alarak yaşam savaşında galip gelmeyi uzun vade' de önüne kor,bunun mücadelesini yürütür .
Çok büyük sosyal,toplumsal,siyasal arbedelerin yaşanmışlık deneyimi onu yaşama daha sıkı sarılması gerektiğini emreder. Yaşama tutunan Çınar kök saldığı toprağın derinliklerinde kendi yaralarını pansuman etmeyi bilir,yaraların tedavisini esas alır.Tahrip olan bedeninde ki organları yeniler,daha iyi hale getirir. Yeniden kendini gözden geçirir,eski hatalardan, tedbirsizliklerden arınma amacıyla yol,yöntem,üslup'da değişikliklere gider. Gövdesini dallarından ayrı tutmaz,zayıflayan, kırılan dallarını yeniden filizlenmesi, yaprak salması için bütünleştirir. Damarlarını topraktan aldığı suyla güçlendirir. Oksijenden aldığı güçle vücutta oluşan yaraları kankırana çevirmeden tedaviye , yarayı sarmaya yeniden dallarının gövdeyle bütünleşmesini sağlar. Bunda kararlı,azimli uzun süreli iknayı esas alır. Yeniden gelebilecek fırtına,deprem,tufan vb.ne karşı kendi dallarını gövdesinde koruma altına alarak derlenip taparlanmak kökünü daha derinlere salarak direncin gelişmesini,yeni tohumlar toprağa salmayı hedefler...
Hele'ki, içerisinde bulunduğu özgüllüğü,bu özgüllüğün getirisini götürüsünü iyi değerlendirir. Gelebilecek dış saldırıları birinci derecede bertaraf etmeyi esas alır. Gövdemizde aldığımız yara bereleri tedaviye ağırlık verir. İçten zayıflayan bünyeyi yeniden onarmaya,yaraları doğru merhemle tedavi etmeyi esas almalıdır. Bir tek dalının dahi zarar görmesini istemez. Dallar eğribüğrü olabilir,yaprakları bakteri kapabilir,hastalık kapabilir ,ama ana gövde dallarını korur. Dışarıdan gelebilecek saldırıya karşı durmayı,kendini yenilemeyi,gövdesinde oluşan tahribatları onarmayı esas alır.
Burda iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor.Darbe alan gövde de oluşan yaranın tedavisini doğru teşhis ederek ve yaraların dıştan gelebilecek bakteriye karşı koruması için doğru ilaç kullanmak gerekiyor.Aksi halde,gövdesi yaralı Çınarın iyileşmesini sağlamak bir yana onu azdırır,tedavisi mümkün olmaz hale gelir. Çınarın tüm gövdesi kangırana dönüşür ki bütün gövdenin dallarıyla birlikte çürümesine,kurtlanmasına , kurumasına yaşama son vermesine yol açar böylece.
İkinci önemli nokta şu; Gövde sağlamdır,bazı dallarda hastalıklar çıkabilir,kurumalar olabilir. Çınarın gövdesi yaralı olmasına karşın,kökte tahribat yoktur,ortaya çıkan ki,bu hastalıklar,eğilmeler,şiddetli rüzgarda kırılmalar olacaktır,çınar bu deneyime sahiptir,daha dikkatli davranarak dallarının düzgün hal almasını sabırla rüzgara,kuş'a,kurt'a kuş'a karşı koruyarak düzeltir,yeniden şekillendirir. Onu kendinden ayrı görmez,görülmesinede asla müsade etmez. Öz evlet,üvey evlat Çınarın kökünde yoktur. Çınar toprağa saldığı kökleriyle derinliklerde yeniden hayat veren , gövdenin gelişip güçlenmesinde sürekli yenilikler yaratır, var olanla yetinmez. Çınar gövdesi yeni dal budak salan olgunlaşan dalların, diğer yeni dallara gebeliğini bilinçli,sağlıklı tamamlamasını esas alır. Birlikte yaşama tutunmayı,bazı huysuz,haşarı,kendine dikkat etmeyen dallara deneyimlerinden hareketle yanlışlarından kurtulmayı öğretir. Kendi yanlışları varsa,dış saldırılara karşı korunması iyi değilse bunları gören dalların duyarlılığını,ön sezisini kabül eder.Aynı oksijenden hayat veriyorsa, kökler aynı damarları besliyorsa ee o zaman kemküm etmeye gerek yoktur. Yaralı gövdenin iyileşmesini sağlamak bütünün görevidir. Dallarımızı kırıp dökmek kolay,ama dalların yeniden gövdeyle bütünleşmesi zor ve sabır sebat isteyen bir özveridir. Bunu esas almalı,gevde'yle dalların birkikte yaşama daha sağlam tutunmasını sağlamalıyız. Çınar kök saldığı sürece gövdesini güçlendirebilir,dallarını dört bir yanında salabilir, evrende asırlık Çınarlar durmaksızın yeniden kök salmayı sürdürebilir...
Yukarıda gövdesi yaralı Çınar'ın hertürlü zorluğa karşın,yaşama tutunma direncini herkes iyi okumalı. Kökün gövdeden, gövdenin kökten,gövdenin dallarından,dalların gövdeden kopmasına asla müsade edilmemelidir. Artık Çınarın yaralarını sarması esas alınmalı,bütün egolar ,"benler"vb.yok sayılmalıdır. Objektif koşullar bütünlüğü , birliği koruyarak sınıf mücadelesinin denizine atılmayı esas görev olarak bize emrediyor. Diğeri teferruat'tır. Hepimiz kendimize gelelim. Biz yeter demeliyiz,gereksiz tartışmaların,sürtüşmelerin bize bir yarar getirmediğini bilmeli, bilince çıkarmalıyız.Yaralı gövdenin kendini tazeleyerek yaşama tutunması gibi, bizde geleneği gözümüz gibi korumalı,sınıf mücadelesi içerisinde yaraları sarmalıyız. Güçlenerek çıkmalı,geleceğe ışık olmalıyız.
Son Haberler
Sayfalar
Zor Yıllarda "Aydın olmak"
“Ne kadar nahoş olsa da,olguları açıkça görmek,adlı adınca çağırmak, …doğruyu söylemek zorundayız.”[1]
“12 Eylül 1980 sonrası sosyalist mücadelede sosyalist aydınlar” konulu bir yazıyı kaleme almak “zor”; dahası, zor olduğu kadarıyla hüzünlü.
Bizi bırakıp giden(lerden) biri bağlamında bana; Maksim Gorki’nin, “İnsan, ne onurlu sözcük”; Bertolt Brecht’in, “İnsan olmak büyük bir şeydir”; Anton Çehov’un, “İnsanlar inandıklarıdır,” sözlerini anımsatan Ata Soyer’e dair;[2] yazmak daha da “zor” bir iş...
Sayın Gizli Tanık ve Tanıklarıma: Lütfen Kendinizi deşifre Edin!
Yusuf KÖSE
Devrimci yaşama başlayıp biraz “sivirilince”, hakkımda da bir çok şeyler yazılıp çizilmeye başladı. Ancak, bunlar, genellikle burjuva devlet ya da bunların uzantıları aracılığıyla kamuoyuna sunuldu. Ve hala sunulmaya devam ediyor. Bir kısmı gerçekten karşı-devrimin direkt uzantıları, bir kısmı da bilmeyerek onlara hizmet eden “bir tas çorbacılar.”
Bahar geldiğinde filizlenecek olan Çiçek
Saat sabaha doğru yol alıyor, köpekler havlıyor dışarıda, hoparlörden Mehmet koçun sesi geliyor, elimde Sefagül Arslan’ın kitapları, gerillanın kaleminden kelimeler ısıtıyor soğuk odayı. Düşüncelere dalıyorum. İlkel komünal toplumda ava çıkıyorum. Analarımla topluyorum yiyecekleri. Mağaradan mağaraya koşuyorum. Aç kurtlar günümüzün korkusu, beterinden geçiyorum. sana yaklaştıkça azalıyor korkularım. Daha da azalacak korkularımız zaman denen tünelde, dün bugün ve yarın denen tarihsel ilerleyişinde.
Alamut Kartal Yuvasıdır
Bundan yaklaşık bin yıl önce Selçuklu veziri Nizamülmülk, “Bunlar duvarların arkasında, memleketin kötülüğünü isteyerek karışıklık çıkarrnaya çalışırlar.” (Aktaran, Faik Bulut. Hasan Sabbah Gerçeği) demişti. Bu sözlerin muhatabı, Büyük Selçuklu İmparatorluğunun baskısı altında açlık ve yoksulluk içinde yaşayanlara eşitlik-adil bir toplum için umut olan, ezilenler üzerinde gerçekleşen sınıf ve inanç baskısı karşısında başkaldıran, Nizari İsmailliğinin kurucusu Hasan Sabbah’dı.
Kılıçdaroğlu Alevileri mi temsil ediyor? —Ergin Doğru
CHP’nin Alevilerin temsilcisi olduğu iddiası, cumhuriyet tarihi boyunca sürdürülen aldatmacıdır. Alevilerin CHP ile ilişkisi sorgulanması ve tarihsel gerçeklerin sosyolojik olarak irdelenmesini gerektiriyor.
Gerici sistemlerin Sünni baskı politikalarına karşı sürekli olarak dışlanmış ve baskılanmışları temsil eden Alevilerin, cumhuriyete yaklaşımı baskılanmış toplum psikoloji ile olmuştur. Gerici baskılardan bunalan Alevilerin, kendilerine taktiksel olarak yaklaşan cumhuriyet yönetiminin riyakarlığını anlayabildiğini söylemek çok mümkün değildir.
Adı aşk olsun
Faruk Eskioğlu, bu kitapta yurtdışında yaşayan göçmenlerin memleket ve sıla özlemlerini tarihsel olaylarla harmanlayarak okuyucuya sunmuş. Faruk Eskioğlu, yazarlık yetisiyle gazetecilik gözlemlerini bütünleştirmiş, dişiyle tırnağıyla uğraşarak bulunduğu yerden hayata seslenmiş gazeteci bir dostumuzdur. Kendi deyimiyle bu kitap: ”Gurbetçilik, sürgünlük, kişinin dişiyle tırnağıyla, etiyle ayakta kalma savaşıdır.” Belki de bu tanımlama hayatın yeniden üretilmesi için uğraşan insanların dur-durak bilmeden bulundukları yerlerde çalışarak var-olma savaşını bizlere anlatmış.
Çiğdem Diren Sarısülük;Sevgide Yoldaş olabilmek
Tüm Yoldaş kalabilenlere !
Sevgiyi, sensizlikte yaşamak öylesine zor ki güzel yürekli dost. Zamanı mıydı bu zamansız yolculuğun? Tüm güzellikleri onurluca yaşamayı, en güzel şeyleri hiç ummadığımız zamanlarda yapardın, yaparken de kıskandırırdın bizi.
Ya bu sefer ne demeli...
Hrant Dink’in Katline 2015 Perspektifinden Bakmak
Başlıklı Yuvarlak Masa Toplantısı (18 Ocak 2014, Alba Oteli, Ankara)
12.05 Moderatör Sibel Özbudun’un Hoşgeldiniz Konuşması.
İnsanı faşist kılan nedir? Ergün Aslan
Ya.. niye kullanmadığımız bilgilerimiz körelmek zorunda ya..
Haftanın son dört günü neydi?
Ne güzelde ara sıra olsa da göçmen işçi mi yoksa yerel işçi mi daha köylü olduğunu karıştırıyor olsam da kolektifliğin sözcülüğünü, tabanlığını kaptırmayan her göçmenle kolektiflikteki göçmenlerin yol açtığı gettolaşmayı değil de kolektifliğe hiç uğramayan yerel halkın kolektifte yol açtığı gettolaşmanın yarattığı sorunları tartışıyorduk.Ama şimdi...