Pazartesi Kasım 2, 2026

Yağma düzeninin suç ortakları adaleti getiremez! Gerçek adalet ezilenlerle gelecek!

Popüler deyimle ifade edersek; Türkiye’de siyaset sahnesi giderek ısınıyor ve öyle anlaşılıyor ki dengeleri sarsacak yeni gelişmelerin arifesindeyiz.

16 Nisan referandumuyla devletin temel organları arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi marifetiyle, düzenin yeniden yapılandırılması amaçlanıyordu. Ne var ki OHAL koşullarına, gözaltı, baskı ve türlü engellemelere; CHP’nin “istemem yan cebime koy” tavrına rağmen sandıktan “Hayır” sonucu çıktı. AKP/Saray hile ile sonuçları değiştirdiyse de yığınların büyük bir kesiminin bu yeni değişikliğe, hem de CHP’nin yancı sıfatıyla sürece verdiği desteğe rağmen “Hayır” dediği ortaya çıktı. 16 Nisan’da kitleler, AKP şahsında, faşizme yönelik birikmiş tepki ve öfkelerini dışa vurdu. Bunu gözaltı ve tutuklamalara karşın sokakta da dile getirmekten geri durmadı. 16 Nisan referandum sürecinin, geniş emekçi yığınların yaşama geçirilen politikalara karşı büyüttüğü tepkiyi açığa çıkaran belki de bardağı taşıran damla olduğunu söylemek yanlış olmaz. 16 Nisan, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, LGBTİ’lerin, emekçilerin ve de gençlerin AKP iktidarının uygulamalarına “artık yeter” deme noktasına geldiğini ve mücadele duygusunu bilediğini gösterdi.

Fırtına bulutları birikiyor

OHAL KHK’ları ile işten atılan, açığa alınan on binlerce akademisyen ve öğretmenin sesi olarak eyleme başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın direnişi, söz konusu birikmiş öfke ve tepkinin sokağa daha belirgin ve güçlü bir şekilde taşmasına, yansımasına vesile oldu. Kısa sürede ülkenin dört bir yanı, Nuriye ve Semih’le dayanışma eylemlerine, işe geri dönme talepli direnişlere sahne oldu. AKP iktidarının ikinci Gezi ve Tekel endişesi bu koşullarda ortaya çıktı. Direnişin adeta bir çığ etkisiyle büyüdüğünü gören, fark eden AKP, hemen önlem aldı ve Nuriye ve Semih’i tutukladı. Ne var ki direniş zindan koşullarında 100’lü günleri geride bırakmış durumda. İvmesi düştüyse de KHK’lara karşı mücadele ve dayanışma sokakta sürüyor. Şişecam işçilerinin, grevlerinin Bakanlar Kurulu tarafından ertelenmesine rağmen direnişten vazgeçmemelerini de, toplumsal muhalefetin moral ve motivasyonunu besleyen ve güçlendiren bir faktör olarak saymalı.

Denilebilir ki, R.T.Erdoğan/Sarayın gündeme getirdiği kıdem tazminatı ve zeytinliklerin yağmalanmasına yönelik saldırılardan kısmen ve şimdilik geri adım atmasında bahsini ettiğimiz birikmiş sinerjinin büyük bir fırtınayı tetiklemesinden duyulan korku belirleyici olmuştur. Görünen o ki, hâkim sınıflar, bir yandan işçi sınıfı ve emekçilere yönelik hak gaspları ve saldırılarını sürdürürken diğer yandan da her an patlayacak büyük bir öfke kasırgasından endişe duymaktadır. Zira, OHAL’le birlikte iyice ağırlaşan uygulamalarla bunun koşullarının ziyadesiyle oluşturulduğunun elbet onlarda farkında.

Müesses nizam dışında kalan CHP

Kitlelerin, OHAL koşulları altında da mücadeleyi sürdürme kararlılığının giderek arttığı, kitle hareketinin yeni koşulları da özümseyerek mücadele gücünü giderek bilediği söylenebilir. Kimi gelgitleri, geri çekilmeleri olsa da bundan sonra, toplumsal muhalefetin daha etkin ve güçlü hem de daha radikal çıkışlarla yol alacağını, temel yönelimin bu olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Hareket, OHAL’le birlikte maruz kaldığı kapsamlı saldırı dalgası karşısındaki şaşkınlığını ve geri çekilme sürecini atlatan bir rotaya girmiş görünüyor. Bunun işçi sınıfından geniş emekçi kitlelere, Kürtlerden Alevilere, kadınlardan LGBTİ’lere çok geniş bir yelpazede demokrasi ve özgürlük mücadelesinde pozitif etkilerini görmek olası.

CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na MİT TIR’ları davasında 25 yıl ceza verilmesi ve apar topar tutuklanmasını bu arka plan içinde analiz etmek faydalı olacaktır. Her şeyden önce söylemek gerekir ki, Enis Berberoğlu’nun gazetecilik yaşamı, Hürriyet olmak üzere pek çok yerde; devrimci, ilerici ve yurtseverlere saldırı, infaz ve katliamları meşru kılmak, aklamakla geçmiştir. Sözgelimi, 8 Mart 1999’da Tokat’ta çıkan çatışmada ölümsüzleşen halk ordusu gerillası, namlu gibi bakan yeşil gözlü komutan Ayfer Celep’e yönelik bölge halkının sempati ve sevgisi Enis Berberoğlunu rahatsız etmiştir: “…Çünkü Türkiye Cumhuriyeti on altı yıllık Güneydoğu deneyimini, personel ve teçhizatla donatarak bölgeye yığmaya başladı. Bu güce boyun eğmeyenin yaşam şansı kalmadı.”( 19 Mart 1999-Hürriyet)

Gazetecilikten milletvekilliğine terfi eden Berberoğlu’nun tutuklanabilmesi milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması sonucu gerçekleşmiştir. Bu da CHP’nin onayıyla olmuştur. CHP, AKP’nin sınır ötesi operasyonlarına, Kürtlere yönelik vahşi katliamlarına “terörle mücadele” adı altında ortak olmuştur. İşçi sınıfı ve emekçilere yönelen kapsamlı saldırılara sessiz kalarak veya tepkileri meclis koridorlarına sıkıştırarak destek olmuştur!

CHP, bugün, o zaman HDP’ye karşı AKP ile birlikte kurduğu milliyetçi, ırkçı şer ittifakının kurbanı haline gelmiştir. Görünen o ki, Yenikapı’da 15 Temmuz ruhuna payanda olan, 16 Nisan referandumunda “komşular muhalefette görsün” tavrına rağmen CHP yeni müesses nizamın ortağı olmayı başaramamış, denklemin dışına itilmiş dahası bir anda kendini hedef tahtasında bulmuştur.

CHP, 16 Nisan sonuçlarına yönelik halkın tepkisini sokaktan çekerek, devletin devamlılığı adına AKP’ye can simidi olmuş yine de rakip kliğin gazabından kurtulamamıştır. CHP genel merkezi, dokunulmazlıklar konusunda aldığı kararla kendi ayağına sıktığı kurşunla bugün ciddi anlamda köşeye sıkışmış durumda. Bu hem yargı eliyle AKP iktidarının avucuna düşmek anlamında böyledir hem de kendi tabanı nezdinde teşhir olmak bağlamında.

CHP, kitle hareketine oynuyor!

Korkunç bir sömürü, milliyetçi ve şovenizmden muzdarip vahşi bir devlet terörü ile ayakta duran düzenin kaptan köşküne girmek mümkünse dümenin başına geçmek istemektedir CHP.

CHP’ye yön veren Kemalist-ulusalcı klik öyle anlaşılıyor ki, artık dişini göstermeye ve iktidara en azından kısa vadede ortak olmak adına daha etkin bir hatta yürümeye karar vermiştir. Toplumsal koşulların, iklimin sağladığı olanaklar ve kitlelerin AKP iktidarına yönelik öfkesiyle yelkenlerini şişirmeyi planlamaktadır. Diğer yandan HDP’nin siyasi soykırım operasyonlarıyla engellenmesi ve eş başkanlarının tutuklanmasıyla CHP’nin ana muhalefetin odağı haline getirilmeye çalışıldığı da açık!

Kemalist-ulusalcı klik, OHAL’le birlikte baskı altına alınan, her türlü hak ve özgürlükleri yok sayılan, engellenen emekçilerin bilincinde, fay hatlarında biriken enerjinin pekâlâ farkındadır. Yaşanan olası bir depremde, geniş emekçilerin enerjisini soğurmayı ve devletin bekasını korumayı amaçlamaktadır. CHP’nin kendi gerçekliği içinde radikal sayılabilecek böylesi bir eyleme yönelmesi, gelişebilecek olası sokak eylemlilikleri ve hak arama mücadelelerinde inisiyatif almak içindir. Nihayetinde CHP, bir düzen partisidir. Hem de AKP’den farklı olarak, TC devletinin üzerinde inşa edildiği, ona dayanak ve temel olan bir düzen partisi.

Yürüyüşe yönelik daha ilk günden R.T. Erdoğan’ın ve AKP kurmaylarının öfkesi, eylemden ciddi anlamda rahatsız olduklarını gösteriyor. Bunun Kılıçdaroğlu’nun sokağa çıkmasından ziyade, 16 Nisan hilesine karşı sokağa taşan “Hayır” iradesiyle buluşulmasından duyulduğu söylenebilir. CHP’nin bu yönelimi, “Hayır” iradesini ortaya koyan kitlenin sokağa daha fazla yönelmesi anlamında etkili olacaktır. Ki bu önemli bir gelişmedir.

Ne var ki aslolan geniş yığınların düzene karşı biriken ve gelişen öfkesinin yine bir başka düzen partisinin potasına akıtılmasına engel olmaktır. Bunun CHP’nin politikalarına angaje olmakla olmayacağı açıktır. Bu hamle, CHP’nin emekçi yığınların, sokağa dönük eğilimi gördüğünü anlatıyor. Öyleyse devrimci, ilerici ve yurtseverler de bağımsız, özgün politikalarıyla temel hak ve özgürlüklere yönelik taleplerini sokakta daha fazla dile getirmek için daha ısrarcı olmalıdır!

45653

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Faşizme Karşı Birleşmeyenler, Faşizmin Zindanlarında Buluşur

Önce en büyük toplumsal muhalif dinamik güç olan Kürtlere, devrimcilere ve sosyalistlere, ardından aydınlara, akademisyen ve sanatçılara, basın mensuplarına, emek cephesine saldırdılar. 

Her bir toplumsal grup, kendisi dışındakilere yapılanlara yeterli ve gerekli tepkiyi göstermeyince, yılan doğal olarak herkese saldırmaya devam etti. Şimdi de Alevilere saldırmaya başladılar. Ama biz Aleviler tarih boyunca zalimlere karşı sürdürdügümüz boyun eğmezliği bu sefer de sürdürecek, asla sinmeyecek, diz çökmeyecek ve asla bu diktatörlüğe teslim olmayacağız.

Emperyalist Büyük Savaşa Doğru-3

ABD burjuvazisi, 18 Aralık 2017’de Trump’a okutturduğu „Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi‘nde–UGSB- “ birinci düşman olarak Çin devleti görülüyor. ABD’nin Asya’daki çıkarları için Çin büyük bir tehlike sayılıyor. Tabi, açıklanan UGSB’nin içinde Rusya ve İran’da var. Bu ayrı bir konu olduğu için geçiyoruz.

Efrin’de Dişe Diş Savunma Uygulanacak!-Dursun Ali Küçük

*Efrin şehir savunmasına da hazır...

Yerden bitip vuruyorlardı. Tankları tahrip oldu. Kobraları vuruldu. Öne İŞİD vb karışımı ÖSO yu eşek gibi sürüyorlar. Hani buda yerel ve milli ordudan sayılıyor. İnanılmaz bir savunma ve vurma taktiği uyguladılar.

Dünya buna gıpta ediyor ama ne yazıkki uluslarası güçlerden ciddi bir destek çıkmadı.

Türk ordusu dünyanın sessizliğine rağmen bataklığa batmıştır.

TKP/ML-(YDK):“Newroz Devrimci Kawa'nın yaktığı isyan ateşi, Efrin'de işgalci TC devletine karşı komünistlerin, devrimcilerin ve Kürt savaşçıların silahlarında büyüyor”

Newroz direniştir.

Newroz, zalimlere karşı isyandır.

Newroz, “zulmün olduğu yerde isyan etmek meşrudur” manifestosudur.

Devrimci Kawa'nın zalim Dehak'a karşı yaktığı isyan ateşi yüzyıllardır sönmedi. Kürt halkı Kawa'dan bu yana hiç söndürmedikleri bu isyan ateşini bugün de Irak, İran, Suriye ve Türkiye'de ilhak edilmiş topraklarında yakmaya devam ediyorlar. Kürt halkının Newroz Bayramını kutluyoruz. Newroz Piroz Be!

Ezilen Emekçi Halkımız

Efrin Direnisinin Ögrettikleri-1

Bu yazı Özgür Gelecek Gazetesinin 163. Sayisindan alınmıştır.Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz.Kaypakkaya-Haber yazı kurulu.

TC’nin 19 Ocak 2018 tarihinde başlattığı Efrîn işgali, birinci ayını geride bıraktı. İşgalini doğru olarak tahlil etmek için bu işgalin iç ve dış politik nedenlerini iyi okumak gerekmektedir.

Suriye'de Kürtleri bekleyen tehlike!

Bu yazı Özgür Gelecek sitesinden alınmıştır.Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz.Kaypakkaya-Haber yazı kurulu.

Suriye'de Kürtleri bekleyen tehlike!

AFRİN KÜRTLERİN SARDARABAD'I OLACAK!..

Tamı tamına yüz yıl önceydi. Birinci Dünya Savaşı içinde Ermeni halkını soykırıma uğratmış olan Türk devleti, 1917 Ekim Devrimi sonrası Rusya'nın savaş cephesinden çekilmesini fırsat bilip Erzincan Mütarakesi'nin şartlarını ihlal ederek Erzincan'dan Erzurum'a, Kars'a ve Gümrü'ye kadar Ermeni halkının tutunmaya çalıştığı alanları işgal etmeye girişti. Batı Ermenistan'dan sonra Doğu Ermenistan'ı da haritadan silmeye yöneldi.

Kadın ve Komünizm

Sosyalizm ve ulusal kurtuluş mücadelelerinde şehit düşen, dövüşen, kadınlar üzerindeki tüm baskılara karşı direnen, zindanlara düşen, katledilen tüm kadınlara...

 İÇİNDEKİLER

1.BÖLÜM

KAPİTALİZM VE KADIN

kadın üzerindeki baskıların üretilmesinin ekonomi politiği

kapitalist sistemede, yaşamın her alanında sömürülen kadın

anasoylu toplumda kadının rolü

kapitalizmin ataerkil aileyi çözmesi

Afrin Direniyor

Faşist Türk Devletinin Afrin'i işgal girişimi 45. gününde...

Evet ...Türk devletinin Afrin'i işgal etme, Afrin halkını katletme, Afrin'i boşaltıp IŞID+EL KAİDE+EL NÜSRA dan oluşturulan ÖSO çetelerini buraya yerleştirme ile ilgili  saldırı ve katliamları 45 gündür devam ediyor.

 Faşist TC'nin iktidar koltuğundaki AKP ve onun başı RTE nasıl ki  daha önce  Cerablus ve El Bab'ı işgal edip buraya ÖSO çetelerini yerleştirdiyse şimdi de Afrin'i ele geçirip buraya da ÖSO çetelerini yerleştirmek istiyor.

TKP/ML KADIN KOMİTESİ | “Bizi yenemeyeceksiniz! Ya kazanacağız! Ya kazanacağız!”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bir açıklama yapan TKP/ML Kadın Komitesi, “Bizi yenemeyeceksiniz! Biz hep vardık ve de var olacağız! TKP/ML Kadın Komitesi olarak devrim mücadelesinde fiziken yitirdiğimiz ve de erk-eklerin tahakkümü altında her ay onlarcası katledilen tüm kadınlar adına söz veriyoruz: Ya kazanacağız, ya kazanacağız! Ya zafer, ya zafer!” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamayı 8 Mart vesilesiyle olduğu gibi yayınlıyoruz:

BİZİ YENEMEYECEKSİNİZ! YA KAZANACAĞIZ! YA KAZANACAĞIZ!”

MÜSLÜM ELMA | “Afrin işgalini kınıyor, kahraman Kürt halkının direnişini selamlıyoruz!”

Beş ATİK’linin tahliye olduğu, ancak aralarında uzun yıllar Türkiye’de devrimci mücadele içerisinde hapishanelerde işkencelere karşı direnen Müslüm Elma’nın da olduğu beş ATİK üye ve yöneticilerinin hala tutsaklığının sürdüğü Münih duruşmaları devam ediyor. 21 Şubat günü görülen duruşmada konuşan Müslüm Elma, “Bugün Afrin Kantonu’na TC’nin bombaları yağıyor. Buna karşı çıkmak, buna karşı mücadele etmek yalnız insani bir görev değildir. Aynı zamanda bu kahraman halka karşı olan vicdanı bir sorumluluktur.

Sayfalar