Pazar Ekim 18, 2026

“Unutturulan” Bir Devrimcinin Ardından 29 Ocak 1983, Kanlı Şafak

Çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının başına kara bulut gibi çöken 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğü’nün elebaşı olan Kenan Evren, Muş halkına yaptığı ve tarihe geçen konuşmasının bir bölümünde “Asmayalım da besleyelim mi?” sözünü, Ermeni devrimci Levon Ekmekçiyan için söylemişti.

12 Eylül faşist cunta yılları idamların, işkencelerin, gözaltında kayıpların, vatandaşlıktan atılmaların, azgın devlet terörünün yaşandığı yıllar olmuştur. Bu dönemde siyasi nedenlerle aralarında 17 devrimcinin de olduğu 51 kişi idam edilerek katledilmiştir.

12 Eylül faşist cuntasının idam ederek katlettiklerinin sayısı uzun yıllar 50 kişi olarak kabul görmüştür. Ne yazık ki bu son derece bilinçli ve planlı yok saymaya devrimciler de sessiz kalmış, pek önemsememişlerdir. Oysa bu bilinçli yok saymanın ve görmezden gelmenin son derece ideolojik bir anlamı vardır. İdam edilen 50+1 kişi arasında bir kişi devrimci olmanın yanında üstelik de Ermeni’dir.

Ermeni soykırımı üzerinde yükselen TC devleti açısından bu bilinçli yok sayma anlaşılırdır. Ancak devrimci ve komünistler açısından kabul edilemez.

12 Eylül Faşist Cuntası’nın asarak katlettiği Ermeni devrimci ASALA militanı Levon Ekmekçiyan’dır. 1958 yılında doğan L.Ekmekçiyan’ın doğum yeri Türkiye değil, Lübnan’dır. Annesi Adanalı babası ise Adıyaman’lıdır. Tehcir kararı ile yerlerinden ve yurtlarından edilerek öldürülen 1.5 Milyon Ermeni halkı içerisinde bulunan Levon Ekmekçiyan’ın ataları da Suriye çöllerine sürgün edilmiştir.

Ermeni soykırımının mimarı ve planlayıcısı olan Sadrazam Mehmet Talat bu durumu “Ancak çölde yaşayabilirler” diyerek “açıklamış” ve kendi vatandaşı olan milyonlarca Ermeni’yi ölüm yolculuğuna göndermiştir.

 

Ermeni soykırım gerçekliğini her zaman “red ve inkar” üzerine inşa eden TC devleti, dünya hakları nezdinde bu konuda mahkum olmuştur. Yurt içindeki yalan-inkar ve manipülasyonları ise yurt dışında tutmaz olmuştur. Ermeni soykırımı sonrasında birer nar tanesi gibi dünyanın dört bir yanına dağılan ve sayıları 10 milyon civarında olan Diaspora Ermenilerinden yeni nesil bu durumu “neden ve niçin” diye her zaman sorgulamıştır. Türk devletine tepkilerini her koşul altında göstermişlerdir. Ermeni soykırımını “Tanımak-Toprak-Tazminat” mücadelesini başlatmışlardır.

Adalet mücadelesi her zaman var olacaktır!

1975 yılında FKÖ’nün de yardımıyla kurulan ve Marksizm’den etkilenen devrimci Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu (ASALA) örgütü lideri, aynı zamanda kurucularından olan Monte Melkonyan amaçlarını programlarında şöyle açıklıyordu: “1915’de 1.5 milyon Ermeni’nin ölümünden sorumlu olduğunu, kamuoyu önünde kabul etmeye, tazminat ödemeye ve bir yurdu için toprak vermeye zorlamak… Batı Ermenistan’ı kurtarmak ve onu bugün özgür Sovyet Ermenistan’ı ile birleştirerek bütünleşmiş ve devrimci bir Ermenistan oluşturulmasına hizmet ediyoruz..”

12 Eylül’ün en karanlık günlerinde, devrimci hareketin gerilediği, hapishanelerin devrimci tutsaklarla dolu olduğu yıllarda ASALA, Türkiye’de eylem yapma kararı aldı. Generaller çetesinin Başbakanı Bülent Ulusu’nun cezalandırılması eylemi için Ankara Esenboğa Havaalanı’na iniş saati tespit edildi. Garin (Erzurum) gurubu oluşturuldu.

Adını 1915’te binlerce Ermeni’nin yaşadığı altı eyaletten biri olan Garin’den alıyordu. Levon Ekmekçiyan ile Zohrap Sarkisyan (1958-1982) fedai eylemine gönüllü olarak katıldılar. Ancak ASALA militanları hedeflerine ulaşamadılar. 7 Ağustos 1982’de Ankara Esenboğa Havaalanı’nda Levon Ekmekçiyan yaralı olarak tutsak düştü. Z.Sarkisyan ise polislerle girdiği çatışmada son mermisine kadar çatıştı ve havaalanında ölümsüzleşti.

L.Ekmekçiyan, Türk devletinin eline düşen ilk ve son ASALA savaşçısı oldu. Bir Ermeni devrimcisinin Türk devletinin eline esir düşmesi, işkencecilerin iştahını kabarttı. Kenan Evren’in damadı Erkan Gürvit bizzat işkenceli sorgulamaları yürüttü. Sonradan övünerek “Yaralı ele geçirilen ASALA militanını üç ay sorgulayan tek kişiyim” diyordu.

Birkaç hafta önce eceliyle ölen dönemin MİT Daire Başkanı Mehmet Eymür de ASALA’ya karşı yurt dışından çağrılarak görevlendirildi. Bu dönemde faşist cunta yurt dışında bütün devrimci örgütleri hedef alıyordu. 5 Kasım 1982’de TKP-ML militanı Nubar Yalımyan, Hollanda’da MİT aracığıyla örgütlenen faşist katil Abdullah Çatlı çeteleri tarafından kalleşçe öldürüldü.

L.Ekmekçiyan tutuklandığı ilk günden idam edildiği 29 Ocak 1983 tarihine kadar, Ankara-Mamak Askeri Hapishane’de tutsak edildi. Etrafında kimsenin olmadığı bir hücrede tutuldu ve özel olarak tecrit edildi. Çevresindekilerle konuşması yasaklandı. Kendisine karşı psikolojik savaşın bütün yol ve yöntemleri kullanıldı. L.Ekmekçiyan itibarsızlaştırmak için yalanlar ile manipüle edilmeye çalışıldı.

Bu amaçla Ermeni çevirmen dahi kullanıldı. TC devleti, psikolojik savaşına alet etmek için her akşam TV’lerde Ermeni düşmanlığı işlendi. Türk ırkçılığı ve şovenizmi Ermeni düşmanlığı üzerinde tavan yaptı. Öyle ki bir Ermeni TC vatandaşı kendini Taksim Meydanı’nda yakacak duruma geldi. Bir siyasi tutuklu olan L.Ekmekçiyan’ın bütün hak ve hukuku ayaklar altına alındı. Mahkemelere yaralı olarak çıkarıldı.

Mahkemede işkenceye uğramış olduğu her halinden belli oluyordu. Ankara 3 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ndeki yargılama tam bir mizansendi. Çünkü normal bir davanın olmazsa olmazları arasında olan “avukat”ı hiçbir zaman olmadı. Altı ay içerisinde, temyiz hakkını dahi kullanmasına izin verilmeden tek celsede görülen mahkemede “kalemi kırıldı.”

Unutmadık, unutmayacağız!

12 Eylül’de zulüm ve barbarlığın en yoğun olarak yaşandığı yerler hapishaneler oldu. Metris, Mamak, Diyarbakır Askeri Hapishaneleri en çok konuşulan ve gündemden düşmeyen yerler oldu. Bu hapishanelere komutan olarak atanan hapishane müdürleri Özel Harp Dairesi’nden özel olarak seçilmişlerdi.

Esat Oktay Yıldıran’ın Diyarbakır 5 Nolu Hapishane’de yaptıkları, insanlık dışı baskı ve işkenceler bugün dahi konuşulmaktadır. İşkenceye uğrayan tutukluların anlatımları kan dondururken, devlet bugün kendi işkenceci katilini unutmamıştır. Adını bir okula vererek ödüllendirmiştir.

Bir diğer eli kanlı katil Albay Raci Tetik ise 1974 Kıbrıs işgalinde, Rum halkının topraklarını işgal eden ve Rum halkına yönelik yaptığı katliamları ile tanınmaktadır. Bu yüzden her ikisi de tutuklulara işkence yapmaları için Milli Güvenlik Kurulu tarafından özel olarak seçilmişlerdir.

Albay Raci Tetik, Mamak Hapishanesi’ne ilk geldiğinde şöyle diyordu; “Kıbrıs’ta, Rumlara öyle bir abdest aldırdım ki, hala abdestleri bozulmadı. Size de aynı abdesti aldıracağım!”

Levon Ekmekçiyan tutuklu kaldığı altı ay boyunca her türlü işkence ve aşağılanmaya maruz kaldı. İşkencelerin bütün çeşitleri üzerinde denendi. Mamak Askeri Hapishanesi’nde aynı dönemde tutuklu kalan Süleyman Sırrı Önder yazılarında onun uğradığı işkencelere dair; “İdama götürürlerken bile dövdüler… O güne kadar hiç denenmemiş yöntemlerle işkence yaptıklarını öğrenmiştik, Ekmekçiyan’a…” diye yazacaktır.

Aynı zulüm aynı dönemde idam edilen Erdal Eren’e de yapıldı. Bu bir devlet politikası olarak devrimcilere karşı uygulandı. Yaşı küçük olmasına rağmen yaşı büyütülerek idam edildi. İdam sehpasında, devrimcilerin teslim olacağı zannedildi. Ama Erdal Eren ölümü severek kucakladı.

12 Eylül faşist generalleri tarafından apar topar asılan L.Ekmekçiyan’ın sessizce gömüldü. Bugün halen Levon Ekmekçiyan ile Zohrap Sarkisyan’ın mezar yerleri bilinmemektedir. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda, kimsesizler bölümünde olduğu düşünülen mezarları “devlet sırrı” olarak saklanmaktadır.

L.Ekmekçiyan ailesinin oğlunun naaşını alma talebine, uzun seneler zorluklar çıkarıldı. L.Ekmekçiyan davasını üstlenmenin, hukuk savaşını yürütmenin, cenaze nakil işleri ile ilgilenmenin, dahi zorlukları yüzünden hiçbir hukuk insanı bu davayı üstlenmedi.

İHD Başkanı Eren Keskin, zorlukları gözönüne alarak “bir annenin en son isteği olan, oğlunun cenazesine kavuşması” için hukuk mücadelesi başlattı. 32 yıl sonra, Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’ndan çıkarılan “naaşı”, Paris’te yaşayan Ekmekçiyan ailesine teslim edildi.

Fransa Adli Tıp Kurumu’nun aileden alınan DNA örnekleri ile yapılan karşılaştırmasında aileye verilen “naaş”ın, Levon Ekmekçiyan’a ait olmadığı tespit edildi. Gönderilenlerin bir başka insana ait parçalar ile hayvan kemikleri olduğu ortaya çıktı.

Devlet burada gerçek yüzünü bir kez daha göstermiş oldu. Tarihten gelen bu ezeli Ermeni düşmanlığının, kin, nefret ve tahammülsüzlükten başka izahı mümkün değildir.

Gerçeklerin aydınlığa çıkarılması için yürütülen Hakikat Savaşı, ölüm tehditleri ile engellenmek isteniyor. L.Ekmekçiyan ile Z.Sarkisyan hakkında bugün Türkiye basınında her yıl dönümlerinde derin bir sessizlik hüküm sürüyor. “Dokunan yanar” denilmek isteniyor. Haklarında yazı yazanlar ölüm tehditleri alıyor.

Çünkü Ermeni tabusu halen devam ediyor.

Faşist cunta tarafından katledilen Ermeni devrimciler L.Ekmekçiyan ile Z.Sarkisyan’ı saygıyla anıyoruz. Ermeni soykırımı üzerinden yükselen faşist devlet, yüzyıllık tarihinde çeşitli ulus ve milliyetlerden halkımız üzerinde katliamlarını sürdürmüştür.

Yüz yıl önce 1.5 milyon Ermeni’yi soykırımdan geçirenler, bu geleneklerini sürdürmüşler, L.Ekmekçiyan ile Z.Sarkisyan’ın ardından Hrant Dink’i de katletmişlerdir. Faşizm ırkçılık ve şovenizm üzerinden kendini yeniden ve yeniden üretiyor. Faşizme, ırkçılığa ve şovenizme karşı mücadeleyi sürdürmek günümüzün devrimci görevlerinden biri olmayı sürdürüyor.

10801

Devrimci iktidar hedefiyle çalışmalarımıza yüklenelim!

Türkiye; sokaklarıyla, meydanlarıyla, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine son 1,5 yıldır sürekli “hareketli” durumda.

Gezi İsyanı, 17-25 Aralık yolsuzluk karşıtı eylemler, Soma katliamına tepkiler ve Kobane serhıldanıyla; gencinden yaşlısına, her mezhepten ve milliyetten kadın-erkek halkımız milyonları bulan sayılarla sokaklara döküldü.

Kürtler savaş istemiyor

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık: “Biz Türkiye halklarına duyduğumuz saygıdan dolayı yeniden silahlı mücadele başlatmak istemiyoruz”, diyor ve ekliyor; “ ama bu süreç de, Türkiye için son bir şanstır.”

Dikkat edilirse burada saygı halklara, şans ise devlete oluyor.

Dêrsim Dağlarının beklentisi---Ergin Doğru

Dêrsimliler ve dostları, Dêrsim Soykırımı ve Dêrsim kimliğinin geleceği açısından yeni bir sıçrama yapmak zorundadır. Öncelikle yüreği Dêrsim'le atan herkes, "Ne yapmalı” sorusunu kendisine sormalıdır.

”SAF TÜRK OLMAYANIN HAKKI, HİZMETÇİLİK VE KÖLELİKTİR” (M.E.B.) Sait Çetinoğlu

Resmi İdeoloji’nin Seyir Defteri Resmi Tarih ve “Azınlıklar”

Tarihin hiçbir safhası eğilmeyen, dönmeyen ve daima yüksek duran Türkün başı bu badirede de yine yüksek ve vakur kaldı. Tanrı istemiş ki bütün eğilen başlar, solan tarihler içinde Türkün başı eğilmesin, tarihi solmasın. İnsanlık, vicdan,şeref ve haysiyet örneğini Türk denilen abideden alsın… Türkiye Türklerindir.

Mahmut Esat Bozkurt (Saday-ı Hak,25 Mayıs 1924)

MAHÇUPYAN , BİZİ MAHÇUP ETTİ

Henüz 301 kişiye mezar olan Soma maden ocağının yaralarını sarmadan,bu sefer acı haber Ermenek maden ocağından geldi.Yine aşırı kar ve işgüvenliğinden mahrum çalışan 18 işçinin hayatını kaybettiği maden ocağından 20 gün olmasına rağmen katledilen madencilere ulaşılamadı.İlkel ve kaba yöntemlerle yürütülen kurtarma çalışmalarında maalesef bu gidişle ulaşılamayacağı kaygısını taşıyorum.Dileğim bunda yanılmış olurum.

ABD, Türkiye’yi kurtardı!

Otuz dokuzuncu gününe giren Kobanê direnişi, YPG/YPJ ve halkın büyük direnişiyle devam ediyor. Bu süre zarfında Hegemon güçlerin verdiği destek ile IŞİD’in üstün teknikli yoğun saldırıları karşısında direnişe geçen Kürt halkı hem bölge de ve hem de Türkiye metropollerinde serhıldana kalktı. Kuzey Kürdistan halkının bu tepkisi hapsedilmiş atom moleküllerin tepkimeleri gibi kabuğunu kırıyordu. Türkiye metropolleri ve Kuzey Kürdistan birkaç gün içerisinde yangın yerine döndü. Yaşanan olaylarda elliye yakın yurttaş yaşamını yitirdi. Gidişat bir iç savaşın provası gibiydi.

Seyit Rıza Onurumuzdur, cesaretimizdir, geleceğimizi aydınlatan geçmişimizdir…

Yazmak bireysel olduğu kadar evrensel bir eylemdir aynı zamanda, bu kaygıyı taşıyanlar ise bir satır yazmadan önce bin kere düşünmelidirler. Üzerinde çalıştığım bir dosyaya kendimi kaptırınca gündelik yapay polemiklerden ister istemez uzaklaşıyorum. Ama öyle bir an geliyor ki köşe başlarını tutmuş pespaye kalemşörler bilinçli dezanformasyonlarını uygulamaya koyuluyorlar, geçmişlerindeki kanı gelecekleriyle yıkamaya çalışan geleneklerin temsilcileri kutsallarımıza dil uzatma cüreti gösteriyor, o zaman onlara hiç değilse ferdi bir cevap verme gereği hissediyorum.

Hazan Mevsimi – Ulm`lü Piro`yu Kaybettik :Cihan Erdoğan

 İlk defa böylesine büyük, kalabalık ve düzenli bir tren garı görüyordu.
İri yarı sarışın kadın ve erkeklerin arasında bir cüceden farksız görünmesinin komikliğinden ziyade, yitip gitme korkularına kaptırmıştı kendini.
Dilini bilmediği, yağmurunu tanımadığı bu ülkede, birbirine karışmış insan renklerinin, renk tonlarının ortasında kaybolup gitmişti sanki.
Tren garını altüst eden gürültülü müziğin tınılarından başka hiçbir şeyin anlamını, derinliğini çözemiyordu.
Gök gürültüleriyle birlikte boşalan yağmurun bile yabancısıydı.

Karadeniz'in utanç tablosu;Ünye'nin soytarı çocukları:Tamer Çilingir

52 soytarı, üzerinde ilkokul önlükleri ellerinde bayraklarla Mustafa Kemal’in türbesini ziyaret etmişler 10 Kasım’da. Kendilerine ’’Ünye’nin Dünkü Çocukları’’ adını vermişler. Aralarında 40 ila 60 yaşlar arasında esnaf, emekli, siyasi parti temsilcileri ve öğretim üyelerinden kişiler bulunuyormuş. Grubun başkanı olduğunu söyleyen Ordu Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Görevlisi Ahmet Erkan Birben, beyaz yakalı önlüğü ve bayraklarıyla muhabirlere poz verirken, bağıra çağıra bir marş söylüyor aynı zamanda.

“ÇÖZÜM SÜRECİ”: Kitlelerin Devrimci Gücünün Denklem Dışında Tutulması Mı?

Çözüm süreci bir kez daha devletin kıskacına girmiş durumda. Devletin çözüm sürecinden anladığının PKK’nin silahlı mücadelesinin öncelikle tasfiye edilmesi, buna paralel olarak ideolojik ve politik olarak da bir tasfiye gerçekleştirerek Kürt meselesini kendi siyasi egemenliği içinde uzun süre uykuya yatırmak ve Ortadoğu politikasında bir sıçrama tahtası olarak kullanmaktı.

“Mahsus mahâl”(ler)in hâl-i pür melâli[1]

“Duvarda kaldı gözlerim Dalmışım.”[2]
‘Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin, “Mahsus mahâl”lerin hâl-i pür melâlini gündemleştiren “Hasta Mahpuslar Sorunu ve Çözüm Önerileri” Sempozyumu’nun “Çözüm Önerileri”ne yönelik “Üçüncü Oturumu”nun moderatörlüğünü Hasan Gülbahar arkadaşım yönetecekti.
30 yıl zindanda yatan Gülbahar arkadaşım şimdi burada değil, “5.5 yıl daha yatacaksın!” diyen zalimler tarafından tekrar Mersin zindanına kapatıldı…[3]

Sayfalar