Ulusal Sorun
Ulusal sorun konusunda çözümlemeli onlarca yazı bulabilirsiniz. Literatürden alınan(aslında dogmaya indirgenen)onlarca metin. Egemen sınıfların ne istediği ile ezilen ulusun çilesi karıştırılıp boca haline getirildikten sonra, sorunu nesnel tarihsel ve sınıfsal bağından koparmak işi de hallolduysa geriye görev babında aslında bir şey kalmıyor.
Kürt Ulusal Hareketinin tarihsel ilerleyişini, Türkiye de ulusal sorun başlığı altında İbrahim K. yapmıştı. Sorunun tarihselliğini, gelişimini incelemiş ve ötelenen bu sorunun tarihsel ilerleyişini bilince çıkarmış, konuyu ortaya koyması ile bunu görünür hale getirmiştir.
Cumhuriyet kurulurken komprador burjuvazi ile ona bağlaşıklaşan büyük toprak sahipliğinin çıkar birliğinin, pratikte soruna yaklaşımındaki gericiliği de bu iki gerici sınıfın ittifakı ile açıklamıştı. Sınıfların tarihsel ilerleyişi sonucunda ötelenen bu sorunun görünür hale gelebileceğini de sınıfların tarihsel gelişmelerine bağlamıştır. Ulusal sorunun bir burjuva sorunu olduğu gerçeğini bir kenara not etmiş, politikasını da ezilen ulusun özgürlüğü ve ezilen sınıfların iktidarı meselesi üzerine kurmuştur. Bu ülkedeki sorunun kuruluşunda ki biçimi Kürt ulusunun emperyalist devletlerin ve yerel de oluşan devletlerin çıkarına bolünmüş olması, gerçek bir olgu olarak önümüzde duruyorsa ve Kürt ulusunun bu politikaya karşı geçmişte bütünlüklü bir politika sunamamış olmasını da yine sınıf çıkarlarına bağlıyordu. Daha 100 yıl önce emperyalizmin yerel devletlere pay ettiği Kürt ulusu, ulusal bilincin geliştiği her yerde direnişe geçmiş, TC. Faşist yöntemlerle sorunu ötelemekten başka bir şey yapmamıştır. Ancak bu tarihsel süreç gerici iktidara yedeklenmiş olan Türk işçi ve köylülerin günahına yeni günahlar eklemesinden başka bir şey değildir. Çaldırdıklarının hesabını sormayan bilincin çaldıklarının hesabını nasıl vereceği gün gibi ortada. Yüzyıllar boyunca konargöçer ve yağmaya asker ve lojistik tedarik ederek mutlu yaşamını sürdüren Türk köylüsü ilk defa ‘konmuş’ ve yurdu düşmanlarından kovmuştur. Geçmişin yağmalarının bilinci gerek dinsel olarak asri saadette din görünümlü ganimet savaşlarının övgüsünde, gerekse Anadolu’nun fethinde akıncı rüyalarında görülebilir. Günahlarına günah katan bilinç; Ermenilere, Keldanilere, Süryani ya da Rumlara Alevilere uyguladığı zorunlu göç ve katliamın hesabını kendi konargöçerliğinin tarihselliğini ve çilesinin gerçek nedenlerini açığa çıkaramamış bir ulusun yani kendi acılarının hesabını sormamış olan, bilimde,teknikte ve her türlü ilerlemeden yoksunluğunu geçmişin egemenlerinden sormadığı gibi geçmişte olduğu gibi bugünde egemenlere bağlaşıklığını sürdüren egemen ulustan başka ne beklenilir ki.
Günahlardan günah beğen tamda tarihsel açıdan Türk egemen ulusunun durumunu yansıtıyor. Tarihsel kökü ne kadar eskiye götürülüyorsa günahı da o kadar artıyor, farkında bile değil. En önemlisi de gelecek kuşaklara da büyüterek miras bırakıyor. Türkün devrimden, isyandan korkusu tarihin her yerinden sızıyor. O kapalı ya da açık kendi kendine yeten ekonomisini öyle kutsallaştırmıştır ki bugünkü yerli milli dindar politikayı bir balığın yemi yutması gibi hemencecik yutuveriyor. Geçmişte olduğu gibi iyilikler güzellikler kendi eseri, kötülükler ve çirkinlikler ötekinin. Tarihsel olarak geçmişini bu kadar abartırken genişletir ve büyütürken o rüyaların karabasanlarla son bulduğunu Kürt Ulusal Hareketi kanla hatırlatıyor. Belki yarın başka ezilen ulus milliyet ya da inanç tarafından da hatırlatılacaktır. Ancak ulusal sorunu dar anlamı ile egemen sınıfların çıkarları ya da istekleri ile açıklamak ne kadar nesnel idealizm ise o kadarda soyut materyalizmdir. Her iki ulusun proletaryası acısından onların hareketinin ya da hareketsizliğinin hem yaşanan dönem için hem de gelecek kuşaklar için önemini kavramak, egemen ulusun tarihsel pratiğinden doğan günahlarının özeleştirisini vermek, geçmiş çilesinin hesabını sormak, ezilen sınıfları birbirine yakınlaştırmanın ve ezen sınıflara(hangi kılığa girerse girsin)karşı sınıf bilincini ve uyanıklığını sağlayabilir. Egemen ulusun her ulusal ve demokratik talebe karşı gerici pratiği onun niteliğinin yansıtıyor. Diğer ulusal burjuvazilerin pratiğinden ve tarihinden ayrılan noktalar ise onun özgül farkını yansıtıyor. Bu nedenle kavramın genel nitelemesi sınıfı işaret ederken özgüllüğünü belirleyen şey kavramın sıfatıdır. Türkiye egemen sınıflarını diğer benzer sınıflarından ayırt eden şey bu farklardır. Kavram nesneli yansıttığı oranda doğrudur. Bu nedenle nesnel dünyayı bilince yansıtırken kavramların gerçek şeyleri yansıtmasına ve bu benzerlerinden ayırt eden özelliklerini de içermesi gerekiyor.(Komprador burjuvazi)
Bu sınıfların niteliğini gerçek dünyadan çıkarmadığımız sürece kaba görgücü materyalizmin sularında yelken açmaya devam ediyoruz demektir.
Ulusal sorunda kendi özgül çelişkileri içinde barındırıyor. Ezilen ulusun mücadelesine katkı sunmak için, duygu ve sezgilerle değil, gerçek nesnel sınıf ilişkileri ile başlamak zorundayız. Sınıfların çıkarları ve savaşımını Nostradamus müneccimliği ile çözümleyemeyiz. Biz MLM’ler hareketten kopuk bir politika ve pratik lüksüne sahip değiliz. Hareket demek çok yönlülüğü kavramak, nesnel gerçeği bilince çıkarmak, bir yerde doğru olanın başka yerde ve zamanda yanlış olabileceğini bilmek, teori ve pratikte bir adım önde olmak demektir. Bu tarihi diyalektik materyalizm ile kavramak, ondan dersler çıkarmak, göreliliği ve göreceliliği yasaların ve bilimin sınırları içerisinde pratikle öğrenmek demektir. Ülkemizde Marksist literatürle biraz haşır neşir olan biri onu mutlaklaştırma eğilimi taşıdığı her yerde zıddına dönüşüyor. Yöntemi bilmediği için, aslında mahrum olduğu için bu böyle oluyor. Çünkü Marksizm’in Okulu kütüphaneler değil Komünist Partisidir. Komünist Partisi tarihsel ödevini gerçekleştirdiği oranda da yöntemi öğrenir, öğretir ve geliştirir. Savaşım içinde. Teorik gelişim acısından İbrahimlerden gerideyiz. Pratik açısından elli yıllık bir yaşanmışlık birikmişlik var. Ve ilerideyiz. Sınıfla olan bağımız zayıf olsa da tarihsel malzemeyi düzenlememiş olsak ta bu böyle. Günümüzdeki sapmaların en temel nedeni tarihsel pratiği ayıklamamış, teoriyi bilince çıkaramamış olmasıdır. Bu nedenledir ki ulusal sorun konusunda İbrahim’in politikası yaşarken, Parti onu geliştirilememiştir. Ulusal sorun konusunda gelişime açık teori olması ise onu özel kılan nesnel durumdur. Ezen ve ezilen ulusun proletaryası ve köylüsünün sınıf çıkarını tarihsel hedefin potasında birleştirmek demek İbrahim demektir.
UKKTH’nı tarihsel pratikten ve proletaryanın hedeflerinden uzaklaştıran her türlü teori kutsal kitaplardan alıntılarla bu hakkı dogmaya çeviriyor. Sınıfların bugün ki çıkarları ile yarın ki pratiğini öngöremiyor. Dünü okuyor bugüne şaşırıyor, yarına apışıp kalıyor.
Hep en Marksist, en Leninist en Maoist oluyor ama tarihin dışında kendi düşleminde. Kendi yaşam tarzı bilincini affetmiyor. Biçimle bilinç arasında mekik dokuyor. Özünden uzaklaşıyor. Ulusal sorun konusunda da durum tamda böyle.
Ulusal hareketin her yalpalaması onda da hissediliyor. Her yalpalamayı en nesnel çözümlüyor. Dün söylediğini bugün unutuyor ya da hata yaptık ile geçiştiren bu akıllılar, aynı temcit pilavını servis ettiğini, müşterinin fark etmeyeceğini zannediyor. Ulusal sorun konusunda ezen ulus proletarya ve köylüsünü aydınlatmak bir yana sisteme yedeklenmesinin, ezilen ulusun savaşımındaki en önemli gedik olduğunu, yengi ya da yenilgisinde tayin edici rolü olduğunu gözlerden uzak tutabileceğini zannediyor. Kitlelerdeki gerilemenin ekonomik, kültürel, dinsel, politik ve pratik açıdan tarihsel çözümlemesi yerine oldubittiye getiriyor.
Özeleştiriden uzak durmanın sonucu olarak yadsımanın yadsıması herkesi buluyor. Bizim tarihimiz açısından MKP İbo’nun yadsınması iken MKP’nin kendi Tarihsel hatalarının özeleştirisi vermemekteki ısrarı da MKP’nin yadsınmasında kendini gösterecektir. TDKP’den EMEP’e EMEP’ten adresi şaşmış yerlere giden yolda aynı taşlarla döşenmişti. Geçmişi aşmak gibi görünen bu yadsıma pratiği, gelişim(aslında genişleme isteği ile hayallerini yasama duygusu) zannediliyor. Neyi doğru yaptınız da bunu doğru yaptığınıza inanalım. Halkı mevcut egemen siyaset ve politikada yedeklenmesini günah sayan bu kargalar, kendi burnunun ucunu görmekten şimdilik uzaklar. Tarih boyunca egemenlerin eteğine sarılmış bilinç, kendi pratiğindeki güvensizlikle yine aynı eteğe sarılıyor. Kendi pratiğinden çıkardığı ders, teorik güvensizliği ve hataya neden oluyor. Dersi de yanlış öğrendiğini hiç mi hiç düşünmüyor. Politik yetmezliğini teorik eksikliklere, pratik hatalara yüklüyor. Asıl çözülmesi gereken sorunu, politik yetmezliği çözmeden, kişilere, halklara, sınıflara, devletlerin yöneticilerine, olmadı dünyaya olmadı sınıf önderlerinin pratiğine, teorisine yükleyerek tarihsel bir suç işliyor. Bundan sonra Öz ile biçimin birbirini örtmesi uyumlu hale gelmesi gerekiyor. Özünde neye dönüşmüşse artık biçimi de onu yansıtmaya başlıyor. İşte geleneksel, eskimiş görünen pratikte gerçekleşmesi için mücadele edilen teorinin yaşam alanı, sahte ya da zıddına dönüşen bu nedenle de kolayca ayırt edilebilecek olan politik pratiğin, bilincinin ayakları üzerinde görüneceği zamandayız. Programını, politikasını bilince çıkarmış olan özneler için sınıf bağının güçleneceği savaşımı yükselteceği arena. Nitelik bu nedenle önemlidir. Nicelik daralan ve gerileyen sınıf mücadelesinin(bu da görüngüdür) içte yarattığı duygudur. Her duygu gibi geçicidir. Dünya genelinde bir gerileme olduğu tespitini yapanlar(proletaryanın büyüyüp geliştiğini, devleştiğini burjuva sınıflar görüyor, her türlü önlemi alıyor. Sınıf örgütleri ile olan bağları zayıflatıyor, örgütlerin içini boşaltıyor, tarihsel geçmişini hiçleştiriyor, ideolojik alanda geriletiyor.) kendilerini bu gerilemeden muaf tutmakla zaten kendilerinin de özel bir alana hapsedildiğini fark edemiyor. F tipi hücre sınıf için ne ise teorik ve politik yalatılma da pratik yaşamda odur. 2000 yılından sonra özellikle mültecileşmiş devrimci profili için tüm sınır kapılarını açmıştı, gitsinler ama burada durmasınlar. Ve pratikten ve sınıftan uzaklaşan her türlü teori sapmaya müsaittir.
Ve her sapmasını da eleştiri ve özeleştiriden muaf tutarak idealizmini geliştiriyor, idealizmi geliştiği oranda sınıf çıkar ve pratiğinden uzaklaşıyor. Tarihi kendi Öz bilinciyle yaptığını unutuyor. Ve kusursuz Öz bilincine asla ama asla toz kondurmuyor. Olsa olsa pratik hatanın tekrar tekrar gerçekleşmesini yine pratikte araması gerekirken pratikteki hatalarına kılıfın kumaşını geçmişten ya da teoriden bulup biçiyor. Mlm'ler hata yapmamakla kendilerini gerçek yaşamdan soyutladıklarını göremiyor. Kendi doğrularının gevezeleri halinde deli divane gibi dolanıyor.
Bu yenilenme sevdalıları düşün alanında devrimcileri de etkiliyor, politika olarak mekanik materyalizmi aşamıyor. Ulusal Sorun konusunda geçmiş deneyimlerden öğrenmek yerine, onu tarihsel gerçekleştiği süreçlerin dışına sınıfların dışına, ölüler dünyasına havale edip duruyor. Hakkın uygulanması için tarihsel hareketinden ve sınıflardan ve onun iç ve dış koşullarından yani yaşamın gerçekliğinden değil tam tersinden bakıyor.
Kürt Ulusal Hareketinin varlaşıp geliştiği koşullarda Türkiyeli işçi ve emekçilerin kurtuluşunu sağlayacak olan DHD’ni İbrahim o zaman bilince çıkarmıştı. Bunu Halk Savaşını başlattığı yerden anlayabiliriz, nedenlerini ise yazılarında bulabilirsiniz.
Bugün; Kürt Ulusal Hareketinin varlığının belirleyiciliği altında komprador burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin iktidarının askeri faşist darbe yönetimlerini, gizli bir biçim altında yürütmesini koşullandırmaktadır.(AFC değil, OHAL) Çünkü Kürt Ulusal Hareketinin varlığı ile açık bir afc’nin iç savaşı doğurabileceğini ve iç savaş koşullarında savaşın yasaları gereği kuzeye değil güneye batıya değil doğuya dayanacak olan DHD mücadelesinin askeri stratejisini şimdiden kesmek için koridor kuruyor. Kürt Ulusal hareketindeki konumlanışı ve kendi tarihi açısından Dersim'e sıkıştılar diyen çokbilmiş şehir küçük burjuvaları, tarihsel pratikleri açısından bir Dersim değil bir ilçesi ile kendini tarihe yazamamışlardır.
Hem Maoistlerin tarihini anlamıyorlar, hem de Kürt Ulusal Mücadelesindeki sağa sola sapmayı kavrayamıyorlar.
Tarihsel hareketin tüm yumruğunu yemiş ve yamulmuş bir bilinç ile önderlik edilemeyeceğini kitlelerin hareketi ve hareketsizliği anlatıyor, ama kitleden öğrenmeyi unutan akıl hocalığı kitleyi sadece eğiteceğini zannederek zihin değişikliğinden dem vuruyor. Pratikte bir hareket olmadan zihinde değişiklik bekliyor düşünceyi oluşturan ögeleri nesnel dünyadan çıkaran bilimin kurucularını bir türlü kavrayamadığını, düşünce dünyasından seçmecilik yaparak, duygulardan dünyaya bakıyor, uymadığı yerde nesneli eğip büküyor. Son nesnel bükücü avatardır bunlar.
Ulusal sorunda da durum böyle. Hakkın kullanılmasını ulusun iç çelişkilerinden ve sınıfsal yapısından koparan ulusun birlikte hareket etmesini sağlayan çekme ve itmeyi, bu etkinin dört parça üzerindeki hareketi ve karşılıklı etkileşimi göremiyor. Demokratik Halk Devrimi için yürütülen Halk Savaşı tarzını (Komünist Partisi önderliğinde yürütülmesi belirleyici yönü)ile Halkların yürüttüğü her Savaşı eşdeğer gören, farkları kavrayamayan ve her farkın bir çelişki olduğunu anlamayan ve çelişkiyi belirleyemediği içinde çözüm üretemeyen Türkiye Marksizm’i sekterizmini doktorincilik ile gizleyebileceğinin hayalini kuruyor. Sınıf bilincinden uzak Moda(semt olarak Kadıköy Moda) sosyalizmini Marksizm diye yutmayan geniş halk kitlelerini bilgisizlik teorisi ile açıklıyor. Onun sezgisi nesneldir ve pratiğin yansıması iken, aydın küçük burjuvanın zihni içtiği rakının bulanıklığını yansıtıyor. Göbeğinin şişkinliği de kır gerilla savaşının yegâne bahanesi olduğunu, fikirlerindeki sapmayı pratiğinden çıkaracağı yerde ve içeriden bulacağı yerde soyut dünyadan ve dışarıdan buluyor. Diyalektik konusunda halkın sezgisi Mersine bunların bilimi de tersine gidiyor.
Kürt Ulusunun devrimci ve ilerici pratiği kendi içinde dinamiklerle açıklanabilir. O dinamiği besleyecek olan bir damarda Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerinin pratiğidir. Bu pratiğin seyri de Kürt Ulusal Hareketinin özgürleşme yolundaki adımlarını belirliyor. Uluslararası çelişkilerden doğru tarzda yararlanan Kürt Ulusal Hareketi sınıf temelli siyasete uzaklığını salt güven, pratiği abartma yüzünden içte ve dışta haklı temelini kayganlaştırmış, Savaşı tek yanlılıkla değerlendirmiş ve birçok kazanımından geriye düşmüştür, düşmeye de devam ediyor.
Kuru kuru biz ulusal hareketi destekliyoruz açıklamaları bir şey ifade etmediği gibi bunu doğru tarzda ele alamayan Türkiye Devrimci Hareketleri de asli ve tali görevlerini birbirine karıştırıyor.
Her devrimcinin görevi mensubu olduğu ulusun ezilen Sınıflarını devrime hazırlamak görevidir. Sorun bu görevle ezilen ulusun özgürleşme talebini birbiriyle çelişik görmesinden kaynaklanıyor. Bu egemen ulusun ve ezilen ulusun burjuvazisinin çelişkisidir. Onun siyasetinin bulanıklığıdır. Buna ezilen ulusun diğer burjuva sınıf ve katmanlarının bulanıklığı eklendiğinde durum daha karışık hale geliyor.
Ezilen ulusun orta ve küçük burjuva sınıflarının yasal siyasi ayağı HDP dir. Yasal siyasi ayağın ilerici yönünü besleyen yegâne unsur ise egemen ulusun siyaseti ve ezilen ulusun ezilen sınıflarının desteğidir.Kürt Ulusal Hareketinin bayrağından orak ve çekici çıkardığı gün Ulusal Özgürlük Mücadelesinin ezilen ulusun küçük burjuva egemenliğine geçtiği gündür. Türkiye devrimci siyasetini(sınıf temelli siyasetini) küçük ve değersiz gördüğü gün ise Ulusal Hareketin orta sınıflarının duygu ve düşüncesini yansıttığı gündür. Gelinen aşama da savaşın içte zayıflatılması dışarda yaşam alanı bulması ise Kürt ulusunun burjuva ve feodal sınıflarının egemenliğine geçtiğini gösteriyor. Bu demek değildir ki Ulusal Kurtuluş Hareketi devrimci ve ilerici yönünü kaybetmiştir.
Emperyalizm ile bölgedeki komprador burjuva feodal sınıfların çıkarı savaş tarzını sürdürdüğü sürece ve Kürt Ulusal Hareketi varlığını sürdürdüğü surece DHD mücadelesinin cephe gerisi, nesnel varlığını sürdürüyor demektir. Kürt Ulusunun Devletleşme sorunu, bölgede ki Ulusal Devletlerin ve Emperyalizmin sürekli değişen politikasına bağlı olduğu kadar, içerde de bütünleşme isteğini gösteren pratiklerin yetersizliği(Ulusun gerici sınıflarının etkisi) ve Kürt Ulusal Hareketine eksikliğini hissettiği konularda Türkiye Komünistlerinin gerekli büyüklükte politika üretememesidir. Ancak bu üretememenin sebeplerinden birisi de ‘burnu havada’ aynı Kürt Ulusal Hareketi’dir. Kendini dev aynasında görme, Komünistleri küçük görme, Ortak Mücadelede ‘en öne geçme’ anlayışı vd. şeyler ile bu gerileyen yönü beslediğini fark edememiştir.
Ne zaman ki kendisine dayatılan politika ile uzlaştı, hem daralmaya hem de zıddına dönüşme eğilimi açığa çıkacaktır.
Erdoğan’da somutlaşan siyaset ise onu M.Kemal’in yaptığı gibi en geriye itmek üzerine kuruludur. Bu siyaset günümüzde Türk orta sınıflarının en gerici sağ kanadının temel siyaseti, kompradorun ise yedek siyasetidir.
Orta sınıflarının gerici kanadı emperyalizmin iç çelişkilerinden doğan bunalımının yansımasını temsil ediyor. Günümüzde eğer sol kanadı üzerinden yürütülmüş yumuşak bir siyaset olsa idi bir gönenç başlangıcını ifade edebilirdi. Nesnel bir eğilim taşıyabilirdi. Ama yine de aldatma üzerine kurulu olurdu. Kürt Ulusal Hareketinin anlamadığı temel şey DHD’nin her iki ulusunda özgürlüğü sorununu birlikte görmesindedir.(Ayrı devlet kurma hakkını dışlamaz) Ulusal sorunun dört ayrı parçasının arasındaki çelişkiyi kavraması ulusal birliğini kadere değil programa bağlamasıdır. Bu da DHD programının ulusal sorundaki temelidir. Aksi takdirde Türk Ulusu ile ezilen ulus ve milliyetlerin hakları ezilen sınıf çıkarından kopacak sadece burjuva niteliği ile ‘ilerici’ bir rol oynayacaktır.
Kürt Ulusal Hareketinin Türkiye Kürdistan dağlarından elini kolunu sallayarak koridordan gönderilmesini, emperyalizm ve yerli komprador sınıflarının çıkarlarından bağımsız gören ya da çelişkinin belirleyici yönünü ihmal eden değerlendirmeler doğuya açılan tren ve otoyol inşaatlarının, lojistik merkezlerinin, hes, res, Bakü Ceyhan gaz yolunun, tanap projesinin ekonomik yükünü koruyacak olan güvenliğini, uygulama önündeki en büyük engelin güneye sürüldüğünü görememek en büyük saflıktır. Sınıfların çıkarları ezilen ulusun özel çıkarının üzerinde tutulmuş, biri doğuyu alırken diğeri güneye razı olmuştur. Tamda barış masası tezgâhının üzerinde.
Tam da bu sırada Kürt Ulusal Hareketi Türkiye içinden çekilerek Türkiye işçi ve köylüsüne yakınlaşma, taleplerinin haklı yönüne destek bulacağı nesnel koşullarda. Savaşı ‘iki ulusun’ savaşına indirgeyen geri çekilme yaklaşımı pratikte egemen ulusun milliyetçiliğinin zemini olmuştur. Ulusal savaşları sınıfsal savaşımın bir biçimi olarak görmeyen bu tek yanlı bakış açısı güneyde hem emperyalizmden, hem egemen ulus devletlerinden hem de ezilen ulusun parçalı halinden ezilen ulusun burjuva ve feodal sınıflarının çıkarlarından darbeleniyor.
Maoizm biliminin tehlikeleri dünya emperyalizmi tarafından fark ediliyor.(en son Hint filmi Newton’da Maoizm’e saldırdı) ama yerel de komünist devrimci demokratik güçlerde özelde Kürt Ulusal hareketinde genelde dünya proletaryasında ve ezilen sınıflarda bilince çıkarılamıyor. Maoizm ’in yaşam bulduğu alanların kırsal alan olması biçim yönünden kendi zorunluluğudur. Bu zorunluluk ve biçim yasaları kavrayamayanlarca da anlaşılmamaya devam edecektir. Sınıf savaşımının gelişimi ise bu ters görüntüyü kanla düzeltecektir.
En son gezi pratiği bunu birebir hatırlattı. Geçmişte Paris Komünü askeri tarzın Sokak Savaşı pratiğinin, tekniğin, taktiğin ve stratejinin önemini ve Engels in sözleriyle .... Hatırlamalıyız. Orta doğuda ki kent ve kır savaşının Maoizmsiz biçimi de öğretti, Sur Cizre öğretti. Daha hangi deneyim gerekiyor Maoizm’ in sadece ülkemiz özgülünde değil dünyanın tüm ezilen sınıflarının bilimi olduğunu kavramak için.
Maoizm ’in Marksizm ve Leninizm’in Çin uygulaması olduğu ve birbirini yadsımadığı birbirinden doğan ve gelişen bilimin belirli aşamalarına tekabül geldiğini, İbrahim’in bu en yüksek bilimi ülkemize uygulamasındaki gösterdiği başarıyı. TKP(ML)’nin onun en yüksek mirasçısı olduğunu bilince çıkarmak için 'düşman saldırıyorsa iyidir den' öğrenmeyi ne zaman bıraktık. Tarihimize sahip çıkalım. Tüzük program ve gönüllü birlikteliğimize sahip çıkalım. İbrahim’i bilince çıkaralım. Sınıf bilincini laf ebeliğiyle değil, doğrudan pratikte, ezilen sınıfın çıkarlarını içeren politika, siyaset kültür üretelim. Programın uzun vadeli yönünü görelim.
İbrahim’den sonra çok sular aktı diyen kafalara bir çift sözüm var. MLM'nin Türkiye ayağı İbo’dur diyen dilinizle, geçici bir süreci kendine strateji olarak belirlemiş olan İbo çelişmiyor mu?(KOŞULLARIN DEĞİŞTİĞİ, SINIFLARIN DEĞİŞTİĞİ RETORİĞİNİZ) Bu nasıl en yüksek uygulacıdır ki çözülen sınıfları görememiş, gelişim ve ilerlemeyi görememiş, öngörüden yoksun bir önder. Bilimin uygulayıcıları sadece pratik aklın tarihsel tahlilcileri değildirler. Onlar çelişkiyi çok yönlülüğü ve hareketi içinde görebilen özellikleri ile öne çıkarlar. Mao tarihte bireyin rolünde bunu özellikle vurgular. Bu sınıfların tarihini nesnel olarak ortaya koymak demek onun gelişimini ve dönüşümünü de öngörmek demektir. Programının eskimesi için nesnel koşulların sadece gelişmesi değil nitelik değiştirmesi de gerekiyor. Kompradorun gelişiminin tarihsel belirli aşamalarını ve yaşlanmasını göremeyen bu kafalar, dumura uğramış alıklaşmış her turlu zehirle bünyesini zehirlemiş bu kafalar, onlardaki devrimci pratiğin devrimci teoriden çıktığını, devrimci teori ve pratiğin de ‘yöntem ’den kaynaklı olduğunu ve kendilerindeki devrimci teori ve pratikten uzaklaşmayı da yöntemden uzaklaşmakta olduğunu dahi göremiyor.
Ulusal sorun konusunda Türkiye Komünist siyaseti sağdan, kuyrukçuluk tespiti ne kadar doğruysa, soldan şovenizm tespiti de o kadar doğrudur. Biri iç mücadelede yetersizliğin doğurduğu sol tepkisel tek yanlılıktır diğeri ise bu tek yanlılığın sağ yönüdür. Biri burjuva bakış açısının sol tepkisel aktif duygusal yönünü, diğeri ise sağ pasif yönünü gösteriyor. Her ikisi de sapmadır.
Ulusun yanında olmayı pratikte sunmak tali yönünü işaret ederken, asıl yönü içte ona destek olmaktır. Diyalektik hareketin birliğidir. Mao mücadelenin bir yönünün zayıf olması koşullarında yenilgiye götürür der. Yöntemin doğru ya da başarılı olup olmaması yöntemin kavranması ve uygulanmasına buda nesnel koşulların yani somut koşulların somut tahliline bağlıdır. Eğer tarihsel açıdan bir yenilgi, gerileme tespiti varsa burada yöntemin nesnel koşullara uygun olup olmadığından önce nesnel koşulların doğru tahlil edilip edilmediğine ve yönteme bakmalıyız. Koşulların nesnel somut durumunun bilince yansıtılmasında hata varsa bu yöntemin bilinmemesinde ve kavranmamasının ürünü olabilir. Burada tarihsel özeleştiri babında nesnel koşulların doğru tespitinin yapılmadığının söylendiği nokta da yöntemi kusurlu bulmak ancak somut durumu yine ve yeniden ters çevirmek anlamına geleceği anlaşılmalıdır.
Anti Maoizm’in bu biçimini Maoizm diye İboculuk diye sömürülen isçilere ve ezilen köylülere yutturamazsınız. Şehrin küçük burjuva pazarlarında çok rahat alıcı bulabilirsiniz genişlemiş kalabalığında.
Taner özcan
Taner Özcan sitemizin köşe yazarıdır. Kültürel ve politik konularda yazılar yazmaktadır
Son Haberler
Sayfalar
Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (6.Bölüm)
5-) “KUZEY KÜRDİSTAN’IN DEVRİM STRATEJİSİ” SORUNU:
Axparig Hrant /Nubar OZANYAN
Ocak, özgürlüğümüz ve kurtuluşumuz için umut ve gelecek vaadeden sevdiklerimizi kaybettiğimiz aydır. Ocak, buz içinde açan ve açmaya devam edecek olan kırmızı güllerimizi andığımız aydır. Devrimci hayaller yaşatılmadan idealler büyütülemez. Devrimci ideallerimizi süsleyen hayallerimizin orta yerinde çocukluk anılarımız gelir. Ocak’ta ölümsüzleşen her yoldaşla birlikte çocukluğumun koridorlarında dolaşırım.
M.Oruçoğlu’nda boy veren anarşizan ve revizyonist karekterli kimi görüşler üzerine bir değerlendirme
Bilenler bilir Sayın Oruçoğlu Halkın Günlüğü gazetesinde “Antagonizma” ismiyle tanımlamayı tercih ettiği köşesinde çeşitli konular/meselelere dair görüş ve düşünsel eğilimlerini paylaşır okuruyla.
Mecbur insanlar vardır... (1)
Yaşar Kemal bir röportajında şu cümleyi kuruyordu; “Mecbur insanlar vardır!” Hikaye şöyle; Osmanlı’nın son dönemlerinde, hikayenin geçtiği yöredeki köylülerin umudu, ağaların da korkulu rüyası olmuş bir eşkıya vardır.
Bu eşkıyaya, bölgeden ayrılması karşılığında para ve hayatının bağışlanması teklifinde bulunulur, fakat o, bölgeye yığılan güçle öldüreceğini anlamasına rağmen, Osmanlı’nın teklifini köylüleri düşünerek reddeder. Ve teklifi neden reddettiğini soranlara “mecburum” diye cevap verir.
Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (5.Bölüm)
4-4) “SHSS’NİN TAS’I TA EN BAŞINDAN DEVRE DIŞINDA BIRACAK OLMASI” SORUNU:
Kıvılcımları Çoğaltmalıyız!
Özellikle, 2013 yılından bu yana baskıları artırarak iktidarını sürdüren Erdoğan hükmetinin, hükmetme sınırları giderek daralıyor. Ekonomik-politik olarak sıkıştıkça, içerdeki baskıları artırarak, kendini ayakta tutmaya çalışan bir iktidarın, dayanma gücü; kitlelerin ekonomik ve özgürlük taleplerinin şiddetiyle sınırlıdır.
Kitlelerin ekonomik ve özgürlük talepleri arasına sıkışan faşist bir iktidarın ömrü de sonsuz değildir.
Bizim Sara…Nubar OZANYAN
Soğuk bir kış gecesi kırık bir radyo yayınında duydum. Sara ve iki kadın arkadaşın şehit düşüş haberini. Dışarıda bir metreyi geçkin kar altında aylarca toprak altında üşümeden direndim. Ta ki Sara’nın ölüm haberini duyuncaya kadar. Dersim/Aliboğazı’nın buz kesen havası ve sert esen rüzgarı hiç bu kadar işlemedi içime. Keskin bir bıçak gibi kesti boğazımı. Yutkundum. Sanki içime kan damladı. Kalleş pusular neden buz kesmiş Ocak’ı seçer? Neden Ocak’ta daha çok katledilir kadın devrimciler? Rosa, Sara ve Meral yoldaşlar...
Değiştirirsek yeni olur yıl…(Nubar OZANYAN)
Herkese yetecek kadar nimeti bol, toprağı zengin olan dünya; mazlumlar açısından neredeyse çekilmez hale geldi. Her geçen gün zenginle fakir, efendi ve yeryüzünün “lanetlileri” arasındaki çelişki, derinleşerek büyüyüp daha “ürkütücü” duruma geliyor. Daha fazla sermaye ve zenginlik, bir avuç tekelin ve kapitalistin ellerinde toplanırken, yoksulluk ve yokluk büyük kalabalıkların çekilmez kaderi haline getirildi. Dünyanın tüm mazlum halkları, büyük eziyet çekmeye devam ediyor.
Robotların Yeri Bizim Yanımız
Metofor... motofor...
- Öpüyorlar üretemiyorlar... öpüyorlar üretemiyorlar... Öpemiyoruz üretiyoruz... öpemiyoruz üretiyoruz.. Biz örgütlü olma kültüründe nasibini almamış proletaryaların kaderide ne kadar bozuk abi.
- Karşıdaki tiplere bak.
- Bizim musallat olacağımız kızlara musallat olmasınlar abi.
- Bizim musallat olacağımız kızlara niye musallat olsunlar. Onlar üreteni dudakta öperiz diyiyorlar. Bizim musallat olacağımız kızlar üretiyorlar mı? 40 yıldır aynılar. Ne söylesek başımız ağrıyor, başımız ağrıyor diyor duruyorlar.
Dünya Sınıf Mücadelesinin Üzerinde Dönüyor
Dünya güneş etrafında dönsede, bütün toplumsal gelişmelerin; “öküzün boynuzunun üzerinde” değil, sınıf mücadeleleri üzerinde döndüğünü, bütün sınıflar açısından çok çetin geçen 2020 yılı bir kere daha gösterdi.
Kapitalizmin kriz olduğunu, krizden başka bir şey üretmediğini ve bu krizinde esas olarak işçi sınıfı ve emekçileri vurduğunu; sermayenin bitmek, durmak bilmez her şeye egemen olma vahşetiyle kitlelerin üzerine yıkıldığını, bir kere daha, korona pandemisi adı altında ölerek gördük.
Interview with member of TKP-ML Polit Bureau “We have no other option but to Struggle and Fight for Liberation”
“We have no other option but to Struggle and Fight for Liberation”
-Hello, can you introduce yourself?
– How are you, my name is Ozgur Aren, I am a member of the Central Committee Polit Bureau of TKP-ML.
-You have announced that you held your 1st Congress last year. In what environment did you prepare for your Congress? both in terms of your Party agendas and the situation in your country?