Salı Ekim 20, 2026

Türkiye „Yarı-Sömürge“ Bir Ülke Mi? Emperyalizm Üzerine Notlar-4

Sömürge-Yarı-SömürgecilikÜzerine

“Sömürge”, “yarı-sömürge”, “bağımlı” ülkeler kavramı sık sık kullanılmaktadır. Ancak, yarı-sömürge kavramının çoğu zaman yerli yerinde kullanılmadığı da bir o kadar gerçektir. Sömürgeciliğin tarihi kapitalizm öncesi (kölecilik ve feodal) toplumlarda olmasına karşın, kapitalist toplumda sömürgecilik, dünyanın belli emperyalist ülkeler arasında paylaşılmasına ve paylaşım uğruna savaşlara dayanmaktadır. Özellikle serbest rekabetçi dönemden tekelleşme dönemine geçişte, kapitalist ülkelerin sömürgeciliği de tekelleşmeye oranla artmıştır.

Kapitalizmin tekelleşme evresindeki sömürge politikasıyla, kapitalizmin önceki evrelerindeki sömürge politikaları -Lenin belirttiği gibi- temelde farklıdır.1

Emperyalizm dönemindeki sömürge politikasının ayırt edici özeliği, en büyük tekellerin dünyayı egemenliğidir. Yarı-sömürgecilik ya da yeni sömürgecilik süreçleri de her bağımlı ülke için değişmesine karşın, emperyalist tekeller, kapitalizmin gelişmediği ya da az geliştiği, kapitalist tekelleşmenin fazla gelişmediği ülkeleri finans sermayesi aracılığıyla kendilerine bağlarlar.

Sömürgecilikten kurtuluş, işgale ve sömürgeciliğe karşı açıktan savaş ve göreceli de olsa bağımsızlığın kazanlıması ve sömürgecilerin ülkden kovulmasıdır. Sömüge ülkelerin “bağımsızlıklarını” kazanmaları emperyalizm çağında “tam bağımsızlık” söz konusu olmaz. Ancak, sosyalizmin zaferiyle bu gerçekleşebilir. Bağımsızlığını kazanan sömürge ülkelerin kapitalist yolda devam etmeleri, yani, emperyalist sistemin zincirinin bir halkası olmaya devam ettiği sürece, “bağımsızlık” da göreceli olarak kalmaktadır.

Özelikle sermaye birikiminin gelişmesiyle, emperyalist ülkeler diğer ülkeleri kendi finans sermayesine bağımlı hale getirmişlerdir. Ancak, emperyalist sermaye gittiği ülkelerde kapitalizmi geliştirici bir rol oynaması nedeniyle, yarı-sömürge ülkelerde de kapitalizm gelişmiş ve gelişmektedir. Tekelci burjuvazi gittiği yerlere özgürlük götürmez, ama sermaye ihracıyla kapitalist gelişmeyi götürür ve dünyayı kendine benzetir.

Yarı-Sömürge ülkelerin gelişmiş kapitalist ülkelere, yani emperyalist ülkelere bağımlılık dereceleri, bu ülkelerdeki kapitalist gelişme ile doğru orantılıdır. Yarı-sömürge bir ülke, emperyalizme sermaye ve politik olarak bağımlıdır. Bu bağımlılık ilişkisi, ülke içindeki kapitalist gelişme (tekelleşme) arttıkça, yani kapitalizm geliştikçe, emperyalist sermayeye bağımlılıkta azalır. Emperyalist sermayeye olan bağımlılığın azalması, politik bağımlılığı da zayıflatır ve bağımsız hareket etme özelliği daha fazla öne çıkar.

Buradaki “bağımsızlık”, bütünüyle emperyalist sistem dışına çıkmak değil, daha fazla emperyalist sistemin içine girmek olarak ele alınmalıdır. Çünkü, emperyalist sistem içinde bütün ülkeler şu veya bu oranda birbirine finans sermayesinin zincirleiryle bağımlıdır. Hepsi emperyalist zincirin birer halkasıdır. Örneğin, ABD emperyalizmi, “bağımsız” gibi görünsede, diğer emperyalist ülkelere şu veya bu oranda bağlıdır. Diğer emperyalist ülkelere göre daha güçlü bir emperyalist ülke olması nedeniyle, daha bağımsız hareket etmesi ve diğer emperyalist ülkeler üzerine baskı oluşturmasına karşın, o ülkelerin sermayesine gereksininmi var ve birçok konuda birlikte hareket etmek ya da onları dikkate almak durumunda kalmaktadır. Ayrıca, emperyalist rekabet ve emperyalist kamplaşma, zorunlu olarak en güçlü emperyalist ülkeleri, daha güçsüz emperyalist ülkeleri dikkate almaya itiyor. Çin, Tayvan'ı kendi topraklarına bağlamak istiyor, ancak, önünde diğer emperyalist (başta da ABD emperyalizmi) ülke engeller var.

Ya da AB ülkeleri ve AB içinde Almanya gibi ülkeler, emperyalist sistem içindeki çelişmeler ve güç dengelerinden dolayı, Rusya ve Çin karşısında ABD'nin emireri gibi hareket etmek zorunda kalıyor. Hatta, yaklaşık 10 milyar Avro'ya mal olan Rusya-Almanya arasındaki “Kuzey Akım-2” gaz boru hattını, ABD'nin sobataj düzenleyerek tahrip etmesini sessizce kabullenmek zorunda kaldı. Oysa, Alman sermayesi bu boru hattından gelecek gazı “dört gözle bekliyordu” dense yeridir. Emperyalist sistem içindeki dengesiz gelişme, emperyalist ülkelerin birbilerini kollamalarını, taviz vermelerini ve yerine göre birilerine boyun eğmelerini de sağlıyor. Kurtlar sorfasında kuzuların özgürce dolaşma özgürlüğünün bedeli, kendisinin yenmesiyle sonuçlanır.

İki Emperyalist Kamp Arasında Şansını Arayan Tekelci Türk Devleti

Yarı-Sömürge ya da bağımlı ülkeler, sermaye birikimlerine oranla bağımsız hareket etme eğilimi her zaman vardır ve kendi sermaye birikimlerini sağlamak için çaba harcarlar. Ve kapitalist gelişme ile birlikte dış ülkelere sermaye ihraç etme eğilimini taşırlar. Yarı-sömürge ülkelerdeki tekellerin sürekli emperyalist tekele bağımlı kalma eğilimi olamaz ve bu tekelleşmenin doğasına aykırıdır. Her tekel büyümek ister. Sermayesini büyütecek bütün ilişkileri, yolları kullanır ya da böylesi bir eğlim içindedir. Bir zamanlar ajentacılığını yaptığı tekelin karşısına, aynı pazarlarda rakip olarak çıkar. Bu nedenle yarı-sömürge ülke burjuvazisi, sonsuza kadar “böyle kalalım” demez, diyemez, kapitalist gelişme kendi yasalarını her zaman hakim kılar. “Yarı-sömürge”cilik de, kapitalist gelişmeye bağlı olarak sermaye birikimiyle doğru orantılı olduğu için, kapitalist tekelleşme geliştikçe bağımlılık da azalır ve yerini, emperyalistler arası dengesiz gelişen ilişkilere bırakır.

Bugün Türkiye'i “yarı-sömürge” olarak değerlendiren devrimci ve komünist örgütlenmeler çoğunlukta. Bazıları yavaş yavaş bir değişim göstermesine karşın, hala “göbekten emperyalizme bağımlı” diyen anlayış ve siyasal örütlenmeler çok.

Örneğin, TKP'nin online sitesi Sol Haber'de, Türkiye'nin Afrika'da faaliyetlerini inceleyen yazılar çıkmaya başladı.2 Türkiye'nin Afrika ülkelerindeki, ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel (emperyalist kültür) ilişkileri “Emperyalist Türkiye”3 adlı kitabımda geniş olarak ele alınmıştır. Her ne kadar TKP genel sekreteri Kemal Okuyan, Türk devletinin emperyalist yayılmacılığını “Yeni “Osmanlıcı zihniyet”4 olarak adlandırıp, sosyal şovenist anlayışla emperyalist karakterini reddetse de, yine de bu tür inceleme ve araştırmaların yayınlanması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.04.08.2024 tarihli Evrensel gazetesi, “Afrika’daki Türkiye!” manşetiyle çıktı.5

Bu konuda Evrensciler beni şaşırttı desem yeri. Çünkü “emperyalizme bağımlı” olarak değerlendirdikleri gibi, “Teori ve Eylem” dergilerinden Türkiye’yi emperyalist olarak değerlendirenler eleştiriliyor.6 Evrensel’de çıkan “Üsler, limanlar, yollar, okullar: Afrika'da Türkiye'nin büyüyen izi” Cihan Çelik imzalı yazı, benim 2022 yılında yayınlanan “Emperyalist Türkiye” kitabımda; “Türk Emperyalist Devletinin Yayılmacılıkta Askeri ve Yumuşak Güçleri” başlıklı bölümde, fazlası var, eksiği yok.7 Ancak, küçük burjuva anlayışlar, her şeyi ilk defa kendileri “keşfettikleri” için, çok önceden yayınlanan çalışmaları görmezden gelme gibi bir “körlenmeleri”de söz konusudur. Bunların eleştirileri bir sonraki yazıda ele alınacağı için geçiyorum. Evrensel’in yazarları’da, Sol Haber’in yazarları gibi, “dev tekellerin büyümelerini” anlatmalarına karşın, bu emperyalist tekellerin devletini “yeni osmanlıcılık” “özentisi”8 gibi göstermeye devam ediyorlar. Demek ki, Osmanlı’nın “dev sermaye sahibi tekelleri” varmış da dünya alem bilmiyormuş!!!

Yine, Bolşevik Partizan'ın (Bolşevik Parti /Kuzey Kürdistan-Türkiye) 12. Kongre'sinde “Türkiye'nin emperyalist” olma sorununu tartışacaklarını (“T.C.’nin emperyalistleşme yönünde geliştiği ve bu gelişmede çok önemli mesafe katettiği yönünde bir görüş birliği var.”)9 açıklamaları ileri bir gelişmedir.

Bu olumlu gelişmelerin yanında, hala “yarı-sömürgecilikte” direnenlerin varlığı ve Türk tekellerinin hemen hemen bütün ülkelerdeki sermaye yatırımlarını görmezden gelmeleri, ama Türkiye'deki emperyalist sermayeyi öne çıkarıp, yerli sermayeyi (ki bu da emperyalist sermayedir) ikinci plana atan yaklaşımlar devam etmektedir. Marksizm-Leninizmle biraz temasta olanlar, Türk devletindeki bu gelişmeyi eninde sonunda göreceklerdir. Çünkü görmemek olası değil. Tekelci Türk devleti “ben buyum!” diye bas bas bağırıyor.

“Yarı-sömürgelik” ve “yarı-bağımlılık” ilişkileri, birbirinden çok farklı değil, aralarındaki fark görecelidir. Bunu bağımlılık ilişkilerini belirleyen o ülkenin emperyalist sermayeye bağımlılık oranıyla doğru orantılıdır. Her yarı-sömürge ülkenin, emperyalizmden bağımsız hareket edemeyeceğini varsaymak, “bağımsız” ülkelerin somut durumunu tam olarak yansıtmaz. Örneğin Türk devleti 1974'de Kuzey Kıbrısı, tüm emperyalistlerin karşı çıkmasına rağmen işgal etti ve hale bu işgal devam ediyor. Gelinen aşamada, işgali sonlandırması bir yana, oradaki varlığını daha da güçlendirmektedir. Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ı işgal ettiğinde emperyalist bir ülke değildi. Ama, “yarı-sömürge” olma halinde zayıflama vardı. Emperyalistlerin baskılarına rağmen, bağımsız hareket etti. Ya da en azından diğer (sosyal emperyalist SSCB, ABD ve İngiltere) emperyalist ülkelerin askeri karşı koyuşunun olmayacağını garanti ettikten sonra böyle bir işgali gerçekleştirdi. Oysa, aynı Türk devleti, 1964 yılında Kıbrıs'a “müdahale” etmek istedi, ancak ABD'nin sert (Johnson Mektubu10) tepkisiyle karşılaşınca, karşı saldırıyı göğüsleyemeyeceğini hesaplayıp, müdahaleden vazgeçti.

Kıbrıs işgali, Türk sermayesinin tekelleşmesinin güçlenmesiyle de doğru orantılıdır. 1970'lerin ortasında tekelleşmenin düzeyi, “Emperyalist Türkiye” kitabımda incelenmiştir.11 Türk sermayesinin giderek güçlenmesi, birçok ekonomik ve politik yaptırımları (ABD'nin silah ambargosu) gözaldığını da göstermektedir. ABD'nin askeri yardımı Türk devleti için önemliydi. Çünkü Türk ordusunun askeri (silah) gereksinmelerinin büyük bir bölümü ABD'den karşılanıyordu.

Türkiye 1990'ların başından itibaren daha bağımsız hareket etmeye başladı. Bu “bağımsız”lık, Türk sermayesinin uluslararsı sermayeden bağımsız olduğunu göstermez. Tersine 1980'den itibaren Türk sermayesi uluslararası emperyalist sermaye ile daha bir içiçe girmiştir. Türk tekelci sermayesinin uluslararası sermaye ile bütünleşmesi, daha sıkı ilişki içine girmesi, uluslarası sermayenin ülke içinde daha rahat hareket edebileceği yasal düzenlemelerin yapılması, Türk tekelci sermayesinin de gelişme düzeyi ile doğru orantılıdır. Türkiye'nin 1980'lerden itiabren uygulanan ekonomik politika, hem Türk tekelci sermayesinin hem de uluslararsı sermayenin çıkarlarını gözeten bir politikaydı.

Emperyalizm çağında, “kapitalizmin kendi iç dinamiği ile büyümesi, gelişmesi” bir masaldır. Kapitalist ülkelerde, “kendi iç dinamiği ile büyüme” arayanların, kapitalist dünyanın yeni bir (emperyalist) aşamaya geldiğinin ve bunun ekonomi-politik etkilerinin neler olduğunu tam olarak bilmeyen ve “her şey eskisi gibi” sanan dogmatik yaklaşımların ürünüdür. Bu bağlamda da, Türkiye'deki kapitalist gelişme, emperyalist sermaye desteği ve emperyalistlerden alınan kredilerle (borç) sağlanmıştır. Bu durum, diğer “yarı-sömürge” ülkeler içinde geçerlidir. Geçerken söyleyelim, bazı ulusalcıların çok övündüğü, 1930-40'lar arasında Türkiye'de kurulan fabrikalar, dışardan (bir çoğu o zamanın SSCB'den) ve batılı emperyalist ülkelerden sağlanan kredilerle (borç) gerçekleşmiştir.12

2. emperyalist paylaşım savaşı öncesi Türkiye'de kurulan tüm fabrikalar yabancı ülkelerden ya da tekellerden sağlanan kredilerle (borçlarla) kurulmuştur. Kapitalizmin gelişmediği, tekelleşmenin olmadığı yerde de sermaye birikimi olamaz. Böylesi bir durumda dışa bağımlılığın derecesi daha yüksektir. Bu dönemdeki kapitalizm komprador kapitalizmdi. Türkiye'de de sermaye birikimi ve tekelleşme 1970'lerin başından itibaren olmuştur. Özellikle büyük sermaye gerektiren tüm fabrikalar, büyük alt yapı-yatırımları, büyük baraj ve elektrik santrallerin kurulması vb. yine dışardan sağlanan kredilerle kurulmuştur. Bugün de özel sektörün faaliyetleri için dış kredilere gereksinimi vardır. Ancak, ülkede kapitalizm komprador niteliğini çoktan yitirmiş tekelci kapitalizm haline dönüşmüştür ve tekelleşme yüksek düzeydedir.13 Dış kredilere gereksinim duymak her zaman “yarı-sömürgecilikle” doğrudan bir ilişkisi yoktur. Bütün emperyalist büyük tekeller dış krediye gereksinim duyar ve yüksek düzeyde borçlanırlar. Tekellerin borçlanmalarının miktarı kendi öz sermaye birikimleri ile doğru orantılıdır. Borçlanmalar (sağlanan krediler) yurt dışındaki bankalardan olduğu gibi yurt içindeki bankalardan da sağlanabiliyor. Ve özel tekellerin dış borçları devlet garantilidir.

T.C. Merkez Bankası'nın verilerine göre, şu anda özel şirketlerin (tekellerin) dış ülkelerden sağladıkları kredi borçlarının toplamı; “Mayıs sonu itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, 2023 yıl sonuna göre 4,5 milyar ABD doları artarak 168,5 milyar ABD doları olmuştur.“14

Türk tekellerin dış ülkelerden sağladıkları krediler, onların dış krediye bağımlı olduğunu, ancak bu “yarı-sömürgecilik” değil, tersine, uluslararsı sermayenin içiçeliğini ve kapitalist ülkelerin birbirine kopmaz bir şekilde bağlandığını gösterir. Çünkü, aynı şekilde uluslararası diğer emperyalist tekellerde dış ülkelerden kredi (borç) almaktadırlar. Örneğin, Almanya'nın ülke olarak toplam borcu 6,7 trilyon Avro'yu aşmıştır.15 Buna karşın; “2023 yılı sonunda, Almanya'daki finansal olmayan şirket gruplarının borcu yaklaşık 2 trilyon 175 milyar avroya ulaşmıştır. Bu, finansal olmayan şirket gruplarının borcunun son on yılda yaklaşık yüzde 63 oranında arttığı anlamına gelmektedir.“16

Almanya ve diğer AB ülkeleri ABD’den bağımsız hareket etmek istiyor ve hatta AB içinde bir çok ülke Almanya ve Fransa’ya boyun eğmek istemiyor, ama, emperyalist dengesiz gelişme ve emperyalist hegomanya rekabeti, kendi yasaları içinde ilişkilere yön veriyor. Türk devleti de, kendi sermayesi oranda bağımsız hareket ederken, aynı zamanda, emperyalist kamplar arasındaki çelişkiyi kendi emperyalist çıkarları için kullanıyor. Türk devleti, iki emperyalist kamp arasındakiçelişkiden yaralanma taktiğini, özellikle, Suriye’nin emperyalistler tarafından boğzlanmasından ve Rusya-Ukrayna savaşından sonra daha da geliştirdi. Bu, hareket serbestliği yarı-sömürge bir ülkenin yapacağı bir ilişki biçimi olamaz.

Türkiye’nin emperyalistleşmesi de Suriye’nin egemenliği altındaki Kürdistan topraklarının bir kısmının işgal edilmesiyle kendini daha net göstermiştir. Türkiye’de emperyalist sermayenin dışa açılması ve askeri işgaller birbirine koşut gitmiştir. Bu durum Türk devletinin emperyalist amaçlarını ve hedeflerini büyütmesine yardımcı olmuştur. Ve emperyalist kamplaşmanın netleşmesi ve çelişmelerin keskinleşmesi, Türk devletine “iki emperyalist kamp arasında şansını arama ve bu şansı zorlama” koşuşulları yaratmıştır. Ancak, bütün bunların esas nedeni, Türk devletinin askeri gücünden değil, esas olarak emperyalist sermayeye sahip olmasından kaynaklanmıştır. Askeri gücü ise, Türk tekelci burjuvazisinin yayılmacılığını ve hegomanya alanlarını genişletme ve elinde tutmayı kolaylaştırıcı rol oynamıştır ve oynamaktadır. 05.08.2024

1Lenin, Emperyalizm, sf. 105, Sosyalist Yayınlar

2https://haber.sol.org.tr/haber/turkiyenin-afrika-boynuzu-seruveni-1-dort-koldan-etiyopyaya-hucum-394116

3Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, El Yayınları 2022

4https://haber.sol.org.tr/yazar/gercek-bu-savas-kapiyi-caliyor-394447 02.08.2024

5Cihan Çelik, https://www.evrensel.net/haber/524769/usler-limanlar-yollar-okullar-afrikada-turkiyenin-buyuyen-izi

6https://teoriveeylem.net/tr/2024/03/04/kurulusunun-ikinci-yuzyilinda-turkiyenin-bagimli-kapitalizmi/

7Yusuf Köse, age, sf. 247-295

8Yusuf Karadaş, „Yeni Osmanlıcılığın Afrika’daki tezahürü“ https://www.evrensel.net/yazi/95324/yeni-osmanliciligin-afrikadaki-tezahuru (04.08.2024)

9https://www.bolsevikparti.org/bp/193_sayfalar.pdf

10Ali Rıza İZGİ, Kıbrıs Barış Harekatı Sonrasında Türkiye’ye Uygulanan Silah Ambargosu ve Sonuçları, Temmuz -2007, Yüksek Lisans Tezi, pdf

11Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 65-76

12İlk Bez fabrikası (Sümerbank) Kayseri'de SSCB'den sağlanan 20 yıl ödemesiz sıfır faizle 8,5 milyon liralık krediyle Sovyet bilim insanları ve ekonomistlerin denetim ve gözetiminde 1935 yılında kurulmuştur. Fabrika için gerekli makineler de Sovyetlerden getirilmiştir. Bkz. Yaşar SEMİZ, Güngör TOPLU, “Cumhuriyet Döneminde Devlet Tarafından Kurulan İlk Sanayi Kuruluşu Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/836386

13Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, “Türkiye'de Tekelleşme”, sf. 55-104

14https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Istatistikler/Odemeler+Dengesi+ve+Ilgili+Istatistikler/Ozel+Sektorun+Yurt+disindan+Sagladigi+Kredi+Borcu/ (TCMB, Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcu Gelişmeleri - Mayıs 2024)

15https://www.ceicdata.com/de/indicator/germany/external-debt

16https://de.statista.com/statistik/daten/studie/1060295/umfrage/schulden-der-nichtfinanziellen-boersennotierten-unternehmensgruppen-in-deutschland/

9658

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Ankara’nın grisinden dağların yeşiline dört mevsim…(SEFAGÜL ASLAN)

Medya Savunma Alanları’nda bulunan TİKKO gerillalarından Sefagül Aslan, 23 Ekim 2015’te, Dersim-Şahverdi’de Cengiz İçli (Ünal) ve Hakan Çakır (Yurdal) ile birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Özgüç Yalçın (Sefkan); 23 Nisan 2018’de Dersim-Aliboğazı’nda şehit düşen Gül Kaya (Nergiz) ve Hasret Tanrıverdi (Çiğdem) ile 18 Ağustos 2016’da Colemerg-Qilaban’da şehit düşen Şakir Ek (Arhat Ba)’yı anlattı.

Kadın Partileşmeli, Parti kadınlaşmalıdır!

Kadının bir cins olarak bin yıllardan beri uğradığı tarihsel haksızlık, her dönem daha fazla çeşitlenerek daha fazla katmerlenerek süregeliyor. Şiddetin, emek sömürüsünün, kimliksizleştirip, kişiliksizleştirmenin her alanda her türlüsünü yaşamaya devam ediyoruz.

Yenildik…[ismail cem özkan]

Yenildik ve ayağa kalkamadık, kalkmak içinde yan yana gelip konuşma yerine, birbirimizden uzak durduk, çünkü eteklerde biriken taş ağırdı ve sonucu ne olacağı belli değildi... Eteklerinde taş olanlar izleyici oldu, fırsat kollanıldı, yakalayan tam taşı atacakken süreçler ve gündem değişti… Kimse etek giymiyordu ama taş vardı eteğinde, etek giyenler ise cezaevlerinde onurlu mücadele yapmışlar, çok ağır bedeller ödemişlerdi…

Kandil-Yerevan Yürüyüşümüz(1)-Dursun Ali Küçük

*Geziye karar verdik.
Otobüsle Iğdır-Aralık ve Nahçivan sınırlarını kapsayan yerleri geziyorum.
Yarım otobüste 11 değişik kişileriz. Erivan’a ulaştık. Oradan iç turların yapıldığı yarım-otabüsle yolculuğa başladık. Tarih 22 Eylül 2018 gösteriyor.
İlk gün Iğdır hattı boyunca gidiyoruz. Iğdır’ı Yerevan’dan ayıran Aras nehridir. Aras nehri çevresi ilk uygarlığın başladığı yerlerden biridir.Zerdüşt peygamberlerin tek olmadığı, Zerdüştlerden birinin Aras nehri civarlarında yaşadığı söylencesi var.

İşçiler Gelecek..!

İşçiler mutlaka gelecek. Ülkenin ve dünyanın üzerine çökmüş bu kara bulutlar mutlaka ama mutlaka bir gün dağılacak. Karamsarlıklar, yılgınlıklar ve zulüm düzeni ortadan kalkacak. Boyunlar bükülmeyecek, tahta kuruları ve bitlerle birlikte yatmak işçilerin kaderi olmayacak ve “milletin anasına..” diyenler ve onların siyasal temsilcileri yeryüzünden silinerek bir daha asla!

Savaşlarda ölmek yoksulların, bombalarla parçalanmak çocukların kaderi olmayacak.

Dersim’de devletin oyununu bozalım!

 

Düşman yoğun bir saldırganlıkla bölgede önüne gelen her şeyi yok etmeye çalışmaktadır. Burada şunu söylemek yanlış olmayacaktır; Dersim’de yakılan ormanlar ve boşaltılmak istenen köyler ile propagandası yapılan projelerin amacı aynıdır.

Rojava Nasıl Kurtulur...-Dursun Ali Küçük

*Bütün dünya devleri ve bölge güçleri Suriye'de..
Suriye denkleminin çözülmesi zor görünüyor. Daha süreceğe benzer. O zamana kadar Rojava-Kürdistan'ı da belirsizliğini korur.
Suriye fiilen 3 bölünmüş durumdadır. Büyük devletler anlaşmadığı sürece Suriye'de bir çözüme gitmek mümkün görünmüyor..daha çok yol var..

*ABD-Fransa ve batı işin bir tarafını oluşturuyor. Suriye'den vazgeçmeyecekler.

İmar affı-kentsel dönüşüm ve konut sorunu

Bilindiği üzere iskansız ve ruhsatsız yapılmış olan yapılar ile iskanı yada ruhsatı olupta projeye aykırı olarak yapılan yapılar imar planlarına aykırı yapılar olarak görülmektedir. Burada kanun gözünde herhangi sınıfsal bölgesel farklar ve özel durumlar dikkate alınmamıştır. 

Birinci olarak işçi köylü ve memurlar ile ücretli çalışan kesimlerin kaçak olarak yapılan yapıları ile orta sınıfların ve müteahitlerin 'kaçak yapıyı' yapma nedeni arasındaki farkları silikleştirilmiş olup burjuva hukukun 'herkese' eşit mesafe de olma sahtekarlığı altına gizlemiş bir fark vardır. 

12 EYLÜLÜ GÜNLER DE BİTECEK!

Bundan 38 yıl önce kuvvet komutanı faşist generaller 12 Eylül 1980’de tıpkı 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 ve sonraki tüm darbelerde olduğu gibi, halkın gelişen muhalefetini durdurmak, sol-sosyalist, emek cephesinin ‘özgürlük eşitlik, adalet’ mücadelesinin önünü kesmek, toplumsal hareketi engellemek, emperyalistlerle işbirlikçi komprador feodallerin çıkarlarını korumak için bir darbe yaparak yönetimi ele geçirdiler .

Göçmenler…[ismail cem özkan]

Göçmenler geldikleri ülkeye göre nasıl algılandığı aslında hepimiz biliyoruz ama tekrarlamakta yarar var sanırım;

Göçmenler anavatanlarına göre para gönderen ve sağılması gereken birer saf yatırımcı…

Göçmenlerin lobi olarak kullanılan bir nüfus harekatı ve var oldukları ülkede ki demokrasinin izin verdiği gösteri yapma hakkını kullanarak ülkelerini cennet olarak gösteren eylemlere katılmaları… Lobicilik sorunların görmezden gelmek ve sorunların üzerini ülkelerinin lehine örtmeleridir…

Nubar Ozanyan Yerevan‘da özlem ve saygıyla anıldı…

Şahadete ulaştığı, Rojava topraklarındaki askeri törenden sonra, 26 Ağustos 2018 Pazar günü Ermenistan’ın Yerevan kentinde başta eşi ve sevenleri ile silah arkadaşları bir anma etkinliği gerçekleştirdi.

Հայաստանից մինչեւ Պաղեստին,

Տերսիմից մինչեւ Ռոժավայ,

Յեղափոխության պատմության

Հերոս Մարդակեր Նուպար Օզանյան ՛ը անմահ է …. (1)

Yerevan: Martager Nubar Ozanyan’ın ölümsüzlüğünün I.yılında bir çok yerde anma etkinlikleri düzenlenmeye devam ediliyor.

Sayfalar