Pazar Ekim 11, 2026

TKP/ML Kadın Komitesi

“Kadın düşmanlarının maskesini düşürmek için 8 Mart'a!

157 yıl önce 8 Mart günü, New York'ta emekçi kadınların insanca yaşamak için çalışma koşullarının düzeltilmesi, 8 saatlik iş günü talepleriyle başlattıkları direnişe kan ve katliamla karşılık veren erkek egemen sömürü düzeni, bugünün kadınlar açısından dayanışma ve isyan günü haline geleceğinin farkında değildi. Yüzlerce kadın işçiyi katlederek, kadının eşitlik ve insanca yaşam talebini bastırabileceğini düşünenlere verilen en büyük cevap, 8 Mart'ın yüz yılı aşkın bir zamandır kadının isyan ve dayanışma günü olarak tarihe geçmesi oldu.

Aradan geçen yüzyıllar, emperyalist-kapitalist sermaye düzeninin kadın emeğine dönük bakışını değiştirmedi elbette. Hala emeğimiz görünmez kılınarak değersizleştirilmeye ve böylelikle de ucuzlaştırılmaya çalışılıyor. Evlerde, fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde değil 8 saat; bazen 16 saate varan iş günü ile emeğimizi satmak zorunda bırakılıyoruz. Emek harcadığımız birçok iş, “iş-işçilik” statüsüne dahi alınmayarak, “doğal görevimiz” olarak omuzlarımıza yükleniyor.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tüm yaşamımızı çevrelediği bu düzende, “kariyerimizi ancak annelik üzerine yapabileceğimiz” dillendirilirken; devletin korumalığını üstlendiği patronlar da pervasızca kadını istihdam dışı bırakıp güvenceli çalışma koşullarından mahrum edebilmektedirler. Torba yasa yoluyla aynı anda birçok emek düşmanı yasayı resmileştiren AKP hükümeti, kadın emeğine dönük ayrımcı politikalarının üstünü “annelik”, “eş” vs. ile ve muhafazakarlaştırma yöntemi ile örtmeye çalışmaktadır.

Doğum izni, kreş hakkı, regl dönemi izni gibi hakları kıstıkça kısan, işten atan, kadını mahkum etmeye çalıştığı evi esnek ve ev eksenli çeşitli işlerle “bacasız fabrikaya” çeviren erkek egemen sömürü düzenine karşı kadınlar artık sessiz kalmıyorlar. Daha önce Novamed'de, Tekel'de olduğu gibi bu kez de başta Maltepe Üniversitesi Hastanesi'nde ve Divan Pastanesi'nde direnişe devam ediyorlar.

İkiyüzlü kadın düşmanları...

Kadını eve ve aileye hapseden erkek egemen zihniyetin “usta” sürdürücüsü olan AKP hükümetleri dönemi; aynı zamanda kadına ve LGBTİ'lere dönük şiddetin, nefretin, ayrımcılığın arttığı bir süreç oldu. Son bir yıl içerisinde bine yakın kadın; çoğu bir yakını tarafından olmak kaydıyla erkekler tarafından öldürüldü, çok sayıda kadın erkekler tarafından saldırıya uğrayarak yaralandı, yine binlercesi kayıt dışı olmakla birlikte binlerce kadın cinsel saldırıya maruz kaldı.

Milyonlarca kadını isyan ettiren bu düzenek, kadının özne olduğu toplumsal cinsiyet mücadelesi sayesinde görünür hale geldikçe kaygılanan AKP hükümeti gündemine bu meseleyi almış, ancak ikiyüzlü politikalarla kadını bu şiddet dolu erkek dünyasında “yaşayabilir” hale getirmekten zerrece adım ileri gidemeyeceğini defalarca kanıtlamıştır. Münevver Karabulut cinayetinde “kızlarına sahip çıksalarmış” diyen bir hükümetten daha başka ne beklenirdi zaten?!

Erkek egemenliğini deri gibi üzerine giymiş olan devletin bu konudaki ikiyüzlü maskesinin düştüğü yer yargı olmaktadır. Kadın ve LGBTİ'lere dönük nefret suçları davalarında yargıyı bir “erkek silahına” dönüştüren devlet; katilleri, tacizci-tecavüzcüleri aklamakta, “haksız tahrik” indirimi ile cezasızlandırarak ödüllendirmekte ve kadın ve LGBTİ'lere dönük suçları teşvik ederek önünü açmaktadır.

Mersin-Tarsus'ta cinsel saldırganlığa maruz kalan ve buna direndiği için vahşi bir şekilde katledilen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın ardından bu erkek şiddet sarmalına, nefretine karşı var olan öfke bir isyana dönüşmüş ve sokaklar kadın öfkesiyle dolup taşmıştır. Bu öfkeye karşı yine etekleri tutuşan erkek iktidar düzeni, kendini bu vahşetten sıyırmaya çalışarak “en azılı kadın hakları savunucusu” haline gelmiş ve katilleri, tecavüzcüleri “cani” olarak nitelendirerek idam tartışmalarına yeniden dönmüştür. Erkekliği her pratiği ile yeniden üreten bu ikiyüzlülere karşı kadınlar bu kez “canilik değil, erkek şiddeti” şiarıyla karşı durmuşlardır.

Erkek egemen ve heteroseksist toplum ve devlet düzeninin görmezden gelme ve ayrımcılıkla baskı altına almaya çalıştığı LGBTİ'lere dönük nefret dolu politikaların sonucu olarak heteroseksüel cinsel kimlik ve yönelimlere sahip olmayanlar “sapkın”, “hastalıklı” ya da en iyimser (!) ifadeyle “anormal” olarak yaftalanmaya devam ediliyor. Oysa “ne yanlışız ne de yalnız” diyen LGBTİ'ler görünür olma mücadelesini canları pahasına veriyorlar.

Vahşi şekilde katledilen, intihara zorlanan, ayrımcılık ve nefretle yaşamın her alanından dışlanmaya çalışılan LGBTİ'ler, tüm bunlara karşın bulundukları her alanda örgütleniyor ve devlet düzenine karşı mücadele veriyorlar. Başta kendisini devrimci, ilerici olarak adlandıran tüm emek örgütlerini, partileri, kurumları kendileri ile hesaplaşmaya, yüzleşmeye çağırıyor ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğe karşı verilen savaşın demirbaşlarından olduklarını ilan ediyorlar her seferinde.

Hapishanelerde kadın düşmanlığı!

Eril ve heteroseksist devletin düşmanlığının açıkça yaşandığı alanlardan biri de hapishanelerdir. Erkekliğin en çirkin haliyle kendini yaşattığı bu dört duvar ve parmaklıklar arkasında kadın ve çocuk tutsaklara yönelik saldırılar sıkça gündeme gelmektedir. Özellikle cinsel saldırganlıkla “tutsakları adam etmeye”, “yola getirilmeye” çalışıldığı hapishanelerde çıplak arama ve cinsel istismar yoluyla hem tutsaklar hem de yakınları cezalandırılmaya çalışılmaktadır.

Gebze, Şakran Kadın Hapishanelerinde politik tutsaklara ve Sincan, Pozantı, Antalya Çocuk Hapishanelerinde ise özelde Kürt çocuklarına yönelik gündeme gelen bu saldırganlık, erkek egemenliğinin bu durumu, ayrıca, mücadele veren kadın ve çocuklara dönük bir yıldırma silahı olarak da kullandığını göstermiş oluyor. Cinsel işkencenin hedeflerinden biri olan LGBTİ tutsaklara ise LGBTİ hapishaneleri açılacağı “müjdesini” veriyorlar.

Sözümüzdür!

Tüm bunları ve dahasını art arda sıraladığımızda kadın açısından tablonun ne kadar karanlık olduğu net olarak görülmekte. Ancak tablonun bütünü bu yazdıklarımız değil elbette. Bir de en başta Kobane'de, Şengal'de kadınların silahlı direnişi ve DAİŞ çetesine diz çöktüren mücadelesini bu tabloya yerleştirmek gerekiyor. İşte tek başına bu örnek dahi kadınların yaşam tablosunun aydınlık ve de en önemlisi tüm yaşamını aydınlatacak yolu göstermekte.

Bugün özellikle Özgecan Aslan'ın katledilmesinin ardından alanları dolduran örgütlü kadınların yanı sıra, çeşitli kesimlerden kadınlar nezdinde silahlanmanın meşruluğu önemli oranda artmıştır. Bugün “öz savunma” olarak çeşitli kesimler tarafından formüle edilen ve uygulamaya geçilen hareket tarzı, TKP/ML Kadın Komitesi olarak bizim de uzun süredir üzerinde durduğumuz, tartıştığımız ve belli noktalarda harekete geçtiğimiz bir meseledir. Kadınların öz savunma gücü örgütlülüğünde ve silahlı mücadelenin en ön saflarında yer almasında yatmaktadır. Bu konu ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle tüm emekçi kadınları, Komitemizle ilişkilenmeye ve Partimiz saflarında mücadele etmeye çağırıyoruz.

Bizler Meral Yakar'dan Barbara'ya, Beşler'e, Nesibe'ye, 8 Mart günü şehit düşen komutanlarımız Ayfer Celep ve Münire Sağdıç'a kadar tüm kadın şehitlerimizle aynı zamanda erkek egemen düzene karşı mücadele verdik. Bu 8 Mart vesilesiyle bir kez daha bu mücadeleyi, daha fazla kadın bilinci ve öfkesini donanarak yükselteceğimizi ilan ediyoruz.

Bu 8 Mart'ta ilanımız olsun ki:

Mücadelemize İran'da tecavüzcüsünü öldürdüğü için idam edilen Reyhaneh Jabbari'nin tavizsiz duruşu rengini verecek. Kadın düşmanlarına çevrili namlularımızla Arin Mirxan, Sibel Bulut ve Kader Ortakaya olup direnişe duracağız savaşın ortasında. Almanya'da 2 çocuğa dönük cinsel saldırıya engel olmakta karşılığında ölüm olsa da tek bir an bile tereddüt etmeyen Tuğçe Albayrak'ın cesaretini eksik etmeyeceğiz mücadelemizden. 100. yılını dolduran Ermeni Soykırımı'nda katledilen, zorla Türkleştirilen/Müslümanlaştırılan, tecavüz ve istismar ile bedeni soykırım alanı haline getirilen Ermeni kadınların yası ve öfkesini taşımaya devam edeceğiz. Hapishaneleri cehenneme çevirenlere inat tutsak kadın, çocuk ve LGBTİ'leri yalnız bırakmayacağız. Ve Özgecan Aslan ve Mehtap Zengin başta olmak üzere erkek devlet ve toplum düzeninin katlettiği, intihara sürüklediği, şiddet ve nefrete maruz bıraktığı kadın ve LGBTİ'leri isyanımıza ekleyecek ve kadının örgütlü ve özgürlük mücadele bayrağını yükseltirken tüm bunların hesabını soracağız!

Söz olsun!

Katledilen kadınların öfkesi ile erkek egemen sistemden hesap soruyoruz!

Ermeni Soykırımı'nın 100. yılında yasımızı isyana çevireceğiz!

Meral'den Nesibe'ye 8 Mart komünist kadınların omuzlarında yükseliyor!

Biji berxwedana jinan!

TKP/ML Kadın Komitesi

Mart 2015”

 

68994

Manipilasyonun Merkezinde Bu Kez MHP mi Var-Fehim IŞIK

Zorlu bir seçimi geride bıraktık. Gün boyu izlediğimiz seçim mahallerinde, özellikle Urfa’nın Suruç ilçesinde ciddi seçim ihlalleri yaşandığına birçok muhabir arkadaşımız, birçok seçmen tanık oldu. Bu ihlalleri görmeyen bir tek AKP medyasıydı ki bu medya da Türkiye’deki medyanın neredeyse yüzde 95’ini oluşturuyor.

Tüm bu saldırılara karşın diğer seçimlerden farklı olarak gözlenen şuydu denebilir: Muhalefet sandık başında iyi örgütlenmişti. İhlalleri engelleme noktasında olmasa bile en azından ihlalleri teşhir etme noktasında tek bir köşeyi açık bırakmamıştı.

Burjuvazinin Seçimi

Türk tekelci burjuvazisi, AKP ile 16 yıl dikensiz bir gül bahçesi yaşadı. Ekonomi büyüdü. Sermaye palazlandı ve daha fazla merkezileşti. Büyük holdinglerin bir çoğu artık uluslararası çok uluslu tekeller haline geldi. Ancak, gelinen aşamada, “pembe büyüme”nin sonuna gelindi ve burjuvazinin önemli bir kesimi at değiştirmek istiyor.

24 Haziran’da sandığı markaja almak!

AKP iktidarının, panik havasında, baskın bir şekilde tasarlayıp gündeme getirdiği 24 Haziran seçimlerinde son viraja giriyoruz.

Geride kalan birkaç gün, yoğun bir saha- kitle çalışmasından öte, 24 Haziran’ın örgütlenmesine odaklı geçirilecek gibi görünüyor. Ekonomik göstergelerin verdiği mesajın, emekçilerin her gün daha fazla düşen alım gücünün, yaşanan büyük yoksullaşma ve yoksunlaşmanın basıncıyla AKP iktidarı, büyük bir fırtına kopmadan önce kendini güvenli bir limana atmanın telaşına düşerek 24 Haziran’da seçim kararı aldı.

Bir asalak Türk burjuvazisinin palazlanması hikayesi: Erdoğan Demirören!

1923 yılında kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinde 100. yıla beş kala, halen konuşulamayan, yazılamayan, inkar edilen, tutsaklık ile cezalandırılan konuların başında Ermeni sorunu gelmektedir. 1915 ile başlayan Ermeni, Rum ve Hristiyan azınlıkların yerlerinden, yurtlarından tehcir edilmelerinden sonra taşınmaz mal varlılarının akıbeti, kimlerin bu zenginliklere el koyduğu, ölüm ile yaşam arasında Müslüman olan Hristiyanlar, sermayeye el koyan yeni Türk burjuvazisinin kimler olduğu gibi konular toplumda tabu olarak görülmeye devam etmektedir.

Boykotçuların taktik yanlışlıkları ve halktan kopuk faliyetleri! Sidar Hanoğlu

24 Haziran baskın seçimi kararının açıklanmasından sonra tüm toplumsal kesimler nasıl davranacaklarını, kiminle hareket edeceklerini açıklayarak duruş aldılar. Buna göre, AKP-MHP ''cumhur ittifakı''nda, CHP, SP, İyi Parti ''Millet ittifakı''nda, birleşirken, devrimci, demokrat ve Kürt yurtsever kesimi HDP etrafında birleşerek seçime dahil oldu. Bunların karşısına az sayıda devrimci yapılar ise ''Boykot'' kararı alarak, seçime katılmayacaklarını açıkladılar.

Mutlak yöntemin kendini yeniden üretme biçimi ve Diyalektik Tarihsel Materyalist Yöntemi Anlamayan dairesel kafaların teğetinde Doğru’lar

İçinde bulunduğumuz hazır bulduğumuz ve sürekli hareketle var olan dış dünyanın nesnel varlığının en yüksek ürünü olan bilinçli maddenin üretimi -düşüncenin üretimi- ve yeniden üretimi sadece yeni koşulların üretimi ile var olmazlar. Çünkü her yeni hareket ve koşul bir önceki hareketin ürünü olmakla kalmaz onu içerir, onu ret eder yani yadsırda.

Seçimler ve Oy Verme-Recep Maraşlı

Seçime yurt dışı katılım oranı şu ana kadar çok düşük. En çok % 32 oldu... 2 gün sonra yurtdışı oy verme işi bitiyor. Böyle kalırsa HDP'ye kurulan baraj tuzağını önlemek çok zor.

Erdoğan rejimine muhalif olanlar eğer sandığa gitmezlerse iktidarın istikrarına altın tepsi ile katkıda bulunmuş olurlar.

Her gün her an sistemin üretim ilişkileri içinde, sosyal-siyasal ağları içinde yaşayıp da sıra oy vermeye gelince bunu "sistemi meşrulaştıracağı" gerekçesiyle boykot edenleri anlamak mümkün değil

Çöktürme Planı Uygulayan Cumhur İttifakı’nı Cezalandırmalıyız!-Dursun Ali Küçük

*Bu seçimlerde Türk usulü cumhurbaşlığınının yanı diktatörlüğün yerleşmesine, Kürtlere karşı yürütülen savaşa tamam mı?

Devam mı?

Tamam deniliyorsa Cumhur İttifakı postalanmalı ve cezalandırılmalıdır.

 

*Bu seçimler; bir mevzi elde etmek, Kürtlerin fiiili kazanımlarını korumak ve halkın örgütlenmesi ve ayakta kalması vb vb için bir basamak olarak değerlendirilmelidir.

Hedefi budur. Kimseyi kandırmıyoruz.

Kurtuluşu getirmeyecek.

Ama Kürtlere karşı savaş hükümeti olan Cumhur ittifakını tepelemek çok önemlidir.

 

Müslüm Elma : “ Ey şehit kahramanlar kavganız sürüyor, sürecektir.“

"Sayın mahkeme heyeti,

Özgeçmişime ilişkin bazı bilgiler sunmak istiyorum:

Ben 09.02.1960 Türkiye Kürdistanı’nın Dersim şehrinde doğdum. Dersim, Kürt-Alevi mezhebine mensup halkımızın yoğunluklu olarak yaşadığı bir şehirdir. Benim ailemde bunlardan biridir. Bu şehrin tarihi hem acılı hem de onurludur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kürt coğrafyasındaki egemenliğini en son olarak bu şehirde yaptığı katliamla pekiştirmiştir. 1937-1938 yıllarında binlerce Dersimli köylerde, dağ başlarında ve idam sehpalarında can vermiştir.

Kaypakkaya'nın direniş geleneğini onurla sürdüren Partizanlardan M. Usta, sürece dair görüşlerini yazdı.

1980 AFC'si sırasında zulmün saraylarından Amed zindanında; Cafer Cangöz ve birçok yoldaşıyla birlikte işkencecilere kök söktüren, Kaypakkaya'nın direniş geleneğini onurla sürdüren Partizanlardan M. Usta, sürece dair görüşlerini yazdı.

Bugün hem zorluklara karşı direnip teslim olmayan bir kuşağın yaratılmasına hem de bölgede bir kara bulut gibi çöken gericiliğe karşı ezilen halkların ortak yürüyüşüne ihtiyaç vardır. Bu ortak yürüyüş yıldızların, ortak parıltısı görevini görecektir.

AKP/MHP Ordu kliği 24 haziran seçimi ile 20 Temmuz 2016 darbesini pekiştirmek istiyor

24 Haziran cumhurbaşkanı seçim tarihi yaklaştıkça politik atmosfer daha üst düzeylere tırmanıyor. Başını Recep Tayip Erdoğan’ın çektiği AKP/MHP/Ordu kliği devlet aygıtını kendi lehlerinde daha sağlam temeller üzerine oturtmak istiyor. Bünyesinde yer aldıkları iktidar mekanizmalarını iyice kendi güdümlerine almayı amaçlıyorlar. Cumhurbaşkalığı kisvesiyle Kürtler, ezilen sınıflar ve devrimci, demokrat kesimler üzerindeki faşist baskı ve katliamları çok daha katmerli boyutlara tırmandırmayı hedefliyorlar.

Sayfalar