TKP/ML Kadın Komitesi
“Kadın düşmanlarının maskesini düşürmek için 8 Mart'a!
157 yıl önce 8 Mart günü, New York'ta emekçi kadınların insanca yaşamak için çalışma koşullarının düzeltilmesi, 8 saatlik iş günü talepleriyle başlattıkları direnişe kan ve katliamla karşılık veren erkek egemen sömürü düzeni, bugünün kadınlar açısından dayanışma ve isyan günü haline geleceğinin farkında değildi. Yüzlerce kadın işçiyi katlederek, kadının eşitlik ve insanca yaşam talebini bastırabileceğini düşünenlere verilen en büyük cevap, 8 Mart'ın yüz yılı aşkın bir zamandır kadının isyan ve dayanışma günü olarak tarihe geçmesi oldu.
Aradan geçen yüzyıllar, emperyalist-kapitalist sermaye düzeninin kadın emeğine dönük bakışını değiştirmedi elbette. Hala emeğimiz görünmez kılınarak değersizleştirilmeye ve böylelikle de ucuzlaştırılmaya çalışılıyor. Evlerde, fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde değil 8 saat; bazen 16 saate varan iş günü ile emeğimizi satmak zorunda bırakılıyoruz. Emek harcadığımız birçok iş, “iş-işçilik” statüsüne dahi alınmayarak, “doğal görevimiz” olarak omuzlarımıza yükleniyor.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tüm yaşamımızı çevrelediği bu düzende, “kariyerimizi ancak annelik üzerine yapabileceğimiz” dillendirilirken; devletin korumalığını üstlendiği patronlar da pervasızca kadını istihdam dışı bırakıp güvenceli çalışma koşullarından mahrum edebilmektedirler. Torba yasa yoluyla aynı anda birçok emek düşmanı yasayı resmileştiren AKP hükümeti, kadın emeğine dönük ayrımcı politikalarının üstünü “annelik”, “eş” vs. ile ve muhafazakarlaştırma yöntemi ile örtmeye çalışmaktadır.
Doğum izni, kreş hakkı, regl dönemi izni gibi hakları kıstıkça kısan, işten atan, kadını mahkum etmeye çalıştığı evi esnek ve ev eksenli çeşitli işlerle “bacasız fabrikaya” çeviren erkek egemen sömürü düzenine karşı kadınlar artık sessiz kalmıyorlar. Daha önce Novamed'de, Tekel'de olduğu gibi bu kez de başta Maltepe Üniversitesi Hastanesi'nde ve Divan Pastanesi'nde direnişe devam ediyorlar.
İkiyüzlü kadın düşmanları...
Kadını eve ve aileye hapseden erkek egemen zihniyetin “usta” sürdürücüsü olan AKP hükümetleri dönemi; aynı zamanda kadına ve LGBTİ'lere dönük şiddetin, nefretin, ayrımcılığın arttığı bir süreç oldu. Son bir yıl içerisinde bine yakın kadın; çoğu bir yakını tarafından olmak kaydıyla erkekler tarafından öldürüldü, çok sayıda kadın erkekler tarafından saldırıya uğrayarak yaralandı, yine binlercesi kayıt dışı olmakla birlikte binlerce kadın cinsel saldırıya maruz kaldı.
Milyonlarca kadını isyan ettiren bu düzenek, kadının özne olduğu toplumsal cinsiyet mücadelesi sayesinde görünür hale geldikçe kaygılanan AKP hükümeti gündemine bu meseleyi almış, ancak ikiyüzlü politikalarla kadını bu şiddet dolu erkek dünyasında “yaşayabilir” hale getirmekten zerrece adım ileri gidemeyeceğini defalarca kanıtlamıştır. Münevver Karabulut cinayetinde “kızlarına sahip çıksalarmış” diyen bir hükümetten daha başka ne beklenirdi zaten?!
Erkek egemenliğini deri gibi üzerine giymiş olan devletin bu konudaki ikiyüzlü maskesinin düştüğü yer yargı olmaktadır. Kadın ve LGBTİ'lere dönük nefret suçları davalarında yargıyı bir “erkek silahına” dönüştüren devlet; katilleri, tacizci-tecavüzcüleri aklamakta, “haksız tahrik” indirimi ile cezasızlandırarak ödüllendirmekte ve kadın ve LGBTİ'lere dönük suçları teşvik ederek önünü açmaktadır.
Mersin-Tarsus'ta cinsel saldırganlığa maruz kalan ve buna direndiği için vahşi bir şekilde katledilen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın ardından bu erkek şiddet sarmalına, nefretine karşı var olan öfke bir isyana dönüşmüş ve sokaklar kadın öfkesiyle dolup taşmıştır. Bu öfkeye karşı yine etekleri tutuşan erkek iktidar düzeni, kendini bu vahşetten sıyırmaya çalışarak “en azılı kadın hakları savunucusu” haline gelmiş ve katilleri, tecavüzcüleri “cani” olarak nitelendirerek idam tartışmalarına yeniden dönmüştür. Erkekliği her pratiği ile yeniden üreten bu ikiyüzlülere karşı kadınlar bu kez “canilik değil, erkek şiddeti” şiarıyla karşı durmuşlardır.
Erkek egemen ve heteroseksist toplum ve devlet düzeninin görmezden gelme ve ayrımcılıkla baskı altına almaya çalıştığı LGBTİ'lere dönük nefret dolu politikaların sonucu olarak heteroseksüel cinsel kimlik ve yönelimlere sahip olmayanlar “sapkın”, “hastalıklı” ya da en iyimser (!) ifadeyle “anormal” olarak yaftalanmaya devam ediliyor. Oysa “ne yanlışız ne de yalnız” diyen LGBTİ'ler görünür olma mücadelesini canları pahasına veriyorlar.
Vahşi şekilde katledilen, intihara zorlanan, ayrımcılık ve nefretle yaşamın her alanından dışlanmaya çalışılan LGBTİ'ler, tüm bunlara karşın bulundukları her alanda örgütleniyor ve devlet düzenine karşı mücadele veriyorlar. Başta kendisini devrimci, ilerici olarak adlandıran tüm emek örgütlerini, partileri, kurumları kendileri ile hesaplaşmaya, yüzleşmeye çağırıyor ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğe karşı verilen savaşın demirbaşlarından olduklarını ilan ediyorlar her seferinde.
Hapishanelerde kadın düşmanlığı!
Eril ve heteroseksist devletin düşmanlığının açıkça yaşandığı alanlardan biri de hapishanelerdir. Erkekliğin en çirkin haliyle kendini yaşattığı bu dört duvar ve parmaklıklar arkasında kadın ve çocuk tutsaklara yönelik saldırılar sıkça gündeme gelmektedir. Özellikle cinsel saldırganlıkla “tutsakları adam etmeye”, “yola getirilmeye” çalışıldığı hapishanelerde çıplak arama ve cinsel istismar yoluyla hem tutsaklar hem de yakınları cezalandırılmaya çalışılmaktadır.
Gebze, Şakran Kadın Hapishanelerinde politik tutsaklara ve Sincan, Pozantı, Antalya Çocuk Hapishanelerinde ise özelde Kürt çocuklarına yönelik gündeme gelen bu saldırganlık, erkek egemenliğinin bu durumu, ayrıca, mücadele veren kadın ve çocuklara dönük bir yıldırma silahı olarak da kullandığını göstermiş oluyor. Cinsel işkencenin hedeflerinden biri olan LGBTİ tutsaklara ise LGBTİ hapishaneleri açılacağı “müjdesini” veriyorlar.
Sözümüzdür!
Tüm bunları ve dahasını art arda sıraladığımızda kadın açısından tablonun ne kadar karanlık olduğu net olarak görülmekte. Ancak tablonun bütünü bu yazdıklarımız değil elbette. Bir de en başta Kobane'de, Şengal'de kadınların silahlı direnişi ve DAİŞ çetesine diz çöktüren mücadelesini bu tabloya yerleştirmek gerekiyor. İşte tek başına bu örnek dahi kadınların yaşam tablosunun aydınlık ve de en önemlisi tüm yaşamını aydınlatacak yolu göstermekte.
Bugün özellikle Özgecan Aslan'ın katledilmesinin ardından alanları dolduran örgütlü kadınların yanı sıra, çeşitli kesimlerden kadınlar nezdinde silahlanmanın meşruluğu önemli oranda artmıştır. Bugün “öz savunma” olarak çeşitli kesimler tarafından formüle edilen ve uygulamaya geçilen hareket tarzı, TKP/ML Kadın Komitesi olarak bizim de uzun süredir üzerinde durduğumuz, tartıştığımız ve belli noktalarda harekete geçtiğimiz bir meseledir. Kadınların öz savunma gücü örgütlülüğünde ve silahlı mücadelenin en ön saflarında yer almasında yatmaktadır. Bu konu ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle tüm emekçi kadınları, Komitemizle ilişkilenmeye ve Partimiz saflarında mücadele etmeye çağırıyoruz.
Bizler Meral Yakar'dan Barbara'ya, Beşler'e, Nesibe'ye, 8 Mart günü şehit düşen komutanlarımız Ayfer Celep ve Münire Sağdıç'a kadar tüm kadın şehitlerimizle aynı zamanda erkek egemen düzene karşı mücadele verdik. Bu 8 Mart vesilesiyle bir kez daha bu mücadeleyi, daha fazla kadın bilinci ve öfkesini donanarak yükselteceğimizi ilan ediyoruz.
Bu 8 Mart'ta ilanımız olsun ki:
Mücadelemize İran'da tecavüzcüsünü öldürdüğü için idam edilen Reyhaneh Jabbari'nin tavizsiz duruşu rengini verecek. Kadın düşmanlarına çevrili namlularımızla Arin Mirxan, Sibel Bulut ve Kader Ortakaya olup direnişe duracağız savaşın ortasında. Almanya'da 2 çocuğa dönük cinsel saldırıya engel olmakta karşılığında ölüm olsa da tek bir an bile tereddüt etmeyen Tuğçe Albayrak'ın cesaretini eksik etmeyeceğiz mücadelemizden. 100. yılını dolduran Ermeni Soykırımı'nda katledilen, zorla Türkleştirilen/Müslümanlaştırılan, tecavüz ve istismar ile bedeni soykırım alanı haline getirilen Ermeni kadınların yası ve öfkesini taşımaya devam edeceğiz. Hapishaneleri cehenneme çevirenlere inat tutsak kadın, çocuk ve LGBTİ'leri yalnız bırakmayacağız. Ve Özgecan Aslan ve Mehtap Zengin başta olmak üzere erkek devlet ve toplum düzeninin katlettiği, intihara sürüklediği, şiddet ve nefrete maruz bıraktığı kadın ve LGBTİ'leri isyanımıza ekleyecek ve kadının örgütlü ve özgürlük mücadele bayrağını yükseltirken tüm bunların hesabını soracağız!
Söz olsun!
Katledilen kadınların öfkesi ile erkek egemen sistemden hesap soruyoruz!
Ermeni Soykırımı'nın 100. yılında yasımızı isyana çevireceğiz!
Meral'den Nesibe'ye 8 Mart komünist kadınların omuzlarında yükseliyor!
Biji berxwedana jinan!
TKP/ML Kadın Komitesi
Mart 2015”
Son Haberler
Sayfalar
Diktatörler gölgelerinden korkarlar
Tarihin en büyük korkakları hiç şüphesiz diktatörlerdir. Çünkü onların dostları olmaz, yalakaları olur. Yalakaları ise diktatör zayıfladığı anda onu arkadan vurabilecek tipte kişiliklerdir. Bu nedenle diktatör, en yakın yalakasına da güvenmez.
Diktatörler, gölgelerinden korkarlar. Gölgelerinin dahi kendisini takip ettiğinden, her an eline bir silah ya da bıçak alıp kendini arkadan vuracağını sanırlar. Bu nedenle, Gölgesinin serbest kalmasına asla müsade etmez. Kendi gölgesinin üstünde de koruma gezdirir.
Genel seçimlerde oylar HDP'ye
Genel seçimlerin yarattığı hareketlenmenin gündemde başat rol oynadı ve kitlelerin politikaya ilgisinin daha da boyutlandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Politik bir yapı olarak, halkımızın gündemini giderek daha fazla kaplayacak olan parlamento seçimleriyle nasıl ilişkileneceğimizi, bu kapsamdaki hedeflerimizi, mücadele araçlarımızı ve bunlara bağlı olarak ittifaklarımızı belirlememiz ve zaman kaybetmeden çalışmalara başlamamız gerekmektedir.
Yaşar Kemal'in ardından: Ali Murad’a “Emmim” der :Nazar Büyüm
Galiba 1964. Belki ’65. Beyazıt’taki Marmara Sineması’nda TİP gecesi var. Sahne balonlarla süslenmiş. Sıra onda, konuşma sırası, Yaşar Kemal’de. Sahneye çıktı, bir iki söz söyledikten sonra, eline yeşil bir balon geçirdi. “Bu işte kapitalizmin, burjuvazinin balonu! O balonu söndüreceğiz!” diyerek balonu çimdiklemeye başladı. Ne yapsa patlamıyor lanet balon. Uğraş, didin, sonunda gümledi. “İşte görüyorsunuz, kolay değil kapitalizmin balonunu patlatmak,” gibi sözlerle bu zorlu uğraşı açıklamaya girişti.
RAF artık müzede: Selami İnce
Avrupa 68 isyanını başlatan olaylardan biri de Almanya’da bir öğrenci liderinin polis tarafından vurulmasıydı. İşte o öğrenciyi vuran polis sessiz sedasız eceliyle öldü. Ölümün hatırlattıkları ve kısa bir tarihe yolculuk…
Daima yaşayacaktır,ismiyle müsema YAŞAR KEMAL
“Bir sis çanı gibi gecenin içinde Ta gün ışıyıncaya kadar Vakur metin sade Çalacaksın...”[1]
1923’te hayata “Merhaba” diyen koca çınar Yaşar Kemal, Anadolu, Ermenistan ve Kürdistan’ın köklerinden beslenen gerçekleri gerisinde bırakarak ayrıldı aramızdan.
Yaşamı boyunca emekten, isyandan, insan(lık)a ait güzellikten yana mücadelesiyle onurun, onurlu duruşun ne olduğunu hepimize öğreten O; sözcüklerin gizemine sevdalı bir sosyalistti!
Özgürlük aşkı – Kurt ve Köpek Hikayesi
Köpek kardeş köyde sahibiyle birlikte, ona hizmette bulunarak yaşarmış. Efendisi ne verirse yer, malını-mülkünü ve de efendisinin kapısını Kurt’tan Kuş’tan korurmuş. Kurt ile köpeğin bu enteresan hikâyesini birçoğumuz biliriz. Anlayanların bu hikâyeden büyük dersler çıkaracağını, beni anlayacağını umut ediyorum.
Yezidlere karşı Pir Sultan’ın partisine!---ERGİN DOĞRU
Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye'de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.
Neden siyasete atıldım – Günay Aslan
Önceki gün çocukken tozlu sokaklarında bilye oynadığım, gençken geniş bahçeli cumbalı evlerin duvarlarına, ‘kahrolsun sömürgecilik yaşasın özgürlük’ sloganları yazdığım, bir dönem arzuhalcilik, sonra gazetecilik yaptığım; gazetecilik yaptığım için kaçmak zorunda kaldığım aşkın kenti Van’da bir basın toplantısı düzenledim.
Basın toplantısına kentin kadim halklarından ve inançlarından Ermeniler, Asuri Süryaniler, Yahudiler ve Êzîdîler dışındaki herkes katılmıştı.
Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP /Demir Küçükaydın
Birleşik Haziran Hareketi (http://birlesikhaziranhareketi.org/) diye bir girişim veya ittifak var. Bir de epeyce aydın ve sosyalistin girişimcisi ve destekçisi olduğu “AKP diktatörlüğüne “dur” demek için seçimlerde HDP-CHP-BHH bloğu” isteyen bir girişim var (https://www.facebook.com/events/499267203544698).
Hastalıklı toplumun hasta insanları…/ Fikret Başkaya
Artık Türkiye tam bir şiddet sarmalına hapsolmuş durumda: Polis şiddeti, subay şiddeti, öğretmen şiddeti, müdür şiddeti, erkek şiddeti, koca şiddeti, baba şiddeti, siyasetçi şiddeti, esnaf şiddeti (AKP esnafı tarafından hunharca katledilenleri hatırlayın) dinci yobaz şiddeti, işveren şiddeti, ekonomik şiddet, trafik şiddeti, mahalle şiddeti, medya şiddeti, rektör şiddeti, dekan şiddeti, “özel güvenlikçi” şiddeti, insanların doğal çevreye uyguladığı şiddet… Bu kadar şiddete maruz bir toplumda ve ortamda hala sağlıklı insana rastlamak ne kadar mümkün?
TKP/ML TİKKO Kobanê Komitesi
MLKP savaşçısı Alişer Dersim’i kavgamızda yaşatacağız
“Onlar ki, yürekleri avuçlarında Tasasız, Ve tereddütsüz yürüdüler mayınlı yollarda Genç, Körpe Tomurcuk tazeliklerini akıttılar Şorul şorul, cömertçe, Yüzümüzün kederi dağılsın diye…”
DAİŞ çetelerinin Kobane’ye saldırılarının başlamasının ardından partisi MLKP’nin çağrısıyla direnişe ortak olan Alişer Dersim (Emre Aslan) yoldaş 24 Şubat’ta çetelerle girdiği çatışmalarda şehit düşerek ölümsüzler kervanına katıldı.