Pazar Eylül 13, 2026

TKP-ML MK üyesi Meral Güzel: “Halk Tava Gelmiş Demir Gibidir, Örsle Çekiç Olmak Bizim Elimizde!”

Merhaba, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhaba, adım Meral Güzel, TKP-ML MK üyesiyim

Hem emperyalist kapitalist sistemdeki hem bölgedeki hem de Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki siyasi-ekonomik gelişmeler coğrafyacımızdaki devrim mücadelesinin gelişimine olanak ve fırsatlar sunan güçlü bir zeminde olmasına rağmen devrim mücadelesi istenilen boyutta değil, bunu nasıl açıklayabilirsiniz?

-Sorunuzu yanıtlamaya geçmeden önce öncelikle bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyor, siz değerli devrimci basın emekçilerini devrimci duygularımızla selamlıyoruz.

Sorunuzun oldukça kapsamlı bir yanıt içerdiğini belirtelim. Ancak kısaca şunları ifade edebiliriz; bu sorunuz ve yanıtı partimizin 1. Kongresi’nde de tartışılmıştır. Evet, dediğiniz gibi coğrafyamızda devrimin objektif koşulları son derece uygun olmasına rağmen sübjektif öznelerin yetersizliği söz konusudur. Bu yetersizlik vurgusu, aralarında partimizin de olduğu devrimci komünist hareketlerin ödediği bedel, direniş ve mücadelesiyle ters orantılıdır. Diğer bir ifadeyle, coğrafyamızda devrimci ve komünist hareket, oldukça önemli ve tarihsel direnişlere imza atmışken ne yazık ki, gelinen aşamada kitlelerin devrimci duygularına, isyan ve öfkesine, taleplerine yanıt olmaktan, bu tepkileri sisteme yönelik örgütlü bir devrimci isyana dönüştürmekten uzaktır.

Bunun en iyi örneği, partimizin kongresinde de tartışılan Gezi İsyanı’dır. Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi açısından kitlelerin isyan ve hareketi anlamında çok önemli bir yer tutan Gezi İsyanı sürecinde ve sonrasında yaşananlar ortadadır. Sorunuza, dolaysıyla TDH’nin sorunlarına pratiğin dilinden bir yanıttır aslında Gezi İsyanı. Hatırlanırsa isyanı tetikleyen “üç beş ağaç meselesi” olmuş; bu üç beş ağaç sonradan AKP iktidarını köşeye sıkıştıran, bu vesileyle de bir oranda sisteme yönelik sorgulamayı da doğuran bir harekete dönüşmüştür. Ancak böylesi tarihsel önemdeki bir gelişme karşısında devrimci hareketler hazırlıksız yakalanmışlardır. Sonradan yaşanan süreç de biliniyor.

Türkiye devrimci hareketi açısından çok önemli olan bu gelişmenin doğru analiz edilmesi gerekir. Nasıl ki, örneğin 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ülkemizde komünist hareketin ortaya çıkışında ve gelişiminde etkili olduysa, Gezi İsyanı da devrimci ve komünist hareket üzerinde etkili olmuştur/olmalıdır da. Bunu belki birkaç on yıl sonra daha net göreceğiz.

Bahsini ettiğiniz yetersizliğin partimiz açısından nedeni ideolojiyi kavrayışımızdaki eksikliktir. Parti Kongremizin meseleye yönelik yaklaşımı ve yanıtı bu yönlüdür. Gerek emperyalist-kapitalist sistemin içinde bulunduğu durum ve gerekse de ülkemizde kitlelerin içinde bulunduğu durum, demokratik halk devrimi açısından son derece önemli imkanlar sunarken, süreci tersine çeviremememizin belirleyici nedeni budur. Kuşkusuz kimi öznel nedenler de vardır. Ancak partimiz açısında belirleyici olan, az önce ifade ettiğim gibi ideolojiyi kavrayışımızdaki yetmezliktir. Bu alandaki eksikliklerimizdir.

Partimizin ortaya çıkışı gerek Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünya çapındaki etkisi ve gerekse de ülkemizde başta işçi sınıfının olmak üzere kitle hareketlerinin etkisi dikkate alındığında belirleyici önemdedir. Meseleye buradan baktığımızda kitlelere ve kitle hareketlerine yaklaşım tayin edicidir. Kitlelerin andaki sınıf mücadeleleri içinde konumlanmayan, bu direnişleri doğru şekilde analiz edemeyen ve bu anlamıyla devrimci temelde yanıt olamayan her hareket, isterse adı “komünist” olsun başarısız olmaya mahkumdur.

Sınıf mücadelesi deneyimleri, Paris Komünü, Sovyet ve Çin deneyimleri, BPKD dersleri ve nihayetinde Marksizm Leninizm Maoizm bilimi bize bunu öğretmiştir. Dolayısıyla ideolojiyi bir dogma olarak değil bir eylem kılavuzu olarak kavradığımızda; sınıf mücadelesine, kitlelerin kendiliğinden hareketlerine bu temelde yaklaştığımızda kısa sürede süreci tersine çevirmemizin koşulları vardır. Bu konuda devrimci bir iyimserlik içinde olmak gerekir. Çünkü hiçbir güç örgütlenmiş ve ayağa kalkmış kitle hareketinin önünde duramaz.

Öte yandan şunu da açıklıkla ifade etmeme izin verin; Komünist ve devrimci hareketin sürece kendi cephesinden istenilen düzeyde yanıt olmaması bizleri şu sonuca da götürmemelidir; Hem dünya çapında hem de coğrafyamızda kitleler şu veya bu sebeple hareket halindedir. Sınıf mücadelesi çeşitli biçim ve içeriklerde tüm yakıcılığıyla sürmektedir. Coğrafyamızda faşizmin bütün saldırganlığına, yasak ve tehditlerine rağmen kitleler talepleri için sokaklardadır. Kürt ulusunun direnişi sürmektedir. Kadın ve LGBTİ’+ hareketi ivmesi hiç düşmeyen bir mücadele içinde, alanlardadır. Gençlik son olarak Boğaziçi Direnişi’nde olduğu gibi direnişçi geleneğini sürdürmektedir. Köylüler başta doğaya yönelik yağma ve talan saldırıları olmak üzere tepki göstermektedir. Aleviler inanç kimliklerine yönelik saldırılara karşı durmakta ve demokratik taleplerinde ısrar etmektedir. En önemlisi de işçi sınıfı pandemi bahanesiyle artırılan saldırılara karşı, lokal düzeyde ve geniş bir dayanışmadan yoksun olsa da çeşitli bölükleriyle direniş içindedir. Coğrafyamızda sınıf mücadelesi, çeşitliliği ve renkliliğiyle bütün zenginliğiyle sürmektedir. Kısacası halk tava gelmiş demir gibidir. Örsle çekiç olmak ise tamamen bizim elimizdedir.

-Peki bu durumu nasıl aşabiliriz, partinizin bu konudaki yaklaşımı nedir?

-Aslında bu sorunuza yanıtı biraz önce verdim. Biraz daha açarsam daha iyi anlaşılır sanırım. Partimiz açısından temel eksiklik ideolojimizi kavrayıştaki eksikliğimizdir. İdeolojik kavrayış derken genel-geçer bir durumdan bahsetmiyoruz. Somut koşulları doğru bir biçimde okumaktan, bu koşulları MLM’ye uygun bir yöntemle değerlendirmekten ve olmazsa olmaz bunu pratiğe dökmekten bahsediyoruz. Bu üç ayağı birbirinden kopartmak ideolojik kavrayıştaki en temel sakatlık olarak değerlendirilmelidir. Bu konuda atacağımız her adım bizi güçlendirecektir.

Buna paralel, meseleyi sadece partimiz açısından değerlendirmiyoruz. Yani sadece partimizin değil toplamda devrimci hareketin sürece istenilen düzeyde yanıt olamaması önemli bir sorundur. Bu noktada, partimizin gelişimi bir bütün TDH’yi güçlendireceği gibi aynı zamanda toplamda devrimci hareket güçlendiğinde bunun bir parçası olan partimiz de güçlenecektir. Ki tam da burada devrimcilerin ortak hareketinin yaratılması gerekliliği ve ihtiyacının altını çizmeliyiz, nitekim devrimci hareketin önemli bir kısmının son süreçte oluşturduğu birliktelikler, ittifaklar son derece önemlidir.

Nihayetinde Partimiz ve devrimci hareketler, kitlelerin kendiliğinden gelişen direnişleriyle ilişkilendiği, bu direnişleri devrimci temelde birleştirebildiği oranda süreci işçi sınıfı ve halkımızın çıkarları doğrultusunda geliştirebilecektir. Eğer şu anda coğrafyamızda küçük küçük ancak yaygın işçi direnişlerinden, kadınların ve LGBTİ’+ların isyanından, köylülerin tepkisinden, gençliğin mücadelesinden, Kürt ulusunun bastırılamayan isyanından bahsediyorsak; her biri kendi mecrasında akan bu mücadeleleri birleştirebildiğimiz ve faşizme devrimci temelde yöneltebildiğimiz oranda başarılı olmamamız için bir neden yoktur.

Anca şunu da vurgulamak gerekir; Son süreçte sıklıkla düşünülen bir hataya işaret etmeliyiz. AKP-MHP faşist ittifakının yönetememe durumu beraberinde, “yıkılacaklar”, “ilk seçimde gidecekler” vb. anlayışların da propaganda edilmesini doğurmaktadır. Özellikle ekonomik alanda yaşanan derin yoksullaşma ve çöküş hali bu algının ortaya çıkmasını beslemektedir. Bu türden görüşler tamamen yanlıştır. Faşizm kendiliğinden özellikle de ekonomik çöküşün etkisiyle yıkılmayacaktır. Hele ki seçimler yoluyla hiç gitmeyecektir. Burada meselenin siyasal olduğunu, devrimcilerin tarihsel sorumlulukları olduğunu hatırlatmak gerekir. Eğer bizler devrimci rolümüzü oynamazsak, sistem kendini şu veya bu şekilde yeniden üretecek ve örgütleyecektir.

-HBDH’nin devrim mücadelesindeki yerini nasıl tarif ediyorsunuz?

-Evet zaten tam da burada HBDH’nin rolü ve önemi ortaya çıkmaktadır. HBDH, partimiz açısından yukarıda işaret ettiğimiz çoban ateşlerinin birleştirilmesi ve büyük bir yangına dönüştürülmesi, küçük küçük nehirlerin birleştirilip büyük bir nehre dönüştürülmesinin adımıdır.

Bu noktada partimiz açısından özel bir vurgu olarak şu söylenebilir; Coğrafyamızda sınıf mücadelesi gelinen aşamada Kürt ulusal sorunu ile iç içe geçmiş durumdadır. Bu, objektif bir gerçekliktir. Dolayısıyla sınıf mücadelesi bu gerçeklik dikkate alınarak verilmelidir. HBDH, biraz önce işaret ettiğimiz direniş odaklarıyla, kitlelerin mücadelesiyle, Kürt ulusunun mücadelesini birlikte ele almanın, Kürt ulusal sorununu öncelemenin somut ifadesi ve örgütlenmesidir.

Kürt ulusal sorununu öncelemek demek coğrafyamızdaki diğer çelişkileri gözardı etmek anlamına gelmez kesinlikle. Ki bizim açımızdan ülkemizdeki Demokratik Halk Devrimi mücadelesinde temel çelişki ve bu çelişkinin çözüm yolu gayet nettir. Diğer yandan Kürt ulusal sorununun sınıf mücadelesiyle kesiştiği noktalarda –ki bu noktalar TC faşist diktatörlüğünün temellerini, doğrudan Kemalizm’i işaret eder- ortak bir mücadele hattı oluşturmanın önemini ifade etmek istiyoruz. Ülkemizde bir dizi başlıca çelişme mevcuttur; bu çelişkileri ve ortaya çıkan direniş odaklarını birbirinin karşısına koymak asla doğru değildir, aynı şekilde birbirinden kopuk ele almak da bir o kadar yanlıştır. Faşist rejimin Kürt ulusal özgürlük hareketinin mücadelesini kendisi açısından bir “beka sorunu” olarak gördüğü koşullarda, bu mücadeleyle ilişkilenmemek, ortak bir mücadele zemininde buluşmamak tarihsel bir hatadır. Bu açıdan da HBDH Türkiye devrimi açısından önemli bir olanak ve mücadele aracı olarak görülmektedir.

-Kurulduğundan itibaren HBDH’nin aktif bir bileşenisiniz. Geride kalan 5 yıllık mücadele sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorunuza yönelik partimiz hem 1. Kongresinde yaptığı bir değerlendirme hem de kamuoyuna yönelik yaptığı açıklamalarda belli bir yaklaşım geliştirmiştir.

Bu değerlendirmelerde öz olarak kuruluşunda aktif olarak yer aldığımız HBDH’nin çalışmalarına kendi öznel nedenlerimizden dolayı yeterli katkı sunamadığımızı, bu noktada öz eleştirel bir tutum içinde olduğumuzu ifade ettik. Kongremizin böyle bir değerlendirmesi oldu. Sonraki süreçte bu eksikliğimizi gidermek için çeşitli adımlar attık/atıyoruz.

Kuruluşuyla birlikte hem halk saflarında hem de düşman saflarında ilgiye mazhar olan HBDH, Rojava Devrimi’nde sınanan, coğrafyamızın dağları ve şehirlerindeki pratiğiyle, devrim hedefimizin önemli bir aracıdır. Duruşu ve pratiğiyle coğrafyamızda devrimcilerin faşizme karşı mücadelesinin önemli bir odağı olarak ortaya çıkmış durumdadır. Bu açıdan geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekir.

Şu bir gerçekliktir ki, bileşenlerinin hem ülke devrimine hem de HBDH’ye bakış açılarında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu yanıyla yaklaşımlar da elbette farklılıklar içerecektir, içermektedir. Dolayısıyla bir yandan HBDH ile, gerekli pratik süreci örgütlemeye devam ederken, kesinlikle pratiği sekteye uğratmayacak ve bu ittifakı güçlendirecek şekilde tartışmalara da devam etmek gerekir diye düşünüyoruz. Siz de biliyorsunuz ki, Türkiye devrimci hareketi ve Kürt ulusal hareketi açısından geçmişte çok değerli eylem birlikleri, ittifaklar ve benzeri süreçler yaşandı, bunların kimisi başarılı oldu, kimisi baştan ölü doğdu. Bu anlamıyla da HBDH süreci, tüm bileşenleri açısından çeşitli ilk’leri de içinde barındırıyor. Dolayısıyla –tekrar edelim, kesinlikle pratik sürecin önüne geçmeyecek şekilde- bu ilk’leri olumlu birer deneyim olarak geleceğe taşıyacak, kalıcı sonuçlar üretecek tartışmalar da yürütmekte fayda var.

-HBDH, devrim mücadelesindeki rolünü daha ileriye taşımak için bir hamle başlattı. Bu hamle devrimci kamuoyunda nasıl bir karşılık buldu? Devrimci seferberlik hamlesinin bugüne kadarki sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Faşist rejimin içinde bulunduğu yönetememe krizi dikkate alındığında 15 Ekim 2020’de başlatılan hamlenin zamanlaması önemli bir yerde duruyor. Bu zamanlama hamlenin etkisini artırdı. Özellikle birleşik mücadele doğrultusunda atılan somut pratik adımlar beraberinde hem halk saflarında hem de düşman saflarında “birleşik mücadele” pratiğine olan ilgiyi artırmış görünüyor. Rahatlıkla ifade edebiliriz ki; hamle doğrultusunda atılan adımlar belli bir moral ve motivasyon, ivme yaratmış durumdadır.

Aslında salgın öncesinde başlayan tüm ülkelerde faşizmin yükselişine dair önemli örnekler bulunmakta ve pandemi sonrası halk hareketlerinin yükseleceği öngörüsüyle tüm ülkelerdeki iktidarların faşist uygulamalara ağırlık vereceği de görülüyor. Bu anlamıyla baktığımızda ülkemizde de durum çok farklı değil. Özgün bir durum olarak kuruluşundan bu yana faşist diktatörlükle yönetilen ülkemizde, egemen sınıflar gerekli gördüğünde faşizmin dozunu yükseltmekte ya da azaltmaktalar. Bugün AKP-MHP iktidarı ise son yıllarda gemi azıya almış bir şekilde –ve kesinlikle kendi sonunu da hazırlayacak düzeyde- faşist uygulamalarını artırmış ve saldırı pozisyonunu hiç kaybetmeden yönetme çabası içinde bulunuyor. Dolayısıyla tüm dünyada ve ülkemizde de anti-faşist mücadele son derece önemli bir noktada. Biliyorsunuz, burjuva ideologlar dahi, içinde bulunduğumuz süreci birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savaşları arasındaki döneme benzetiyorlar ve HBDH’ın “Faşizmi yıkalım, özgürlüğü kazanalım” hamlesi gerek zamanlama gerekse somut koşulları tahlil etme yönünden olsun, çok yerinde bir karardı. Aynı zamanda yukarıda söylediğimiz gibi, “birleşik mücadele”yi öne çıkartan özelliğiyle de halklar açısından bir karşılık bulduğunu düşünüyoruz.

Bu noktada özellikle vurgulamak istediğimiz nokta, faşist rejimin baskısını artırdığı, bütün direniş odaklarını ezmek için harekete geçtiği koşullarda gerillanın ve milislerin eylemselliği önemli bir yerde duruyor. Faşizmin “bitirdik”, “çökerttik” propagandalarına karşı milislerin küçük küçük ama yaygın eylemleri beraberinde coğrafyamızda devrimci direniş ve mücadelenin alttan alta ne kadar güçlü bir şekilde aktığını göstermesi açısından önemlidir.

Bu açıdan geleceği kazanma mücadelemizde tarihsel önemdedir ve asla küçümsenmemelidir.

-En geniş anti-faşist mücadelenin örülmesinden bahsediyorsunuz, bundan neyi hedefliyorsunuz?

-Şimdiki durumda öncelikli hedefimiz “Faşizmi Yıkalım, Özgürlüğü Kazanalım” hamlesinin finali olan 1 Mayıs’ı kazanmaktır. Böylelikle hamlemizin birinci etabı tamamlanmış olacaktır. 1 Mayıs sonrasında ise hamlemiz devam edecektir.

Önümüzdeki süreçte birleşik mücadele açısından önemli bir gündem olarak en geniş anti-faşist mücadeleyi örmek gibi bir hedefimiz var. Coğrafyamızda birleşik devrim ve faşist rejime karşı mücadele sadece ve sadece birleşik güçlerin mücadelesiyle değil aynı zamanda halk saflarında olan ve birleşebileceğimiz bütün güçlerle ortak bir mücadele zemininde birleşerek, buluşarak gerçekleşecektir.

Önümüzdeki süreçte bu yönlü somut adımlar atılacaktır. Bunun nasıl olacağı, isimlendirmesinden örgütsel formatına kadar nasıl bir şekle bürüneceği somut koşullardan hareketle yapılmalıdır.

Şimdiki durumda anti-faşist mücadeleye yönelik üstten-yukarıdan bir çerçeve çizmeyi doğru bulmuyoruz. Bu yaklaşım kitlelerin içinde bulunduğu koşulları dikkate almayan, devrimci direniş ve dinamiklerin yaşadığı değişimi ve gelişimi öngörmeyen “teorik” bir yaklaşımdır. Ve önemli oranda güdük kalma tehlikesini içinde barındır. Lenin’in Nisan Tezleri’ndeki bir Goethe alıntısıyla ifade edersek: “Teori gridir, dostum, yaşamın sonsuz ağacı ise yeşil…”

Sadece bu da değil aynı zamanda düşman kampında yaşanan gelişmeleri de iyi incelemeli ve en ufak çatlaktan devrim mücadelesi açısından yararlanılmalıdır.

-İşçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerine mesajınız nedir?

-İşçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerinin, kendilerince haklı bir şekilde devrimci harekete yönelik önemli bir güven kırılması içinde olduğu açıktır. Bu durum uzunca bir süredir geçerlidir ve özellikle de devrimci hareketi bilen, yakından takip eden ancak yaşadığı güven probleminden kaynaklı da ilişkilenmekte çekinceler yaşayan kitleler açısından söylemek mümkün. Bu güvensizlik, güzel sözlerle giderilemeyecek kadar derindir ve ezilen kitlelerin en çok da eleştirdiği nokta, devrim güçlerinin dağınıklığı, bölünmüşlüğü gibi konulardır. HBDH’nin kuruluşu ve beş yıllık süreci bu güvensizliğin aşılmasında önemli bir yerde duruyor. Dolayısıyla, öncelikle işçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerini HBDH’ye ve örgütledikleri birleşik mücadele sürecine daha yakından bakmaya, ilişkilenmeye, örgütlenmeye çağırıyoruz.

İkinci olarak, faşizm koşullarında sessiz kalmak, “bu süreç bitecek” diye beklemek en büyük yanılgıdır. Bu şekilde faşizmin kendiliğinden geri çekileceğini, sessiz kalana dokunmayacağını düşünmek intihardan başka bir şey değildir. Tam tersine, diplerde biriktirdiğimiz öfkeyi açığa vurmak, bu öfkeyi örgütlemek, direniş ve mücadele saflarına akıtmak zorunluluktur. Biz ezilenlerin örgütlü öfkesi faşizmin sonunu getirecektir. Ancak bu şekilde “Faşizm Yenilecek, Biz Kazanacağız!”

9988

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Son Haberler

Proletarya Partisi

Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)

5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.

Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.

Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]

Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...

Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?

Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...

Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?

Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…

Para, istihbarat, lojistik…

Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?

Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor.  Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.

Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat

Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor.  2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.

Devrimci Teori ve Komünist Partisi

"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "

Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1

Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri

Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.

Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.

Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır

Arif Alıç

Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]

Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor

“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.

“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek

Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.

“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)

TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı. 

– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.

Savaş hali (Nubar OZANYAN)

Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.

Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.

Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.

Sayfalar