Cumartesi Ekim 31, 2026

Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin

6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.

Direniş örgütleri, saldırıların durdurulması için İsrail’e süre tanıdı. Ancak İsrail bu çağrıya yanıt vermedi. Bunun üzerine 12 Filistin direniş örgütünün bir araya geldiği “Operasyon Odası” Gazze’den İsrail hedeflerine yönelik füze saldırısı başlattı. Gazze’den İsrail’e yönelik füze atılmasını bahane eden İsrail hükümeti, Gazze’ye yönelik askeri harekat başlattı. Aynı gün, İsrail saldırılarında 9’u çocuk 24 Filistinli öldürüldü.

Çatışmaların görünürdeki nedenleri yukarıda ifade ettiğimiz gelişmeler olsa da asıl neden daha derin. Perdeyi biraz araladığımızda başka gerçekler ortaya çıkıyor. Son iki yılda 4. seçimden sonra da İsrail’de hükümet kurulamadı, siyasi istikrarsızlık sürüyor. Benyamin Netenyahu, iktidarını kaybetmekle karşı karşıya. Hakkında açılan yolsuzluk davaları var ve bu davalardan ceza alması olasılık dahilinde. Netenyahu’nun tek çaresi, hükümet kurmak ve ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak.

Bundan dolayı da faşist AKP-MHP iktidarının her sıkıştığında Kürt halkına saldırması gibi Netenyahu da bu krizi atlatmanın yolu olarak Filistin direniş örgütleriyle çatışmaları gündeme getirmekten kaçınmamaktadır. Böyle bir fırsatı değerlendiren Netenyahu, Gazze’ye askeri saldırı başlatmıştır.

Öte yandan şu gerçeği de vurgulayalım; İsrail iktidarı ve medyası, saldırının Hamas tarafından başlatıldığını propaganda etmektedir. Hamas şeytanlaştırılarak Filistin halkına yönelik katliam meşrulaştırılmak istenmektedir. Oysa son direnişte sadece Hamas yoktur. Aksine onunla birlikte 12 Filistinli direniş örgütü, eylem birliği içindedir. Hatta Hamas, Suriye iç savaşındaki rolü ve İhvancı politikası nedeniyle Filistin direnişinde gözden düşmüş durumdadır.

10 Mayıs’ta başlayıp devam eden çatışmalarda Gazze’ye yönelik İsrail uçaklarının bombardımanında en az 58 çocuk yaşamını yitirdi, yüzlerce çocuk da yaralandı. 15 Mayıs’ta Gazze’deki basın kuruluşlarının ofislerinin bulunduğu 12 katlı bina İsrail uçaklarınca, “binada Hamas’ın askeri varlığı” gerekçesiyle vurularak yıkıldı.

İsrail’in hedeflerine ulaşmasının zaman alacağı ve bu yüzden de saldırıların devam edeceği bizzat Netenyahu tarafından açıklandı. İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan yüksek binalar için de “terör kulelerini” yıktıkları ifadelerini kullandı. Basın kuruluşlarının bulunduğu binanın vurulması, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarının dünyaya duyurulmasının önüne geçme hamlesiydi.

Siyonizmin Saldırganlığı Yeni Değildir!

İsrail’in Filistinlilere yönelik ilk saldırısı 1967 yılında Arap devletlerinin de içinde olduğu 6 Gün Savaşı’nda gerçekleşmişti. Bu savaşta, ABD ve İngiliz emperyalistlerinin desteğini alan İsrail; Mısır, Suriye ve Ürdün’ün topraklarını işgal etmişti.

İsrail devleti, fırsat bulduğu her süreçte Filistin topraklarını işgal ederek, yeni yerleşim alanları açarak göçmen Yahudileri buralara yerleştirdi. Evlerine, işyerlerine el konulan Filistinliler göç etmek zorunda bırakıldı. Göç etmeyenler de kendi topraklarında göçmen konumunda bırakıldı.

İsrail devleti, Filistin halkına yönelik işgal, ilhak ve katliam politikası uyguladı. Arap dünyası, Filistin’e yönelik bu politikaları kınamalarla geçiştirdi. Göçmen Filistinlilere yönelik ülkelerinde kamplar oluşturmakla yetindiler. İsrail devletinin saldırıları o denli arttı ki, kamplarda yaşayanlara yönelik katliamlara da dönüştü.

İsrail’in bir dönem savunma bakanı olan Ariel Şaron döneminde Sabra ve Şatilla Kamplarında gerçekleştirilen katliamda binlerce Filistinli mülteci öldürüldü. 16 Eylül 1982’de İsrail savunma bakanı Ariel Şaron’un emriyle İsrail tankları -uluslararası koruma altında olan- Beyrut’taki Sabra ve Şatilla Filistin Mülteci Kamplarını (Hıristiyan Falanjist milislerle birlikte) basarak çocuklar dahil yüzlerce insanı katletti. Sayı kesin olarak bilinmemekle birlikte 3.500 Filistinlinin katledildiği basında yer aldı. Bu katliamdaki rolü dolayısıyla Ariel Şaron “Beyrut Kasabı” diye anılmaktadır.

Gelinen aşamada Filistin halkı, Gazze Şeridi ve Batı Şeria denilen küçük toprak parçalarına sıkıştırılmış durumdadır. Siyonizm “Oslo Anlaşması”nda “iki devletli çözüm”e uymamış, anlaşmayı İsrail devletinin yayılmacı ve ilhakçı politikasına tabi kılmıştır.

AKP’nin Filistin Dostluğu Sahtedir!

Filistinlilerin yanında görünen, özellikle de Hamas’ın koruyucusu gibi görünüp dönem dönem İsrail’e “çatan” ve hatta İsrail devleti için “terör devleti” deyimini kullanan AKP faşist iktidarının başı R.T.Erdoğan, 1 Mayıs 2015’te Kudüs’te Ariel Şaron’la görüştü. İsrail Başbakanı olan “Beyrut Kasabı” Ariel Şaron, R.T.Erdoğan’ı “Kudüs’e hoşgeldiniz. Yahudi milletinin başkenti Kudüs’e hoş geldiniz. Hoş geldiniz” diyerek karşılamıştı. R.T.Erdoğan bu sözleri duymamazlıktan geldi ve hiçbir tepki göstermedi, aslında tepki göstermek (ticari ilişkileri bozacağı için) işine gelmedi.

Aynı R.T.Erdoğan, 2009 yılı Ocak sonunda İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in yaptığı konuşmada Hamas’ı bir terör örgütü ve Gazze’yi yöneten baskıcı bir rejim olarak tanımlayan konuşmasının salonda alkışlanmasından sonra R.T.Erdoğan, o meşhur “one minute” çıkışıyla Ş. Peres’e dönerek “Öldürmeye gelince onu çok iyi bilirsiniz. Plajdaki çocukları nasıl vurduğunuzu çok iyi biliriz” demiş ve bu çıkış, uzun yıllardır özellikle AKP medyasınca R.T.Erdoğan’ın “Filistinlilerin koruyucusu” olduğu propagandasına dönüştürülmüştü.

Oysa ki bu davranış, dönemin koşulları içinde İhvancı Hamas’ın korumacılığına, Gazze’ye ve dolaysıyla da Ortadoğu’da müslümanların önderliğine soyunan bir R.T.Erdoğan davranışıydı. Ülke içerisinde de taraftarlarına bir mesaj niteliğindeydi. İslam dünyasının liderliğini kendine yakıştırarak arada bir İsrail’e karşı yüksek perdeden atıp tutan R.T.Erdoğan, İsrail ile ekonomik ve ticari ilişkilerin sekteye uğramaması için elinden geleni de ardına koymuyor.

TC-İsrail Arasında Ticari İlişkiler Her Dönem Sürdürüldü

TC ile İsrail arasındaki siyasi ve diplomatik krizlerden ticari ilişkiler hiç etkilenmedi. Ne 2009 Davos Zirvesi’ndeki “one minute” çıkışı ne de 2010 Mayıs ayındaki Mavi Marmara Katliamı ardından yaşanan diplomatik ve siyasal ilişkilerdeki kopuş dönemi, ticari faaliyetteki yükselişi etkilemedi.

Hatırlanırsa 10 kişinin öldüğü, 60 kişinin yaralandığı Mavi Marmara gemisi baskınından sonra dönemin başbakanı A. Davutoğlu’nun İsrail’i “terör devleti” tanımlamasından bir süre sonra İsrail devletinin 2016 yılında TC’ye 20 milyon dolar tazminat ödemesiyle sorun kapatılmıştı.

AKP, iktidara geldiği 2002’den bu yana TC ile İsrail arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2.5 kat büyüdü, hatta ithalat ve ihracatın en hızlı büyüdüğü dönem diplomatik ilişkilerin dibe vurduğu 2010 ve 2011 yıllarında gerçekleşti. Mavi Marmara saldırısının ardından siyasi ilişkilerin asgari seviyeye indirildiği 2011 yılında İsrail’den ithalat patladı. O yıl, TC’nin İsrail’den mal ve hizmet alımı 1 yıl öncesine göre % 51 oranında arttı.

Mart 2008’de İsrail ordusu Gazze’den İsrail kentlerine yönelik roket saldırılarını durdurmak amacıyla “Dökme Kurşun” askeri harekatını başlattı. Yaklaşık 1.400 Filistinlinin öldürüldüğü operasyon için R.T.Erdoğan, “devlet terörü” ifadesini kullandı. 2008 sonunda TC-İsrail ticaret hacmi bir önceki yıla göre % 24 artarak 3.4 milyar dolara ulaşmış oldu.

2013 Ocak ayında R.T.Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’a ait Safran1 gemisinin Ceyhan’dan İsrail’e petrol sevkiyatı yapmaya devam ettiği ortaya çıktı.

TC ile İsrail arasında son 10 yıldaki ticaret verileri dış ticaret hacminin 4.5 milyar doların altına hiç düşmediğini ortaya koyuyor. Şimdilerde bu rakam, küresel ekonomik krize ve salgına rağmen 6.5 milyar dolar civarında.

Çıkarlar her şeyin önünde tutuluyor. Halklar arasında körüklenen düşmanlığın, işgalin, savaşın bedelini ise halklar ödüyor.

“Sevra Sevra Hat-El Nasır!”

İsrail’in Filistin halkına yönelik işgal, ilhak ve katliam politikası sürüyor.

İsrail devletinin Filistinlilere yönelik bu saldırgan tutumu, ABD ve AB emperyalistleri tarafından desteklendi. Bu süreçte 3 kez toplanan BM Güvenlik Konseyi, çatışmaların durdurulması çağrısı yapmaktan başka bir şey yapmadı.

Arap Birliği ise “hedef gözetmeden saldırdığı” için, AKP-MHP faşist iktidarı da sadece kınamakla yetindi. Faşist AKP-MHP iktidarının İsrail’i kınayan ve Filistin halkının yanında olduğunu ifade eden açıklamaları iki yüzlülüktür. Çünkü TC devleti bir yandan İsrail devletiyle ticari ilişkilerini geliştirirken diğer yandan ise Filistin toprağı Kudüs’ü İsrail’le yapılan uluslararası anlaşmalarda “İsrail’in başkenti” olarak kabul etmektedir.

El Cezire’nin haberine göre 10 Mayıs’tan bu yana Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te toplam 244 Filistinli yaşamını yitirdi. 6.324 kişi yaralandı. Bu süreçte Gazze’den atılan füzeler sonucu 12 İsrailli yaşamını yitirirken 796 kişi de yaralandı.

AKP-MHP faşist iktidarı ise son gelişmelere rağmen bir yandan İsrail’le askeri, ekonomik ve siyasi işbirliğini sürdürürken diğer yandan göstermelik kınama mesajlarıyla durumu idare etmeye, siyasal İslamcı tabanındaki anti-semitizme varan Yahudi düşmanlığı duygusunu kullanarak, onları İsrail kurumlarının önüne gösteri yapmak için göndermekten/yığmaktan başka bir şey yapmadı.

20 Mayıs 2021 tarihinde Mısır devlet yetkililerinin İsrail ve Filistin direniş örgütleri arasında yaptıkları arabuluculukla Gazze’de ateşkes ilan edildi. İsrail medyası da İsrail güvenlik kabinesinin Gazze şeridindeki 11 günlük askeri harekatı sona erdirmek için ateşkesi onayladığını duyurdu.

Bu ateşkesle sorunları, çatışmaları sona erdirme, çözüm bulma arayışına girilip sorunlar çözülecek mi?

Siyonist İsrail devletinin sınırlarını genişletme, yeni yerleşim yerleri kurmak için Filistin topraklarını işgal ve ilhak etme anlayışı başta ABD ve AB emperyalistlerinin destekleri sürdüğü sürece sona ermeyeceği bilinemez değil.

Dolayısıyla Filistin’de gerçek çözüm “Sevra Sevra Hat-El Nasır”dan geçmektedir. Türkçe ifadesiyle “Zafere Kadar Devrim”! Siyonist İsrail devleti yıkılmadan Filistin’e özgürlük ve barış gelmeyecektir. Filistin halkının siyonist devleti yıkarak kendisini ve Yahudi emekçi sınıfları kurtarmasının yolu devrimden geçmektedir. Kurtuluşun yolunun “Oslo Anlaşması” ya da “iki devletli çözüm”den geçmediğini Filistin halkı tarifsiz acılara katlanarak, büyük bedeller ödeyerek öğrenmiştir.

7797

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Özgür Gelecek

Yaşamınız İçinde Birgün de Olsa Halkın Yanında Yer Alın!

Bu başlık, sağ ve sol liberallere bir çağrıdır. Liberaller hiç bir zaman doğrunun yanında yer almadılar. Alır “gibi” yapıp, güçlünün yanında, egemenin yanında yer aldılar. Egemenlere karşıymışlar “gibi” yaptılar, izledikleri yol egemenleri, zalimleri güçlendiren yol oldu.

 “Demokrasi”den sıkca dem vurdular, “insan haklarından" söz ettiler, ama asla halkın haklı olduğunu, ne ağızlarına aldılar ne de kalemleri beyaz kağıtlara bunları yazabildi. Kendilerine yaşamları boyu siyasal niteliklerini veren; “yetmez ama evet” ile burjuva düzenin bekasından yana tavır aldılar. 

"İpler kimin elinde "2

Dünyadaki gelişmeleri dikkate aldığımızda  Asya kıtası ve Ortadoğu  proleter devrimlerine, ulusal kurtuluş hareketlerinin başarı elde etmesine,zaferle taçlanmasına, objektif şartların en uygun  olduğu alanlardır. Yanlızca objektif şartların değil ,aynı zamanda komünistlerin ve anti emperyalist , anti faşist hareketlerin örgütlü ve ciddi bir potansiyol güç oluşturduğuda bir gerçek.  Emperyalizmin karnının en yumuşak olduğu  bu alanlarda  yükselecek halk devrimlerinin  emperyalizme büyük darbeler vuracağı kesindir.

Sen susuyorsun çünkü...

Seni Cizre, Silopi, Nusaybin, Diyarbakır Sur, Şırnak ve Dargeçit halkıyla empati kurmaya çağırmayacağım. Çünkü sen ölmüşsün. Bu düzen sana makam ve rahat bir hayat vererek ruhunu esir almış, öldürmüş seni. Ölmüş bir ruh gömüldüğü mezarda dışarıdaki seslere sağırdır.

Sevgili okur, bu sözlerim sana değil, siyasetçileredir.

15. yılında başka bir 19 Aralıkta

“Amaçları, insanı, insandan başka birşey    haline getirmekti”. Primo Levi

Aralık sallanıyor.

Bütün ayları özel kılan katliamlarla dolu Türkiye tarihinde, çığlıklar-haykırışlar, direnişlerle dolu Aralık her gelişinde, daha dünmüş gibi sallanıyor….

Bir bireyin tarihini bile objektif olarak yazması zorken, Aralık’ı yazmak hep zorluyor bizi.

Partisizlik Özgürlüktür

Vışş... o süperman kostümü ne la..... sıfır sıfır yedi gözlükler....

Sen benım kım olduğumu bılıyor musun ?

Haa..bılıyom.  Bızım koylu husosun.

Avradın da dayak yiyip şehire kaçan huso .

Bireycilik, grupçuluk....

Kapitalizmin ortaya çıkardığı bir hastalık bu.

Kapitalizmin itişi, kalkışının acımazsızca ceyran edişi  içerisinde statümüzü, grubumuzu....  buluruz, buldururuz.

Sanki kendimizin, ailemizin, yaşadığımız grubun....   sorunlarını, hislerini .....  başka bireyler, gruplar  yaşamıyorcasına, bilemeyeceklercesine  davranır, yaşarız.

İsrailleşen Türk devleti ve Kürtler

Ulusal sorununu çözmeyen bir devletin burjuva “demokratlığı” söz konusu olamaz. Türk devletinin tarihinde, burjuva anlamda “demokrat”lığı oldukça sınırlı olmuştur. Sınırlı yıllar içinde   burjuva “demokrasisi”ni uygulaması, dış koşulların ve iç koşulların (işçi sınıfı ve emekçilerin) dayatması sonucu olmuş, ama, işçi ve emekçiler ve başta Kürtler olmak üzere diğer azınlık uluslar üzerindeki faşizm sopasını da hiç bir zaman elinden bırakmamıştır.

Mazlum Yoldaşın Ardından

Yetmişli yılların ortalarında Malatya’dan İzmir’e gelmişti Mazlum yoldaş. Simsiyah saçları, kararlı bakan ışıltılı gözlerindeki sevgi yüzüne de yansıyordu. Kısa sürede herkesin sevgisini kazanmış, mahallenin “Marangoz İbo”su olmuştu bile.

Taklit yeteneği çok iyiydi. Gırgır ve şamatayı sever öykündüğü yoldaşlarını bire bir taklit ederken dernektekileri gülmekten kırar geçirirdi.

Çalışkandı; tam bir görev adamıydı. “Teoriden anlamam, ben pratik adamıyım!” derdi. Kızdı mı hemen parlardı, ama çabuk da sönerdi.

Şimdi yürüme zamanıdır!

Şimdi savaşma zamanı, savaşı büyütüp her tarafa yayma zamanıdır. Özgürlük ateşini yakınlaştırma ve devrimcileşme zamanıdır. Şimdi büyük bir ısrar ve kararlılıkla zorlukların üstüne doğru yürüme, engelleri cesaretle aşma zamanıdır. Partimizin ideolojik-stratejik hattı, işçi sınıfının, halkımızın, bölge halklarının değişim ve devrim ihtiyacına yanıt olma zamanıdır. Dayanılması zor, yokluk ve yoksulluklarla dolu ezilenlerin çığlıklarına kulak verme zamanıdır. Ertelenmesi asla mümkün olmayan zorunlulukların ve kaçınılmazlıkların gerçekleştirilmesi zamanıdır.

“Hendek” e düşmek mi, hendek atlamak mı?-Dursun Ali Küçük

*Kendimi hendeğe düşmüş gibi hissediyorum….
Kürdistan şehirleri ve ilçelerinde yaşanan vahşet gözlermin önünde kayıp gidiyor.
İçim kan ağlıyor..
Sanırım savaş ortasındaki her insanda bunu yaşıyor.
Ya bu hendekten atlarsın ya bu deveyi güdersin.
Ya da deveye hendek atlamak gibi bir işe kalkışırsın.
Ama nasıl direnirsen diren siyaset ve halkını düşmanın eliyle de olsa hendeğe gömemezsin.
Vebali ağırdır.

*Sömürgeciğe ve işgalciye karşı direnmek farzsdır ve kayıtsız şartsız tartışma götürmez.

"İpler kimin elinde "

Bugün bir arkadaşımla sohbet ederken  Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan ve en önemliside Suriye'de neler oluyor üzerine konuşmaya başladık;  Ben siyasal tahlillerde bulunmaya çalışrken,, üçüncü dünya savaşının kapıda olduğunu,çanların  kimin için çalıyoru anlatırken , arkadaşım dediki:"Yoldaş bu söylediklerini Marks, Lenin, Stalin , Mao yoldaşlar o  zamanlar söylemişler... Sen bugüne has özgül tahlil yapsan vede biz bunun neresindeyiz,anlatsan daha gerçekçi olur". Ben önce bir duraksadım şaşırdım , "söyleyen dilim söylemez" oldu.

“Seçme ve Seçilme En Temel İnsan Hakkıdır, Haydi Mülteciler Seçime”; dediler ve!

Yarın 10 Aralık.

1948’den bu yana etkinlikler düzenlenen “Dünya İnsan Hakları Günü”.

“Mültecilerin seçme hakları var artık. Seçme ve seçilme en temel insan hakkıdır” diyerek harıl harıl çalışan kurumlardan bir kısmı; yarın da Suriye’ye yerleştirilen savunma silahlarına karşı protestolar gerçekleştirecekler!(Bu kurumların adını burada belirtmek, yaptıkları iyi şeylere göz kapamakla eş olacağı için; böyle geçelim).

Sayfalar