Çarşamba Kasım 4, 2026

Son Armenak’ı saygıyla anıyoruz! (Bir mücadele yoldaşı )

Çok zor bir coğrafyada yaşıyor ve mücadele ediyoruz. Bu coğrafyanın devrimciliği de bir o kadar onurlu ve engebelerle doludur.

Avrupa, Ortadoğu, Kafkaslar coğrafyasının kesiştiği bir noktada bulunuyoruz. Dökülen alınteri ve kanımız bu topraklara hayat vermeye halen devam ediyor. Yüzümüzü bir yana çevirdiğimizde Kafkas halkları, diğer yana çevirdiğimizde Batı Avrupa’nın işçi sınıfı ile emperyalistler, güneye baktığımızda mazlum Ortadoğu halklarının üzerinde yaşadığı zengin petrol yatakları ile savaşların eksik olmadığı coğrafya Türkiye Devrimci Hareketi’nin ister istemez konumlandığı alanlar olmuştur.

Laik, siyasal İslam, feodal, cumhuriyet, faşist ile demokratik yönetimlerin hüküm sürdüğü coğrafyamızda komünistler, devrimciler, aydınlar, insan hakları savunucuları, ilericiler hakikat mücadelesini ağır bedeller ödeyerek sürdürüyor.

Sonunda ölüm, hapishane, göç, yoksulluk, açlık pahasına yürütülen demokratik devrim mücadelesinin ağır sonuçları olmaktadır. Zor ama bir o kadar da onurlu bu davanın neferleri ateşten gömlek kuşanmış durumundadır.

Bu ateşten gömleğin içerisine girmek ve onu kuşanmak, dört bir tarafı faşist-gerici rejimlerle kuşatılmış zor şartlarda mücadele etmek herkesin harcı değildir. Hayatını devrim mücadelesine adamış, özel hiçbir şeyi olmayan, tek varlığı partisi olan, sınıfsal ve ulusal baskının olduğu her yerde konumlanan, şu koca dünyada bir yerde kalabilecek sabit bir kimliği olmayan, sınır tanımayan, Filistin, Dağlık Karabağ, Başur ve Rojava Kürdistanı’nda mücadelesinden tanıdığımız Nubar Ozanyan, Ermeni halkının yetiştirdiği en son Armenaklardandır.*

1915 yılında İttihat ve Terakki tarafından Beyazıt’ta idam edilirken “Yaşasın Sosyalizm-Yaşasın Ermenistan” diye haykıran Mateos Sarkisyanlar (Paramaz), Berlin’de soykırımdan suçlu Mehmet Talat’ı cezalandıran ve “Ben bir insan öldürdüm ama katil değilim” diyen Soğomon Tehleryan, Ermeni devrimci edebiyatının en güçlü kalemi Zabel Yeseyan, Paris’de Nazilere karşı direnişin sembolü Adıyamanlı Misak Manuşyanlar, Garbis Altınoğlu, Hırant Dink, Armenak Bakırcıyanlar ve en son Rojava’da kaybettiğimiz Nubar Ozanyan’ı, “Son Armenak”ı ölümünün 4. yılında saygıyla anıyoruz..

Önce Filistin halkı ile dayanışma için Lübnan kamplarında, sonradan Karabağ’da soykırımcı Türk-Azeri güçlerine karşı ve en son olarak Rojava’da DAİŞ ve Türk işgal güçlerine karşı savaşta kaybettiğimiz Nubar Ozanyan, bugün yine uğruna can verdiği Rojava topraklarında Derik şehri, Şehit Xebat Şehitliği’nde ebedi istirahatgahında bulunuyor.

Kendisiyle beraber dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş ve şehit düşmüş enternasyonal devrimciler, Arap, Kürt, Türk, Süryani devrimciler toprağa kan akıtmış özgürlük savaşçılarıyla beraber kalıyor.

Kürt ve Ermeni Sorunu Turnusol Kağıdıdır!

Yirminci yüzyılın başında 50 milyon Kürt’ün varlığı inkar edilerek yok sayılmışlardır. Yüz yıldır devam eden esaret ve bölünmüşlük Kürt ulusal özgürlük hareketine dönüşerek başta TC devleti olmak üzere bölge gerici devletleriyle emperyalizmin kabusu haline gelmiştir. Bütün sorunların kaynağı olarak kendini gösteren ve her kaldırdığımız taşın altından çıkan Kürt sorununda tavır, bugün devrimci olmanın da kıstasıdır. Nubar Ozanyan tarafını ezilen, baskı ve yok edilmek istenen mazlumların yanında belirlemiş yönünü bu sefer Rojava’ya çevirmiştir.

Dün tek “silahı” kalem olan hunharca katledilen Hrant Dink’e sahip çıkan “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeni’yiz” diyen yüzbinler için bugün de Kürt olma zamanıdır.

Gün geçmiyor ki ırkçı-faşist saldırılara maruz kalmayan bir Kürt ailesi olmasın veyahut Kürt gençler öldürülmesin. Tamamen planlı ve belli bir merkezden idare edilen organize saldırılar, Kürt halkına yönelik yeni katliam planlarının devrede olduğunun işaretini vermektedir. Bu yüzden bugün “Em hemû Kurd’in” (Hepimiz Kürdüz) deme zamanıdır.

Devrimci önderlerimiz hayatları pahasına devrimci ilkelerden taviz vermeyerek bugünler için bizlere miras bırakmışlardır. Deniz Gezmiş idamı göğüslerken “Yaşasın Türk ve Kürt halkının mücadelesi” diye haykırarak idam sehpasında cellatlara boyun eğmemiştir. Kaypakkaya yine Kürt meselesinde radikal çıkış yaptığı için, ilk günden “ortadan kaldırılmasına” karar verilmiştir.

Kaypakkaya geleneğinin var olma ile yok olma arasındaki seçimde Kürt sorununu ısrarla savunması onu diğer “sol” ve devrimci örgütlerden ayrı kılmıştır.

Son Yolculuk!

Ortaçağ rejimleri ile çevrili coğrafyamızda karanlıkta yanan bir mum gibi ışık saçan Rojava devrimi, özellikle kadınların bizzat katılarak, her ulustan halkların birarada yaşadığı düzenin temelleri atılmaktadır. Hemen Türkiye’nin yanıbaşında yanan bu ateş, muhakkak her tarafa yayılacaktır.

Türkiye devrimci hareketini de ilgilendiren bu mücadele karşısında geleneğimizin aldığı devrimci tavrın ilk adımları Nubar Ozanyan’a verilen bu görev ile yerine getirilmiştir.

Çeşitli seferler gidip-geldikten sonra, bölgede askeri kampın hazırlıklarını tamamlamış önce kendisinin geçtiği askeri eğitim kampından sonra artık yoldaşlarına çağrıda bulunarak gelmelerini sağlamıştır. İlerlemiş yaşına rağmen engebeli Gare coğrafyasında yoldaşlarının savaşa katılmalarına öncülük etmiştir. Bugün artık gizlenemeyecek kadar belli olan KDP Barzani Peşmergeleri R.T.Erdoğan rejimine hizmet ederlerken, her seferinde çeşitli zorluklara rağmen hiçbir zaman pes etmemiş, Rojava Devrimi ile buluşmalarına engel olamamışlardır.

Devrimciliği yaşam tarzı haline getiren Nubar Ozanyan, her dakikasını partisi, halk ve mücadele için daha ne yapabilirim diye hareket etmiştir. Her zaman okuduğu kitaplar arasında Mao’nun Askeri Yazılar’ı ile Kaypakkaya’nın Seçme Yazılar’ı ilk sıralarda yer alırdı. Savaş ustası, yaşadığı coğrafyanın tahlillerini aldığı devrimci ideoloji ile yaparken kim dost, kim düşman çok iyi bilirdi.

O sadece bir savaşçı değildi. Aynı zamanda partisinin kadrolarındandı. Sadece partisine değil Türkiye devrimci hareketine de hizmet etmek için kendini geliştirmiş; Ermenice’den Türkçe’ye Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kuruluşu dönemin kitaplarını çevirerek bir ilki gerçekleştirmiştir. Çevirdiği kitaplar arasında “Kafkasların Lenin’i Stephan Şahumyan”, “G.K.Orjonokidze ve Ermenistan’da Sovyet İktidarının Kuruluşu” ve “Hıristiyan Protestanlar ve Kızılbaş Mezhebinin Doğuşu” vardı.

2017 yılında aramızdan ayrılan yoldaşımız Serdar Can ile Filistin’den Ermenistan’a gelince, burada artık kendi halkına da hizmet vaktinin geldiğinden hareketle birçok insanla tanışmış, dostluklar kurmuş, beraber hareket edebilme imkanı bulmuştur. Kendisi gibi Lübnan’dan Ermenistan’a Karabağ savaşı için gelmiş ve orada şehit düşen, Ermeni halkının ulusal kahraman ilan ettiği Monte Melkonyan ile tanışmıştır. Bugün her zaman aranan komutanlardan olan, Leonid Azdgalyan ile tanışmış onun gurubu ile hareket etmiştir.

Birinci Karabağ savaşından bugün en çok aranan komutanlar Hovsepler, Valodlar, Balayanlar, Mişalar, Manuklar, Harutlar ile mücadele içerisinde oldu. Aynı zamanda Dersim sevdalısı olan Nubar Ozanyan, çeşitli defalar uğradığı Dersim’de, 1915’te Dersim’e sığınan Ermenilerden bugün Kürt ve Müslüman olan aileler ile tanışarak soruna parmak bastı. En kritik anlarda onu hiç yalnız bırakmayan Serdar Can bu sefer de ona eşlik etti. Serdar Can’dan ayrılırken artık geri gelmemek üzere olduğunu nereden bilecekti? Nubar Ozanyan’ın şehit düştüğü haberini alınca yıkılan, kalbi bu acıya dayanamayan Serdar Can’ın da şehit olacağını kim bilebilirdi?

Dersim’den Gare’ye oradan Rojava’ya uzanan uzun yolculukta Nubar Ozanyan, kendi elleri ile inşa ettiği TKP-ML Askeri Kampı’na vardığında hayatta tek varlığı, evi olan bir sırt çantası, silahı ile 50 TL bulunuyordu… Günümüzün ender devrimcisi, son Armenak’ı Nubar Ozanyan’ı başka nasıl anlatabilirim ki?

(Bir mücadele yoldaşı)

* Not: Surp Haç Tıbrevank Ruhban Okulu’nda Ermenice dersi öğretmeni, 1951 yılı TKP tevkifatlarında tutukluluk yaşamış, Sanasaryan Hanı’nın tabutluklarında işkencelerden geçirilmiş, Adapazarı doğumlu Vartan Gomikyan, öğrencisi Armenak Bakırcıyan’ın adını duyduğunda rivayet olur ki ona şöyle der: “Armenak adı halkımız için kutsaldır, zamanında zalime karşı başkaldıran yiğitlerimizin en yiğitlerinden birçokları bu ismi onurla taşımıştır. Bu böyle olduğu halde, onlardan Daron-Sasun dünyasında devrimci örgütlenmeyi başlatıp, özgürlük ateşini yükselten Ahronk adlı köyde doğma Hrayr-Tjoğk takma adlı Armenak Ğazaryan, tüm diğerlerinden çok daha fazla anılmaya layıktır. Bu değerli ismi taşıdığın için gurur duymalısın evladım.”

9543

Bir Saloko Lazım -dı

Yüreğim  sızlıyor.

Sonunda Demirtaş etniksel hareket etmeyen proletarya köylüyle tanıştı.

Herkes Demirtaş' ın nasıl yapması gerektiğini yazıyor çiziyor.

Kimine göre sokağı terk etmemeli.

Kimine göre de muhalefette kalmalı.

Ama bu birazda acımasızlık değil mi ?

Hatta kolaycılığa kaçmak.

Söylediklerimizin içerisinde biz neredeyiz ?

Daha doğrusu söylediklerimizi etniksel temellerle hareket etmeyi önceliği haline getirmiş insanlarda beklemek ne kadar doğru ?

Aslanın.... koçum... yiğidim

SEÇİMLERİN SONRASINDA...[1]

“Biri gerçeği söylerse, bir diğeri er veya geç yalanının ortaya çıkacağından emin olmalıdır.”[2]

Bir yük kalktı sanki omuzlarımızdan... Bu doğru. Hele ki son olarak Diyarbakır saldırısında koltuğu kaptırmama hırsının ne boyutlara varabileceğini gördükten sonra.  

Maskeli balo’da yeni perde :Seçim sonuçlari,koalisyon pazarliklari,uzlasma :Marko Karakaya

7 Haziran seçimlerinin sonuçları egemen sınıflar ve onların siyasi temsilcileri tarafından yeni yeni kavranmaya başlandı. Zira ortaya çıkan tabloya hazırlıksız yakalandılar. AKP’nin tek başına hükümet edeceğine dair eğilim esastı. AKP kliği oy kaybederek en fazla anayasayı değiştirecek koşulları sağlayamayacağını hesap ederken, diğer egemen sınıf klikleri de AKP’nin anayasayı değiştirecek olanaklara kavuşmaması üzerine hazırlıklarını yapıyordu. Ama 8 Haziran sabahı egemen sınıflar koalisyon koşullarına uyandılar.

Mevtayı iyi bilmezdik!

“Praeterita mutare non possumus.”[1]
Ölünün ardından, “Mevtayı nasıl bilirdiniz” diye sorup eklerler: “Ya şimdi konuşun ya da sonsuza dek susun”! 
“Mevta” hakkında kısa hatırlatmalarla, biz “susmak” yanlısı olmayanlardanız. 
Hayır, hayır “Ölünün ardından kötü konuşulmaz” diye uyarmanıza gerek yok; biz kötü konuşacak değiliz; “Non interest, quid morbum faciat, sed quid tollat/ Uzun süre değil, dürüst yaşamak önemli” vurgusunun altını çizerek; olanı olduğu gibi aktaracağız; kötülük bunun neresinde olabilir ki?

SEYİT ALİ UĞUR :“ Komünistler çölde bile yalnız değildir“

Seyit Ali Uğur`dan  gelen mektubun, 9 Mayıs 2015 günü ATiF Augsburg derneğinin Hapishane önünde yaptığı mitingten duyduğu sesler sonucu,  duygularını ifade eden bölümünü sizlerle  paylaşıyoruz. (UPOTUDAK)

Haziran ('ımız) niye gülümser(mi)

Gülme (le rire), korkunç bir silahtır. “Her şeye gücü yetenler”(?!) dahi gocunur ondan. Çünkü vurunca şahı da devirir gülmek. 
Ancak gülmek, sırf bir kınama, itiraz da değildir. Tükenmez bir sevinç, güç ve yaşam coşkusunun kaynağıdır da. Bir güç belirtisidir, dirençtir gülmek; pırıl pırıl bir mutluluk duygusunu ve büyük bir sevinci dile getirir.
“Gülmek ama gerçekten gülmek felsefe yapmaktır,” Afşar Timuçin’e göre…

Düğüne gider gibi idam sehpalarını kucaklayan 20 devrimci

“Siz, sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirlerimizi asla ! Yarın o, Doğu’nun horizonunda belirecektir ve Ermenilik, özgür, sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır !”
Madteos Sarkisyan (Paramaz)

 
Tarih 15 Haziran 1915…
Yer: İstanbul Beyazıt Meydanı

ATİK Operasyonuna Karşı Mevzileri Güçlendirelim!

Almanya’nın ATİK’e (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu)yönelik operasyonuna karşı sağlam, örgütlenmiş, ciddiyet isteyen, tahkim edilmiş, kendi cephesini en geniş kesimlerle kurmuş bir barikat oluşturmak içinden geçilen kesitte önemlidir. Çünkü bu sömürüye, zulme, haksızlığa karşı devrimin, demokrasinin ve özgürlüğün alanını genişletecek bir mücadeleyi içermektedir. Bu operasyonun merkezindeki Avrupa demokrasisi karşısında da böyledir, operasyonun kaynağı ve yönlendiricisi faşist TC’ye karşı da.

Devlet AKP’dir, AKP Kontra’dır

Eğer bir parti on yıldan fazla bir süre iktidarda kalıyor ve devletin tüm imkânlarını bireysel ve zümresinin çıkarları için kullanabiliyorsa bu büyük ölçüde bir partiden çok devletin ta kendisidir. Eğer öyle değilse de Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmen oto-mandater rejim ile yönetiliyor demektir.

ATİK yalnız değildir çünkü ezilenlerin mücadelesi vardır :Sefa ünal

Alman emperyalizmi, Türkiye’nin “terörizmle” ortak mücadele gibi ağzının sularını akıtacak, zaaflı yanını kullanarak işlerini yürütmeye, politikasını kolaylaştırmaya çalışmaktadır. Şimdide ATİK operasyonuyla TC’yi tavlamaya kıvama getirmeye çalışmaktadır. Alman emperyalizmi ATİK operasyonuyla kendi yasalarını çiğneyecek, mülteci hak ve özgürlüklerini ayak altına alacak, imzaladığı uluslararası anlaşmaları yok sayacak kadar kendinden geçmiştir.

Otorite ve kibir kaybetti

2015 seçimleriyle 13 yıllık AKP iktidarı son buldu. AKP Cumhurbaşkanı Erdoğan eliyle anayasaya aykırı yürüttüğü seçim çalışmasından sonuç almadı  ve 10 puanlık bir oy kaybı ile ilk seçim yenilgisini tatmıştır.

Sayfalar