Perşembe Ekim 15, 2026

Sevan Nisanyan'a özgürlük,Tutuklu gazetecilere özgürlük

2 Ocak 2014'den bu yana cezaevinde bulunan dilbilimci,yazar ve turizmci Sevan Nişanyan,ceza hukuku çiğnenerek,sadece savunmuş olduğu düşüncelerinden dolayı tutuklu bulunuyor.Soykırım tartışmalarında geleneksel türk tezlerini çürüten,aynı zamanda tarihçi kimliği ile tanıdığımız,siyasal islamın ipliğni pazara çıkaran,sözünü esirgemeden,bedeli her ne olursa olsun,ister ölüm,ister cezaevi çekinmeyen ve bu yüzden AKP hükümeti'nin linç kampanyaları ile karşılaşan Nişanyan en son tutuklanarak 16 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Hakkında isnat edilen suçlamalarda,her nedense bu güne kadar Türkiye'de cezaevinde bulunan bir allahın kulu yoktur.Cezaevinde ''kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu ''na muhalet ile ''islam peygambere Muhammed'e hakaret ettiği '' gerekçesiyle bu suçlamalardan tutuklu tek siyasetçidir.Yani kaçak yapılanmaların olmadığı,müslümanlık adına yapılan hırsızlık,pedofili gibi ağır ceza gerektiren,yüz kızartıcı suçlardan insanlar,beyefendiler,yorumcular,milletvekilleri gezerken Sevan Nişanyan'ın hapiste tutulmasının tek sebebi siyasidir.

Türkiye'de Torbalı Cezaevi,Buca cezaevi,Şakran Cezaevi,Aydın Yeni Pazar Kapalı Cezaevi,Sultan Hisar cezaevi,Söke cezaevleri'ne sürgün edilerek ilerlemiş yaşına bakılmaksızın,bazen cezaevlerinde yerlerde yatırılarak,kapasitesinin dışında koğuşlarda ,her türlü suça bulaşmış,uyuşturucu,katil,hırsız gibi adli mahkumlarla bırakılarak can güvenliği hiçe sayılmıştır.Yani bir bilim adamına kö tülüklerin en kötüsü ile zulüm yapılmıştır.

Ermenistan Diaspora Bakanlığının her sene geleneksel olarak verdiği William Saroyan nişanına bu sene Sevan Nişanyan layık görüldü.Ama cezaevinde olduğu için ödülünü alamadı. '' 15 Kasım Tutuklu Yazarlar Günü '' dolayısıyla,''Uluslararası Sevan Nişanyan'a Özgürlük ve Adalet Komitesi''cezaevlerindeki gazetecilere,Sevan Nişanyan'a sahip çıkarak,mahkemelere aktif destek çağrısında bulundu.Komite aracılığıyla kamuoyuna Türkiye'de insan hakları ihlalleri,gazetecilerin tutuklanması hakkında görüşlerini belirten Nişanyan HDP eşbaşkanları S.Demirtaş ile F.Yüksekdağ tutuklanmalarından duyduğu endişeleri dile getirmiştir. '' Kürt siyasetinin yok edilişi ve anayasal düzenin çöküşü,eninde sonunda trajik geçmişini aşacağını umduğumuz bu ülkenin kasvetli geleceğine işaret ediyor '' değerlendirmesini yapmıştır.

''Türkiye'nin son dönemde şiddet ortamına ve mutlakiyete düşüşü çoğumuzu feci bir hayal kırıklığına uğrattı.Benim hapsedilmem gelen felaketin belki de bir ön ihtarıydı '' açıklamasını yine cezaevinde Index on Censarship dergisi ile geniş olarak yaptığı reportajda yine tutuklanan akademisyen gazeteci yazarlarla ilgili de '' Türkiye'de ifade özgürlüğü hiç bir zaman hayranlık uyandıracak bir düzeyde değildi,şimdi ise berbat ve gün be gün daha da batıyor '' değerlendirmelerini yapmıştır.

''Cumhurbaşkanı,Erdoğan ve hükümeti hayatta kalamama korkusu içindeler ve iktidarı devretmenin sonuçlarından dehşete düşüyorlar.Tüm muhalefete saldırmalarının ve bu ülkede zaten kırılgan olan insan haklarına karşı haşin oluşlarının sebebi bu,belki de islami yobazlığı kalpten benimsemeleri bir tür hayatta kalma stratejisidir.Su yüzünde kalabilmek için cahilleri seferber ediyorlar '' diye içinde bulunduğumuz dönemin gerçeklerini açıklamıştır.

Sevan Nişanyan siyasetçi olduğu kadar,turizmci,tarihçi aynı zamanda dilbilimcisidir.Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana TDK'nun yapamadığı,Türk dilinin ''yirmi yılımı verdim '' dediği etimolojik sözlüğünü cezaevinde geliştirerek tamamlamıştır.Hatırlanacağı üzere TDK'nun ilk genel sekreteri dil bilimcisi,Ermeni Agop Martar Dilaçar olmuştur.Kemal Atatürk tarafından atanmış,Türk dilinin gelişimine önemli katkılarından dolayı soyadını K.Atatürk '' Dilaçar '' olarak koymuştur.'' Atatürk''soyadını ise Agop M.Dilaçar, M.Kemal'e öneri olarak getirmiş,soyadı kanunu ile kabul edilmiştir.Dilaçar,Ermenice ve Türkçe'nin yanısıra yedi dil konuşan aynı zamanda dil bilimcisidir.

Sevan Nişanyan'ın tutuklanmasına sebep olan İzmir'in Selçuk ilçesi Şirince mahallesinde yıkık dökük,harabe olmuş evleri onararak zengin tarihi özelliklerini koruyarak turizme açmış,yeni yaşam alanları açarak binlerce insanın ekonomik ve sosyal olarak ilerlemesine katkıda bulunarak '' suç ''işlemiştir.Devlet vatandaşına götüremediği hizmeti,vatandaşın sorumluluğu üstlenerek çok büyük yeniliklerle Şirince'yi canlandırmış olmasından devlet rahatsız olmuştur.Şirince'nin tarihine bakacak olursak eski bir Rum yerleşim yeridir.

'' ÇİRKİNCE '' , '' ŞİRİNCE '' OLDU ;

Eskiden Rum'ların oturduğu Şirince'nin adı '' Çirkince '' idi.Rumlar zamanında altı bin nufuslu çok gelişmiş bir kasabaydı.Çevre köylerden gelen insanlar alışverişlerini buradan yaparlardı.Verimli toprakları ile tanınır,incir,şeftali,zeytin ve kirazın en verimli olduğu topraklar burada bulunurdu.Harika doğa manzarası ile kaplı Şirince'de rivayete göre derebeyi köylüleri azad edince ,kendilerine bir yerleşim yeri bulmuşlar,o kadar güzel doğa harikası olduğu için, köylüler başkalarının gelip yerleşmemeleri için adına '' Çirkince '' koymuşlar. 1922 mübadele yıllarında Türk ordusu geliyor diye Rum halkı büyük bir panik ve korku içerisinde herşeyini bırakarak kaçtı.Çevre köylerden gelen insanlar ne bulurlarsa alıp götürdüler.Yağmaladılar.Mübadele yıllarında Selanik ile Girit'ten gelen müslümanlar buralara yerleştirildiler.Ama maalesef bu doğa harikasının güzelliğini ve verimliliğini devam ettiremediler.Koruyamadılar.Ağaçlar kırılmış,topraklar verimsiz,evler bakımsız olunca köylüler bu sefer valiliğe başvurarak adının '' Şirince '' olarak değiştirilmesini talep etmişler.Yetkililer de bunu onaylamışlardır.

Zamanında Sebahattin Ali gelip Çirkince'yi görmüş ve hayran kalmış.Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra bir daha ziyaret edince ,muhacirlerin tahribatını görmüş ve tanık olmuştur.Bunun üzerine ''muhacirler geldi,köyü harap etti '' diye yakınmıştır.Aynı şekilde Yunanistan'ın Yeni Efes köyüne yerleşen Rum'lar '' biz gideliden taşı taş üstüne koymamışlar,evlerimiz harap olmuş '' diye yakınmışlardır.

Doğa harikası Şirince'nin bu günkü hali ise içler acısı durumda idi,yıkık,harabe olmuş SİT alanı evlerin eski haline kavuşması hatta onardıktan sonra '' tarihi eser '' olarak tescil ettiren,çoğu evlerin bakımı ve onarımını tamamlayıp turizme kazandıran,senede 600-800 bin insanın gelip ziyaret ettiği yer haline dönüştüren,devletin görüp sesini çıkarmadığı,aslına uygun olarak yapılan evlerin izin istenmesine rağmen verilmeyen,turistlerin hayran kaldığı '' ne güzel bina '' dediği,sosyetenin sık uğrak yeri,fiyatların tavan yaptığı yere dönüşen Şirince'deki gelişmeler devleti rahatsız etti.Turizm cennetine dönüşünce devlet S.Nişanyan'ı tutukladı.

S.Nişanyan tarafından onarılan evler Turizm Bakanlığı'nın Turizm tanıtım kataloklarında utanmadan gösterilmesi ayrıca kendi çelişkileridir.Tamir edilen evler bugün otel olarak turizme açıldı.Sosyal alanda ise Türkiye'de ilkler burada yaşandı.Ali Nesin tarafından oluşturulan Matematik köyü de eğitim ve matematik alanında araştırma merkezi olarak hizmet vermeye başladı.Dünyaca tanındı.Tiyatro okulu oluşturuldu.Her sene burada festivaller düzenlenerek Türkiye'nin tanıtımı için iyi bir sosyo-kültürel adım oldu.

SİT alanı olarak kabul edilen,bütün başvurulara rağmen cevapsız kalan,herkes gibi kendi toprağı üstüne inşa ettiği 60 m2 kare ev çok görülerek yıkıldı,bu yetmiyormuş gibi tutuklanarak cezaevine atıldı.Oysa Anayasa mahkemesi TCK yasalarına göre izinsiz olarak yapılan,ev sahiplerinin ceza landırılmasını iptal etmiştir.Hal bir hristiyan,bir Ermeni olunca yasalar rafa kaldırılarak hiçe sayılmıştır.Yani kişiye özel kanunlarla cezalandırılan,bu tip davalardan cezaevinde olan tek bilim adamıdır.Aynı şekilde diğer evlerin hiç birine dokunulmamış,hiç biri hapis cezasına çarptırılmamıştır.

Memlekette hukuk düzeni olmadığı zaman,orman kanunları devreye girer.Oysa,C.Başkanlığı köşkü,camii ve konutlar '' kültür '' merkezi olan Atatürk Orman Çiftliği talan edilerek,izinsiz yasalar hiçe sayılarak inşa edilmiştir.Ankara'nın en büyük yeşil alanı üzerinde inşa edilen Kaçak saray'ın bulunduğu alan 1992 yılında '' doğal ve tarihi SİT alanı '' olarak koruma altına alınmıştır.Ama AKP hükümeti bu kanunda bulunan '' tarih '' statüsünü değiştirerek, KHK ile Hazineye devretme kararı aldı.

Erdoğan'ın her zaman söyleyip de yapmadığı '' yasalara uymadılar '' ''mahkeme kararı '' diye avazı çıktığı kadar bağırdığı meydanlarda Kaçak saray'ın durdurulması için Ankara Barosu'nun ve Hukuk'çuların itirazları reddedildi.Tarihi SİT alanı üzerine inşa edilen Kaçak Saray'ın durdurulması çağrısı,yasalar rağmen devam etti.Her seferinde itirazlar ''devlet sırrıdır'' denilerek karşı çıkıldı.Yıkım kararı da verilen yargıya Erdoğan '' güçleri yetiyorsa yıksınlar '' diyerek bildiğini okumuş,yasaları çiğnemiştir.İki olay,iki örnekte Erdoğan devlet imkanlarını kullanmış,Sevan ise mağdur edilerek üstelik hapise atılmıştır.Bunun adı çifte standard değil de nedir ?

Bu günlerde sıkça rastladığımız,beğenilmeyenin,muhaliflerin,gazetecilerin tutuklanıp cezaevine atılmaları için uydurulan '' halkı kin ve düşmanlığa tahrik '' suçlaması ile birçok insan cezaevine hiç bir suçu olmadığı halde atılmaktadır.Muhafazakar yazar ve yorumcuların her akşam tv ekranlarında içler acısı durumlarını şaşkınlıkla izliyoruz.Savundukları düşüncelerin ne medeni kanunla,ahlak kuralları insanlığın ortak değerleri ile uzaktan yakından alakası yoktur.Hal böyle iken Sevan Nişanyan'ı '' dini değerleri aşağılamak,nefret suçu '' işlediğini ve bu yüzden cezalandırılması için kampanyalar düzenleyerek hapis istenmesi ayrı bir çelişkiler yumağıdır. Muhammed'in ve islamın eleştirisini yaptığı '' nefret suçlarıyla mücadele etmeli '' yazısında '' bundan yüzlerce yıl önce Allahla kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir '' düşüncesini savunduğu,bu kısa ve özlü anlatımdan rahatsız olunduğu için cezaya mahkum edilmiştir.

İŞİD'e karşı olduklarını iddia eden,oysa ki muhafazakar ve şeriat sistemini getirmeye çalışılan an layış on dört yıldır iktidardadır.Çok eşli evlilikler,9/12 yaşlarında çocukların evlendirilmesi,cinsel istismara uğrayan çocukla,suçlunun evlendirilmesi,70 yaşında dahi olsa evlendirilmesini öngören yasanın meclisten geçirilmesi,gibi çağdışı,medeni toplumlarda olmayan sapık,pedofili olarak görülen suçlardan kendilerini arındırmaları gerekirken,Sevan Nişanyan için '' dini değerleri aşağılamak''gibi suçlama getirmek hükümsüzdür.İnsan onur ve şahsiyetini ayaklar altına alan bu insanların ahlak ve edeb ile alakaları yoktur.Olamaz.

KALEM KILINÇTAN KESKİNDİR !

Bu güne kadar yeryüzünde hür düşüncenin hiç bir kuvvet,silah veyahut cezaevi ile engellenmesi mümkün olmamıştır.Tutuklanan gazeteciler,akademisyen ve yazarların tek silahı ise kalemdir.Her zaman iktidarlar,diktatörler düşünceyi ifade eden kalem karşısında mahkum olmuşlardır.Türkiye'de de böyle olacaktır.Toplumun en ileri kesimini susturarak,hapishanelere atarak amaçlanan Erdoğan'ın '' kral '' olabilmesidir.Aceleye getirilmek istenen Anayasa'nın meclisten geçirilmesi varsayalım olmuş olsa bile sorunun kendisi çözülmüş olmayacaktır.Aksine kar topu gibi büyüyerek çoğalacaktır.Ahmet Şık'ın tutuklanması gerçeklerin gizlenmesi için korkunun ifadesidir.Çünkü Erdoğan ile Gülen'in bir ve aynı olduklarını,ipliğini pazara çıkaran ilk gazetecidir.Bunun için hedef olmuştur.Erdoğan'ın Suriye politikalarını eleştiren,İŞİD ile ilişkilerini kamuoyuna anlatan Hüsnü Mahalli,basın kartı iptal edilen Amberin Zaman,Akademisyen Prof.Dr İştar Gözaydın,Mahir Kanaat,Diha'dan Ömer Çelik,Metin Yoksu,Sevan Nişanyan,Derya Okatan,Tunca Öğreten,Eray Saygın... ve daha niceleri toplumun gür sesi, susmayan öncüleridir.Amaç gerçeklerin halka ulaşmasını engellemektir.

Tutuklandığı ilk günden bu yana haksız yere ağır cezalarla karşı karşıya kalan Sevan Nişanyan gibi bir bilim adamına ,eksiklikleri bahane edilerek,duyarsız kalınmıştır.Sevan Nişanyan'ı, özgürlüğünü savunmak herzamankinden daha acil görevlerimiz arasındadır.Ethem Mahçupyan veya Markar Eseyan gibi Saray soytarıları olmuş olsaydı,bugün Sevan Nişanyan,Erdoğan'ın baş tacı olurdu.Ama O,halkını savunduğu,soykırımı inkar edenlerin kafalarına vura vura,teşhir ettiği için,100.yılında cezaevine atılarak susturuldu.

Her dönemde devlet kendi çocuklarını yaratmış artık bu bir gerçeklik halini almıştır.Önceden bir döneme damgasını vuran '' iyi çocuklar '',yerini '' öfkeli çocuklar '' a devretmiştir.Terörist demeye dili varmayan,koruyan,besleyen,silah ve cephanelik gönderen devletin artık bugün bütün icraatları ortya çıkmıştır.Yargılanmak ve hesap verme korkusu şimdiden başta Erdoğan ile tüm yandaş çevreleri sarmış durumdadır.Erdoğan'ı iktidar yapan bugünlere getiren, misyon yükleyen efendilerine karşı çıkmaya başlamıştır.Bunun için güvenilir liman olarak gördüğü Putin'e sığınmıştır.Bu git-geller,artık çığrından çıkmış efendileri Erdoğan için son '' nokta ''yı koymuştur.

'' Öfkeli çocuklar '' 2017'nin ilk saatlerinde Yeni yıl kutlaması yapan kalabalık kitle içerisine silahla girerek acımasız ve barbarca savunmasız insanları öldürmüşlerdir.Bu tür saldırılara daha önceden de tanık olmuştuk.Reina'ya yapılan saldırı,Türkiye'nin Bataclan'ıdır.Orada da tiyatroda konser izleyen kitle taranmış yüze yakın masum insan öldürülmüştü.Bu sefer aynı saldırıyı İstanbul'da ortaya koydular.Üstelik polisin aşırı güvenlik önlemleri altında,insanlar öldürüldü.Katil elini kolunu sallayarak kaçtı.Tüm bunlar hemen yanıbaşında bulunan karakola çok kısa mesafede gerçekleşiyor.Olaydan sonra faili olduğu ileri sürülen kişi ile hedef şaşırtılarak,katil veya katillerin kaçması sağlandı.Tanıklar olayda birden fazla kişinin olduğunu söylemesine rağmen,polis tek kişi üstünde durarak,48 saat sonra resmini yayınlayark çok geç davranmış,katilin kaçmasına göz yummuştur.

Esas acı olanı ise,barbarlığın son halkası muhafazakar,yobazların '' oh oldu '' diyerek sosyal medya aracılığıyla sevinmeleri,öldürülen insanları bir kere daha öldürmüş,kemiklerini sızlatmış yakınlarına ve insanlığa derin acılar yaşatmıştır.

* * * *

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN,SERSALA WE PİROZ BE 2017, ՇՆՈՐՀԱՒՈՐ ՆՈՐ ՏԱՐԻ

51744

Sınıf ve HDP

Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.

Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin  partisiyiz.

Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.

Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın  ne de başka birinin söylemi.

Olması gerekenin söylemi.

Elbetteki bu doğru.

Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.

Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.

HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir

Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.

Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.

Tanrıların zulmü

Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir. 

7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının,  kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.

Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre

Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.

Direnişin resmi yapılıyor…

Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.

Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya

“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.

İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.

İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:

Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...

Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...

Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”

İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.

Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar

14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler. 

Kaypakkaya’yı sevmek

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

O kitap da ser verilir ama sır verilmez…

Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,

kızıl harfli bir kitaptır O…

O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…

Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…

O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…

O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…

O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…

Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”

TKP/ML nin kurucu önderi  İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı. 

Kaypakkaya şahsında  tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.

Ellez Emmim’in Traktörü

Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor. 

Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.

Sayfalar