Cumartesi Ekim 17, 2026

SENTEZ | Kendine Devrimcilik…

Geçmişten günümüze kadar gelen örgütsel çalışmalarımız, günümüzde, cevaplanması gereken bir takım soru veya sorunları her zamankinden daha açık ve anlaşılır haliyle ortaya çıkartmış durumda.

Mevcut haliyle görebildiğimiz sorunları tutarlı ve gerçekçi bir şekilde tartışmak onun karşısında kendi gücümüzün zayıf ve güçlü yanlarını yine gerçekçi bir şekilde koymak, tıkanıklıkları aşmak için ilk elden yapılabilecek en akıllıca düşünüş olabilir.

Bunu yazmak kolay ancak gerçek sorunlarımızı yansıtan konuları doğru ve analitik olarak sıralı bir şekilde tespit etmek zordur. Çünkü iki sorunun içerisinden daha önemlisini değil karmaşık bir sorunlar yumağının (kimisi çok geçmişten gelen) çözümü için işe koyulmaktan bahsediyoruz. Ve amacımız doğal olarak bugün pek de karşılığı ve politik değeri olmayan sorunların eleştirel bir tespitini yapmayla kalmak değildir. Amacımız, bizi bugünkü darlıktan ve bir çıkmaz gibi görünebilen andaki durumdan teorik olarak kuramsal, pratik olarak yapısal düzeyde bir değişimi sağlayabilmek ve sürdürebilmektir.

Problemimizin durumu

Politik ve ideolojik meselelere yaklaşımımızdaki sığlık, tek yanlılık ve tutuculuk beraberinde maddi bir darlaşmayı getirmiştir. Politik açıdan yüzeyselliğin neden olduğu darlaşma, sonrasında işe ilk başlandığındaki politik yüzeyselliği daha da derine çekmiş ve karşılıklı bu ilişki birbirini olumsuz yönde besleyerek ideolojik ve yapısal bir körelmeye neden olmuştur.

Peki biz bu sorunu aşmak için önümüze elle tutulur gözle görülür ne koyabiliyoruz?

Geçmişten herhangi bir deneyim çıkarmadan girişilen benzer pratiklere daha kuvvetli asılarak bu sorunları aşabileceğimize mi inanıyoruz? Çeşitli takvimlerin yıl dönümlerinde neyi amaçladığımız belli olmadan tekrar oynat biçimiyle önümüze konulan pratik süreçleri doldurarak mesafe kat edebilir miyiz?

Baştan sona bir dizi yenilenme talebi sihirli bir dokunuşla gerçekleştiğinde sorunlarımız hallolacak mı? Yanımızdaki insandan veya kendimizden daha fazla çalışma ve gayret mi talep ediyoruz?

Bir makine gibi çalışılarak ve böylece daha fazla güven ve saygınlığın yaratılabileceğine inanıyor ve sorunu böyle çözebileceğimizi mi düşünüyoruz? Herhangi bir ortak amaçla bezenmeyen toplantıları daha düzenli hale getirerek kurtulabilecek miyiz?

Sloganları daha mı gür haykırmamız lazım, bir gittiğimiz yere beş mi gitmemiz gerekiyor (Örneğin burada “neden gidiyoruz”u tartışmak daha akıllıca olabilir), yoldaşlarımız aldıkları görevleri eksiksiz ve tam zamanında hallederse (örneğin burada da az önceki parantezdeki “neden gidiyoruz”un cevabıyla uyumlu bir pratik görevi açığa çıkartmak daha mantıklı olacaktır) olacak mı? Daha fazla mı cesaret daha fazla mı cüret daha fazla mı ileriye atılmak, daha fazla mı devrimci jargon, daha fazla mı mücadele ve savaş çağrısı? Bizi neticesi tek başınalık olan ve gün geçtikçe amaçlarımızı gerçekleştirme inancını silecek olan öncü mantığa daha fazla asılarak mı çözüm gelecek?

Nedir çözümün yol haritası, nedir halka daha fazla güven veren, sorunları birlikte çözdükçe halka birleşen devrimci faaliyetin rotası?

Bazı teorik doğruların günümüzde fiziki bir karşılığı yoksa gerçekliği de yok demektir.

O yüzden tek başına teorileri değil teorileri oluşturan felsefeyi daha fazla gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor. Örneğin, birçok yoldaşın birden fazla merkezi bir rol üstlendiği bir ortamda düzen, disiplin ve istikrardan kabaca bahsedemeyiz. En azından bu bahisler bizi çözüme götürmeyecektir. Çünkü, planlanan işlere oranla planlanmayan fakat öyle ya da böyle çözüme kavuşturulması gereken işler kişinin karşısına daha fazla gelecektir -ki öyle oluyor. Bunlarda en nihayetinde ilk plandan zamansal açıdan sapmayı doğuracaktır. Burada kişinin öz disiplinsizliğinden kaynaklı askıda kalan işlerden bahsetmiyoruz, şüphesiz bunlar da vardır fakat bugün daha çok yaşanan maddi gerçekliklerin açığa çıkardığı bu yöndeki zorluklardır.

Bunu aşmak için ideal olanın tekraren savunulması değil, mantıklı ve sürece yayılmış bir eylem planın mevcut olması ve birçok insan tarafından bu plana inanılmış olması gerekir.

 İki farklı eğilim
Peki hal böyleyken biz ne yapıyoruz ne yapmamız ve neyi yapmamamız gerekiyor?

Bu sorulara cevap ararken geçmiş olumlu çalışmalarımızı hatırlamamız ve bunların ortak noktasına dikkat çekmemiz gerekiyor. Örneğin, Deşt köylüleri toprak işgali, Özellikle İstanbul olmak üzere Ankara ve İzmir’de göç sonrası gecekondu mahallelerinin kurulması süreci, Tohum Kültür Merkezi çalışmaları…

Bu üç örnekteki çalışmaların hepsinin yüklendiği işler ve hedefleri bakımından birbirlerinden bağımsız olmasına rağmen hepsi bir zeminde ortaklaşıyor; sistem tarafından zarar görmüş insanların politik bir örgüt etrafında bir araya gelerek kimi noktalardaki sorunlarını çözüme kavuşturmak. Bu çözüme kavuşturma işi, çok somut ve esasen pratiğe dönüktür. Akademik ve yazınsal tartışmaların ötesine ama bunları da kapsayan alternatif bir yaşamı bugünden inşa etmeye dönük çalışmalar…

Halkın yaralarını ve acılarını sarmak, eksikliklerini gidermek için çabalamak ve örgütlenme hedefiyle yaklaşılan halk ile birlikte bunları gerçekleştirmek. Bu gibi çalışmalar gerek devrimci özneleri gerek bu çalışmalara katılan kitlelerden insanları ilerletici bir özelliği içinde barındırmaktadır.

İnsanlar bu çalışmalara katıldıklarından sonra önceki oldukları yerlerden farklı bir düzeye ulaşırlar; etrafta ne olup bittiğini yorumlama, sorunların üstesinden ne gibi çalışmalarla gelinebileceği fark etme, kitleler birleştiğinde nasıl bir değişim gücünü açığa çıkartabildiğini – olanakların nasıl arttığını anlama gibi bir dizi noktada.

Bununla birlikte devrimci özne de kabuk parçalayıcı ve her anlamda genişletici bir etkisi olur. Çünkü bu gibi çalışmalara, yani insanların belli noktalardaki sorunlarını çözmek için adreslerin yaratıldığı çalışmalarda, sağcısından solcusuna, muhafazakarından laisistine, devrimden çıkarı olan kitleler bir araya gelir. Özetle bu çalışmalar, devrimden çıkarı olan ama pek de bize benzemeyen insanlarla buluşma zeminleri yaratır.

Doğru yöntem ve akılla yaklaşılırsa bu süreçler örgütlenmeye doğru evrilebilir. Nitekim günümüzde bu çalışmaların tarım, gıda, kadın, doğa gibi alanlarda hızla genişleme fırsatı bulunmaktadır.

Tekrar yukarıda anılan çalışmalarımıza dönecek olursak, gecekondulaşma sürecini yaşayan ve o dönem çalışmalarımızda yer alan yoldaşlarımız veya kitleden insanlar neden hala ilgiyle o dönemdeki çalışmalarımızdan bahsetmektedir? Ya da Tohum Kültür Merkezi çalışmaları neden hala Tohum’un adını bile duyduklarında insanları heyecanlanmaktadır? Çünkü bu çalışmalar somut olarak insanları bir seviyeden başka bir seviyeye taşımıştır.

Günümüzde ise çalışmalarımız birkaç yeni girişimlerimiz dışında tersine bir içerikle “büyüyor”.

Örneğin son 5-10 yıllık süreci düşünerek örgütümüzün ne gibi faaliyetlerinin olduğunu, nasıl bir çalışma yürüttüğümüzü düşünelim. Dersim ve çevre bölgelerinde köy çalışmaları (daha çok kısır bir şekilde organize edilmiş), kısmen 21 Mart, 1 Mayıs, 18 Mayıs gibi takvimsel gündemler, çeşitli seçimler ve yanına yazılabilecek bunlara benzer bir dizi çalışma. Bu çalışmalar kendimiz için, büyük ölçüde de kendi kendimize yaptığımız çalışmalardır. Bu gibi çalışmaların, bağımsız insanların dahiliyetiyle genişletilmesi gibi bir özelliği oldukça sınırlıdır.

Doğal olarak bu çalışmalara zaten Kaypakkaya’nın düşüncelerini benimseyen daha çok da zaten hazırda olan insanlar üretici bir biçimde de değil edilgen bir biçimde dahil oluyor. Ve dahası iletişimdeki akışın yönü sürekli olarak devrimci özneden kitleye doğru gerçekleşiyor, kitleden devrimci özneye doğru bir iletişim akışı veya bunun karşılıklı hale getirilmesi durumundan bahsedemiyoruz.

Bu durum, yani çalışmalarımızın kendi kendineliği durumu, siyasal ve politik görüşümüzü darlaştıran bir etki yaratıyor ve maddi olarak da bizi daraltıyor.

Şimdi güncelde bu iki eğilimi tersine çevirmemiz gerekmektedir.

Yani kendimiz için yaptığımız çalışmaları, halkın sorun yaşadığı noktalarda halkın çıkarı için somut çalışmalar ortaya koymak noktasına doğru kaydırmamız gerekmektedir.

Örneğin, emek alanında yapısal bir dönüşümden, kitlesel ve kalıcı işsizlik ve yoksullaşmadan bahsediyorsak, bunları bahsetme noktasında bırakmamalıyız. Bu gelişmelerden zarar görecek insanları, bu sorunların somut çözümleri için bir araya getirmek zorundayız. Bu noktada, hedeflediğimiz bir dizi çalışma bulunmaktadır. Bunları hızlandırmak ve adımladıkça bu planları iyileştirme ve geliştirmeliyiz. Bu çalışmaları örgütümüzün aynı hedefe toplam bir şekilde yönelmesi açısından da birleştirici özelliğinden ayrıca yararlanmalıyız.

Dışarıdan bir gözle olaylara baktığımızda, reformist diye adlandırılan bir takım siyasetin, kitlelerin içerisinde ve kitlelerle birlikte çalışma pratiğini daha fazla uyguladığını görebiliriz. Bu gibi, toplumsal çıkarı gözeten çalışmalar içerisinde birçok insan siyasal çalışmalarda aktif hale gelebiliyor.

Ancak devrimci yapıların kitlelerin olabileceği ve aktif katılım gösterdiği birçok kanalda olmadığını ya da bu kanalları devrimci örgütlerin yaratması noktasında bir çabasının olmadığını söyleyebiliriz.

Günümüzde bu durum o kadar ironik bir hal aldı ki, devrimcileşmek halktan uzaklaşmak olarak kafalarda canlanmaktadır. Bu çelişkiye, devrimden çıkarı olan halkın sorunlarının çözüm adreslerini yaratma noktasında üretken olunarak son vermek mümkündür.

Gerisi ne yazık ki kısır bir döngünün içerisinde debelenmemize neden olacaktır. Beş eksilip üç artmak ya da üç eksilip beş artmak, olabilecek bütün senaryo bununla sınırlı kalacaktır.

Kendiliğinden, ülkenin bir yerinde örgütlenmiş, belirli bir amacı gerçekleştirebilmek için çabalayan ve nihayetin demokratik bir örgütlenmeye ya da bir öz örgütlülüğe dönüşmüş bir yapıya 2-3 politik devrimci örgüt angaje olunca neden bu çalışmalar sönümleniyor.

Böyle olmasının bir nedeni, kitlelerin çıkarları ile örgütlerin dar çıkarlarının uyum içerisinde olmamasıdır. Buradaki uyumsuzluktaki sorun yaratıcı kaynak, devrimcilerin kitle örgülerini ya da kitle meselesini yanlış bir şekilde ve devrim faaliyetini küçük fraksiyon faydaları olarak ele almasından doğmaktadır.

Örneğin, HDK gibi genişleme ve kitlelerin aktif siyasete dahil olabileceği noktasında oldukça avantaja sahip olan bir oluşum, HDK meselesinde örgütlerin yanlış ele alışlarından dolayı ne yazık ki bir türlü ilerleme sağlanamıyor. Ya da gençlik cephesinde kurulan Genç-Sen’de, sağdan soldan öğrenciler örgütlenmeye başlamasının ardından siyasetlerin dar tartışmalarından kaynaklı sönümlenip gitti.

Nitekim Gezi İsyanı’nın sönümlenme evrelerinde insanlar siyasetlere pek de sempati duyarak ayrılmadılar. Gezi’nin sönümlenmesinin -günah çıkarma ayinindeymişiz gibi- tek müsebbibinin politik örgütler olduğunu söylemiyoruz fakat Gezi’den arda kalan bu kadar az şeyin olmasındaki sorumluluğumuz azımsanamaz.

En nihayetinde, içerisinde kitle olan, insan olan bütün çalışmalarımızda tepeden tırnağa teorik ve pratik olarak güçlü bir dönüşüme ihtiyacımız bulunmaktadır. Hedefine kitlelerin çıkarını koyan ve bu uğurda laf değil eylem ve iş üreten bir örgüt olmamız gerekiyor.

Aksi durumda kadrolar genel gidişatı değiştiremeyen kapasitesiyle küçük revizelerle hep sahada olacaktır. Ve bu kadrolar zamanla yenilgiye doymayan bir ilk 11 (futbol bugün erkeksi bir oyun olarak ele alınmasına karşın burada bilinçli olarak kullanılmıştır çünkü, kadınlar çalışmaları ve kadın önderleşmesi örgütümüzde büyümesine rağmen değişim konusunda erkeksi bir tutuculuk bulunmaktadır) haline gelecektir. Bunu değiştirmemiz, doğru yol ve yöntemle mümkündür.

https://www.ozgurgelecek1.net/sentez-kendine-devrimcilik/

8312

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

İzmir Partizan; Politik çalışmalarımıza yoğunlaşmak en iyi cevaptır!

 "Bir süredir kurumumuzu şu veya bu şekilde meşgul eden tartışma, kaos ve krizin şiddetle birlikte boyutlanarak geldiği nokta gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor.

Yaklaşık 1 ay önce tekabül eden bir sürede  İstanbul'un Aksaray ve Kartal bürolarımız çete vari bir şekilde gasp edilmiş, muhabirlerimize şiddet uygulanmıştı. Aynı şekilde Dersim ve Erzincan irtibat bürolarımıza yönelik de saldırı ile birlikte gasp edilmek istenmiş, muhabirlerimiz tehdit edilmiş edilmek istenmiştir. Bu gaspçı tutumun son örneği de gazetemizin İzmir irtibat bürosuna yönelik olmuştur.

Kırklareli’den Tutsak Partizan “Belki de bu yaşananlar bıçak sırtındaki güzergaha girmenin fırsatıdır”

Merhaba yoldaşlar

(…)

Gazetemizin bürolarını basıp, talan eden ve arkadaşlara şiddet uygulayanlar, içinden geldikleri, ürünü oldukları anlayışın sadece kendini ürettiğini ve başarılı olacaklarını zannediyorsa yanılıyorlar. Daha önceki darbecilerin, kaçkınların, oluşumcuların vb.lerinin soyundan geldiklerini ve aynı anlayışın ürünü olduklarını unutmamaları gerekiyor. Ve onların yaşadığı akıbet/gelecek, tarihin çöp sepetindeki yerleri onları bekliyor olacak.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar “Devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır”

Sevgili Özgür Gelecek çalışanları;

Öncellikle, sizleri coşkuyla kucaklıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Özgür Gelecek’in 122. sayısından öğrendiğimize göre gazetemizin Dersim, Erzincan ve Merkez büroları bir gerekçe ile basılmış. Merkez büromuzun basılması sırasında iki çalışanımız darp edilmiştir. Öncelikle şiddete maruz kalan arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Tutsak YDK’lı yazdı “Riha zindanlarından yükselen sloganlarımız birçok yerde haykırıldı! Umutluyuz!”

Dışarıda yeni bir gün doğuyor. Bugün diğerlerinden çok farklı bizler için… Günlerdir hazırlığını sürdürdüğümüz, büyük bir heyecanla karşılamaya hazırlandığımız bir gün… Yeni günün ilk saatlerinde güneşin doğuşunu doyasıya seyredemiyoruz belki ama heyecanımız, coşkumuz ve inancımızla koğuşun içerisinde kendi güneşimizi doğuruyoruz. Bütün arkadaşlarımızla (toplamda 22 kişi olduk bile) uyandığımız andan itibaren saçlarımızı şekil şekil örgülerle bezeyerek, kollarımıza burada yaptığımız mor ağırlıklı bilekliklerimizi takarak, en güzel giysilerimizi giyerek güne hazırlanıyoruz.

Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -2-

Mehmet Demirdağ ve “örgütlü olmak” üzerine

Mehmet Demirdağ yoldaşa ve onun tarihselleşen pratiğine dair yürütülecek inceleme açısından en belirleyici tartışma başlıklarından birisini de örgüt olgusu ve Demirdağ yoldaşın “örgüt olmak” çağrısı oluşturmaktadır.

Altın eller ile kanlı eller -2-

Der Zor: “Mama ben ölürsem sen de benim etimden onlara verme!”

Amed Zindanı eski tutsaklarından M. USTA: “Esas olarak sorunu yaratanlar derinleştirmeye devam ediyorlar!”

Amed 5 Nolu Zindanı’nda insanlık dışı işkencelere maruz kalan ama buna karşın devrimci direnişinden ve daha sonra da komünist hareket içerisinde örgütlü mücadelesinden taviz vermeyen M. USTA, Özgür Gelecek bürolarının gasp ve çalışanlarının darp edilmesine karşı yazdı: “Bu yıkıcı pratiklerin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. (...) Bu pratiğin kendisi, değerleri kirletmenin ta kendisi. (...) Sizin baskın düzenlediğiniz ve tartaklayarak dışarı attığınız devrimci basın çalışanları bu mücadelenin o alandaki ana değerleridir.”

 

Şengal'de Hamo Şerro'nun direniş ruhu yaşıyor, bir de Kürt sorunu hala Kaypakkaya geleneğinin kırmızı çizgisidir!

3 Ağustos 2014, Ezidi halkının tarihinde kara bir gün olarak anılıyor. Bugüne kadar 73 kez zalimlerin fermanı ile karşı karşıya kalan halk en son Şengal'de IŞİD çeteleri tarafından katliamlara maruz kaldı. Üstelik ''uygar'' dünyanın gözleri önünde, haberleşmenin, teknolojinin en yüksek aşamasında, engellenemeyen soykırım insanlığın yeni utanç sayfalarından biri olarak tarihe geçti.

Ayrılık Teorik Değil

Acemiler Abisi Acemiler.

Sendikalarda ....

Örgütleyenin proletarya köylü, örgütleneninde halk olmasını beklerken ...

Neye niyet neye kısmet.

Ayrılın şöyle bir bakalım, ayrılın.

Ayıp değil mi ? Neden bu şekilde davranıyorsunuz ? Yakıştıramadım sizlere.. Şöyle bir ayrılın bakayım. Sen şu taşı eline al bakayım. Sende şu değneği.  Ha ... şöyle. Şimdi başlayın.

Acemiler abisi acemiler.

Göreceksiniz abileri ayrılıkları konusunda ileride öyle teorik açıklamalarda bulunacaklarki hepimizin dudağı uçuklayacak.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı Ortadoğu halklarının Newroz’unu selamladı. Rojava Komutanlığı “İçinde bulunduğumuz tarihsel süreç bizden büyük sorumluluklar beklemektedir. Bu anlamda Kawa’nın Ortadoğu’ya yaydığı özgürlük ateşini harlandırmak en temel görevimiz olmalıdır” dedi.

“Kawa’nın tutuşturduğu özgürlük ateşini direnişle harlayalım!”

Hizip safsatası ile üzeri örtülen gerçekler

Kolektifimizin uzun bir süredir gündeminde olan bir dizi tartışma kamuoyuna yansımıştır. Bu tartışmaların taraftar ve kamuoyuna sızdırılmasına başından beri karşı çıktık. Tartışmaların zamanında ve yerinde yürütülmesini esas aldık. Elbette burada temel kaygımız kolektifimiz içinde ortaya çıkan ideolojik-politik-örgütsel tartışmaların bizi güçlendirecek bir içerik ve misyonla ele alınmasıdır. Kolektifimiz içinde ideolojik mücadelenin sağlıklı bir biçimde yürütülmesinin koşullarını yaratmaya çalıştık.

Sayfalar